İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 4925

Prophetic Commentary on the Qur'an (Tafseer of the Prophet (pbuh))

Arapça metin

حَدَّثَنَا يَحْيَى بْنُ بُكَيْرٍ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الرَّزَّاقِ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، فَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ بْنُ عَبْدِ الرَّحْمَنِ، عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ فَقَالَ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي إِذْ سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ رَأْسِي فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجَئِثْتُ مِنْهُ رُعْبًا فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَدَثَّرُونِي فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى ‏{‏وَالرِّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏ ـ قَبْلَ أَنْ تُفْرَضَ الصَّلاَةُ ـ وَهْىَ الأَوْثَانُ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdillah'ın şöyle söylediği rivayet edilmiştir: Fetret-i vahiyden bahsederken Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in konuşması esnasında şöyle buyurduğunu işittim: Yürürken gökten bir ses duydum. Hemen başımı kaldırdım. Bir de ne göreyim, Hira mağarasında bana gelen melek gök ile yeryüzü arasında bir kürsü üzerinde oturuyor. Ondan çok korktum. Hemen eve dönüp "beni örtün, beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanlan uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetleri indi. Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen رجز pis ve murdar olan" lafzı ile putlar kastedilmiştir. Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari bu başlık altında Cabir'den nakledilen hadisi verdi. Bu hadisin sonunda, "Bu ayetteki temizlik emri, henüz namaz farz kılınmadan önce verilmişti. Ayette geçen '-*jl/pis ve murdar olan' lafzı ile putlar kastedilmiştir," ifadesi yer almaktadır. Öyle anlaşılıyor ki, bununla Buhari, elbiselerin temiz tutulmasının namazın farz kılınmasından önce emredildiğine işaret etmiştir. İbnu'l-Münzir, Muhammed İbn Sirin'in bu ayeti [Müddessir 4] şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Su ile onları yıka!" İbn Ebi Hatim'in rivayetine göre, İbn Abbas da ayeti bu mana ile açıklamıştır. Yine İbn Ebi Hatim bir başka senet ile İbn Abbas'ın bu ayeti şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Elbiseni günahtan arındır." İbnu'l-Münzir Hasan-ı Basri'nin bu ayeti şu şekilde açıkladığını nakletmiştir: "Ahlakını güzelleştir." İmam Şafii de bu konuda şöyle demiştir: "Bir görüşe göre ...........ve siyabeke fetahhir ayeti 'temiz elbiselerle namaz kıl' manasına, bir diğer görüşe göre ise başka bir anlama gelmektedir. Ancak ilk yorum daha isabetlidir

Sahîh-i Buhârî, 4925

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا اللَّيْثُ، قَالَ حَدَّثَنِي عُقَيْلٌ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، قَالَ سَمِعْتُ أَبَا سَلَمَةَ، قَالَ أَخْبَرَنِي جَابِرُ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما ـ أَنَّهُ سَمِعَ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم يَقُولُ ‏"‏ ثُمَّ فَتَرَ عَنِّي الْوَحْىُ فَتْرَةً، فَبَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ، فَرَفَعْتُ بَصَرِي قِبَلَ السَّمَاءِ فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ قَاعِدٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ، فَجُئِثْتُ مِنْهُ حَتَّى هَوَيْتُ إِلَى الأَرْضِ، فَجِئْتُ أَهْلِي فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي‏.‏ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ‏}‏ إِلَى ‏{‏فَاهْجُرْ‏}‏ ‏"‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَالرِّجْزُ الأَوْثَانُ‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in şöyle buyurduğunu işitmiştir: "Sonra bir süre bana vahiy gelmesi kesildi (fetret). Fakat bir gün ben yürürken gökten bir ses işittim. Bakışlarımı gökyüzüne çevirdiğimde Hira mağarasında bana gelen meleği gördüm; gök ile yeryüzü arasını kuşatan bir taht (kürsi) üzerine kurulmuştu. Ondan öylesine korkmuştum ki yere düştüm. Sonra ailemin yanına geldim ve: 'Beni örtün, beni örtün!' dedim. İşte Allah Teala "Ey örtüye bürünen! Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddı manevi kirlerden arın, Pis ve murdar olan her şeyden kaçın!" [Müddessir 1-5] ayetlerini bu sırada vahyetti." Ebu Seleme: "Burada geçen الرجز (er-rucz) kelimesi putlar anlamına gelir' demiştir

Sahîh-i Buhârî, 3238
HadisSahîh-i Buhârî

قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ شِهَابٍ فَأَخْبَرَنِي أَبُو سَلَمَةَ، أَنَّ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ الأَنْصَارِيِّ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ يُحَدِّثُ عَنْ فَتْرَةِ الْوَحْىِ قَالَ فِي حَدِيثِهِ ‏"‏ بَيْنَا أَنَا أَمْشِي سَمِعْتُ صَوْتًا مِنَ السَّمَاءِ فَرَفَعْتُ بَصَرِي، فَإِذَا الْمَلَكُ الَّذِي جَاءَنِي بِحِرَاءٍ جَالِسٌ عَلَى كُرْسِيٍّ بَيْنَ السَّمَاءِ وَالأَرْضِ فَفَرِقْتُ مِنْهُ فَرَجَعْتُ فَقُلْتُ زَمِّلُونِي زَمِّلُونِي ‏"‏‏.‏ فَدَثَّرُوهُ فَأَنْزَلَ اللَّهُ تَعَالَى ‏{‏يَا أَيُّهَا الْمُدَّثِّرُ * قُمْ فَأَنْذِرْ * وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ * وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ * وَالرِّجْزَ فَاهْجُرْ‏}‏‏.‏ قَالَ أَبُو سَلَمَةَ وَهْىَ الأَوْثَانُ الَّتِي كَانَ أَهْلُ الْجَاهِلِيَّةِ يَعْبُدُونَ‏.‏ قَالَ ثُمَّ تَتَابَعَ الْوَحْىُ‏.‏

Cabir İbn Abdillah el-Ensari"den rivayet edildiğine göre, o şöyle demiştir: Fetret-i vahiy'den bahsederken Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem konuşması esnasında şöyle buyurdu: Yürürken gökten bir ses işittim. Bakışlarım! göğe çevirdim, bir de ne göreyim! Hira'da bana gelen melek gökyüzü ile yeryüzü arasında bir kürsüde oturmuş halde orada. Ondan çok korktum ve evime dönüp "Beni örtün! Beni örtün!" dedim. Onlar da beni örttüler. Bunun üzerine Allah Teala: "Ey örtüye bürünen! (İnziva arzu eden!) Ayağa kalk ve insanları uyar! Rabbinin büyüklüğünü an! Elbiseni tertemiz tut, maddf manevf kirlerden ann, pis ve murdar olan her şeyden kaçın!"(Müddessir 1-5) ayetlerini indirdi. Ebu Seleme şöyle demiştir: Ayette geçen ...........ricz (pis ve murdar olan) kelimesinden maksat Cahiliyye halkının taptığı putlardır. Cabir şöyle dedi: Sonra vahiy peşpeşe inmeye başladı. Fethu'l-Bari Açıklaması: Bu rivayetin "Hz. Nebi'e ilk gelen [vahiy] uykuda gördüğü sadık rüya şeklinde idi," bölümü Aklı rivayetinde Bed'u'l-vahy Bölümü'nde "vahiy" ziyadesi ile birlikte geçmişti. Bu da göstermektedir ki, Hz. Nebi'e ilk gelen vahiy rüya şeklindedir. Ancak genelolarak onun Nebiliğini gösteren ve sadık rüyalardan önce gerçekleşmiş bazı olaylar vardır. Mesela; İmam Müslim'in naklettiği taşın Hz. Nebi'e selam vermesi olayı bunlardan biridir. İbnu'l-Murabıt şöyle demiştir: "Hz. Nebi'in gördüğü rüyalar, ne karmakarışık rüyalardır, ne de şeytanın bir aldatmasından ibarettir." Bu rivayetin zahirine göre sadık rüyalar Hz. Nebi'e yalnızlığın sevdirilmesinden önce gösterilmiştir. Hz. Nebi'e önce yalnızlığın sevdirilmesi, sonra da sadık rüyaların gösterilmesi ihtimali de vardır. Ancak ilk görüş daha kuwetlidir. ..........tehannüs kelimesinin ibadet etmek anlamına geldiğini söylemiştit ifadesi apaçık bir idracdir. Şayet bu ifade Aişe r.anha'nın sözünün bir devamı olsaydı rivayet ......kalet şeklinde devam ederdi. Rivayette Hz. Nebi'in ibadet şekli açıklanmamıştır. Ancak İbn İshak'ın Ubeyd İbn Umeyr'den naklettiği rivayette şöyle bir ifade geçmektedir: "Hz. Muhammed kendisine müracaat eden yoksulları doyururdu." Bazı alimler Hz. Nebi'in tefekkür ederek ibadet ettiğini söylemiştir. Muhtemelen Hz. Aişe bizzat yalnız kalmayı ibadet olarak isimlendirmiştir. Çünkü insanlardan, özellikle de batıl üzere olan insanlardan uzaklaşmak genelolarak ibadet kapsamına girmektedir. Nitekim Hz. İbrahim'in insanlardan uzaklaşması ibadet olarak görülmüştür. Bu durum onun "Ben Rabbimin emrettiği yere hicret edeceğim, "(Ankebut 26) sözüne yansımıştır. Bu durumun ibadet olup olmayacağı meselesi Uso.ı ilminin bir konusudur. Şöyle ki; Hz. Nebi kendisine vahiy gelmeden önce, ondan önce gönderilmiş bir Nebiin şeriatına göre ibadet ediyor muydu? Çoğunluk bu soruya "Hayır" yanıtını vermiştir. Çünkü Hz. Nebi birine tabi olsaydı, kendisine uyulması uzak bir ihtimalolurdu. Şayet Hz. Nebi bir Nebie uysaydı, onun tabi olduğu bu Nebiin ismi nakledilirdi. Yukarıdaki soruya "Evet" diyenler de olmuştur. İbn Hacib bu görüşü tercih etmiştir. Hz. Nebi'in kendisinden önce bir Nebie tabi olduğunu söyleyenler de bu Nebiin kim olduğu konusunda sekiz görüş ileri sürmüşlerdir. a) Hz. Adem. Bu görüşü İbn Berhan nakletmiştir. b) Hz. Nuh. Bu görüşü Amidi nakletmiştir. c) Hz. İbrahim. Bir grup alim bu görüşü benimsemiş ve "Doğru yola yönelerek İbrahim'in dinine uy!"(Nahl 123) ayetini görüşlerine delilolarak getirmiştir. d) Hz. Musa. e) Hz. İsa. f) Bütün Nebilerin şeriatlarından kendisine ulaşan bilgiler. Bu görüşü ileri sürenler "İşte o Nebiler Allah'ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onlann yoluna uy, "(En'am 90) ayetini delilolarak getirmişlerdir. g) Bir isim vermeden kendisinden önceki Nebilere uyduğunu söyleyenlerin görüşü. Amidi bu görüşü tercih etmiştir. Bu görüşler içinde üçüncü görüşün daha güçlü olduğu aşikardır. Çünkü Hz. Nebi'in, hac ve tavaf gibi birçok ibadette Arapların sürdürdükleri İbrahim şeriatına uyma konusunda gösterdiği hassasiyet rivayet edilmiştir. Hz. Nebi'in kendisinden önceki bir Nebie uyması meselesi, onun Nebiliğinden önce söz konusudur. Nebiliğinden sonraki durum hakkında ise el-En'am suresinin tefsirinde ayrıntılı açıklama yapılmıştır. ************ İbn Hacer burada sekiz görüş olduğunu ifade etti, ancak yedi görüş sıraladı. Asıl nüshaya müracaat ettiğimizde, durumun muhtasardaki gibi olduğunu fark ettik. Bunun iki nedeni olabilir. a- Fethu'l-Bari istinsah edilirken sekizinci madde atlanmış olabilir. b- İbn Hacer sekizinci maddeyi zikretmeyi unutmuş olabilir. ************ .........Feğattani ifadesi İbn İshak'ın "Siyer"inde ........feğattebeni şeklinde geçmektedir. Her iki kelime de aynı anlamı ifade etmektedir. Meleğin Hz. Nebi'i sıkmasının hikmeti şu şekilde izah edilir: a) Hz.Nebi'in başka bir şey ile meşgul olmasını engellemek. b) Kendisine vahyedilecek sözün ağırlığına dikkat çekmek üzere durumun cidiyetini ve ağırlığını göstermek. Melek, Hz. Nebi bu sıkmaya sabredince kendisine vahiy vermiştir. Vahiy verme işi her ne kadar Allah'ın ilmine göre gerçekleşecek olsa da, burada Hz. Nebi'e göre meselenin zflhir olması için bunun gösterilmesi kastedilmiş olabilir. c) Bir görüşe göre melek Hz. Nebi'i sınamak, onun kendi kafasından bir şey söyleyip söylemeyeceğini görmek için böyle yapmıştır. Hz. Nebi kendi kafasından bir şey söylemeyince, bu durum onun böyle bir şey yapamayacağına delalet etti. d) Bir görüşe göre de melek, Hz. Nebi'e zorlansa bile okumaya güç yetiremeyeceğini göstermek istemiştir. e) Bir diğer görüşe göre ise bundaki hikmet, tahayyül, vehim ve vesvesenin cismin sıfatı olmadığını gostermektir. Hz. Nebi'in cismi için bu özellikler gerçekleşince o, bunun Allah'ın bir işi olduğunu anladı. Görüştüğümüz bazı alimler, bunun Hz. Nebi'e özgü bir durum olduğunu, daha önceki Nebilerden hiçbirinin ilk vahiy esnasında böyle bir olayla karşılaştıklarının nakledilmediğini anlattılar. Meleğin üçüncü kez Hz. Nebi'i sıkmasından, bir konuyu pekiştirmek veya daha açık hale getirmek isteyen birinin üç kez tekrar yapabileceği sonucu çıkartılır. Kitabu'l-ilm'de de geçtiği gibi Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem böyle yapardı. Allah Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in ev halkından kendisini örtmelerini istemesi, içinde bulunduğu durumdan kaynaklanan korku sebebiyle olmuştur. Genellikle insanlar örtüye büründükleri zaman korkulan diner. Ubeyd İbn Umeyr'in mürsel rivayetinde hadisin "Sevin!" kısmı şu şekilde geçmektedir: "Hz. Hatice şöyle dedi: Sevin! Ey Amcamın oğlu! Sebat göster. Canımı elinde tutan Allah'a yemin ederim ki, senin bu milletin Nebii olmanı ümit ediyorum!" Ebu Meysera'nın mürsel rivayetinde hadisin "Musa'ya gelen" kısmı şu şekilde geçmektedir: Sevin! Ben şahitlik ederim ki sen, Meryem'in oğlunun müjdelediği Nebisin. Sen Musa'ya verilen vahyin bir benzerine sahipsin. Elbette sen gönderilmiş bir Nebisin. Kuşkusuz sana cihad etmen emredilecek." Varaka'nın Müslümanlığı konusunda nakledilen haberlerin en sarihi budur. Bu rivayeti İbn İshak nakletmiştir

Sahîh-i Buhârî, 4954
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنِ الْمُغِيرَةِ بْنِ النُّعْمَانِ، عَنْ سَعِيدِ بْنِ جُبَيْرٍ، عَنِ ابْنِ عَبَّاسٍ ـ رضى الله عنهما ـ قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏"‏ تُحْشَرُونَ حُفَاةً عُرَاةً غُرْلاً، ثُمَّ قَرَأَ ‏{‏كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ‏}‏ فَأَوَّلُ مَنْ يُكْسَى إِبْرَاهِيمُ، ثُمَّ يُؤْخَذُ بِرِجَالٍ مِنْ أَصْحَابِي ذَاتَ الْيَمِينِ وَذَاتَ الشِّمَالِ فَأَقُولُ أَصْحَابِي فَيُقَالُ إِنَّهُمْ لَمْ يَزَالُوا مُرْتَدِّينَ عَلَى أَعْقَابِهِمْ مُنْذُ فَارَقْتَهُمْ، فَأَقُولُ كَمَا قَالَ الْعَبْدُ الصَّالِحُ عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ ‏{‏وَكُنْتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَا دُمْتُ فِيهِمْ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِي كُنْتَ أَنْتَ الرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ وَأَنْتَ عَلَى كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ‏}‏ إِلَى قَوْلِهِ ‏{‏الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ‏}‏‏"‏‏.‏ قَالَ مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ ذُكِرَ عَنْ أَبِي عَبْدِ اللَّهِ عَنْ قَبِيصَةَ قَالَ هُمُ الْمُرْتَدُّونَ الَّذِينَ ارْتَدُّوا عَلَى عَهْدِ أَبِي بَكْرٍ، فَقَاتَلَهُمْ أَبُو بَكْرٍ ـ رضى الله عنه‏.‏

İbn Abbas r.a.'dan dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöy le buyurdu: Sizler çıplak ayaklı, elbisesiz ve sünnetsiz olarak haşredileceksiniz. Daha sonra yüce Allah'ın: "İlk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar iade ederiz. Biz bunu vaat edip üzerimize almıştık. Şüphesiz yapanlar bizleriz. "[Enbiya, 104] buyruğunu okudu. Elbise giydirilecek ilk kişi İbrahim olacaktır. Bundan sonra ashabımdan bir takım adamlar sağa ve sola alınıp götürülecek. Ben: Ashabım(ı nereye götürüyorsunuz) diyeceğim, şöyle cevap verilecek: Sen onlardan ayrıldığından beri devamlı topukları üzerinde gerisin geri dönüp durdular. Bu sefer ben de salih kul Meryem oğlu İsa'nın dediği gibi diyeceğim: "Ben aralarında bulunduğum müddeiçe üzerlerinde bir şahit idi m. Beni aralarından aldıktan sonra artık onlar üzerinde gözetleyici sen oldun. Sen her şeye hakkıyla şahitsin. Eğer onları azaplandırırsan şüphe yok ki onlar senin kullarındır ve eğer onlara mağfiret edersen şüphe yok ki sen Azizsin, Hakimsin. "[Maide, 117-118] Muhammed b. Yusuf el-Firebri dedi ki: "Ebu Abdullah (Buhari)'nin yanında Kabisa'nın şöyle dediği naklediidi: Burada kastedilenler Ebu Bekir döneminde irtidad edenlerdir. Ebu Bekir r.a. onlarla savaşmıştır." Fethu'l-Bari Açıklaması: "İsrailoğulları arasında Cureye denilen birisi vardı." Manastır: Üst tarafı sivriltilmiş, yüksekçe bina demektir. "Annesi onu çağırdı. Ona mı cevap vereyim yoksa namaz mı kılayım, dedi." Musannıf (Buharı), Mezalim bölümünde burada zikrettiği sened ile şunu da ilave etmektedir: "Fakat ona cevap vermedi." Hadisteki "hem annem, hem namazım" ifadesi, ben hem annerne cevap vereyim, hem de namazımı bitireyim, Rabbim onlardan hangisi daha faziletli Oise onu yapma muvaffa.kiyetini bana nasip et, demektir. Ebu Rafi' yoluyla gelen rivayette de şöyle denilmektedir: "Annesi onun namaz kılmakta' olduğunu gördü. Elini kaşının üzerine koyarak: Ey Cureye dedi. O: Rabbim, annem ve namazım (hangisini tercih edeyim), dedi. Namazını tercih etti. Annesi geri döndü. Daha sonra yanına bir daha geldi. Yine onun namazda olduğunu gördü. Ey Cureye ben senin annenim benimle konuş, dedi. Yine önceki gibi söyledi ... " deyip hadisin geri kalan kısmını zikretti. İmran b. Husayn yoluyla gelen rivayette belirtildiğine göre, annesi yanına üç defa geldi ve ona seslendi. Her birisinde de onu üç defa çağırıyordu. el-A'rec'in, el-İsmail1'deki rivayetinde şöyle demımektedir: "Annem ve Rabbim için kılmakta olduğum namaz. Ben namaz kılmayı anneme tercih ediyorum, dedi ve bu hususu üç defa zikretti." Namaz bölümünün sonlarında Yezid b. Havşeb'in babasından merfu olarak naklettiği şu rivayeti kaydetmiş bulunuyoruz: "Eğer Cureye alim birisi olsaydı, annesine cevap vermesinin namazından daha evla (öncelikli) olduğunu bileçekti." (Annesi dedi ki): "Allah'ım, ona fahişelerin yü.zünü göstermeden caf1lnı alma.'" İmran b. Husayn yoluyla gelen rivayette şöyle denilmektedir: Annesi kızarak dedi ki: Allah'ım, fahişe kadınların yüzlerine bakmadan Cureye ölmesin. "Sana manastırını altından yapalım, dediler. O: Ancak çamurdan yaparsanız olur (kabul edebilirim), dedi." Vehb b. Cerir yoluyla gelen rivayette: "Siz bunu önceden olduğu gibi çamurdan bina ediniz" dediği belirtilmektedir. Ebu Rafi' yoluyla gelen rivayet de şöyledir: "Ona: Senin bu manastırını yıktığımız için altın ve gümüşten yeniden bina edelim, dediler. O: Hayır, fakat onu önceki hali gibi yeniden yapınız, dedi. Onlar da bunu yaptılar." Ebu Seleme rivayetinde şu fazlalık da vardır: "Onu eski haline getirdiler, o da manastırına geri döndü. Ona: Allah aşkına neden güldün, diye sordular. O dedi ki: Benim gülmemin tek sebebi, annemin bana (vaktiyle) yapmış olduğu bedduadır." . Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Annenin isteğine cevap vermek nafile namaza tercih edilir. Çünkü nafile namazı sürdürmek de nafiledir. Annenin isteğine cevap vermek ve ona karşı iyi davranmak ise vacip (farz)dır. 2- Nevevi ve başkaları der ki: Annesinin ona yaptığı bedduanın kabul ediliş sebebi namazını kısa kesip, annesine cevap vermesinin mümkün oluşu idi. Fakat o muhtemelen manastırından ayrılmaya, dünyaya ve dünya ile alakalı işlere tekrar geri dönmeye kendisini çağıracağından korkmuştu. Nevevi böyle demektedir. Ancak bu su götürür bir iddiadır. Çünkü daha önce de geçtiği gibi annesi yanına gelir, o da onunla konuşurdu. Görüldüğü kadarıyla annesi onu özler, onu ziyarete gelir, onu görmek ve onunla konuşmak ile yetinir idi. Sanki onun namazını çabuklaştırıp, annesinin isteğine cevap vermeyişinin sebebi, namazdaki huşuunun kesileceğinden korkması idi. Namaz bölümünün sonlarında geçen Yezid b. Havşeb'in babasından diye naklettiği hadiste şöyle denilmektedir: "Nebi sallal1ahu aleyhi ve sellem buyurdu ki: Eğer Cureyc fakih birisi olsaydı, annesine cevap vermesinin Rabbine ibadet etmekten daha öncelikli olduğunu da bilirdi." Bunu el-Hasen b. Süfyan rivayet etmiştir. Eğer hadisteki mutlak ifadeler yine oldukları gibi mutlak olarak ele alınacak olursa, kılınan namaz nafile yahut farz olsun annenin çağırıp seslenmesi halinde ona cevap vermek için mutlak olarak namazı yarıda bırakmanın caiz olduğu anlaşılır. Bu aynı zamanda Şafiı mezhebinde er-Ruyanl'nin naklettiği bir görüştür. Nevevı de başkalarına tabi olarak şöyle demektedir: Bu durum, onların şeriatinde bu şekilde hareket etmenin mubah olması demektir. Fakat bu da su götürür bir iddiadır. Ben bu hususu daha önce Namaz bölümünün sonlarında ele almış bulunuyorum. Şafillerce daha sahih olan görüş budur. Eğer namaz nafile olup, cevap vermeyi terk etmekten dolayı babanın rahatsız olacağı biliniyor ise, o takdirde ona cevap vermek icap eder, aksi takdirde icap etmez. Şayet namaz farz olup, vakit de daralmış ise onun isteğine cevap vermek vacip değildir. Eğer vakit dar ise İmamu'l-Harameyn'e göre cevap vermek vacip olur. Başkası ise ona muhalefet etmiştir. Çünkü namaza başlandı mı onun tamamlanması gerekir. Malikilere göre nafile namaz kılarken babanın çağrısına cevap vermek, namazı ürdürmekten daha faziletlidiri. Kadı Ebu'I-Velid'in naklettiğine göre ise bu sadece anneye ait bir özellika için sözkonusu değildir. 3- Hadisten anne babaya karşı iyi davranmanın, onların isteklerine -çocuğun mazereti bulunsa dahi- cevap vermenin büyük önemi anlaşılmaktadır. Fakat burada durum maksatıara göre farklılık arzedebilir. 4- Kişinin eli altındakiler eğer tehdit edilmelerini gerektiren bir şey yapacak olurlarsa, onlara karşı merhametli davranmak gerekir. Çünkü Cureyc'in annesi ona kızmakla birlikte ona yaptığı özel beddua dışında beddua etmedi. Eğer ona karşı yumuşak davranma yolunu seçmemiş olsaydı, bu kötü işi bizzat kendisinin işlemesi ya da katil olması için beddua ederdi. 5- Allah'a karşı samimi ve sadakat sahibi olan kimselere fitnelerin zararı olmaz. 6- Sözü geçen Cureyc'in yakıninin ne kadar güçlü ve Allah'a güvenin ümidinin ne kadar sağlam olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü adeten yeni doğmuş bir çocuğun konuşmaması sözkonusu olmakla birlikte o, küçük çocuğun konuşmasını istemiştir. Çocuğun konuşacağına dair Allah'a karşı duyduğu güven sağlam olmasaydı Allah, onun konuşmasını itemezdi. 7 - İki iş birbiriyle çatışacak olursa onlardan daha önemlileri hangisiyse ona başlanır. Şanı yüce Allah da gerçek dostları belaya maruz kaldıkları takdirde onlara çıkış yollarını gösterir. Ancak bu, onları daha bir arındırmak ve onlara daha çok sevap vermek amacı ile bazı vakitlerde bazıları için gecikebilir. 8- Evliyanın kerametinin sabit olduğu, onların tercih ve istekleri ile keramet göstermelerinin sözkonusu olabileceği de anlaşılmaktadır. 9- Hayasızlık işlemiş bir kimsenin, riayet edilmesi gereken bir hürmeti kalmaz. Önemli işlerde yüce Allah'a sığınmak isteyen bir.kimse, namaz kılmak suretiyle ona yönelir. 10- Bazılarının iddialarının aksine abdest, yalnızca bu ümmete ait bir özellik değildir. Bu ümmete ait olan ise ahirette ğurra ve tahdl (denilen abdest nurunun kolların dirseklerden yukarı, ayakların da topuklardan yukarı yıkanması neticesinde görülecek olan nur)dur. Yine daha önce İbrahim kıssasında Sara'nın zorba hükümdar ile birlikte başından geçenlere dair anlatılan haberde benzeri bir durum geçmiş bulunmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. "Yakışıklı" güzelliği olan, görünüşü, kılığı kıyafeti güzel, görenin hayran olup, işaret ederek göstereceği türden birisi, diye açıklanmıştır. "Annesi oğluna: Neden, diye sordu?" Yani anne oğluna bu şekilde konuşmasının sebebini sordu. Hadisten anlaşıldığına göre dünyadakilerin tasavvurları, zahiri hayal edebildiği yere kadar gider ve orada durur. Bundan dolayı mevcut halin kötülüğünden korkar. Oysa tahkik ehli olanlar böyle değildir. Onlar bMın! hakikat ile birlikte olurlcG. Bundan dolayı iç dünyalarının güzelolması halinde başka şeylere aldırmazlar. Nitekim yüce Allah'ın Karun'un arkadaşları ile ilgili naklettiklerinden de bu anlaşılmaktadır. O karşılarına ihtişam ve debdebesiyle çıktığında bazıları şöyle demişti: "Keşke Karun'a verilen gibi bize de verilseydi. .. Kendilerine ilim verilenler ise dediler ki: Vah size ... Allah'ın sevabı daha hayırlıdır."[Kasas, 79-80] Bu hadisten anlaşıldığına göre, insanlar hayır dilernek konusunda çocuklarını kendilerine tercih edecek bir tabiatta yaratılmışlardır. Çünkü kadın çocuğu için hayır istemiş, ondan kötülüğün uzaklaştırılmasını dilemiş fakat kendisi adına bir şey istememiştir. "Sanki o Zutlulardan bir adamdı." Yani siyahilere benzeyen birisi idi. "Ancak Mesih Deccal'in sağ gözü kördür. Gözü adeta patlak" yani öne çıkmış olduğu açıkça görülen "bir üzüm tanesini andırır." "Salim'den" ile kastedilen Abdullah b. Ömer'in oğlu Salim'dir. "Ben uyurken" (rüyamda) "Ka'be'yi tavaf ettiğimi gördüm." Bu onun bu seerki Nebileri görmesinin daha önce Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadiste geçen görmekten farklı olduğunu göstermektedir. Çünkü Ebu Hureyrelnin rivayet ettiği hadiste anlatılanlar İsra gecesinde olmuştu. Her ne kadar İsra'nın tamamıyla rüyada olduğu söylenmiş ise de doğru olan İsra'nın uyanık halde iken gerçekleştiğidir. "İnsanlar arasında Meryem oğluna en yakın olan benim." Abdurrahman b. Ebi Amra'nın, Ebu Hureyre'den diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "İnsanlar arasında Meryem oğlu İsa'ya dünyada da, ahirette de en yakın olan kişi benim." Bu da insanlar arasında onun en hası ve ona en yakın olan kişi benim, demektir. Çünkü o Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in kendisinden sonra geleceği müjdesini vermiştir. "Enbiya anneleri farklı kardeşler gibidir." Sözü geçen Abdurrahman yoluyla gelen rivayette "nebiler anneleri ayrı kardeşlerdir" şeklindedir. (Anneleri ayrı diye Türkçeleştirilen) ei-AHat, kuma olan kadınlar demektir. Çünkü birisi bir kala evlendikten sonra bir başkası ile evlenecek olursa ondan içmiş gibidir. Çü (mastarını teşkil eden) el-alel, ardı arkasına su içmek anlamına gelir. Annelerı ayrı kardeşler (evladu'l-allat) ise anneleri farklı, babaları bir kardeşler demektir. Hadisin anlamı da şudur: Onların dinleri asıl itibariyle birdir, bu asıl da tevhittir. Şeriatın fer'i hükümlerinde farklılık olsa bile. Maksadın farklı zamanlarda gönderilmeleri olduğu da söylenmiştir. "Benimle onun arasında bir nebi yoktur." Bunu insanlar arasında İsa'ya en yakın olanın kendisi olduğu şeklindeki sözüne delil gibi göstermiş görünmektedir. O bunu İsa'dan sonra bizim Nebiimizin dışında bir Nebi gönderilmediğine de delil göstermiştir .. "Gözümü yalanladım." Kurtubi der ki: İsa'nın hırsızlık yapan adama: "Sen hırsızlık yaptın" şeklindeki ifadesinin zahirinden anlaşıldığına göre, adamın hırsızlık yaptığı kesin olarak dile getirilen bir husustur. Çünkü o koruma altında olan bir malı gizlice aldığını görmüştü. Adamın ise "Asla hayır" demesi bunu reddetmek anlamındadır. Daha sonra da bunu yemin ile pekiştirmiştir. İsa'nın: "Ben Allah'a iman ettim, gözümün gördüğünü de yalanladım" sözüne gelince, ben Allah adına yemin edeni tasdik ederim. Alınan o şeyin bana hırsızlık olarak görünmesi halini de yalanlarım. Çünkü adamın hakkı olan bir malı almış olma ihtimali vardır yahut o malın sahibi o kimseye o malı atmış olmasına izin vermiş olabilir. Onu alıp evirip çevirmek ve onu görmek maksadıyla almış, gasp ya da onu ele geçirmek maksadını da gütmemiş olabilir. (Kurtubi devamla) dedi ki: Bununla birlikte İsa'nın bu sözü kesin bir ifade anlamını da taşımayabilir. O "hırsızlık yaptın" derken ona hırsızlık mı yaptın, diye sormak istemiş de olabilir. Bu durumda soru edatı hazfedilmiş demektir. Bu da . kurallara uygun bir kullanımdır ve çokça görülen bir şeydir. (Kurtubi'nin açıklamaları burada sona ermektedir.) Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "İsa, hırsızlık yapan bir adam gördü" diye kat'i bir ifade kullanmışken bunu soru kastıyla söylemiş olma ihtimali uzaktır. O malın alınmasının onun için helal olma ihtimali de 'Yine Nebi efendimizin kesin olarak kullandığı aynı ifade dolayısıyla uzak bir ihtimaldir. Birinci ihtimal Kadı lyad'ın açıklamalarından alınmıştır. Fakat İbnu'l-Kayyim "İğasetu'l-lehfan" adlı eserinde ona şöylece cevapvermektedir: Bu oldukça zorlanılarak yapılmış bir açıklamadır. Hakikat şu ki, Hz. İsa yüce Allah'ın, İsa'nın kalbinde herhangi bir kimsenin yalan yere adını zikredip, yemin edemeyeceği kadar büyük bir konumda idi. Bundan dolayı ya yemin edeni itham edecekti ya da kendi gözünü. O da kendi gözünü itham etme yolunu seçti. Nitekim A.dem de İblis kendisine samimiyetle öğüt verdiğine dair nasihatte bulunurken İblis'in doğru söylediğini zannetmiş idi. Derim ki: İbnu'l-Cevzi'nin bu tevili de zorlama olması bakımından Kadı lyad'ınkinden aşağı kalmaz. Benzetme de pek uygun değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Bu hadis, şüphe sebebi ile haddin uygulanmayacağına, özel bilgisine dayanarak hakimin hüküm veremeyeceğine de delil gösterilmiştir. Malikiler ile Hanbelilerin tercih ettiği görüş ise bUİ1un mutlak olarak sözkonusu olmayacağı şeklindedir. Şafi1lere göre ise hadler dışında (hakimin özel bilgisine göre hüküm vermesi) caizdir. İşte bu hadise de bundan (hadler türünden)dir. İleride buna dair geniş açıklamalar yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde gelecektir.(7161nolu hadis) "Beni aşırı övmeyiniz." Batıl iddialarla beni övmeye kalk]şmayınız. "Hıristiyanların Meryem oğlu İsa'yı övdükleri gibi." Çünkü onlar İsa'nın ilah olduğunu ve daha başka özelliklere sahip olduğunu iddia etmişlerdir. "Kişi cariyesini güzel bir şekilde tedib ederse" sözü ile ilgili açıklamalar nikah bölümünde gelecektir. (5083 nolu hadis) "Kişi İsa'ya iman ettikten sonra bana da iman ederse ona iki ecir vardır" hususu ile ilgili olarak çeşitli konular, yeterli açıklamalarıyla İlim bölümünde geçmiş bulunmaktadır.(97 nolu hadis) Hadiste İsa ile bizim Nebiimiz sallallahu a1eyhi ve sellem arasında herhangi bir nebi gelmemiş olduğuna işaret edilmektedir

Sahîh-i Buhârî, 3447
HadisSahîh-i Buhârî

وَقَالَ الْمَكِّيُّ حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ،‏.‏ وَحَدَّثَنِي مُحَمَّدُ بْنُ زِيَادٍ، حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ جَعْفَرٍ، حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ سَعِيدٍ، قَالَ حَدَّثَنِي سَالِمٌ أَبُو النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ عَنْ بُسْرِ بْنِ سَعِيدٍ، عَنْ زَيْدِ بْنِ ثَابِتٍ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ احْتَجَرَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم حُجَيْرَةً مُخَصَّفَةً أَوْ حَصِيرًا، فَخَرَجَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِيهَا، فَتَتَبَّعَ إِلَيْهِ رِجَالٌ وَجَاءُوا يُصَلُّونَ بِصَلاَتِهِ، ثُمَّ جَاءُوا لَيْلَةً فَحَضَرُوا وَأَبْطَأَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم عَنْهُمْ، فَلَمْ يَخْرُجْ إِلَيْهِمْ فَرَفَعُوا أَصْوَاتَهُمْ وَحَصَبُوا الْبَابَ، فَخَرَجَ إِلَيْهِمْ مُغْضَبًا فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ مَا زَالَ بِكُمْ صَنِيعُكُمْ حَتَّى ظَنَنْتُ أَنَّهُ سَيُكْتَبُ عَلَيْكُمْ، فَعَلَيْكُمْ بِالصَّلاَةِ فِي بُيُوتِكُمْ، فَإِنَّ خَيْرَ صَلاَةِ الْمَرْءِ فِي بَيْتِهِ، إِلاَّ الصَّلاَةَ الْمَكْتُوبَةَ ‏"‏‏.‏

Zeyd İbn Sabit r.a.'dan, dedi ki: "Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem (mescidde) hurma dallarından kendisi için küçük bir hücre çevirdi -yahut bir hasır edindi.- Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem çıkıp onun içinde namaz kılıyordu. Birtakım adamlar da kendisini takip ederek onun namazına uyup namaz kıldılar. Daha sonra yine bir gece gelip orada hazır bulundular. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ise onlara göre geç kaldı ve yanlarına çıkmadı. Bu sefer seslerini yükselterek kapıya da çakıl taşları atıp kapıyı çalmaya koyuldular. Allah Rasulü kızgınlıkla yanlarına çıktı ve onlara: Siz o yaptığınızı sürdürüp gidince ben de onun üzerinize farz olarak yazılacağını zannettim. Bu sebeple (nafile) namazlarınızı evlerinizde kılmaya bakınız. Çünkü şüphesiz farz namaz dışında kişinin en hayırlı namazı evinde kıldığıdır, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüce Allah'ın emri dolayısıyla gazabın ve şiddet göstermenin caiz oluşu. Nitekim yüce Allah: "Kafirlerle münafıklara karşı cihad et ve onlara sert ol. "(Tevbe, 73) diye buyurmuştur." Buhari, bu başlıkla Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eziyetlere sabrettiğine dair varid olan hadisin, ancak kendi nefsi ile ilgili olan hususlar ile ilgili olduğuna işaret ediyor gibidir. Eğer yüce Allah'ın bir hakkı sözkonusu ise o, o hususta Allah'ın sertlik gösterme emrine uyardı. Buhari bu başlıkta beş hadis zikretmektedir: Birincisi, Aişe'nin perde ile alakah hadisi olup buna dair açıklamalar daha önce Giyim bölümündEbu geçmiş bulunmaktadır. İkincisi, Ebu Mesud'un imamın sabah namazını uzun kıldırması olayı ile ilgili olan hadisidir. Bunun açıklaması da Namaz bölümünde (702.hadiste) geçmiş bulunmaktadır. Üçüncü hadis ise İbn Ömer'in balgam çıkarmak ile alakah hadisidir. Bunun açıklamaları da Namaz bölümünün baş taraflarında (406.hadiste) geçmiş bulunmaktadır

Sahîh-i Buhârî, 6113
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي إِبْرَاهِيمُ بْنُ مُوسَى، أَخْبَرَنَا هِشَامٌ، أَنَّ ابْنَ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَهُمْ عَنِ ابْنِ أَبِي مُلَيْكَةَ، أَنَّ عَلْقَمَةَ بْنَ وَقَّاصٍ، أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ قَالَ لِبَوَّابِهِ اذْهَبْ يَا رَافِعُ إِلَى ابْنِ عَبَّاسٍ فَقُلْ لَئِنْ كَانَ كُلُّ امْرِئٍ فَرِحَ بِمَا أُوتِيَ، وَأَحَبَّ أَنْ يُحْمَدَ بِمَا لَمْ يَفْعَلْ، مُعَذَّبًا، لَنُعَذَّبَنَّ أَجْمَعُونَ‏.‏ فَقَالَ ابْنُ عَبَّاسٍ وَمَا لَكُمْ وَلِهَذِهِ إِنَّمَا دَعَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَهُودَ فَسَأَلَهُمْ عَنْ شَىْءٍ، فَكَتَمُوهُ إِيَّاهُ، وَأَخْبَرُوهُ بِغَيْرِهِ، فَأَرَوْهُ أَنْ قَدِ اسْتَحْمَدُوا إِلَيْهِ بِمَا أَخْبَرُوهُ عَنْهُ فِيمَا سَأَلَهُمْ، وَفَرِحُوا بِمَا أُوتُوا مِنْ كِتْمَانِهِمْ، ثُمَّ قَرَأَ ابْنُ عَبَّاسٍ ‏{‏وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ الَّذِينَ أُوتُوا الْكِتَابَ‏}‏ كَذَلِكَ حَتَّى قَوْلِهِ ‏{‏يَفْرَحُونَ بِمَا أَتَوْا وَيُحِبُّونَ أَنْ يُحْمَدُوا بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا‏}‏‏.‏ تَابَعَهُ عَبْدُ الرَّزَّاقِ عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ‏.‏ حَدَّثَنَا ابْنُ مُقَاتِلٍ، أَخْبَرَنَا الْحَجَّاجُ، عَنِ ابْنِ جُرَيْجٍ، أَخْبَرَنِي ابْنُ أَبِي مُلَيْكَةَ، عَنْ حُمَيْدِ بْنِ عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ عَوْفٍ، أَنَّهُ أَخْبَرَهُ أَنَّ مَرْوَانَ بِهَذَا‏.‏

İbn Ebı Müleyke Alkame İbn Vakkas'ın kendisine şöyle haber verdiğini nakletmiştir: Mervan kapıcısına şöyle dedi: - Ey Rafi'! İbn Abbas'a git, ona "Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları ile övünen herkesin azap görmesi durumunda kuşkusuz hepimiz azap görürüz. Öyle mi?" diye sor. [Kapıcı gidip İbn Abbas'a bu soruyu sorunca] o şu cevabı verdi: - Bu ayet ile sizin bir ilginiz yok! Nebi yahudileri davet etmiş, onlara bir konuyu sormuştu. Ama onlar bildikleri halde o konuyu açıklamadılar. Bunun yerine bir başka şey söylediler ve onu gösterdiler. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e verdikleri bu cevap ile de övülmek istediler. Ondan hakikati gizledikleri için de sevindiler. Sonra İbn Abbas şu ayeti okudu: "Allah, kendilerine kitap verilenlerden, "Onu mutlaka insanlara açıklayacaksınız, onu gizlemeyeceksiniz" diyerek söz almıştı. Onlar ise bunu kulak ardı ettiler, onu az bir dünyalığa değiştiler. Yaptıkları alış-veriş ne kadar kötü! Sanma ki ettiklerine sevinen, yapmadıkları ile övülmek isteyenler, evet, sanma ki onlar azaptan kurtulacaklardır. Onlar için elem verici bir azap vardır. "[AI-i İmran 187-188] Fethu'l-Bari Açıklaması: (Münafıklardan bir grup) Ebu Saıd ayetin sebeb-i nüztilünü bu şekilde açıklamıştır. Ettiklerine sevinen ve yapmadıkları ile övülmek isteyenlerin münafıklar olduğunu belirtmiştir. İbn Abbas'tan aktarılan rivayet ise bu kimselerin, kendilerine sorulan soruya yanıltıcı cevap verip bildikleri gerçeği saklayan yuhudiler olduğu anlaşılmaktadır. Bu rivayetleri, ayetin iki grup hakkında birlikte indiğini söyleyerek uzlaştırmak mümkündür. Nitekim Kurtubı ve diğer müfessirler, bu iki rivayet arasında çelişki gibi görünen duruma bu şekilde bir yorum getirmişlerdir. Ayrıca Ferra, bu ayetiIi "Biz herkesten önce ehl-i kitab olduk, namaz kılıp itaat ettik." diyen ancak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e iman etmeyen Yahudiler hakkında indiğini anlatmıştır. İbn Ebı Hatim de farklı senetlerle bir tabiundan bazılarından buna benzer rivayetler nakletmiştir. Nitekim İmam Taberı de bu görüşü tercih etmiştir. Sonuç olarak şunu deriz: Bu ayetin bütün bu konular hakkında indiğini söylemeye bir engel yoktur. Ya da bu ayetin özel sebeplere binaen indiğini, umumiliğinin ise bir iyilik yapıp buna karşılık kendilerini beğenecek kadar şımarıp insanların, yapmadıkları şeylerle kendilerini övmesini isteyen herkesi kapsadığı söylenebilir. Her şeyi en iyi Allah bilir. ......Etev." Bu fiilin okum,ışu hakkında farklı kıraatler vardır. Hamevı'de bu fiil hemzenin dammesi ile ly)lutu şeklinde geçmiştir. Bu durumda anlam "Kendilerine verilen ilmi gizleyenler" şeklinde olur. Nitekim Yahudilerin bu durumu şu ayette de anlatılmaktadır: "Yanlarında olan ilimden dolayı sevinip-böbürlendiler."[Ğafir 83] Ancak ilk rivayet muşhur olan kıraate uygun olması bakımından daha evladır. İkinci kıraat Sülemi ve Saıd İbn Cübeyr'e aittir. Meşhur kıraate uygunluk daha önemlidir. Bir de İbn Abbas'ın tefsirine uygun olması ilk kıraatı daha da önemli hale getiriyor. "Sonra İbn Abbas şu ayeti okudu:" Bu ifade, İbn Abbas'a sorulan ayette bahsi geçen kimselerin bir önceki ayette anlatılan kimseler olduğunu gösterir. Allah Teala onları, gizlememekle emrolundukları bilgileri sakladıkları için yermiş ve bundan dolayı onların azaba çarptırılacaklarını bildirmiştir

Sahîh-i Buhârî, 4568
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَيَّاشُ بْنُ الْوَلِيدِ، حَدَّثَنَا الْوَلِيدُ بْنُ مُسْلِمٍ، حَدَّثَنِي الأَوْزَاعِيُّ، حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ أَبِي كَثِيرٍ، عَنْ مُحَمَّدِ بْنِ إِبْرَاهِيمَ التَّيْمِيِّ، قَالَ حَدَّثَنِي عُرْوَةُ بْنُ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَأَلْتُ ابْنَ عَمْرِو بْنِ الْعَاصِ أَخْبِرْنِي بِأَشَدِّ، شَىْءٍ صَنَعَهُ الْمُشْرِكُونَ بِالنَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ بَيْنَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يُصَلِّي فِي حِجْرِ الْكَعْبَةِ إِذْ أَقْبَلَ عُقْبَةُ بْنُ أَبِي مُعَيْطٍ، فَوَضَعَ ثَوْبَهُ فِي عُنُقِهِ فَخَنَقَهُ خَنْقًا شَدِيدًا، فَأَقْبَلَ أَبُو بَكْرٍ حَتَّى أَخَذَ بِمَنْكِبِهِ وَدَفَعَهُ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏{‏أَتَقْتُلُونَ رَجُلاً أَنْ يَقُولَ رَبِّيَ اللَّهُ‏}‏ الآيَةَ‏.‏ تَابَعَهُ ابْنُ إِسْحَاقَ حَدَّثَنِي يَحْيَى بْنُ عُرْوَةَ عَنْ عُرْوَةَ، قُلْتُ لِعَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو‏.‏ وَقَالَ عَبْدَةُ عَنْ هِشَامٍ عَنْ أَبِيهِ قِيلَ لِعَمْرِو بْنِ الْعَاصِ‏.‏ وَقَالَ مُحَمَّدُ بْنُ عَمْرٍو عَنْ أَبِي سَلَمَةَ حَدَّثَنِي عَمْرُو بْنُ الْعَاصِ‏.‏

Urve b. Zubeyr'den dedi ki: Ben (Abdullah) b. Amr b. el-As'a sordum: Bana müşriklerin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e yaptıkları en ağır işkencenin ne olduğunu haber ver, dedim. Dedi ki: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ka'be'nin Hicr'inde namaz kılmakta iken Ukbe b. Ebi Muayt geldi ve elbisesini onun boynuna dolayıp, boğazını alabildiğine sıkt!. Ebu Bekir gelip, onu omzundan tutarak Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in üzerinden geri itti ve: Sizler bir adamı Rabbim Allah'tır diye öldürür müsünüz?" [Mu'min, 28] dedi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Yüzü" uykunun etkisinden dolayı "kızarmış olduğu halde oturdu." Kızgınlığından ötürü kızarmış olma ihtimali de v.ardır. İbnu't-TIn bunu kesin olarak ifade etmiştir. "Testere ... konulurdu." İbnu't-TIn der ki: Kendilerine bu işkencenin yapıldığı kimseler enbiya ya da onlara tabi olan kimseler idi. Ashab-ı kiram arasında da kendisine bu işkence yapıldığı takdirde sabredecek kimseler vardı. Daha sonra şunları söyler: Ashab-ı kiram'dan olsun, onların peşinden gidenler arasından ve onlardan sonra gelenlerden olsun Allah yolunda eziyet görüp de ruhsat olanı yapacak olsalar da kendileri için uygun bir iş olacak kimseler hala var olagelmiştir. "Andalsun Allah bu işi tamamlayacaktır." İş (emr)den kasıt, İslam'dır. 3855 numaralı İbn Abbas'tan gelen katilin tövbesi ile ilgili hadisin açıklaması ileride yüce Allah'ın izniyle en-Nisa suresinin tefsirinde gelecektir. Burada bundan maksat, müşriklerin Müslümanlara yaptıkları öldürme, işkence ve buna benzer işlerin (günahlarının) Müslüman olmaları halinde üzerlerinden kalkmış olacağına işaret etmektir. "Muhammed b. Amr, Ebu Selerne dedi ki: Bana Amr b. eı-As anlattı." Ebu Ya'la ve el-Bezzar sahih bir senedie Enes'in şöyle dediğini rivayet etmektedirler: "Bir keresinde Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'i baygın düşünceye kadar dövdüler. Ebu Bekir ayağa kalkarak şöyle seslendi: Veyl olsun sizlere! Siz Rabbim Allah'tır dedi diye birisini öldürecek misiniz? Bunun üzerine onu bırakarak Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler." Bu, sahabe mürsellerinden bir rivayettir. Bunu Ebu Ya'la hasen bir senedie uzunca, Ebu Bekir'in kızı Esma yoluyla gelen bir hadis olarak rivayet etmektedir: "Ona: Müşriklerin Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem'e yaptıklarını gördüğün en aşırı ve ağır işkence nedir?" diye sordular. Bundan sonra da az önce kaydettiğimiz İbn İshak'ın anlattığına yakın olarak hadisi zikretmektedir. Bu rivayette şu ifadeler de vardır: "Haberi Ebu Bekir'e ulaştıran kişi gelip dedi ki: Arkadaşını yetiş! (Esrna) dedi ki: Ebu Bekir yanımızdan -ki dört küçük örüğü de vardı-: Veyl size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürür müsünüz diyerek çıktı. Nebii bırakıp, Ebu Bekir'in üzerine yürüdüler. Ebu Bekir yanımıza geri döndüğünde elini örüklerinden hangisine dokundurduysa (saçları) elinde kalıyordu." Ebu Bekir'in başından geçen bu olayın Ali yoluyla gelen bir şahidi de vardır. Bunu el-Bezzar, Muhammed b. Ali yoluyla rivayet etmiştir. O da babasından naklettiğine göre Ali irad ettiği hutbesinde dedi ki: "İnsanların en kahramanı kimdir? Sensin dediler. O dedi ki: Evet, kim benimle teke tek çarpıştıysa mutlaka ben ondan intikamımı almışımdır, fakat en kahraman kişi Ebu Bekir'dir. Andolsun ResuluIlah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i Kureyş'in yakalamış olduğunu gördüm. Birisi onu tekmeliyor, diğeri ona karşı dikiliyor ve ona: Sen bunca ilahı tek bir ilah kabul ediyorsun öyle mi, diyorlardı. Allah'a yemin ederim aramızdan Ebu Bekir dışında kimse (oraya) yaklaşamadı. Kimisine vuruyor, kimisini itiyor ve şöyle diyordu: Veyl olsun size! Rabbim Allah'tır dedi diye bir adamı öldürecek misiniz? Daha sonra Ali ağladı, sonra şöyle devam etti: Allah adına size soruyorum. Firavun hanedanından iman eden kişi mi daha faziletlidir yoksa Ebu Bekir mi? Herkes sustu, sonra Ali dedi ki: Allah'a yemin ederim Ebu Bekir'in bir anı dahi ondan daha hayırlıdır. Çünkü o imanını gizleyen bir adamdı, bu (Ebu Bekir) ise imanını açıkça ilan ediyordu

Sahîh-i Buhârî, 3856

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.