Fetva Meclisi
Soru
Tarım ürünlerinden alınan zekatı yani öşürü devlet mi toplar biz kendimiz de verebilir miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Çıkan mahsulü belli bir oranda paylaşmak üzere yapılan anlaşma ile başkasına kullandırılan tarla ve benzeri tarım arazisinin çıkan mahsulü kiralayan ve tarlanın sahibi arasında paylaşıldığına göre zekâtı da paylaşılacaktır. Payına düşen oran, zekât vermek için şart olan nisaba (yaklaşık olarak bir tona) ulaşan kimse ürünün zekâtını verir.
Bir tarlayı veya bahçeyi sahibinden kiralayan veya hediye/ikram gibi bir sebeple kullanan kim ise oradaki ürünün zekâtını da o verir. Çıkan ürün zekât nisabına (yaklaşık bir ton) ulaşıyorsa zekât verir.
Böyle bir aile zekât alabilir durumda ise devlet verse de vermese de onun zekât alabilirliği devam ettiği için siz zekât olarak vermek istediklerinizi verebilirsiniz. Allah Teâlâ kabul buyursun.
Öşrü verilen tarım ürünleri, üreticisi tarafından paraya dönüştürülmedikçe ürün olarak ambarda ne kadar kalırsa kalsın yeniden öşre tâbi olmaz. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/268, 298) Ancak öşrü verilen bir ürün satılır ve paraya dönüştürülürse bu para nakit türü diğer zekât malları ile birlikte değerlendirilir.
'Öşür' zekâtın toprak mahsüllerindeki adıdır. Market sahibi zekâta nasıl mükellef ise toprak mahsulü yetiştiren de o şekilde muhataptır; ihtiyari bir durum değildir. Bir ton civarında üretilen herhangi bir mahsulün zekâtı şu şekilde hesaplanır: Üretimde sulama, gübreleme gibi ek masraflar yapılıyorsa %5, hiçbir harcama yapılmıyor sadece hasat zamanı toplanıyorsa %10 oranında zekâtı verilir. Bu zekât, o ürünün cinsinden de verilebileceği gibi toptan pazarlanan fiyatından hesaplanarak para şeklinde de verilebilir. Önemli ölçüde unutulmaya yüz tutan bu ibadeti ihya etmeye gayret edelim. Allah yardımcımız olsun.
Zekât olan öşür, zekât alabilen herkese verilebilir. Allah kabul buyursun.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kimsenin hakkına tecavüz etmeden ve hile yapmadan, yalan konuşmadan tayininizi aldırmanızın hiçbir sakıncası olmaz.Ancak şunu bilmenizi isterim: Bu şekilde yoğun dini öğrenme emeliniz için doğru bir adreste durmuyor olabilirsiniz. İlahiyat Fakülteleri din ilimlerinin etrafında dönmeye uygun yerlerdir. Evet, iyi bir programla ilim de öğrenilebilir ama bu orayla kilitlenip kalan için çok uzak bir hayal olur. Allah'a emanet olun.
Yalanın ve hilenin karıştığı bir işten bereket gider. Sizin durumunuz dolaylı olarak işe karışmak şeklinde anlaşılabilir. Tavsiyeden öteye gitmeseniz bile mesul olmayacağınızı düşünüyorum. Allah'a emanet olun.
Sigara büyük bir afet olarak içimizden atamadığımız bir sorundur. İçenlerimiz de onu tevil ederek içmektedirler. Bütün çirkinliğine rağmen, alkol gibi yüzde yüz ittifak edilen bir mesele olmadığından, sigara içene selam verilmemesi gerekir diyemeyiz. Allah onların da bizim de yardımcımız olsun.
Bu meseleyi mezhep meselesi olarak görmeyelim. Mesele Allah'ın haramlarından korkmakla ilgili bir meseledir. Büyük bir cüret içine girmişlerdir. Hocaya mal edilen görüş ise şu şekildedir: Eğer emme bir iki damla şeklinde ise böyle bir ihtilaftan söz edilebilir. ama ne kadar emdiğini şu anda bilmemiz ne kadar mümkündür? Gençlere Allah'ı hatırlatmaktan başka çaremiz yoktur. Allah yardımcımız olsun.
TAHLİL YAYINLARI'ndan RAHMETİN KAPISINDA isimli kitabı isterseniz istifade edeceğinizi umarım. Allah'a emanet olun.
Ulemamızın genel görüşü, kadının tek başına 90 kilometreden uzun bir mesafeye gidemeyeceği, bunun haram olduğu şeklindedir. Bu görüşün dayanağı da sahih bir hadisi şeriftir. Asrımızda yaşayan bazı alimler ise hadisteki gerekçelerin ortadan kalktığını (güven ortamının oluştuğunu) ileri sürerek kadının tek başına yolculuk yapabileceğini söylemişlerdir. Bu hususta iki ilkeyi konuşabiliriz: a- Evli bir bayan hiçbir şekilde eşinin izni olmadan böyle bir yolculuğa çıkamaz. b- Çok acil durumlar için böyle bir ruhsatı kullanabiliriz. Yeter ki gevşeklik ve önemsememek gibi bir nedenden kaynaklanmasın. Mesela acil bir tedavi, bir cenaze gibi nedenle kadın yola çıkabilir.