Fetva Meclisi
Soru
Hocam benim sevdiğim birisi vardı. Ben üniversite kazandım, o da ben kazanınca nişanlandı ve evlenecek. Bu kişi benim akrabam olduğu için hiç hayatımdan çıkmayacak. Ben hep onunla evlenmeyi hayal etmiştim ama aramızda hiçbir şekilde konuşma görüşme olmadı. Sürekli bir senedir beynimin içinde adı dönüyor ben ne yapmalıyım? Kurtulamıyorum bu durumdan.
Cevap
Benzer fetvalar
Siz elinizden geleni yapın. Gözle görülür bir hata yapmayın. Eşinizle muhabbetinizi canlı tutun. Bundan sonra da kimin ne dediğine ve diyeceğine bakmayın. Rahat edersiniz. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. Ya hemen evlenip helal sınırlarının içine girin ya da ateşin etrafında dönmeyin. Az veya çok diye kendinizi oyalamayın. Ateşin bir kıvılcımı yakmak için yeterlidir.
Hepimiz kuluz, hepimizin bir imtihanı muhakkak vardır. İyi bir sonla ahirete gitmek için gayret etmek zorundayız. Arkadaşınız için hem dua edin hem de daha fazla destek verin. Bulunduğu ortamı değiştirmesini tavsiye edin. Bulunduğu ortamda siz yokken etki altında kaldığı kişileri ve eylemleri değiştirmelidir.
Kendinizi bir grip olmuşa benzetin. Tam iyileşecekken tekrar öksürüyor, terliyor. Siz de böylesiniz. Yılmayın, devam edin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Çevrenizi düzgün tutmaya çalışın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyesiniz.
Selamünaleyküm. İstiğfar edin, tevbe edin. İkiniz de her şeye rağmen iyi bir hayat yaşama mücadelesine girişin.
Biz iffeti okuldan daha değerli buluyoruz. Kendinizi risk altında görüyorsanız evlenin. Şeytanla şakalaşmanın anlamı yoktur.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Bu nedenle büyük bir günah işlenmiş olacağını söyleyemeyiz ama iki şeye itirazımız vardır: Biri, bir yakınımıza alakamız için onun doğum gününü mü bekleyeceğiz? İkincisi de, insanoğlunun doğum günü aynı zamanda ölüme yaklaştığı bir yıl anlamına gelmektedir. Bir yakınımızın ölüme yaklaşmasını kutlamayı neden idrak edemiyoruz?
Peygamber aleyhisselam efendimiz özellikle kayınlara karşı daha dikkatli olunmasını emretmektedir. İnsan, ilke olarak yabancı birine karşı dikkatli olur ama kayın, enişte gibi aslında yabancı olanlara karşı kendini rahat hisseder. Bu rahatlık da şeytanın işine gelir. Bugün insanlar, dinimizin bu inceliğini bir aşırılık gibi görüyorlar ama hiç kimse karakollar, mahkemeler ve mezarlıklara sıçrayan bu kıvılcım nitelikli ateşin yaktığı imanları, aileleri konuşmuyor ya da konuşamıyor. Peygamber aleyhisselam efendimizin uyarısı gayet açıktır. Yabancı erkeklere dikkat edilmesi gerektiğini ikaz ettiği bir konuşmasından sonra: “Peki kayınlar” hakkında ne buyurursunuz? diye sorulunca: “O ölümdür!” şeklinde cevap vermiştir. Evet, kayınlara karşı bu uyarıyı yapan dinimiz bize onlara düşmanca davranmayı da emretmiş değildir. Bunun ortası bulunabilir. Mesela evde veya başka bir ortamda tek başına bulunulmaz. Buna HALVET HALİ diyoruz. Hanımlar kıyafetlerini ev kıyafetinin üstüne çıkarırlar. Konuşmalarda sınırsız gibi davranılmaz. Hoş geldinizden sonra erkekler bir odada kadınlar öbür odada kalabilirler. Dinimize ve iffetimize zarar vermeden bir çözüm bulunması mümkündür. Şöyle bir not düşmekte de yarar vardır: Akrabalar bu tür uygulamaları bir küsme nedeni, kendilerine vahşi insan muamelesi yapıldığı refleksini gösterme gerekçesi yapabilirler. Onlara cevabımız şudur: Akrabamız değerlidir ama dinimiz daha değerlidir. Bununla tavır koyacak ve küsecek bir akrabayı görünce sevgili Peygamberimize sığınır, onu ne kadar da güzel buyurmuş diye başımıza taç ederiz. Bunu saygısızlık veya saygı konusu olarak değil din veya değil konusu olarak görmek isteriz. Dinimizin bir emri uğruna dünyada tek başımıza kalmaya razı olmadıkça da mümin olmanın tadını yaşayamayız. Bunu bilmek gerekiyor.
Kocanın amcası dayısı kadının amcası dayısı hükmünde değildir. Elden etekten düşmüş bir ihtiyar değilseler ellerini öpemez kadın. Aynı durum erkeğin hanımının hala ve teyzeleri için de geçerlidir. Hanımın halası/teyzesi hala ve teyze değildir. Her iki taraf için de mahremiyet korunmalıdır.
Mü'min şeriatına göre yaşar. Şeriata göre yaşayınca da dininin teminatı altında olur. Biiznillah sorunsuz ve güçlü bir hayatı olur. Bunun için de temel ölçü olarak helaller/haramlar dairesinde kalır. Helalleri aşmamayı haramlara bulaşmamayı ilke edinmek böyle bir teminat verir. Bu da şu demektir: İmanlı insan olmayı hayatın anlamı olarak bileceksin. İmandan sonra en büyük vazifen tek bir haram da olsa haramdan uzak kalmak olacak. Haramla bulaşık kalmaktan ise hicret etmeye razı olmak demektir bu. Allah’ın farzlarından eksiğin olmayacak. Zira farzları eksik bırakmak da bir haramdır. Nafile ibadetlerden konumun, kabiliyetin ve fırsatların doğrultusunda yapabildiğini yapacaksın. Mü'min bir çevrede olmayı ilke edineceksin. Telefondaki arkadaş listenden çay içtiğin insanlara kadar seçici ve korunmuş kalma ilkeni bozmayacaksın. İnsanî ilişkilerin iyi olacak. Başta ebeveynin ve ardından akrabaların sende Allah’ın emaneti olarak bilinecek. Diğer insanlarla da mesafeli ama saygılı olmayı bileceksin.
Kesinlikle gitmelisin. Vakur, seviyeli ve nezaketli bir yeğen olarak gitmelisin. Elini öptürür öptürmez onun sorunudur. Halalarını da bu işte yokmuş gibi say. Onlara karşı da nazik ol ama bu konudaki tavırlarını kendin için etkili görme…
Kur’an’ımız, Nûr suresinin elli sekizinci ayetinde ergenlik çağına gelmemiş çocuklar için bile anne babalarının özel hallerine vakıf olmamaları için yatak odalarına girmeden izin almalarını emretmektedir. Bu emir, çocuklarının anne babalarınadır. Yoksa çocuğa emredilmiş değildir. Ayet, çocukların sözden anlayacağı ortalama 2-10 yaş arasına işaret etmektedir. İki yaşından itibaren mümin anne babalar evlatlarına bu mahremiyet şuurunu vermeye başlamalıdır. Bunu doğumla birlikte başlatacağımız bir süreç içinde değerlendirecek olursak şunları pratik tavsiyeler olarak sunabiliriz: 1. Yatak odalarının özel oda olduğu ve izin alınmadan girilmemesi gerektiği küçük yaşlardan itibaren ara ara hatırlatılmalıdır. 2. Anne babalar, sürekli izlendikleri bilinciyle çocuklarının yanında elbiselerine ve davranışlarına dikkat etmeli, mahremiyetini korumalıdır. 3. Çocukların bezlenmesi ve üstlerinin değiştirilmesi başkalarının olmadığı özel bir yerde olmalıdır. Hatta mümkünse bunları anne dışında kimse yapmamalıdır. 4. Çocuklarımız dudaklarından öpülmemelidir. Özel bölgeleri sevilmemelidir. 5. 3-4 yaşlarıyla birlikte çocuklarımız iç çamaşırıyla yıkanmalıdır. 6. Başkalarının olduğu yerde kıyafet değiştirmemeleri, yalnız başlarına çamaşır değiştirirken acele etmeleri öğretilmelidir. 7. Çocuklar, yaşları ilerledikçe birinci derece akrabaları dışındaki insanlara yakınlaşma hususunda uyarılmalıdır. Rabbimizden evlatlarımızı salih ve salihalardan kılmasını niyaz ederiz. Hepimizi, rızası doğrultusunda anne baba olmaya muvaffak kılsın.