Fetva Meclisi
Soru
Sosyal medya veya diğer elektronik yazışma alanlarında kişinin sayfasında/hesabında ayet yazılı levhaların kullanılmasında sakınca olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm.Aybaşı döneminizde internetten veya direk ağızdan Kur'an dinlemenizde, gözle okumanızda bir sakınca yoktur. Özellikle yazılı hâli olan mushafa tutmayın ve dilinizle seslendirerek okumayın.
Âdet halinde Kur'an'dan dua amaçlı bazı âyet veya sûreleri okumanızda bir sakınca yoktur.
Selamünaleyküm. Aybaşı döneminizde internetten veya direk ağızdan Kur'an dinlemenizde, gözle okumanızda bir sakınca yoktur. Özellikle yazılı hâli olan mushafa tutmayın ve dilinizle seslendirerek okumayın.
Hesabın gerçek sahibi mesaja helal ettiğini söyleyerek cevap veriyorsa neden olmasın?
Hayır kullanalım. Kaçarak sığınabileceğimiz bir yer yoktur. Kullanalım ama biz onu kullanalım, o bizi kullanmasın. Bunun için de: Göz ve bilgi kirliliğine dikkat edelim, bizi kirletmesin. Mahremiyetimiz ve başkalarının mahremiyetini ezmeyelim. Kontrolsüz ve sınırsız olmayalım. Yasal ve ahlâk suçlusu durumuna düşmeyelim. Mülkiyet haklarına saygılı olalım. Müslüman edebini orada da koruyalım. Vaktimizi israf etmesin, seviyemizi düşürmesin.
Bugünkü hayatın bir getirisi olarak sosyal medya hesapları şahsa ait mal gibi kullanılmaktadır. Sıradan bir mal nasıl ki başkasının izni olmadan kullanılamaz ise sosyal medya hesapları da öyledir. İzinsiz başkasının hesabına girmek bu bakımdan kul hakkı olur. Kul hakkı da hakkına girilen kişiden helallik almadan tevbesi tam anlamıyla gerçekleşmeyen bir günahtır. Bahsettiğiniz davranıştan uzak durmanız gerekir.
ayet konusundaki diğer fetvalar
Bu tespit yerinde değildir. Sadece erkeklere hitap ettiği söylenemez. Kadınlara da hitap ettiği ayetler vardır. Hatta kadınlara özel bir sure bile vardır. Genel olarak müminlere hitap ederken kullanılan ifade Arapça'nın dil yapısı itibariyle kullandığı erkeği anıp erkek ve kadın geneli kastetme üslubudur. Özellikle kadınlar istisna edilmedikçe de erkeklerle ilgili kelimeler, zamirler kullanılmış olsa da herkes kastedilir.
(“Oraya vardığında, vadinin sağ tarafındaki mübarek bölgede, bir ağaçtan şöyle nida olundu: ‘Ey Musa! Şüphesiz ki Ben, âlemlerin Rabbi olan Allah’ım!’") Kasas Suresi 30. Ayet. Olay şu şekilde özetlenebilir: Musa aleyhisselam, Mısır'dan çıkıp Medyen'e gitmiş, orada yıllar geçirmişti. Ailesiyle dönerken Sina Dağı yakınlarında Tûvâ Vadisi'nde bir ateş fark etti. Oraya yönelince, bir ağaçtan gelen bir sesle Allah Teâlâ ona vahiy yoluyla hitap etti. İşte bu olay, ilk peygamberlik tebliğidir. Bu ses yaratılmış bir ağaçtan geliyor gibi duyulsa da gerçekte bu, Allah’ın doğrudan Musa’ya aleyhisselam konuşmasıdır. Bu olayda birkaç özel yön var: Allah’ın konuşması (Kelâm sıfatı) Musa’ya aleyhisselam özel bir mucizedir. Diğer peygamberler Cebrail vasıtasıyla vahiy alırken, Musa aleyhisselam bizzat Allah’ın sesiyle muhatap olmuştur. Bu yüzden ona "Kelîmullah" (Allah ile konuşan peygamber) denmiştir. Kur'an’da bu durum açıkça belirtilir: "Allah, Musa ile doğrudan konuştu." (Nisâ Sûresi, 164. âyet) Ağaçtan sesin gelmesi mecazi değil, yaratılmış bir vasıta üzerindendir. Allah zaman ve mekânla sınırlı değildir. Ancak kulun işitmesi için bir vasıta yaratır. Bu olayda Allah, Musa’ya aleyhisselam olayın künhüne vâkıf olamayacağımız bir şekilde bir sesi bir ağaçtan geliyor gibi yaratmıştır. Ancak bu ses ağacın kendisine ait değildir, Allah’a aittir. Bu bir kelâm sıfatının tecellisidir. Bu hitap, “Ben Allah’ım” şeklindedir; bir mahlûkun kendini ilah sanması değildir. Putperestlerde veya Hristiyanlıkta görülen "ilahlaştırma" olaylarında bir beşerin kendini tanrılaştırması söz konusudur. Oysa burada Allah Teâlâ, bizzat kendi kelâmıyla Musa’ya aleyhisselam “Ben Allah’ım” demektedir. Aradaki fark şudur, Hristiyanlar, İsa'nın aleyhisselam beşer olmasına rağmen ilah olduğunu iddia etmişlerdir. Putperestler, cansız varlıkları (putları, yıldızları, hayvanları vs.) ilahlaştırmışlardır. Oysa burada ne ağaç ilah ne ses mahlûktur. Bizzat Allah’ın kendisi konuşmakta, kula duyurmak için bir yer/şekil yaratmaktadır. Allah Teâlâ, Musa’ya aleyhisselam peygamberlik görevini vereceği sırada, ona büyük bir mucizeyle, doğrudan kelâmıyla hitap etmiştir. Bu konuşma ne ağaçtan gelen bir ses ne de Musa’nın aleyhisselam hayalidir. Bu, Allah’ın kelâm sıfatıyla yapılan gerçek bir hitaptır. Bu olay bize şunu da öğretir: Allah isterse ateşte de tecelli eder, ağaçta da ama ateşi ya da ağacı ilahlaştırmak şirktir. Biz, o sesi değil, o sesi yaratanı ilah kabul ederiz.
“Biz insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık” şeklinde doğrudan bir ayet bulunmamaktadır. Ancak bu, İsra Suresi 13. ayetinin ya da diğer bazı ayetlerin yorumundan çıkarılan bir anlamdır. İnsan, yaptıklarından sorumludur ve bu sorumluluk boynuna asılmış gibidir. Her insan, amellerinin sonucuyla yüzleşecektir. Ancak, kader ve çaba arasındaki ilişki, Allah’ın takdirine uygun şekilde işler. Bu ayet, kişinin amellerine ve sorumluluklarına vurgu yapar, ancak kaderin tamamen insanın elinde olduğunu söylemez.
Meseleyi Kur’an-ı Kerim ile olan bağımızı ve Kur’an-ı Kerim gündemimizi her şeyden önde ve öncelikli tutmak olarak anlamak daha doğru olacaktır. Kur’an-ı Kerim Allah Teâlâ’nın kelamıdır. Yalnızca bu durum onun hayatımızda en önemli konu olmasına yetecek bir gerçektir. Herkes Kur’an-ı Kerim ile bağı kadar kıyamet günü kurtuluşa erecektir. Bu yüzden bir Müslüman’ın öncelikle Kur’an-ı Kerim ile bağını şu noktalar üzerinden sağlamlaştırması gerekir: Kur’an harflerini hakkı ile okuyup okumadığı. Harflerin mahreci, talim ve tecvit konusunda bir eksiğinin olup olmadığı. Bu durum muhakkak Kur’an hocasına test ettirilmelidir. Eğer bir eksiklik varsa bunu gidermek Kur’an-ı Kerim ezberlemekten de önce gelir. Müslüman’ın günlük/haftalık zikir olarak okuması gereken Nas suresi, Felak suresi, İhlas suresi, Âyete’l kürsi, Amenerresülü, Haşr suresinin son üç ayeti, Fatiha suresi, Kâfirûn suresi, Mülk suresi, Vakıa suresi, Secde suresi, Kehf suresi, Cuma suresi gibi surelerin ezberlenmesine öncelik verilmelidir. Kur’an-ı Kerim’i hayatına etki ettiren bir Müslüman olmak onu sadece ezberlemek ile meşgul olmaktan daha önde durur. Kur’an-ı Kerim ile gönderilen şeriatı yaşama gayreti içerisinde olmak onu ezberlemekten daha önceliklidir. Harama düşmeyecek, helali tanıyacak ve nafile gayreti olacak kadar şeriatı tanımak gerekir. Bu aşamalardan sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin yatarken, kalkarken, evden çıkarken, herhangi bir musibet ile karşılaştığında vs. gibi durumlarda yaptığı zikirler ezberlenmiş olmalıdır. Sonra Kur’an-ı Kerim doyana kadar okunup ezberlenir. Mümin Kur’an-ı Kerim okumaya doymaz. Bu yüzden muhakkak her gün Kur’an-ı Kerim’den bir miktar okumak onun için bir ihtiyaçtır. Her gün okuyabildikten sonra da doyana kadar ezber yapma gündemi vardır. Kur’an-ı Kerim gündemi ile beraber elbette ki bize gönderilen dinin hadislerde nasıl olduğunu zihnimize yerleştirmek isteriz. Böyle bir durumda şu kadar ayet-i kerime şu kadar hadis diye belirtilen bir miktar yoktur. Müminin iman heyecanı neticesinde dinini daha iyi öğrenmeye ayıracağı vakit vardır. Bu heyecan önce Kur’an-ı Kerim’e, sonra hadisi şeriflere ayrılmalıdır.
https://fetvameclisi.com/fetva/namazda-zammi-sureleri-pes-pese-okurken-besmele-cekmek-gerekir-mi İki kere aynı zammı sûreyi okumanız doğru değildir. Okunursa da arada besmele çekilmez.
Böyle bir görüş beyan eden muteber bir âlim bilmiyorum. Sadece belli bir okumadan sonra suya üflenirse o su için hasetten korur diyen bazıları olmuştur. Evinizi böyle manevi sorunlardan korumak için evde Bakara suresini okuyun. Bu sünnettir.