Fetva Meclisi
Soru
Benim bir dostum nefsine kapılıp zina yapılan yere gitmiş. Ama kapıda kadınlarla pazarlıkta içinden bir ses yapma deyip geri dönmüş. Bana bu konuyu anlatmasına karşın bu suale karşılık bulamadım. Dostum zina günahı işlemiş oldu mu? Aydınlatırsanız sevinirim. Allah'ın rahmeti ve bereketi üzerinize olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Maazallah, dinden çıkmış olmaz. Samimi bir tevbe ile Rabbine dönmeli ve daha sonrasını iyi yaşamalıdır.
Selamünaleyküm. Tevbe edilmiş bütün günahlar, tevbede samimiyet devam ettikçe silinmiş demektir. Silinmiş şeylerle de ilgilenmeyin.
Çok ciddi bir tevbe ile Allah'a döneceksiniz. Tevbenizde ciddi iseniz inşaallah rahatlarsınız. Her şey tevbeye bağlı. Çok büyük bir dönüşle Allah'a dönün, O'nun kapısı büyük kapıdır.
Çevreni, gündemini, vaktini gözden geçir. Yanlış yerde durduğun için namaz bile seni dik tutamıyor. Değişime oradan başla, gerekiyorsa başka şehre göç et.
Allah Teâlâ bilmeden ve elimizde olmadan yaptığımız işlerden bizi mesul tutmamaktadır. Bu da elde olmadan meydana gelen bir durumdur. İstiğfar edip işimize devam etmeliyiz.
Selamünaleyküm. Tevbe ettiğiniz günahlarınızı söylemeniz gerekmez.
Allah korkusu konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Allah'tan korkmak yalın bir iddia değil pratikte izlenebilen bir histir. El, ayak, göz ve bütün organlar kullanılırken Allah korkusunun varlığını veya yokluğunu da gösterirler. Evet biz, kul olarak kimsenin kalbinde Allah korkusu olmadığını iddia edemeyiz. En kötü insanda bile biz izleyemiyor olsak bile Allah korkusu bulunuyor olabilir. Bizim izleyebileceğimiz alan dışarıdan izlenebilen alandır, kararımızı da ona göre veririz.
Allah korkusunu hissetmek için bilmek elbette ilk şarttır. İnsan bildiğinden korkar, bildiğini sever. İyi bir iman bilgisi âyet ve hadislerden kaynaklı bilgi şarttır. İkinci olarak da insanın çevresinden etkilenme oranına dikkat ederek şunu da söyleyebiliriz: Bulunduğumuz çevre imanî hayatımızın da aynası durumunda olacaktır. Allah'tan korkmayanların arasında Allah'tan korkan biri olarak yaşamak zordur. Mü'min bir çevre, Allah korkusunu esas alan bir çevre oluşturmak zorundayız. Varsa kıymeti bilinmeli yoksa da oluşturulması mücadelesi verilmelidir. Üçüncü bir husus da kişinin bildiğini uygulamasıdır. Bildiğinle amel etmek de diyebiliriz bunun için. Bilgi stokçuluğunun da anlamı yoktur. Az bilip tam uygulamak, çok bilip az uygulamaktan daha iyidir.
Bunun için bir psikologla görüşmelisiniz. Onun önerilerine kulak verin. Dua olarak da bildiğiniz bütün sureleri özellikle de Ayetelkürsi'yi okuyabilirsiniz.
Evet, Allah tealayı seviyorum demekle sevmiş olmuyoruz. Sevmenin gerçekliği ve gereklerinin yapılması şarttır. Aksi takdirde insan kendisini oyalamış olur. Ne dünyada ne de ahirette iddia ettiği sevginin sonuçlarını da göremez. Bunun için yapılacak ilk iş Allah'ı tanımaktır. Bu da onun mübarek isimleri ve sıfatlarıyla başlanacak bir eğitimdir. Sonra da onun nimetlerini hatırlamak ve o nimetlerin sahibi olarak onu çokça zikretmek gerekir. Bunun peşinden de ona iman eden ve imanının gereğini yapanlar için hazırladığı cennetleri, cennetlerdeki nimetleri hatırlamak gerekir. Bütün bunların gereği olarak da emrettiği kulluğu, ibadetleri yerine getirmek, yasaklarından kaçınmak şart olur. Sonra da güçlü bir silah olarak dua etmek gelir. Böylece kul, sevdiğini iddia ettiği Allah'a itaat etmiş, boyun bükmüş olur. Onu razı etmek için gayret eder. Onu sevmesinin ilerisine hiçbir sevgiyi geçirmez. Onun peygamberini ve sevilmesini emrettiklerini sever. Müminler onun gözünde büyür ve değerli olur. İman ehli olmayanlar da sevmediği ve bir arada olmadığı kimseler olarak kalır. Allah'ın dinini korumayı, onu değerli tutmayı, dinine dil uzatılmasını bile kabullenemez. Gerekli tepkileri gösterir, yapılması gerekenleri isteyerek yapar. Dili Allah'ı zikirle taptaze olur. Allah'ın Kur'an'ını gece gündüz okur. Ve her şeyin özeti olarak Allah ile buluşmayı özler, cennetlerini özler, dostlarını özler.