Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Borsa’da açığa satış işlemi yapmak caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Ana hatları ile helal olduğunu bildiğimiz bir şirketin hissesini alabiliriz. Ayrıntılarına ve işleyiş tarzına girdiğimizde sözünü ettiğiniz gibi bir karmaşıklıkla yüzleşebiliriz. O zaman da ürettiği mal bile alınacak şirket bulamayabiliriz. Dış görüntüsü itibariyle helal olanı üreten, yapısı ümmete düşman olmayan şirketlerden hisse almamızda sakınca yoktur. Özellikle borsada sıkıntının bitmeyeceğini söylemekte elbette sakınca yoktur. Takva açısından borsadan uzak durmayı tercih etmek ise en güzelidir.
İki şık üzerinden düşünelim bunu: a-Buğdayı bugün veriyoruz. Ödemeyi seneye yapacağı için beş bin lira fark koyuyoruz üzerine. Bunda bir sakınca yoktur. Bu bir taksitli satış işlemidir. Peşin şu taksitle şu demek gibidir. b-Buğdayı veriyoruz. Parayı seneye alacağız ama kaç para alacağımızı seneye oluşacak buğday borsasına göre belirleyeceğiz. Bu caiz değildir. Malın fiyatı belirlenmeden yani ücret meçhul bırakılarak satılmıştır. Böyle bir ticaret caiz olmaz.
Alacaklının hakkının korunması açısından borçlunun mallarının satılması gerekebilir. Peygamberimiz (s.a.s.), borcunu ödeyemeyen Muaz b. Cebel’in malını borcu karşılığında satmıştır. (Beyhakî, es-Sünenü’l-kübrâ, 6/80 [11260]; Dârekutnî, es-Sünen, 5/413 [4551]) Halife Hz. Ömer de hac yolunda ticaret yaparken iflas eden bir kimsenin kalan mallarının, alacaklıları arasında taksim edilmesine hükmetmiştir. (Muvatta’, Vasıyyet, 8 ) Piyasa değerinde veya ona yakın bir fiyatla satılan hacizli malları satın almakta bir sakınca yoktur. Ancak haczedilen mal, değerinin çok altında satılır ise; Hanefîlerden İbn Âbidîn akdin fasit olacağını (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 5/59), Şâfiî âlimlerden Nevevî ise geçerli olmakla birlikte bu malın satın alınmasının mekruh olacağını söylemişlerdir. (Nevevî, Ravza, 3/420) Zira icradaki malların değerinin çok altında satılması, borçlunun mağduriyetinden yararlanmak anlamına gelir. Bu sebeple hacizli malı satın almak isteyen kimsenin fiyatlandırmayı mümkün mertebe borçlunun mağduriyetini azaltacak şekilde gerçekleştirmesi hakkaniyete uygun olur.
Günü gelmiş borcun ödemesinin geciktirilmesine karşı konan fark faizdir, haramdır. Bir meta satılırken peşin ödemeye mesela “on” fiyat verilirken iki ay sonra ödeme yapılmasına karşı “on bir” fiyat verilmesi ise taksitle satıştır, bu caizdir. İki durum arasındaki fark şudur: Birinde geciken borç durumundaki paraya fark getirilmektedir. Diğerinde ise satışı yapılacak metaın kendisine gecikecek tahsilattan ötürü fiyat farkı konmaktadır.
SELEM bir ticaret şeklidir. Özet olarak PARA PEŞİN, MAL TAKSİTLE şeklinde uygulanır. Genelde bildiğimiz mal peşin, para taksitle şeklindedir ama böyle bir ticaret de vardır. Bu ticarette sermayesi olmayan iş yapmak isteyen esnaf ve sanayiciye hatta çiftçiye destek vardır. Sermaye bulup iş yapma fırsatı doğmaktadır. Mesela ay başında bin lira olan ücreti tahsil edip onunla ham madde alarak bir ay sonra malı teslim eden sanayici veya çiftçi bir selem sözleşmesi/selem akdi yapmış olur. Selem akdinin caiz olduğuna bir ihtilaf yoktur. Olmayan bir şeyi satmak ile selem akdi arasında bazı farklar vardır. Olmayan şeyi satmak nehyedilmiştir, selem akdi ise özellikleri belli bir şey üzerinde işlem yapmaktır. Bu da süre bitiminde teslim edilebileceği konusunda sıkıntı olmayan nesne demektir. Selem akdinde sözü edilen süre içinde teslimat yapılmaması durumunda parayı veren verdiğini geri alabilir. Olmayan şeyin satılması durumunda ise alışveriş bittiği için teslimat yapılamaması durumunda para verenin geri alabileceği bir şey yoktur.
Gerçek bir altın karşılığı olan sertifikaları alıp satıyorsanız ve işlemler peşin yapılıyorsa günlük alım-satım caizdir. Böyle bir işleme aracı olan kurumlar, alım-satım işlemleri için hizmet verdikleri için komisyon ücreti alabilirler.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Hanefilere göre satılan arazideki ekin ve sebze yahut ağaçtaki meyveler, arazi veya ağaca doğrudan bağlı olmadığı için satıcıya aittir. Bu bakımdan satıcının, ürünlerini toplayıp, arazi veya ağacı müşteriye teslim etmesi gerekir. Ancak akit esnasında ekin ve meyvelerin de satışa dâhil edilmesi şart koşulursa, bunlar müşteriye aittir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 11). Maliki ve Şafiilere göre bu tür ürünler olgunlaşmamışsa müşteriye, olgunlaşmışsa aksi şart koşulmadıkça satıcıya aittir (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 189; Şirbini, Muğni’l-muhtâc, II, 113). Günümüzde bu konuda yerleşik bir örf olması halinde, örfe göre hareket edilmesi de uygun olur.
Altın, gümüş, döviz, TL vb. para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değiştirilmesine sarf denir. Sarf akdinde bedellerin peşin olması gerekir. Aksi takdirde yani, bedellerden birinin veresiye olması halinde yapılan işlem faize (nesie ribasına) dönüşür. Buna göre altın, gümüş yahut dövizin vade farkı uygulanmasa bile veresiye olarak satılması faiz olacağından caiz değildir. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Altına karşılık altın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz; cinsi cinsine birbirine eşit ve peşin olarak satılır. Malların cinsleri değişirse (iki bedelde) peşin olmak şartıyla istediğiniz gibi satın.” (Müslim, Müsakat, 81; Tirmizi, Büyu’, 23; Ayrıca bkz. Buhari, Büyu’, 74-82;) Buna göre altın, gümüş veya dövizin veresiye veya taksitle alınıp satılması caiz değildir.
Haç, Hıristiyanlıkta Hz. İsa’nın çarmıha gerilmesini simgeleyen dini bir sembol olarak görülmüştür (Buhârî, Libâs, 90; Buyû’, 102; Müslim, İman, 71). Zira Hıristiyanlıkta haç, oğul tanrıyı temsil eden ve aynı zamanda insanları kutsamada kullanılan bir put olarak da telakki edilmektedir (Mahmut H. Şakiroğlu, “Haç” DİA, XIV, 522-524). Bu bakımdan fıkıh âlimleri, Hıristiyanlığın sembolü olan haçı, Müslümanlar açısından alım satıma konu olabilecek (mütekavvim) bir mal olarak görmemişlerdir (İbn Nüceym, el-Bahr, V, 59; Şîrâzî, el-Mühezzeb, II, 208; İbn Kudâme, el-Muğnî, VII, 427). Buradan hareketle İslâm âlimleri, Müslümanların haç gibi, gayrimüslimlere ait dini sembolleri alıp satmalarını caiz görmedikleri gibi, bu sembollerin üretimini yapıp gayrimüslimlere pazarlamalarının da meşru olmadığını ifade etmişlerdir (Şâfiî, el-Ümm, V, 508; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, IV, 341; Mevvâk, et-Tâc, IV, 319; İbnü’l-Kayyım, Zâdü’l-me‘âd, V, 675; el-Mevsûatü’l-Fıkhiyyetü’l-Kuveytiyye, “Taslîb”, XII, 91-92). Bu itibarla bir Müslümanın haç üretmesi, satın alması ve Müslümanlara veya gayrimüslimlere satması caiz değildir.
Kuyumcular arasındaki yaygın teamüle göre, ücreti daha sonra ödenmek üzere atölye veya toptancıdan ziynet eşyası satın alınabilmektedir. Uygulama bu şekilde olsa da altın veya gümüşün veresiye olarak satın alınması caiz değildir. Nitekim Hz. Peygamber altın ve gümüşün veresiye satışını yasaklamıştır (Buhari, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsakat, 81; Tirmizi, Büyu’, 23). Zira altın ve gümüş para kabul edildiğinden veresiye satışı faizdir. Dolayısıyla kuyumcu satın aldığı ziynet eşyasının bedelini peşin ödemek zorundadır. Öte yandan kuyumcu, atölye veya toptancıya yaptırdığı ziynet eşyasının işçilik ücretini peşin veya veresiye ödeyebilir.
İslam’da altın, gümüş, döviz ve TL gibi para cinsinden olan bedellerin değişiminin (sarf) peşin olması gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 39; Mergınânî, el-Hidâye, III, 81). Bedellerden birinin vadeli olması halinde yapılan işlem faize dönüşür (Buharî, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsâkât, 79-104; Tirmizî, Büyu’, 23). Günümüzde internet üzerinden yapılan altın ve gümüş alım/satım işlemlerinde yapılan ödemeler havale, EFT, kredi kartı ve banka kartıyla yapılmakta, ancak altın veya gümüş emtia ise anında müşteriye teslim edilmemektedir. Bu tür alışveriş şekilleri sarf akdinin şartlarından biri olan her iki bedelin peşin olması kuralını ihlal ettiğinden dinen caiz değildir. Ancak her iki bedelin kapıda peşin olarak teslim edilmesiyle gerçekleştirilecek olan altın veya gümüş alım-satımı caizdir. Bu alışverişte malın peşin teslim edilmesi karşılığında bedel ya nakden veya anında satıcının hesabına geçecek şekilde kart ile tek çekim olarak ödenmelidir. Para cinsinden olmayan değerli taşlar (elmas, pırlanta vb.) ve ayarı düşük (çoğunluğu karışım olan) altın veya gümüşün ise vadeli olarak satışında dinen bir beis yoktur.
Faktoring firmalarının, yurtiçi veya yurtdışında vadeli satış yapan şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını iskontolu olarak peşin satın aldıkları ve vadesi geldiğinde bu alacakları tahsil ettikleri bilinmektedir. Bu işlemde, aynı cins paranın daha düşük bir parayla mübadelesi söz konusu olduğundan, faizli bir işlem gerçekleşmektedir. (Merğinani, el-Hidaye, V, 180-181; Mevsıli, el-İhtiyar, II, 73). Dolayısıyla böyle bir işlem dinen caiz değildir. Zira İslam dininde faizin her türlüsü haram kılmıştır.