İslami Delil
Aramaya dön
Hadis

Sahîh-i Buhârî · 7235

Wishes

Arapça metin

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا هِشَامُ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَعْمَرٌ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي عُبَيْدٍ ـ اسْمُهُ سَعْدُ بْنُ عُبَيْدٍ مَوْلَى عَبْدِ الرَّحْمَنِ بْنِ أَزْهَرَ ـ عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ ـ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ يَتَمَنَّى أَحَدُكُمُ الْمَوْتَ إِمَّا مُحْسِنًا فَلَعَلَّهُ يَزْدَادُ، وَإِمَّا مُسِيئًا فَلَعَلَّهُ يَسْتَعْتِبُ ‏"‏‏.‏

Ebu Ubeyd'in -asıl adı Abdurrahman b. Ezher'in azadlısı Sa'd b. Ubeyd'dir- nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Hiç biriniz sakın ölümü temennı etmesin! Eğer o, salih bir kimse ise (hayatta oldukça) salah ve faziletinin artması umulur. Eğer fena bir kimse ise onun da tövbe edip, Allah'ın rızasını kazanması mümkün olur!" Fethu'l-Bari Açıklaması: "Mekruh Olan Temennl." İbn Atıyye şöyle demiştir: Başkasıyla alakası olmayan şeyi yani mubah olan şeyleri temennı etmek caizdir. Buna göre temennı yasaklı kıskançlık, karşılıklı nefrete sebep olacak şeylere mahsustur. İmam ŞafiI'nin şu ifadesi bu şekilde yorumlanır: "Temennı etmekle günaha girmiş olmasaydık, şöyle şöyle olmasını temennı ederdik." İmam Şafii bununla her türlü temennınin insanı günaha sokacağını kastetmemektedir. "Allah'ın sizi birbirinizden üstün kıldığı şeyleri hasretle arzu etmeyin." Ebu Zerr'in rivayeti bu şekildedir. İmam Buhari bir başka rivayette ayetin tamamını zikretmiştir. O bu konuda üç hadise yer vermiştir. Bunların tümü ölmeyi temennı etmeyi yasaklamayla ilgilidir. Bu hadislerin ayetle olan ilişkisinde kapalılık vardır. Ancak temennınin mekruh olanı, ayetin ve hadisin delalet ettiği şeyin cinsidir demek istiyorsa arada bir ilgi olabilir. Ayetten anlaşılan kıskanma yasaklığıdır. Hadiste ifade edilen ise sabra teşviktir. Çünkü genellikle ölümü temennı etmek öyle bir durumda olur ki kişi o durumda ölmeyi yaşamaya tercih eder. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem ölümü temennı etmeyi yasakladığına göre başa gelen şeye sabretmeyi emretmiş gibi olmaktadır. Ayet ve hadis kazaya rızayı ve Allah'ın emrine teslim olmayı teşvik etme noktasında birleşmektedir. Marda Bölümünde Hastanın Ölmeyi Temennı Etmesi başlığı altında Sabit'in naklettiği Enes hadisinde ölümü temennınin yasaklanmasından sonra şu ifade yer almaktadır: Kişi bunu mutlaka yapacaksa "Allah 'ım! Yaşamak benim için hayırlı olduğu sürece beni yaşat" desin. Mesela afiyet duasının meşruluğu buna karşı delil olarak ileri sürülemez. Çünkü uhrevi şeylerin elde edilmesi maksadıyla yapılacak dua Allah'a muhtaç olma, huzurunda kendini hakir ve muhtaç görme ve mahfiyat içinde olmayı ortaya koymakla birlikte gayba imanı içerir. Dua eden kimsenin ihtiyaç duyması nedeniyle dünyevi şeyleri elde etmek amaçlı duaya gelince, bunlar kişi dua ettiği takdirde kendisi için takdir edilmiş olabilir. Çünkü sebepler ve neticeleri tamamıyla takdir edilmiştir. Bunların tümü ölme duasının aksinedir. Çünkü bunda açık bir masıahat yoktur. Tam tersine mefsedet vardır. Zira ölüm duası hayat nimetinin ve onun sağlayacağı diğer faydaların elden çıkmasını talep etmek anlamına gelir. Özellikle kişi mu'minse böyledir. Zira imanın sürekliliği, amellerin en faziletlilerindendir. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir. "Sakın temenni etmesin." Çoğu rivayetlerde bu kelime burada olduğu gibi olumsuzluk kipiyle yer almaktadır. Bu olumsuz kipten maksat, yasaklıktır ya da o yasaklık getirmek için ifade edilmiştir. Hemmam'ın işaret edilen rivayetinde Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem "Herhangi biriniz ölümü temennı etmesin, başına gelmeden önce gelmesi için dua etmesin" buyurmuştur. Bunun yasaklığında niyetle (kasıt) ifade (nutuk) birleşmiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "Başına gelmeden önce" ifadesi, ölüm başa geldiğinde -kişi Allah'a kavuşmayı hoş görmeyenler zümresine dahil olmaması için- onu çirkin görmenin yasaklığına işaret vardır. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in eceli geldiğinde söylemiş olduğu şu cümle de buna işaret etmektedir: "Allah'ım! Beni en yüce dosta kavuştur!" Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu sözü dünyada kalmakla ölüm arasında muhayyer bırakıldıktan sonra Allah'ın katında olanı tercih ettikten sonra söylemiştir. Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu ifadeyi kullanmış ve Menakıb Bölümünde açıklandığı üzere Hz. Ebu Bekir onun ne demek istediğini anlamıştır. Ölmeyi temennı etmenin yasaklık hikmetine gelince, ölümü başq gelmeden talep etmede -her ne kadar eceller artıp eksilmese bile- bir çeşit kadere itiraz ve düşmanlık vardır. Çünkü ölmeyi temennı etmek, ecelin artmasına ve eksilmesine etki etmez. Fakat ecel kişinin bilmediği bir vakittir. Fiten Bölümünde Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "Hayattaki bir kişi kabirdeki bir adamın yanından geçerken 'Keşke şu ölünün yerinde ben olaydım' diye ölümü temennı etmedikçe kıyamet kopmaz" hadisinde bunun kıskandığını gösteren ifadeler yer almaktadır. Din o kimse için başa gelen bir beladan başkası olmayacaktır. Bu hadisin geniş bir açıklaması Marda Bölümünde hastanın ölümü temennı etmesi başlığı altında geçmişti. Nevevı şöyle der: Hadis başa gelen fakirlik veya düşmanın verdiği sıkıntı ve benzeri dünya meşakkatleri gibi bir zarardan dolayı ölmeyi temennı etmenin çirkin olduğunu açıkça ifade etmektedir. Buna karşılık kişi dini açısından herhangi bir zarar veya fitneden korkacak olursa bu hadisin anlamından dolayı• ölmeyi temennı etmek çirkindir. Selef alimlerinden birçokları böyle yapmışlardır. Hadise göre buna muhalefet edip, başa gelen zarara'sabretmeyen ve uğradığı bir zarardan dolayı ölmeyi temennı eden kimse, yukarıda zikri geçen duayı okusun. Biz de şunu ekleyelim: Hadisin zahirine göre mutlak olarak ölüm temennı edilmez ve sadece o dua ile yetinilir. Fakat Nevevl'nin ifadesine göre ölmeyi temennı durumunda olan kimse açısından -bunu temennı etmeyi terk etmesine yardımcı olması için- kişinin bunu yapmasında herhangi bir sakınca yoktur. "Eğer o, salih bir kimse ise (hayatta oldukça) salah ve faziletinin artması umulur. Eğer fena bir kimse ise onun da tövbe edip, Allah'ın nzaslnı kazanması mümkün olur!" Bu ifadede geçen "yesta'tibu" bundan vazgeçip, istiğfar ederek Allah'ın rızasını istemesi umulur demektir. "el-İsti'tab" rızayı talep etmek demektir. Hadisin zahirine göre bir mükellef sadece bu iki durumda olur. Bir üçüncü şık daha vardır ki o da mükellefin iyiliği ve kötülüğü birbirine karıştırıp, buna göre devam etmesidir ya da ihsanının artması veya kötülüğünün artması ya da iyi bir kimse iken kötüye dönüşmesi veya kötü iken kötülüğünün daha da artmasıdır. Buna verilecek cevap şudur: Bu taksim genel durum göz önüne alınarak yapılmıştır. Çünkü mu'minlerin halleri çoğunlukla böyle olur. Özellikle buna şifahı olarak muhatap olanlar sahabilerdi. Bu hadisin geniş bir açıklaması orada geçmişti. Hadisin manası ile ilgili olarak aklıma şöyle bir şey geldi: Hadiste iyi olan kimsenin iyiliğine gıpta ettirme, kötü olan kimseyi ise kötülüğünden sakındırmaya işaret vardır. Sanki Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle demektedir: İyi olan kimse ölümü temennı etmeyi bıraksın ve iyiliğine, bunu arttırmaya devam etsin, kötü olan kimse ise ölümü temennı etmeyi bıraksın, kötülük üzere ölmemek için bundan vazgeçsin, yoksa tehlikede olur. Bunun dışında sözkonusu taksimin içermiş olduğu diğer kimselerin hükmü bu iki durumdan anlaşılır. Zira bu gibi kimseler bu iki durumdan birisinin dışında olamazlar. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 7235

Benzer hadisler

HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا أَبُو أُسَامَةَ، عَنْ هِشَامٍ، عَنْ عَبَّادِ بْنِ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ الزُّبَيْرِ، قَالَ سَمِعْتُ عَائِشَةَ ـ رضى الله عنها ـ قَالَتْ سَمِعْتُ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم وَهْوَ مُسْتَنِدٌ إِلَىَّ يَقُولُ ‏ "‏ اللَّهُمَّ اغْفِرْ لِي وَارْحَمْنِي وَأَلْحِقْنِي بِالرَّفِيقِ الأَعْلَى ‏"‏‏.‏

Abbad b. Abduııah b. ez-Zubeyr'den, dedi ki: "Aişe r.anha'yı şöyle derken dinledim: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'i (ölüm hastalığı esnasında) bana dayanmış iken: Allah'ım, bana mağfiret buyur, bana merhamet eyle ve beni refik-i a'la'ya kavuştur, derken işitmişimdir." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Hasta olanınölümü temenni etmesi." Yani bu mutlak olarak yasak mıdır? Yoksa bazı hallerde caiz midir? "Sakın sizden bir kimse kendisine isabet eden bir zarardan ötürü ölümü temenni etmesin." Hitab ashab-ı kiram'adır. Maksat ise onlar ve onlardan sonra gelecek olan genelolarak bütün Müslümanlardır. "Kendisine isabet eden bir zarar" ibaresini seleften bir topluluk dünyevi zarar diye yorumlamışlardır. Eğer dini hakkında fitneye maruz kalmaktan korkmak sureti ile uhrevı bir zarardan çekinecek olursa, bu korkuyla ölüm dileği yasağın kapsamına girmez. Bu hükmün İbn Hibban'ın rivayetinden çıkartılması da mümkündür: "Sakın sizden herhangi bir kimse dünyada ona gelip çatan bir zarar dolayısıyla ölümü temenni etmesin." Böyle bir açıklama buradaki " .. da: fi"nin bu hadiste sebeplilik anlamına kabul edilmesi halinde uygun düşer. Yani dünyevi bir husus sebebiyle temenni etmesin, demek olur. Ashab-ı kiram'dan bir topluluk bu işi (ölüm temenni etme işini) yapmıştır. Muvatta'da, Ömer'den şöyle dediği nakledilmektedir: "Allah'ım, yaşım ilerledi, gücüm zayıfladı, raiyyetim dört bir tarafa yayıldı. Üzerime düşen vecibelerden herhangi birisini ihmal etmeden ve bir kusur işlememiş olarak beni yanına al!" Bu hususta bundan da daha açık ifadeler Ebu Davud'un rivayet ettiği, Hakim'in de sahih olduğunu belirttiği, Muaz'ın naklettiği hadiste zikredilmektedir. Bu hadise göre herbir namazın arkasında söylenecek sözler arasında şunlar da vardır: "Ve eğer bir kavim hakkında bir fitne murad edecek olursan, fitneye maruz kalmamış olarak ruhumu kabzederek yanına aL." " ... desin." Bu da ölümü temenni etme yasağının bu şekil ve kayıtlar ile yapılmaması hali ile ilgili olduğunu göstermektedir. Çünkü mutlak olarak ölümü temenni etmekte bir çeşit itiraz ve kesin olarak belirlemiş olan bir kadere karşı çıkmak söz konusudur. Emrolunan bu şekilde ise iş, bir bakıma Allah'a havale edilmekte ve kaza ve kadere teslimiyet arz edilmektedir. "Bu toprağa yaptığı harcama dışında şüphesiz Müslüman infak ettiği her bir şey karşılığında ecir alır." Yani bina ve inşaat için harcanan para bundan müstesnadır. Bu da ihtiyaç duyulandan fazlası için yapılan bina harcamaları hakkında yorumlanmıştır. "Hiç 'kimseyi am eli cennete sokamaz." Bu hadis ile ilgili açıklamalar ileride Rikaak bölümünde (6463.hadiste) gelecektir. "Ya ihsan edicidir, hayrını daha da artırması umulur ya da kötülük yapan birisidir, tevbe etmesi umulur." Yani tevbesi kabul edilerek kendisinden razı olunması gereken işleri yapmaya döner

Sahîh-i Buhârî, 5674
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنِي عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا مُعَاوِيَةُ بْنُ عَمْرٍو، حَدَّثَنَا أَبُو إِسْحَاقَ، عَنْ مُوسَى بْنِ عُقْبَةَ، عَنْ سَالِمٍ أَبِي النَّضْرِ، مَوْلَى عُمَرَ بْنِ عُبَيْدِ اللَّهِ ـ وَكَانَ كَاتِبًا لَهُ ـ قَالَ كَتَبَ إِلَيْهِ عَبْدُ اللَّهِ بْنُ أَبِي أَوْفَى فَقَرَأْتُهُ فَإِذَا فِيهِ أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ لاَ تَتَمَنَّوْا لِقَاءَ الْعَدُوِّ، وَسَلُوا اللَّهَ الْعَافِيَةَ ‏"‏‏.‏

Ömer b. Ubeydullah'ın azadlısı ve katibi Salim Ebü'n-Nadr şöyle demiştir: Abdullah b. Ebu Evfa, Ömer b. Ubeydullah'a bir mektup yazdı da bu mektubu ben okudum. Bir de ne göreyim! Mektupta Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in "(Ey insanlar!) düşmanla karşı karşıya gelmeyi temennf etmeyiniz! Fakat Allah'tan afiyet dileyiniz" emri yazılıydı. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Düşmanla karşı karşıya gelmeyi temennı etmenin çirkinliği." Cihad Bölümünün sonlarında düşmanla karşı karşıya gelmeyi temennı etmeyiniz başlığı altında bu hadis geçmişti. Orada şehitliği temennı etmenin caizliği ile birlikte hadisin açıklaması ve iki rivayetin birbiriyle nasıl cem ve telif edileceği geçmişti. Çünkü bu iki rivayet zahiren birbiriyle çelişmektedir. Zira şehitliği temennı etmek sevimlidir. O halde insanı sevdiği şeye götüren düşmanla karşı karşıya gelmeyi temennı etmek nasılolur da yasak olur? Bunun kısa cevabı şudur: Şehitlik düşmanla karşı karşıya gelmekten daha dar çerçevelidir. Zira İslam'a yardım ederek ve kafirleri kırıp geçirerek onun izzetini sürekli kılarak şehitliği elde etmek mümkündür. Düşmanla karşı karşıya gelmek, bazen şehitliğin aksi bir netice verebilir. Bundan dolayı onlarla karşılaşmayı temennı etmek yasak edilmiştir. Bu şehitliği temennı etmeyle çelişmez ya da hadiste sözü edilen çirkinlik, kendi kuvvetine güvenen, kendini beğenen ve benzeri kimseler için söz konusudur

Sahîh-i Buhârî, 7237
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا عَبْدُ الْعَزِيزِ بْنُ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ أَبِي سَلَمَةَ، أَخْبَرَنَا الزُّهْرِيُّ، عَنْ عَامِرِ بْنِ سَعْدٍ، عَنْ أَبِيهِ، قَالَ جَاءَنَا رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَعُودُنِي مِنْ وَجَعٍ اشْتَدَّ بِي زَمَنَ حَجَّةِ الْوَدَاعِ فَقُلْتُ بَلَغَ بِي مَا تَرَى وَأَنَا ذُو مَالٍ وَلاَ يَرِثُنِي إِلاَّ ابْنَةٌ لِي أَفَأَتَصَدَّقُ بِثُلُثَىْ مَالِي قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ بِالشَّطْرِ قَالَ ‏"‏ لاَ ‏"‏‏.‏ قُلْتُ الثُّلُثُ قَالَ ‏"‏ الثُّلُثُ كَثِيرٌ، أَنْ تَدَعَ وَرَثَتَكَ أَغْنِيَاءَ خَيْرٌ مِنْ أَنْ تَذَرَهُمْ عَالَةً يَتَكَفَّفُونَ النَّاسَ وَلَنْ تُنْفِقَ نَفَقَةً تَبْتَغِي بِهَا وَجْهَ اللَّهِ إِلاَّ أُجِرْتَ عَلَيْهَا حَتَّى مَا تَجْعَلُ فِي فِي امْرَأَتِكَ ‏"‏‏.‏

Amir b. Sa'd'dan, o babasından (Sa'd b. Ebi Vakkas'tan) dedi ki: Rasulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem Veda haccı esnasında oldukça ağırlaşan bir hastalığım dolayısıyla beni ziyaret etmek için bize geldi. Ben: Hastalığım gördüğün bu hale kadar ulaştı ve ben malı çok olan birisiyim. Bana bir kız çocuğundan başka mirasçı olacak kimsem de yoktur. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi, dedim. O: Hayır, diye buyurdu. Ben: Ya yarısını, diye sordum, o hayır dedi. Ben ya üçte birini diye sordum. O: Üçte bir de çoktur. Çünkü senin, mirasçılarını zengin olarak bırakman, onları insanlara avuç açacak şekilde ihtiyaç içerisinde bırakmandan daha hayırlıdır. Allah'ın vechini (rızasını) arayarak yaptığın her bir harcama (infak) karşılığında -hanımının ağzına koyduğun lokmaya varıncaya kadar- mutlaka sana ecir verilir diye buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Derim ki: Muhtemelen Buhari bu başlık ile mutlak olarak hastalıktan şikayet etmenin yasak olmadığına işaret etmek istemiştir. Böylelikle belanın kaldırılması için dua etmek, rıza ve teslimiyeti zedeler iddiasında bulunan birtakım sufilerin kanaatlerini de reddetmek istemiştir. Bu başlık ile Allah'tan şifa dilemenin yasak olmadığına, aksine ayrıca fazladan bir ibadet olduğuna da dikkat çekmiş olmaktadır. Çünkü böyle bir tutum, Masum (hata ve günahtan korunmuş bir Nebi)dan dasabit olmuş, yüce Allah bundan dolayı onu övmüş ve bununla beraber onun hakkında sabretmek vasfını da tespit etmiştir. Bizler de "Fevaidu Meymline"de Eyyub'un kıssası hakkında İbn Hibban ve Hakim'in sahih olduğunu belirttikleri şu hadisi rivayet etmiş bulunuyoruz: "Eyyub (a.s)'ın bela dönemi uzayıp gitmiş, -kardeşlerinden iki adam dışında- yakın uzak herkes ondan ayrılıp uzaklaşmıştı. Bu sırada o iki kardeşinden biri diğerine: Şüphesiz Eyyub alemlerden kimsenin işlememiş olduğu bir günahı işlemiştir, dedi. Onun söylediği bu söz Eyyub'a ulaştı. .yani bu sözünden dolayı sabır gösteremedi- ve Rabbine dua edince, Allah da onun sıkıntısını kaldırdı." Buhari'nin maksadı şu gibidir: Hastanın caiz olan şikayeti yüce Allah'tan dilekte bulunmak yahut Allah'ın kaderinden öfkelenmek, usanmak suretinde olmayan halleriyle caizdir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Kurtubi der ki: Kulun Rabbini şikayet etmesinin mekruh olduğunu ilim adamları ittifakla kabul etmişlerdir. KulunRabbini şikayet etmesi ise, usanç belirtecek bir surette sıkıntısını insanlara zikretmesi demektir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır. Ahmed, "ez-Zühd" adlı eserinde Tavlis'tan şöyle dediğini nakletmektedir: Hastanın inlemesi bir şikayettir; ama Ebu't-Tayyib, İbnu's-Sabbağ ve ŞafiIlerden bir topluluk, hastanın inlemesinin, ah vah etmesinin mekruh olduğunu sÖylemişlerdir. Ancak Nevevi buna karşı şöyle demiştir: Bu görüş zayıf yahut batıldır. Çünkü bir şeye mekruh demek, hakkında nehy maksadıyla buyruğun sabit olduğu işler hakkında mümkündür. Böyle bir nehy kastı ise burada söz konusu değildir. Daha sonra da başlıkta geçen Aişe r.anha hadisini de delil göstermekte, arkasından şunları söylemektedir: Muhtemelen inlemenin, ah vah etmenin mekruh olduğunu söylerken evla olana muhalif hareketi kastetmiş olmalıdırlar. Kulun zikir ile meşgulolması hiç şüphesiz daha uygundur. Bu kanaatte olanlar, çokça şikayet etmenin yaklnin zayıflığına delil olup, Allah'ın kaza ve kaderine razı olmamayı, düşmanların bu musibete sevinmelerine sebep teşkil etmesi gibi ihtiva ettiği anlamlardan hareketle de söylemiş olabilirler. Hastanın arkadaşına ya da doktoruna durumunu haber vermesinde ise ittifakla bir sakınca görülmemiştir. "Bu iş eğer ben hayatta iken olursa." Bu sözleriyle hastalığın arkasından gelen ölüme işaret etmektedir. Yani ben hayatta iken sen ölürsen anlamındadır. Bu anlama geldiğini Aişe'nin verdiği cevap göstermektedir. Ayrıca Ubeydullah b. Abdullah b. Utbe yoluyla gelen rivayette bu husus açık olarak ifade edilmiş bulunmaktadır. Onun rivayetinin lafzı şöyledir: "Daha sonra Allah Rasulü: Sen benden önce ölsen, seni kefenlesem, sonra cenaze namazını kıldınp seni defnetsem, sana ne zararı olur, diye buyurdu." Aişe radıyallahu anha'nın söylediği: "Vay başıma gelen musibete (Va sekleyah)!" sözündeki (musibet anlamı verilen): "es-Sekl'" çocuğu yahut çok değerli bir varlığı kaybetmek demektir. Burada onun hakikatanlamı kastedilmiş değildir. Aksine bu, Araplar'ın eskiden beri musibetin başa gelmesi ya da beklenmesi halinde kullanmayı itiyat halinegetirdikleri bir sözdür. Aişe radıyallahu anha'nın söylediği: "Allah'a yemin ederim, senin ölmemi arzu ettiğini görüyorum" sözlerini de Nebi efendimizin kendisine söylediği: "Benden önce ölsen" sözlerinden çıkarmış gibidir. Yine Aişe radıyallahu anhaJnın söylediği: "Eğer bu dediğin" yani ölümüm "olursa sen daha o günün sonunda hanımlarından birisi ile gerdeğe girersin" sözünün alındığı "ta'rıs" kökü, erkeğin hanımı ile gerdeğe girmesi hakkında kullanılır. Daha sonra da bütün cima' için kullanılan genel bir tabir olmuştur. Ancak birinci anlamıyla daha meşhurdur. Çünkü "ta'ds"in ası! anlamı geceleyin inip konaklamaktır. Ubeydullah yoluyla gelen rivayette: "Allah'a yemin ederim, bana öyle geliyor ki sen bu dediklerini yapacak olsan, and olsun hemen benim evime geri döner ve hanımlarından birisi ile gerdeğe girersin, dedi. Aişe dedi ki: Rasulullah s.a.v. gülümsedi." Nebi efendimizin: "Hayır, asıl ben vay başım demeliyim" sözüne gelince, buradaki "bel: hayır" lafzı ıdrab için kullanılır. Yani sen sözünü ettiğin o baş ağrını bir kenara bırakıp asıl benimle meşgul olmalısın. Ubeydullah rivayetinde: "Bundan sonra da vefatı ile neticelenen hastalığı başladı" fazlalığı vardır. "Ebu Bekir'e ve oğluna haber göndermek istedim." Hadisin akışı bu olayın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hastalığının başlangıç dönemlerinde olduğu izlenimini vermektedir. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem hasta olduğu halde onlara namaz kıldırmaya devam etti ve sırası gelen hanımının evinde kaldı. Nihayet bunu yapamayacak hale geldi ve sadece Aişe'nin evinde kaldı. Muhtemelen Peysamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in: "Haber göndermek istedim ... " sözleri kendisi ile Aişe arasında meydana gelen bu karşılıklı konuşmadan bir süre sonra söz konusu olmuştur. Hadisin zahiri bundan farklısına işaret ediyor olsa dahi bu böyledir. Aynı şekilde asıl konumun Aişe'nin kalbini kendisine doğru meylettirmek ve kazanmak konumu olması da bunu desteklemektedir. O şöyle diyor gibidir: İş (halifelik) senin babana verileceği gibi, bu iş aynı şekilde kardeşinin huzurunda da gerçekleşecektir. Eğer ahitten kasıt halifelik ahdi ise bu böyledir. İleride yüce Allah'ın izniyle Ahkam bölümünde (7217.hadiste) açıklanacağı üzere hadisin akışının zahirinden anlaşılan budur. Eğer hadis başka bir maksadı ihtiva ediyor ise muhtemelen Aişe radıyallahu anha'ın mahremi olan bazı kimseleri yanına getirmek istemiştir. Öyle ki bir ihtiyacın görülmesini ya da birisine bir haber gönderilmesini isterse bu mahrem olan şahıs, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bu ihtiyacını görüversin. "Ona ahit vereyim", yani vasiyette bulunayım. "Yahut temenni edenlerin temennilerini kessin." Hadisten Çıkan Sonuçlar 1- Kıskançlık, kadının tabiatında olan bir şeydir. 2- Erkek, hanımı (ve aile halkı) ile güzel bir şekilde şakalaşmalı ve başkalarına açmayıp sakladığı şeyleri onlara açıp söyleyebilmelidir. 3- Ağrıyı söz konusu etmek şikayet değildir. Nice öfke duyan ve razı olmayan kimse var ki sesini çıkarmaz, nice hoşnut olup rıza gösteren var ki şikayet eder. O halde bu hususta asıl göz önünde bulundurulan, kalbin amelidir. Dilin söylediği değildir. Doğrusunu en iyi bilen Allah'tır

Sahîh-i Buhârî, 5668
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، أَخْبَرَنَا مَالِكٌ، عَنْ أَبِي الزِّنَادِ، عَنِ الأَعْرَجِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ ‏ "‏ وَالَّذِي نَفْسِي بِيَدِهِ وَدِدْتُ أَنِّي لأُقَاتِلُ فِي سَبِيلِ اللَّهِ فَأُقْتَلُ ثُمَّ أُحْيَا ثُمَّ أُقْتَلُ، ثُمَّ أُحْيَا، ثُمَّ أُقْتَلُ، ثُمَّ أُحْيَا، ثُمَّ أُقْتَلُ، ثُمَّ أُحْيَا ‏"‏‏.‏ فَكَانَ أَبُو هُرَيْرَةَ يَقُولُهُنَّ ثَلاَثًا أَشْهَدُ بِاللَّهِ‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'in nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Kudreti sayesinde yaşadığım Allah'a yemin ederim ki Allah yolunda çarpışıp öldürülmeyi, sonra diriltilmeyi, sonra öldürülmeyi, sonra diriltilmeyi, sonra öldürülmeyi, sonra diriltilmeyi, sonra öldürülmeyi, sonra diriltilmeyi ne kadar isterdim!" Hadisi Ebu Hureyre'den nakleden ravi şöyle demiştir: Ebu Hureyre bu "öldürülme" kelimesini üçer defa söylerdi de 'Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in bunu böyle söylediğine Allah adına şehadet ederim!' derdi. Fethu'l-Bari Açıklaması: "Temenni etme ve şehit olmayı temennı etme." "Temennl" kelimesi "el-umniyye" kökünden olup, tefe'uul babındandır. "el-Umniyye" kelimesinin çoğulu "el-emanı"dir. "Temennı" gelecekle ilgili bir irade anlamınadır. Bu herhangi bir hasedle birlikte olmaksızın hayır konusunda ise dinen istenilen şeylerdendir, aksi takdirde kınanmış fiillerden olur. Bazıları "temennı" ve "terecd" kelimeleri arasında umum ve husus ilişkisi olduğunu söylemişlerdir. "Terecd" mümkün olan şeyleri umut etmek anlamına gelirken,. "temennı" bundan daha geniş ve geneldir. Bazılarına göre "temennı" elden kaçınımış şeylerle ilgilidir. Bazıları bunu elde etmesi mümkün olmayan şeyleri talep anlamındadır diye ifade etmişlerdir. Yukarıdaki hadisin açıklaması ve temennı edildiği takdirde ortaya çıkan problemle birlikte şehiHiği temennı etmenin ne demek olduğu Cihad Bölümünde şehitliği temennı başlığı altında geçmişti. Doğruyu en iyi Yüce Allah bilir

Sahîh-i Buhârî, 7227
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، قَالَ سَمِعْتُ ابْنَ الْمُنْكَدِرِ، قَالَ سَمِعْتُ جَابِرَ بْنَ عَبْدِ اللَّهِ ـ رضى الله عنهما وُلِدَ لِرَجُلٍ مِنَّا غُلاَمٌ فَسَمَّاهُ الْقَاسِمَ فَقَالُوا لاَ نَكْنِيكَ بِأَبِي الْقَاسِمِ، وَلاَ نُنْعِمُكَ عَيْنًا‏.‏ فَأَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم فَذَكَرَ ذَلِكَ لَهُ فَقَالَ ‏ "‏ أَسْمِ ابْنَكَ عَبْدَ الرَّحْمَنِ ‏"‏‏.‏

Cabir İbn Abdullah r.a.'dan: "Bizden bir adamın bir oğlu oldu da ona el-Kasım adını verdi. Ashab: Biz seni Ebu'l-Kasım diye künyelemeyiz ve böylelikle de senin gözünün aydın olmasını sağlamayız deyince, o da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e gidip ona bunu söyledi. Bu sefer Allah Rasulü: Oğluna Abdurrahman adını ver, buyurdu." Fethu'l-Bari Açıklaması: Nevevı dedi ki: "Ebu'l-Kasım" diye künyelenmek hususunda üç farklı görüş vardır: Birincisi, kişinin adı Muhammed olsun ya da olmasın mutlak olarak bunun yasak oluşudur. Bu görüş Şafiı'den sabittir. İkincisi, mutlak olarak caizdir. Yasak sadece Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in hayatı ile sınırlıdır. Üçüncü görüş ise: Adı Muhammed olan kimseler için caiz değildir, başkası için caizdir. er-Ram dedi ki: Bunun daha sahih olma ihtimali vardır. Çünkü insanlar herhangi bir tepki gösterilmeksizin bütün çağlarda böyle yapagelmişlerdir. Nevevi der ki: Ama bu, hadisin zahirine aykırıdır. İnsanların bu hususta mutabakat etmiş olması ise, ikinci görüşü pekiştirmektedir. Sanki onların dayanak noktaları, daha önce işaret olunan Enes'in rivayet ettiği hadiste geçen: "Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem pazarda bulunuyordu. Bir adamın: Ey Ebe'l-Kasım diye seslendiğini işitince, ona döndü. Adam Allah Rasulüne: Ben seni kastetmemiştim deyince, Allah Rasulü de: Benim adımı ad olarak veriniz, ama benim künyem ile künyelenmeyiniz, buyurdu" hadisi gibi görünüyor. Nevevı der ki: Buradaki yasaktan, sözü geçen sebep dolayısıyla onun hayatı dönemine has olduğu ve ondan sonra da bu yasağın ortadan kalktığı anlamını çıkarmışlardır. --- Nevevı'nin açıklamaları özetle burada sona ermektedir. --- Sözkonusu bu sebep, Sahih'te de sabittir. Dolayısı ile sözü geçen görüşün sahibi, hadisin zahirinden ancak bir delile dayanarak uzaklaşmıştır. Burada dikkat çekmemiz gereken hususlardan birisi de şudur: Nevevı üçüncü görüşü ters çevirerek zikredip şöyle demiştir: Adı Muhammed olan kimseler için caizdir, başkaları için değildir. Ama böyle bir görüşü söyleyen kimse bilinmemektedir. Bu ancak bir kalem yanılmasıdır. Bu üç görüşü el-Ezkar adlı eserinde doğru olarak zikretmiştir. Zahiriyye mezhebi mensupları birinci görüşü benimsemiş, bazıları aşırıya giderek: Bir kimsenin Ebu'l-Kasım diye künyelenmesini önlemek için oğluna elKasım adını vermemelidir, vermesi caiz değildir, demişlerdir. İkinci görüşün lehine de Buhari'nin el-Edebu'I-Müfred'in de, Ebu Davud'un, İbn Mace'nin ve sahih olduğunu belirterek Hakim'in rivayet ettikleri Ali r.a.'ın şu hadisi delildir: "Ey Allah'ın Rasulü, dedim. Senden sonra benim oğlum olursa ona senin adını ve senin künyeni verebilir miyim? Allah Rasulü: Evet, buyurdu." Bu hadisin bazı rivayet yollarında: "Bana Muhammed adını verdi ve beni Ebu'l-Kasım diye künyeledi" denilmektedir. Bu da Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in Ali İbn Ebi Talib'e verdiği bir ruhsatıdır. Biz bu ruhsatı "Emali el-Cevherı" adlı eserimizde rivayet ettik. Ayrıca bu rivayeti İbn Asakir, Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in siretini anlatırken kendi senedi ile rivayet etmiş bulunmaktadır. O rivayetin senedi de kavi (güçıü)dir. Taberi dedi ki: Bunun Ali'ye mubah kılınması ve sonra da ona oğluna göre Ebu'I-Kasım künyesinin verilmesi, bu husustaki nehyin haramlık anlamıyla değil de mekruhluk anlamıyla olduğuna bir işarettir. (Devamla) der ki: Bunu da, eğer haramlık ifade etmiş olsaydı, ashabın buna mutlaka tepki gösterecekleri ve oğluna Ebu'l-Kasım künyesini vermesine asla imkan tanımayacakları gerçeği de desteklemektedir. O halde bu durum, onların buradaki nehyi ancak tenzih anlamında aldıklarını göstermektedir. Ancak bu görüşe şöyle itiraz edilmiştir: Durum sadece onun dediği çerçeveden ibaret değildir. Onlar belki de hadisin bir başka rivayetinde görüldüğü gibi, ruhsatın başkası için değil de sadece onun için sözkonusu olduğunu bilmiş yahut yasağın Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in zamanına mahsus olduğu anlamını da çıkarmış olabilirler. Bu görüş de daha güçlüdür. Çünkü ashabdan bazıları oğluna Muhammed adını ve Ebu'l-Kasım künyesini vermiş bulunmaktadır. Sözkonusu sahabi Talha İbn Ubeydullah'tır. Taberani de kesin bir dille ona bu künyeyi verenin Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem olduğunu belirtmiştir. Bunu da İsa İbn Talha yoluyla, Muhammed İbn Talha'nın süt annesinden diye rivayet etmiştir. Aynı şekilde "el-Muhammedun: Adı Muhammed olanlar" diye bilinen kimseler hakkında da böyle denilir. Ebu Bekir'in oğlu, Sa'd'ın oğlu, Cafer İbn Ebi Talib'in oğlu, Abdurrahman İbn Avf'ın oğlu, Hatıb İbn Ebi Beitaa'nın oğlu, el-Eş'as İbn Kays'ın oğlunun adı da Muhammed olup künyeleri Ebu'l-Kasım'dır ve bu künyeleri onlara babaları vermişti. İyad dedi ki: Selefin de, halefin de cumhuru ile çeşitli bölgelerin fukahası(nın cumhuru} bu görüştedirler

Sahîh-i Buhârî, 6189
HadisSahîh-i Buhârî

حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا وُهَيْبٌ، حَدَّثَنَا ابْنُ طَاوُسٍ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، قَالَ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم ‏ "‏ إِيَّاكُمْ وَالظَّنَّ فَإِنَّ الظَّنَّ أَكْذَبُ الْحَدِيثِ، وَلاَ تَحَسَّسُوا، وَلاَ تَجَسَّسُوا، وَلاَ تَبَاغَضُوا، وَلاَ تَدَابَرُوا، وَكُونُوا عِبَادَ اللَّهِ إِخْوَانًا ‏"‏‏.‏

Ebu Hureyre r.a.'nin nakline göre Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur: "Zandan sakının! Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Birbirinizin özel hayatını işitmeye çalışmayın, birbirinizin mahrem hayatını araştırmayın. Birbirinize karşılıklı kin beslemeyin, birbirinize arka dönüp yüz çevirmeyin. Ey Allah'ın kulları! Birbirinize kardeşler olun." Fethu'l-Bari Açıklaması: Ukbe b. Amir'in "Zanna dayanarak konuşanlardan önce" şeklindeki ifadesi, o zamanın insanlarının nassın çizgisinden ayrılmadıklarına, onu aşmadıklarına ve bazılarından görüşe dayanarak nakledilen fetvanın nispeten az olduğuna işa- . ret etmektedir. Bu ifadede ayrıca reye dayanarak hüküm veren birçok kişinin sebep olduğu şeylere uyarı vardır. Bazıları Ukbe'nin maksadı, feraiz ilminin yok olmasından ve ilme dayanmaksızın sırf zannına göre konuşan kimselerin ortaya çıkmasından öncesine dikkat çekmektir• demişlerdir. İbnü'l-Müneyyir şöyle demiştir: İmam Buharl'nin, Ukb.e'nin feraize dair ifadesini başlık olarak kullanmasının sebebi, bu ilmin diğerlerine nazaran daha kapsamlı olmasındandır. Çünkü feraiz ilminde ağır basan taraf, taabbudllik, reye yer olmaması ve zanna göre konuşma!!ın sınırlarının tespit edilebilir qlmamasıdır. Diğer ilim dalları ise bunun aksinedir. Çünkü o dallarda reye yer vardır ve genellikle reye dayanarak sınırlarını tespit etmek mümkündür. Bu açıklamadan yukarıdaki merfu hadisin başlık için hangi münasebetle seçildiği ortaya çıkmaktadır. Bazılarına göre hadisin başlığa uygunluğu, zanna göre amelin yasaklanmasının, i1me göre ameli teşvik içermesine işaret etmesinden dolayıdır. Bu da feraiz ilminin öğrenilmesinin bir yan koludur. Feraiz ilmi genellikle daha önce açıklandığı üzere ilim yoluyla öğrenilir. İmam Buhari bundan sonra Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği "Zandan kaçınınız" hadisine yer vermektedir. Bu hadis bir başka açıdan edep bölümünün baş taraflarında "Karşılıklı Kıskanmanın Yasaklığı" başlığı altında geçmişti. Orada hadis yeteri kadar açıklanmıştı. Hadiste buradaki zandan maksadın ne olduğu da açıklanmakta ve bunun herhangi bir esasa dayanmayan şeyolduğu vurgu lanmaktadır. Bir Müslüman hakkında kötü zan beslemek de buna dahildir

Sahîh-i Buhârî, 6724

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.