Fetva Meclisi
Soru
Hocam biz küçük yaştayken annemiz ve babamız vefat etmiş. Babamın bir tane erkek kardeşi var. Amcam babamlar vefat ettiğinden beri yani yirmi altı yıldır bizimle hiç ilgilenmedi. Üç tane halam var üçü ile de arası kötü miras meselesinden dolayı. Birbirleriyle düşman gibiler. Halamlar bizi de böyle büyüttü. Amcamı hep kötü bildik. Yanına gitmemiz istenmedi. Sadece bir kere bir sebeple evine gitmiştik, elini öpmek istedim ama öptürmedi. Benim amcama en ufak bir saygısızlığım olmadı, bir husumetim ve kinim de yok. Kötülük yaptı ise de yalnızca kendine yaptı. Yanına ziyaret için gitmeye hep niyetleniyorum ama halalarım bu isteğimi pek hoş karşılamıyorlar. Yakın zamanda sizin “Unutan Unutulur” başlıklı sohbetinizi dinledim ve bu hâl içime dert oldu. Bu bayram amcamı ziyaret etmek istiyorum. Biliyorum gittiğimde elini vermeyecek, bana sarılmayacak veya gittiğim için tepki alacağım. Yine de ben Allah için gitmek istiyorum. Kıyamet günü Rabbimin beni unutmasını istemiyorum. Sizlerden de dua ve nasihat istiyorum hocam.
Cevap
Benzer fetvalar
Annene inat gidiyor gibi bir görüntü vermeden gidebilirsin. Özellikle halan ve amcanlar yani birinci dereceden akraban olanlar sılayırahim bakımından önemlidirler. Onlara git. Gidince fazla kalma, gelince de tartışma ortamından uzak dur. Geçiştirici cevaplarla ortamı yumuşatmaya çalış. Ve giderken niyetin Allah rızası olsun ki akıbetin hayrolsun.
Allah babanızdan razı olsun; dinini öne alarak hayatına yön vermeye çalışmış. En azından niyeti ile kazanacaktır diye umuyor ve dua ediyorum. Böyle bir uygulamayı yaparken ölçüde aşırı olmuş da olabilir. Tamamen kâfir olanla bile bir nebze bırakılması gereken bir çizgiden söz edebiliriz. Siz babanızın emrinde olduğunuz sürece ona itaat edin, kendiniz müstakil bir ev sahibi olduğunuzda ise helal/haram sınırlarını kollayacak ve itidali bırakmayacak bir çizgi oluşturursunuz. Allah yardımcınız olsun.
Önce erkekliğini kurtarmaya bakmalısın. Bir insan başka bir insan uğruna bu denli ileri duygular taşımamalıdır. Gayet açık bir şekilde boşlukta bulunuyorsunuz. Kendinize gelin, sizin sizden değerli bir eşiniz olmayacağını anlayın. Erkek olmak, insan olmak bunu gerektirir. Ne kadın erkek uğruna ne de erkek kadın uğruna kendini helak etmemelidir. Tekrar kendinize gelin, Allah Teâlâ'nın size nasip etmeyeceği şeyde hayır olmayacağını iyi bilin.
Selamünaleyküm. Sevgili kardeşim. Aşırılık ithamı ve yalnız kalmak senden önceki Allah dostlarının da kaderi olmuştur. Bunu dert etmemen gerekir. Sabredemezsen şeytanı sevindirirsin. Sözünü dinletemediğin yerden, sözünü dinletebileceğin yere geç, inatlaşıp kendini yıpratma. Git gide körü körüne konuşan adam durumuna gelirsin. Sabırlı ol, yoluna devam et, abartma.
Güzel kardeşim tartışmalardan uzak kalmaya çalışarak en doğrusunu yapıyorsun. Buna rağmen ara ara yeniden benzeri şeylerle karşılaşma ihtimalin var. Bunu en baştan bilip kendini buna hazırlarsan daha rahat edersin inşallah. Bunların yanı sıra babanın sakin olduğu zamanlarda bazı meselelerde farklı düşündüğünüzü bazı meselelere farklı baktığınızı fakat bunun baba kız ilişkinize asla zarar vermemesi gerektiğini tatlı bir dille konuşuverin. Bu konuşma sırasında onu ne kadar çok sevdiğinizi, ona ne kadar minnettar olduğunuzu dile getirin. Akabinde de aranızdaki bu ilişkinin daima iyi gitmesini ve asla zarar görmemesini istediğinizi dile getirin. Onun da size yardımcı olmasını isteyin. Siz de bu konuda elinizden geleni yapın. İnşaallah durumunuz daha iyi olacaktır. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
1- Anne babanızın size karşı tutumu ne olursa olsun sizin onlara EN İYİ EVLAT muamelesi yapmanız gerekiyor. 2- Bu yaptığınız ibadettir. Nasıl ibadetler bizim zevklerimize göre belirlenmiyorsa bu da sizin hoşlanmadığınız şekilde yürüyebilir ama siz ecir kazanacaksınız. Muhakkak kazanacaksınız. 3- Sıkıntınız artarak devam edebilir. bu ecrinizin de artacağını gösterir. Ecrinizin artacağı sürece girmeniz, bir önceki süreçten kazandığınızın işaretidir. 4- Böyle bir süreci yaşamasanız Allah Teala, muhakkak sizi başka bir şeyle imtihan edecekti. Çünkü hayat imtihandır. Asla yılmayın, sabredin kazanın. Allah işinizi kolay etsin.
akraba konusundaki diğer fetvalar
Kur’an’ımız, Nûr suresinin elli sekizinci ayetinde ergenlik çağına gelmemiş çocuklar için bile anne babalarının özel hallerine vakıf olmamaları için yatak odalarına girmeden izin almalarını emretmektedir. Bu emir, çocuklarının anne babalarınadır. Yoksa çocuğa emredilmiş değildir. Ayet, çocukların sözden anlayacağı ortalama 2-10 yaş arasına işaret etmektedir. İki yaşından itibaren mümin anne babalar evlatlarına bu mahremiyet şuurunu vermeye başlamalıdır. Bunu doğumla birlikte başlatacağımız bir süreç içinde değerlendirecek olursak şunları pratik tavsiyeler olarak sunabiliriz: 1. Yatak odalarının özel oda olduğu ve izin alınmadan girilmemesi gerektiği küçük yaşlardan itibaren ara ara hatırlatılmalıdır. 2. Anne babalar, sürekli izlendikleri bilinciyle çocuklarının yanında elbiselerine ve davranışlarına dikkat etmeli, mahremiyetini korumalıdır. 3. Çocukların bezlenmesi ve üstlerinin değiştirilmesi başkalarının olmadığı özel bir yerde olmalıdır. Hatta mümkünse bunları anne dışında kimse yapmamalıdır. 4. Çocuklarımız dudaklarından öpülmemelidir. Özel bölgeleri sevilmemelidir. 5. 3-4 yaşlarıyla birlikte çocuklarımız iç çamaşırıyla yıkanmalıdır. 6. Başkalarının olduğu yerde kıyafet değiştirmemeleri, yalnız başlarına çamaşır değiştirirken acele etmeleri öğretilmelidir. 7. Çocuklar, yaşları ilerledikçe birinci derece akrabaları dışındaki insanlara yakınlaşma hususunda uyarılmalıdır. Rabbimizden evlatlarımızı salih ve salihalardan kılmasını niyaz ederiz. Hepimizi, rızası doğrultusunda anne baba olmaya muvaffak kılsın.
Bir kişinin hala ve teyzesi çocuklarının da hala ve teyzesidir. Dolayısıyla siz babanızın veya annenizin teyzesi ve halasını kendi teyzeniz ve halanız gibi görmelisiniz. Teyze ve hala önünde nasıl davranıyorsanız onların önünde de öyle davranabilirsiniz. Abartmamak ve özel fitne riskine dikkat etmek şartı ile ölçünüz bu olsun.
İnsanız, yaşıyoruz. Yaşamamız için gereken şeylerden biri de başkaları ile zaman paylaştığımız anlarımızın olmasıdır. Bu da yemek gibi uyumak gibi bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacımızı giderirken kesinlikle dinimizi bir kenara bırakamayız; dinimizi öne çıkardığımız bir oturum ortamı için de şunlara dikkat edilmelidir deriz: Yabancılar şeklinde veya akrabalar şeklinde bir araya geldiğimizde mahremiyete dikkat edeceğiz. Kadınlar ayrı erkekler ayrı oturacak. Birinci dereceden akrabalar hariç bu kuralı uygulayacağız. Uygun yerde oturacağız. Bizi haramla yüz yüze getirecek bir mekânda oturmayacağız. Selamla girilen selamla çıkılan bir mekân oluşturacağız. Oturduğumuz yerde kibre sebep olacak farklılıkları olan biri olmayacak yani herkesin mü'min şahsiyet olarak denk tutulduğu bir yer olacak. Belki âlim birinin ilmi gereği farklı olması buna istisna getirilebilir. Kıyamet günü onunla beraber olmaktan çekinmeyeceğimiz kimselerle oturacağız. Allah’ın adının anılmadığı bir yer bizim oturduğumuz yer olmayacak. Oturduğumuz yerde kulağımız ve gözümüz kontrol altında olacak. Dilimizi kontrol edemeyeceğimiz yerde oturmayacağız. Kimsenin özelini gıybet etmeyeceğiz. Dil ve nezaketimizden taviz vermeyeceğiz. Dinlemesini bilerek oturacağız. Cep telefonu gibi özel eşyamızla meşgul olmanın ayıp olacağını bileceğiz. Mütebessim, saygılı, seviyeli olacağız. Oturumumuz vakit israfına neden olmayacak. Abartılı ve incitici şaka yapılmayacak. Bulunduğumuz ortamın konusu bizde emanet olarak kalacak ve onu asla yaymayacağız. Oturum dağılırken oturumlara ait duayı okuyacağız: سُبْحَانَكَ اللَّهُمَّ وَبِحَمْدِكَ، أَشْهَدُ أَنْ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ أَسْتَغْفِرُكَ وَأَتُوبُ إِلَيْكَ
İman ve küfür, insanın ilk günlerinden beri azalıp çoğalmaktadır. Kimi zaman iman kimi zaman da küfür yükselir ama hiçbiri tamamen bitmez. Bu dünyanın düzeni böyledir. İnsanların dinin bütününe ve dinin kimi emirlerine soğuk bakmaları yeni bir durum değildir. Bu zamanda dikkatimizi çekmesi iletişim imkânlarının çok yüksek oranda yayılması sonucu her şeyin birdenbire büyüyor gibi bir algı oluşmasından dolayıdır. İnsanların Allah’a imana, dinin hükümlerine bağlılığa yanaşmamalarının sebebi kişiden kişiye değişken olabilir ama bir genelleme yaparak bu sebepleri şöyle sıralayabiliriz: İnsanların yaşadıkları toplumların etkisinde kalmaları, toplumların dış etkileri içine sızdırıp hayat tarzı haline getirmeleri, hak ile batılın karışması gibi toplumsal sorunların etkisi ile Kişilerin şehvetlerinin etkisinden sıyrılamamaları, Doğruyu bildiği halde iman ve ibadeti ötelemeleri, Allah’ın kaderine sığınma basitliği, Günahlarda ısrarcı olma, tevbeye yanaşmama, Dini ve hakikati yüzeysel anlamada inatçılık, Zenginlik ve varlık, fırsat şımarıklığı...
Peygamber aleyhisselam efendimiz özellikle kayınlara karşı daha dikkatli olunmasını emretmektedir. İnsan, ilke olarak yabancı birine karşı dikkatli olur ama kayın, enişte gibi aslında yabancı olanlara karşı kendini rahat hisseder. Bu rahatlık da şeytanın işine gelir. Bugün insanlar, dinimizin bu inceliğini bir aşırılık gibi görüyorlar ama hiç kimse karakollar, mahkemeler ve mezarlıklara sıçrayan bu kıvılcım nitelikli ateşin yaktığı imanları, aileleri konuşmuyor ya da konuşamıyor. Peygamber aleyhisselam efendimizin uyarısı gayet açıktır. Yabancı erkeklere dikkat edilmesi gerektiğini ikaz ettiği bir konuşmasından sonra: “Peki kayınlar” hakkında ne buyurursunuz? diye sorulunca: “O ölümdür!” şeklinde cevap vermiştir. Evet, kayınlara karşı bu uyarıyı yapan dinimiz bize onlara düşmanca davranmayı da emretmiş değildir. Bunun ortası bulunabilir. Mesela evde veya başka bir ortamda tek başına bulunulmaz. Buna HALVET HALİ diyoruz. Hanımlar kıyafetlerini ev kıyafetinin üstüne çıkarırlar. Konuşmalarda sınırsız gibi davranılmaz. Hoş geldinizden sonra erkekler bir odada kadınlar öbür odada kalabilirler. Dinimize ve iffetimize zarar vermeden bir çözüm bulunması mümkündür. Şöyle bir not düşmekte de yarar vardır: Akrabalar bu tür uygulamaları bir küsme nedeni, kendilerine vahşi insan muamelesi yapıldığı refleksini gösterme gerekçesi yapabilirler. Onlara cevabımız şudur: Akrabamız değerlidir ama dinimiz daha değerlidir. Bununla tavır koyacak ve küsecek bir akrabayı görünce sevgili Peygamberimize sığınır, onu ne kadar da güzel buyurmuş diye başımıza taç ederiz. Bunu saygısızlık veya saygı konusu olarak değil din veya değil konusu olarak görmek isteriz. Dinimizin bir emri uğruna dünyada tek başımıza kalmaya razı olmadıkça da mümin olmanın tadını yaşayamayız. Bunu bilmek gerekiyor.
Bu nedenle büyük bir günah işlenmiş olacağını söyleyemeyiz ama iki şeye itirazımız vardır: Biri, bir yakınımıza alakamız için onun doğum gününü mü bekleyeceğiz? İkincisi de, insanoğlunun doğum günü aynı zamanda ölüme yaklaştığı bir yıl anlamına gelmektedir. Bir yakınımızın ölüme yaklaşmasını kutlamayı neden idrak edemiyoruz?