Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Veresiye veya taksitli altın, gümüş yahut dövizin alınıp satılması caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
İslam’da altın, gümüş, döviz ve TL gibi para cinsinden olan bedellerin değişiminin (sarf) peşin olması gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 39; Mergınânî, el-Hidâye, III, 81). Bedellerden birinin vadeli olması halinde yapılan işlem faize dönüşür (Buharî, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsâkât, 79-104; Tirmizî, Büyu’, 23). Günümüzde internet üzerinden yapılan altın ve gümüş alım/satım işlemlerinde yapılan ödemeler havale, EFT, kredi kartı ve banka kartıyla yapılmakta, ancak altın veya gümüş emtia ise anında müşteriye teslim edilmemektedir. Bu tür alışveriş şekilleri sarf akdinin şartlarından biri olan her iki bedelin peşin olması kuralını ihlal ettiğinden dinen caiz değildir. Ancak her iki bedelin kapıda peşin olarak teslim edilmesiyle gerçekleştirilecek olan altın veya gümüş alım-satımı caizdir. Bu alışverişte malın peşin teslim edilmesi karşılığında bedel ya nakden veya anında satıcının hesabına geçecek şekilde kart ile tek çekim olarak ödenmelidir. Para cinsinden olmayan değerli taşlar (elmas, pırlanta vb.) ve ayarı düşük (çoğunluğu karışım olan) altın veya gümüşün ise vadeli olarak satışında dinen bir beis yoktur.
Altın, gümüş, TL vb. para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değişimine “sarf” denir. Sarf akdinin peşin olması ve bedellerin akit esnasında karşılıklı olarak teslim edilmesi (kabz) gerekir. Kabz, hakikî (fiilî teslim) olabileceği gibi hükmî de olabilir. Bedellerden birinin vadeli olması hâlinde yapılan işlem, faize (nesîe ribâsı) dönüşür (Kâsânî, Bedâi‘, 5/148; Meydânî, el-Lübâb, 2/47). Altın ve gümüşün kredi kartıyla tek çekim alım satımında, satış bedeli satıcının hesabına peşin bir işlem olarak kaydedilmektedir. Bu işlemde bedelin kullanılabilir hâle gelmesinde oluşan zorunlu gecikme kredi kartı sisteminin işleyişinden kaynaklanmakta olup sarf akdinde gerekli görülen peşin kabz kuralını ihlal eden bir durum değildir. Bu itibarla altın ve gümüşün kredi kartıyla tek çekim alım satımı caiz; veresiye ya da kredi kartıyla taksitli satışı ise caiz değildir.
Kuyumcular arasındaki yaygın teamüle göre, ücreti daha sonra ödenmek üzere atölye veya toptancıdan ziynet eşyası satın alınabilmektedir. Uygulama bu şekilde olsa da altın veya gümüşün veresiye olarak satın alınması caiz değildir. Nitekim Hz. Peygamber altın ve gümüşün veresiye satışını yasaklamıştır (Buhari, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsakat, 81; Tirmizi, Büyu’, 23). Zira altın ve gümüş para kabul edildiğinden veresiye satışı faizdir. Dolayısıyla kuyumcu satın aldığı ziynet eşyasının bedelini peşin ödemek zorundadır. Öte yandan kuyumcu, atölye veya toptancıya yaptırdığı ziynet eşyasının işçilik ücretini peşin veya veresiye ödeyebilir.
Bir malı peşin olarak satmak caiz olduğu gibi vadeli ya da taksitle satmak da caizdir. Peşin veya çeşitli vadelere göre taksitlendirilerek satışa sunulan bir malın, değişik alternatifleri gözden geçirdikten sonra bunların birini tercih edip, akdi onun üzerine kurmak suretiyle vadeli veya taksitli olarak satımında dinen bir sakınca yoktur. Alışverişte önemli olan, pazarlığın bittiği sırada satış bedelinin belirlenip akdin bu bedel üzerinden kesinlik kazanmış olmasıdır. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8) Bu şartlara uymak kaydı ile veresiye alışveriş fiyatının peşine göre daha fazla olmasında bir sakınca yoktur. Ancak akit bittikten sonra banka ya da finans kuruluşları gibi üçüncü şahıslar tarafından zimmetteki peşin borcun vadeli olarak yeniden yapılandırılması faizli işlem sayılacağından caiz değildir.
Altın ve gümüşün taksitle satılması caiz değildir. Allah'a emanet olun.
Tartı veya ölçü ile alınıp satılan aynı cins mallar (ribevî mallar); karşılıklı olarak mübadele edilirken, bunların eşit miktarda ve peşin olarak alınıp satılması gerekir. Aksi hâlde yapılan takas faizli işlem olur. Faiz ise dinimizde haram kılınmıştır. (el-Bakara, 2/275) Tartı veya ölçü ile alınıp satılmayan ve taneleri arasında farklılıklar bulunan diğer malların takasında ise eşitlik şartı aranmaz. (Merğînânî, el-Hidâye, 3/61) Bu nedenle farklı model ya da değerlerdeki mal ve ürünler değiştirilirken, değer farkından dolayı ödenen fazlalık faize girmez. Diğer bir ifadeyle aynı cins olan kıyemî malların, aradaki fiyat farkı ödenerek peşin olması şartıyla değiştirilmeleri dinen caizdir.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Açığa satış işlemi, sahip olunmayan sermaye piyasası araçlarının (hisse senedi gibi) satılmasını ya da satışına ilişkin emrin verilmesini ifade eder. Borsada belli hisselerin düşüşe geçeceğine inanan yatırımcıların başvurduğu bu yöntemde, fiyatı yüksek olan hisselerin satılması ve fiyatlar düştüğünde tekrar satın alınarak sahibine iade edilmesi suretiyle aradaki fiyat farkından kazanç elde edilmesi hedeflenir. İşlemin yapıldığı günden takas gününe (T+2) kadar olan süre içerisinde yatırımcının beklentisi (fiyat düşüşü) gerçekleştiği takdirde satılan hisse senetleri piyasadan satın alınarak karşı tarafa teslim edilir ve işlem sonlandırılmış olur. Ancak bu süre zarfında beklenti gerçekleşmediği takdirde, satılan hisse senetlerinin takas günü bir şekilde teslim edilmesi gerektiğinden, bu miktardaki hisse bir başka kaynaktan borç suretiyle temin edilerek işlem kapatılır. İslam fıkhı açısından açığa satış işlemleri; sahip olunmayan hisselerin satışını konu edinmesi, hisselerin borç işlemlerine konu olabilecek mislî bir mal olmaması veya borç olarak alınan hisseler karşılığında talep edilecek fazlalığın faiz yasağını ihlal etmesi sebebiyle caiz değildir.
Haç, Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini simgeleyen dini bir sembol olarak görülmüştür (Buhârî, Libâs, 90; Buyû’, 102; Müslim, İman, 71). Zira Hıristiyanlıkta haç, oğul tanrıyı temsil eden ve aynı zamanda insanları kutsamada kullanılan bir put olarak da telakki edilmektedir (Mahmut H. Şakiroğlu, “Haç” DİA, XIV, 522-524). Bu bakımdan fıkıh âlimleri, Hıristiyanlığın sembolü olan haçı, Müslümanlar açısından alım satıma konu olabilecek (mütekavvim) bir mal olarak görmemişlerdir (İbn Nüceym, el-Bahr, V, 59; Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 208; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 427). Buradan hareketle İslâm âlimleri, Müslümanların haç gibi, gayrimüslimlere ait dini sembolleri alıp satmalarını caiz görmedikleri gibi, bu sembollerin üretimini yapıp gayrimüslimlere pazarlamalarının da meşru olmadığını ifade etmişlerdir (Şâfiî, el-Ümm, V, 508; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, IV, 341; Mevvâk, et-Tâc, IV, 319; İbnü’l-Kayyım, Zâdü’l-me‘âd, V, 675; el-Mevsûatü’l-Fıkhiyyetü’l-Kuveytiyye, “Taslîb”, XII, 91-92). Bu itibarla bir Müslümanın haç üretmesi, satın alması ve Müslümanlara veya gayrimüslimlere satması caiz değildir.
Faktoring firmalarının, yurtiçi veya yurtdışında vadeli satış yapan şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını iskontolu olarak peşin satın aldıkları ve vadesi geldiğinde bu alacakları tahsil ettikleri bilinmektedir. Bu işlemde, aynı cins paranın daha düşük bir parayla mübadelesi söz konusu olduğundan, faizli bir işlem gerçekleşmektedir. (Merğinani, el-Hidaye, V, 180-181; Mevsıli, el-İhtiyar, II, 73). Dolayısıyla böyle bir işlem dinen caiz değildir. Zira İslam dininde faizin her türlüsü haram kılmıştır.
Hanefilere göre satılan arazideki ekin ve sebze yahut ağaçtaki meyveler, arazi veya ağaca doğrudan bağlı olmadığı için satıcıya aittir. Bu bakımdan satıcının, ürünlerini toplayıp, arazi veya ağacı müşteriye teslim etmesi gerekir. Ancak akit esnasında ekin ve meyvelerin de satışa dâhil edilmesi şart koşulursa, bunlar müşteriye aittir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 11). Maliki ve Şafiilere göre bu tür ürünler olgunlaşmamışsa müşteriye, olgunlaşmışsa aksi şart koşulmadıkça satıcıya aittir (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 189; Şirbini, Muğni’l-muhtâc, II, 113). Günümüzde bu konuda yerleşik bir örf olması halinde, örfe göre hareket edilmesi de uygun olur.