Fetva Meclisi
Soru
Takiyye konusunu merak ediyorum. Şiilerin ayıplandığı bir uygulama olarak gündeme getiriliyor ama Kur'an’da geçen bir iş hakkında neden Müslüman bir grup ayıplanıyor. Haksızlık değil mi bu? Sizin kanaatinizi merak ediyorum. Lütfen açıklar mısınız?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Takiyyeyi politika yapmak olarak da anlayabilirsiniz. Mü'min bir insanın kâfire karşı takiyye yapması, başka çaresinin olmadığı zamanlar caizdir, gereklidir. Mü'mine karşı ise yapıldığında iki yüzlülüktür.
Selamünaleyküm. Bunu bir takiyye meselesi olarak görmemiz gerekmez. Alenen yapılan bir kazanma mücadelesidir bu. Takiyye, olmadığın gibi görünmenin adıdır. Buna gerek de yoktur şu şartlarda. Ortada bir mücadele vardır, bu mücadelede tavır koyarak kazanmaya çalışmalıyız. Takiyye düzeyinin, Allah'ın izni ile geçilmiş olduğunu düşünüyorum. Artık küfrün nöbeti bitmiş İslam'ın nöbeti başlamıştır. Bundan sonra küfür gizli saklı işlerin peşinde olacaktır. Mü’minler olarak bu yeni sürece hazır olmalıyız. Çok dua edelim; hem Allah Teâlâ işimizi kolay etsin hem de bu yeni süreçte ayağımız kaymasın. Asıl sorun bu olsa gerek. Sizlere dua eder, duanızı bekleriz.
Peygamber aleyhisselamdan gelen sahih hadislerde, ümmeti içinde ilk çizgiyi değiştirmeden yoluna devam eden bir grubun bulunacağına dair bilgiler vardır. Bu bilgiler Buharî ve Müslim başta olmak üzere pek çok hadis kitabında vardır. Söz konusu hadislerde bu grubun özellikleri arasında: a- Kıyamete kadar devam edecekleri, b- Aykırı davrananlardan etkilenmeyecekleri, yabancılardan zarar görmeyecekleri, c- Bu uğurda savaşacakları, d- Bu grubun Beytülmakdis (Kudüs) etrafında olacağı bilgisi vardır. Bu hadislerin önemli bir bölümü de sahih hadislerdir. Böyle bir grubun varlığı, büyük ihtimalle savaşlarda düşmanlarını kahredenlerden çok dinin kıyamete kadar taşınması için eğitimden cihada kadar her türlü DİNİ YÜKLENME himmeti gösterenlere işaret etmektedir. Bu sebeple de bu grubun kimlerden oluştuğu sorusunun cevabını, dinin bugünlere, bu günlerden kıyamete kadar taşınması için kimlerin adı geçiyorsa onlardır şeklinde verebiliriz biiznillah. Çizgi olarak Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yolunu titizlikle takip eden muallimden doktora kadar herkes bu grubun içinde olabilir. Coğrafya adı verilerek cevaplandırılacaksa bu grubun bulunduğu yer Şam diyarıdır. Kudüs de o Şam diyarına dâhildir. Yalnız, din nerede ise ve nerede onu omuzlayacak bir mü'min aranıyorsa orada bulunanın mekânı bu grubun mekânıdır. Bu anlamda bütün mü'minler her yerde bu şerefe yani kıyamete kadar nesli tükenmeyecek saf mü'minlerden olmaya adaydırlar. Yeter ki yaşadıkları zamanın ve çevrenin fitnelerine karşı erime gibi bir ihtimal olmasın. Bu hadisler, Peygamber aleyhisselamın mucizelerinden biridir. Defalarca İslam dini ve Müslümanları mezara koymak için dünya çapında saldırılardan sonra bugün bütün dünyanın en genç ve dinamik nüfusuna sahip neslin dini İslam ve onun kitabı Kur'an ortada bu mucizeyi yükseltmektedir. Elhamdülillah. Bu grubun vazifesi dini sadece dış düşmanlardan korumakla sınırlı değildir. Dış düşmanlar ve iç sulandırmalar, fitneler ve bid’atlerden de koruyacaklardır dinlerini. Onların varlığı dinin yücelmesi, ebediyete kadar korunması olacaktır biiznillah. Zaman zaman sıkıntılar yaşamaları, eziyetler görüp belki de şehitler vermeleri bu büyük gerçeği değiştirmez. Çükü onlar, dinleri için vardır. Dinleri de onların şehadeti ile yücelmekte ve ebedileşmektedir. Maksat da budur zaten. Bu grubu ayakta tutan ruh, Kur'an ve Sünnet eksenli bir ilimden besleniyor olmalarıdır. Dinin özünü anlama ve yorumlamada çağların icatlarına kulak vermemeleridir. Çevre seçicisi olmaları, fitnelere karşı teyakkuzda olmaları, ümmetin büyüklerini önden bilmeleri de bir başka ayrıcalıkları sayılmaktadır. Bunların sayı ile ilgileri yoktur. Bir kişi olma veya tek kalmak onlar için sıkıntı değildir. Allah ile beraber olduklarına inanmaları onları sürekli heyecanlı tutmakta ve ufuklarını aydınlatmaktadır. Dinlerinin edebiyatını değil pratiğini yaşayan ve bunu nesillere taşıyan bu mübareklerden olmak bilhassa bu fitne çağında Allah’ın büyük bir ihsanıdır. Bu ihsanın peşinde koşanlardan olmayı dileriz.
Mal, bu ümmetin en ağır imtihanlarından biridir. Hatta bu ümmetin imtihanı mal imtihanıdır. Bu nedenle Allah Teala'nın kitabında ayrıntılarıyla izah ettiği konulardan biri miras konusu olmuştur. Maalesef, Kur'an hükümleriyle şekil bulmuş yasalarla yönetilmiyoruz. Mirasla ilgili durum da böyledir. Miras hukukumuzu Allah'ın hükümlerine göre belirleme imkânımızın olmadığı bir ortamda şöyle bir siyaset izleyebiliriz: a- Miras sahipleri, kendi aralarında ihtilaf etmeyecekleri bir şekilde anlaşabiliyorlarsa dinen bir sakınca kalmaz. Zira dinimiz, ihtilafı giderecek son sözü söylemiştir. Daha sonra resmi yollarla da ittifak ettikleri sonuçları tescil ettirebilirler. b- Miras sahiplerinden biri veya bir kaçı Şeriat'ın ahkâmını kabule yanaşmıyorsa, mecburen resmi sonuç talebine baş vurulacaktır. Bu durumda da fazla bir pay alan, Allah'tan korkup, kendisine intikal eden fazlalığı öbür hak sahibine iade eder. Böyle bir işlemden ötürü, kalbinden bunu istemeyip zorunluluk olarak avukata dilekçe veren vebale girmez. c- Mirasçılardan bir bölümünün Kur'an'ın taksimini kabul etmemesi nedeniyle o mirası kökten reddetmek gerekmez. Sadece üzerine fazladan hak geçmesi halinde onu zimmetinden çıkarır. d- Allah'tan korkarak hareket etmenin gereklerinden biri de, taksim nasıl yapılırsa yapılsın fıkha göre nasıl bir taksim yapılması gerektiğini ehli biriyle istişare etmektir. Biz, kimin ne yaptığına bakmayalım. Bu bir imtihandır; kazanan olacak kaybeden olacak. Biz, imtihanı kazanmanın yollarına bakmalıyız. Allah'a emanet olun.
Şeriat İslam dininin ta kendisidir. Kur'an şeriatın özüdür. Şeriatı kabul etmemekle Kur'an'ı kabul etmemek arasında bir fark yoktur. Onlarca yıldır süren bir şeriat düşmanlığının etkisinde kalmış insanlar için meselenin doğrusu izah edilmelidir elbette. Bu nedenle şeriatı kabul etmediğini söyleyenler için aslında kâfir oldukları hâlde böyle bir ifade kullanmak istemiyoruz. Yaygın cehalete kurban olduklarını düşünüyoruz. Tatlı bir dille ve seviyeye göre ayarlanmış izahtan sonra yine de şeriatı kabul etmediğini söyleyen tam bir kâfirdir. Cenazesi kılınmaz. Müslümanlara ait hiçbir şeyde onlarla beraber kabul edilmez. Melekleri kabul etmemekle veya Kur'an'ı inkâr etmekle böyle bir inkâr aynıdır. Ne yazık ki bu büyük hakikati izah etmenin gitgide zorlaştığı bir zamanda yaşıyoruz. Biz herkesi Müslümanlaştırmak veya Müslüman olarak tutmak gibi kabiliyete sahip değiliz. Kalpler Allah'ın elindedir. Herkes istediği yöne gidebilir. Bizim dinimiz böyledir, biz böyleyiz.
Selamünaleyküm. Bu ve benzeri hususlarda kimsenin kimseyi tatmin etmesi mümkün değildir. Tatmin olmak için sizden cevap isteyen yoktur zaten. Herkes kendi görüşünün en doğrusu olduğuna inanıyor. Siz, kalbinizin tatmin olduğu tarafa dikkat edin, başkalarının kanaatlerini önemsemeniz gerekmez. Allah'ın hükümleri ile hükmetmeyen hatta o hükümleri yok sayan bir sistemi, Müslüman'ın kendisine ait görmesi elbette kabul edilemez bir hatadır. Hatta bu kabullenmede samimiyet varsa bunu imandan kayma olarak da görebiliriz. Yalnız tevil ederek yani esasen o sistemi benimsemediği hâlde, bazı tevillerle içinde bulunanlar için aynı şeyleri söylemek gayet tehlikelidir. Bundan Allah'a sığınırız. Olsa olsa bir hatadan söz edebiliriz. Bir başka husus da biz Müslümanlar olarak, vazifemizi yanlışları bulma ve ikaz etme ile sınırlandıramayız. Asıl vazifemiz bize ait olanı ihya etmektir. Bunun için herkes çalışmalıdır.