Sünen-i Ebû Dâvûd · 4979
Arapça metin
حَدَّثَنَا مُوسَى بْنُ إِسْمَاعِيلَ، حَدَّثَنَا حَمَّادٌ، عَنْ هِشَامِ بْنِ عُرْوَةَ، عَنْ أَبِيهِ، عَنْ عَائِشَةَ، رضى الله عنها عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ جَاشَتْ نَفْسِي وَلَكِنْ لِيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي " .
Aişe (ranha)'dan (rivayet edildiğine göre) Nebi (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Sakın biriniz içim bulandı, demesin, fakat nefsim kötüleşti, desin." Diğer tahric: Buhari, edeb; Müslim, edeb: Ahmed b. Hanbel. VI. 51.66. 209. 231, 281. AÇIKLAMAKSI: İmam Hattabi'nin de açıkladığı gibi aslında "lekise” ve “habuse” fiilleri arasında mana bakımından bir fark yoksa da, yani her ikisi de pis oldu, kötü oldu anlamına gelirlerse de Resulü Zişan efendimiz "habüse" kelimesinin çirkinliği ve insan üzerindeki nefret uyandırıcı olumsuz te'siri sebebiyle ümmetine bu kelimeyi bırakıp yerine daha edebî ve nefret uyandırıcı yönü daha az olan "lakıset" kelimesini kullanmalarını tavsiye etmiştir. Çünkü insanın kendi nefsi hakkında ya da belli bir şahıs hakkında böyle nefret uyandıran bir kelime kullanması hiç de akıllıca bir iş değildir. "İçi dışına çıkacak, kusacak hale geldi" demek olan "Caşe" fiilini terk edip yerine "lakıset" fiili kullanmalarını tavsiye buyurması da yine aynı hikmete mebnidir. Resul-ü zişan efendimizin ümmetine olan bu tavsiyesinde onları sürekli edebli ve mantıklı olmaya, herşeyin güzelini kullanıp çirkinini terk etmeye teşvik gayesi mevcuttur
Benzer hadisler
حَدَّثَنَا عَبْدُ اللَّهِ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا اللَّيْثُ، عَنْ عُقَيْلٍ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، أَنَّ عُرْوَةَ بْنَ الزُّبَيْرِ، أَخْبَرَهُ أَنَّ زَيْنَبَ ابْنَةَ أَبِي سَلَمَةَ أَخْبَرَتْهُ أَنَّ أُمَّ حَبِيبَةَ قَالَتْ قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ انْكِحْ أُخْتِي بِنْتَ أَبِي سُفْيَانَ. قَالَ " وَتُحِبِّينَ ". قُلْتُ نَعَمْ، لَسْتُ بِمُخْلِيَةٍ، وَأَحَبُّ مَنْ شَارَكَنِي فِي خَيْرٍ أُخْتِي. فَقَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم " إِنَّ ذَلِكَ لاَ يَحِلُّ لِي ". قُلْتُ يَا رَسُولَ اللَّهِ فَوَاللَّهِ إِنَّا لَنَتَحَدَّثُ أَنَّكَ تُرِيدُ أَنْ تَنْكِحَ دُرَّةَ بِنْتَ أَبِي سَلَمَةَ. قَالَ " بِنْتَ أُمِّ سَلَمَةَ ". فَقُلْتُ نَعَمْ. قَالَ " فَوَاللَّهِ لَوْ لَمْ تَكُنْ فِي حَجْرِي مَا حَلَّتْ لِي إِنَّهَا لاَبْنَةُ أَخِي مِنَ الرَّضَاعَةِ، أَرْضَعَتْنِي وَأَبَا سَلَمَةَ ثُوَيْبَةُ فَلاَ تَعْرِضْنَ عَلَىَّ بَنَاتِكُنَّ وَلاَ أَخَوَاتِكُنَّ ".
Ümmü Habibe'den, dedi ki: "Ey Allah'ın Rasulü! Kızkardeşim Ebu Süfyan'ın kızını nikahla, dedim. O: Bunu arzu ediyor musun? diye sordu. Ben: Hem seninle yalnız değilim ki. Hayır hususunda benimle ortak olmasını en sevdiğim kişi de kendi kızkardeşimdir, dedim. Nebi: Bu bana helal değildir, buyurdu. Ben: Ey Allah'ın Rasulü! Allah'a yemin ederim ki bizler kendi aramızda senin Ebu Seleme'nin kızı Durre'yi nikahlamak istediğini konuşuyoruz, dedim. O: Ümmü Seleme'nin kızı mı, diye buyurdu. Ben, evet dedim. O şöyle buyurdu: "Allah 'a yemin olsun ki eğer benim himayemde olmasaydı dahi yine de bana helal olmazdı. Çünkü o, süt erkek kardeşimin kızıdır. Suveybe hatun beni ve Ebu Selemeıyi emzirmişti. Bu sebeple sakın bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi de (evleneyim diye) arz etmeyiniz (teklif etmeyiniz)." Fethu'l-Bari Açıklaması: "Ve iki kızkardeşi birlikte almanız da (size haram kılındı). "(Nisa, 23) Bu başlık altında Buhari sözü geçen Ümmü Habibe yolu ile gelen hadisi kaydetmiş bulunmaktadır. Buna sebep ise: "Bana kızlarınızı da, kızkardeşlerinizi deevlenme teklifi ile arz etmeyiniz" demiş olmasıdır. İki kızkardeş ile birlikte evli bulunmak İcma' ile haramdır. Bunlar ister anne baba bir kızkardeş olsunlar, ister baba bir, ister anne bir olsunlar, ister neseb yoluyla, ister süt emmek yoluyla kardeş olsunlar, fark etmez. Ancak sağ elin malik olması (cariyelik) yoluyla olmaları hususunda görüş ayrılığı vardır. Seleften bazıları bunu caiz kabul etmişlerdir. Aynı zamanda bu, İmam Ahmed'den gelen bir rivayettir. Cumhur ile çeşitli bölgelerin fukahası bunu kabul etmemektedir. Kadının halası ya da teyzesi ile birlikte nikahlanması da bu türdendir
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ يُوسُفَ، حَدَّثَنَا ابْنُ عُيَيْنَةَ، عَنِ الزُّهْرِيِّ، عَنْ أَبِي إِدْرِيسَ الْخَوْلاَنِيِّ، عَنْ عُبَادَةَ بْنِ الصَّامِتِ ـ رضى الله عنه ـ قَالَ كُنَّا عِنْدَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم فِي مَجْلِسٍ فَقَالَ " بَايِعُونِي عَلَى أَنْ لاَ تُشْرِكُوا بِاللَّهِ شَيْئًا وَلاَ تَسْرِقُوا، وَلاَ تَزْنُوا ". وَقَرَأَ هَذِهِ الآيَةَ كُلَّهَا " فَمَنْ وَفَى مِنْكُمْ فَأَجْرُهُ عَلَى اللَّهِ وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا فَعُوقِبَ بِهِ، فَهْوَ كَفَّارَتُهُ، وَمَنْ أَصَابَ مِنْ ذَلِكَ شَيْئًا، فَسَتَرَهُ اللَّهُ عَلَيْهِ، إِنْ شَاءَ غَفَرَ لَهُ، وَإِنْ شَاءَ عَذَّبَهُ ".
Ubade b. es-Samit şöyle anlatmıştır: Bizler bir mecliste Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem'in yanında idik. Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem bizlere 'Allah' a (ibadette) hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık etmemek ve zina etmemek üzere bana bey'at ediniz" dedi. Bundan sonra "Ey Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem! İnanmış kadınlar, Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, elleriyle ayakları arasında bir iftira uydurup getirmemek ... hususunda sana bey'at etmeye geldikleri zaman biatlarını kabul et"(Mumtehine 12) ayetini okudu. Sonra şöyle dedi: "İçinizden bu ahd ve sözünde duran ın ecri Allah'a aittir. Bu dediklerimden birini yapıp da ondan dolayı dünyada cezaya uğratılırsa bu ceza ona kefarettir. Bunlardan bir suçu yapıp da yaptığı fiili Allah Teala örterse (onun işi de Allah'a aittir.) Allah dilerse onu mağfiret eder, dilerse onu azaplandırır." Fethu'l-Bari Açıklaması: İmam Buhari burada Ubade b. es-Samit hadisine yer vermiştir. Ahmed b. Hanbel'in, Huzeyme b. Sabit'ten nakline göre Resulullah s.a.v. "Kim bir günah işler ve bu günahın cezası kendisine uygulanırsa bu ona kefarettir" buyurmuştur. (Ahmed b. Hanbel, V, 214) Hadisin senedi hasendir. Yukarıdaki hadisi Sahih-i Buharinin baş tarafında iman bölümünün onuneu kısmında uzun uzadıya açıklamıştık
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ مُحَمَّدِ بْنِ حَنْبَلٍ، حَدَّثَنَا حَجَّاجُ بْنُ مُحَمَّدٍ، قَالَ قَالَ ابْنُ جُرَيْجٍ عَنْ عَطَاءٍ، أَنَّهُ سَمِعَ عُبَيْدَ بْنَ عُمَيْرٍ، قَالَ سَمِعْتُ عَائِشَةَ، - رضى الله عنها - زَوْجَ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم تُخْبِرُ أَنَّ النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم كَانَ يَمْكُثُ عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ فَيَشْرَبُ عِنْدَهَا عَسَلاً فَتَوَاصَيْتُ أَنَا وَحَفْصَةُ أَيَّتُنَا مَا دَخَلَ عَلَيْهَا النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم فَلْتَقُلْ إِنِّي أَجِدُ مِنْكَ رِيحَ مَغَافِيرَ فَدَخَلَ عَلَى إِحْدَاهُنَّ فَقَالَتْ لَهُ ذَلِكَ فَقَالَ " بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً عِنْدَ زَيْنَبَ بِنْتِ جَحْشٍ وَلَنْ أَعُودَ لَهُ " . فَنَزَلَتْ { لِمَ تُحَرِّمُ مَا أَحَلَّ اللَّهُ لَكَ تَبْتَغِي } إِلَى { إِنْ تَتُوبَا إِلَى اللَّهِ } لِعَائِشَةَ وَحَفْصَةَ رضى الله عنهما { وَإِذْ أَسَرَّ النَّبِيُّ إِلَى بَعْضِ أَزْوَاجِهِ حَدِيثًا } لِقَوْلِهِ " بَلْ شَرِبْتُ عَسَلاً " .
Ubeyd b. Umeyr dedi ki: Ben Nebi (s.a.v.)'in hanımı Âişe (r.anha)'yı şöyle derken işittim: Nebi (s.a.v.), (bazan hanımı) Zeyneb binti Cahş'ın yanında kalır, orada bal (şerbeti) içerdi. Ben, Hz. Nebi (hanımlarından) hangisinin yanına gelirse o Nebi'e "Senin ağzında megâfir kokusu buluyorum" desin diye Hafsa ile anlaştım. (Gerçekten de Hz. Nebi) hanımlarından birinin yanına girmiş o da (Hz.) Nebi'e bu sözü söylemiş, (Hz. Nebi de): “Hayır! Ben Zeyneb binti Cahş'ın yanında bal (şerbeti) içtim ve bir daha bunu asla içmeyeceğim” dedi. Bunun üzerine, "(Ey Nebi!) Allah'ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram diyorsun?" [Tahrîm 1] (âyet-i kerimesi); Hz. Âişe ve Hafsa (r. anhüma)'ya (hitab eden); "... Eğer ikiniz de Allah'a tevbe ederseniz..."[Tahrîm 4] âyetine kadar (indi). "Nebi eşlerinden birine gizli bir söz söylemişti"[Tahrîm 3] âyet-i kerimesi de "Hayır, bal şerbeti içtim" sözü için indi. Ayrıca bu hadis'i Buharî, talâk, eymân, tefsir sûre; Müslim, talâk; Nesâî, talâk, eymân, nisa; Ahmed b. Hanbel, VI, 221. de tahric ettiler
حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ رُمْحٍ، أَنْبَأَنَا اللَّيْثُ بْنُ سَعْدٍ، عَنْ يَزِيدَ بْنِ أَبِي حَبِيبٍ، عَنْ سُوَيْدِ بْنِ قَيْسٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ حُدَيْجٍ، عَنْ مُعَاوِيَةَ بْنِ أَبِي سُفْيَانَ، أَنَّهُ سَأَلَ أُخْتَهُ أُمَّ حَبِيبَةَ زَوْجَ النَّبِيِّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ هَلْ كَانَ رَسُولُ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصَلِّي فِي الثَّوْبِ الَّذِي يُجَامِعُ فِيهِ قَالَتْ نَعَمْ إِذَا لَمْ يَكُنْ فِيهِ أَذًى .
Muaviye bin Süfyan (r.a.)'den rivayet edildiğine göre : Kendisi Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in hanımı olan kızkardeşi Ümmü Habibe (r.a.)'ya: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem) içinde cinsi münasebet yaptığı elbiseyle namaz kılar mıydı? diye sordu. Ümmü Habibe de: «Evet Elbisede eza olmadığı zaman (o elbiseyle namaz kılardı.)» Diğer tahric: Nesai ve Ebu Davud AÇIKLAMA : EI-Menhel yazarı; hadiste أذى 'Eza' olarak geçen kelimeyi meni veya mezi eseri olarak açıklamış ve bu hadisin meninin. necasetine delil olarak gösterildiğini söylemiştir. Daha sonra şöyle der: Meninin necasetini ifade eden bu hadis, Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in mübarek vücudundan çıkan bütün maddelerin temizliğine ters düşmez. Çünkü şer'i hükümlerde ümmetin durumu dikkate alınır. Hadis zan ile amel edilmesinin gerekli olmadığına da delalet eder. Çünkü içinde cinsi münasebet yapılan elbisenin pislenmesi kuvvetle muhtemeldir. Resul-i Ekrem (s.a.v.), bu fiili hadisiyle yakin (kesin bilgi) ile amel edilmesinin gerekliliğine ve zanlara itibar edilmemesine müslümanları irşad etmiştir. demiştir
حَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ صَالِحٍ، حَدَّثَنَا ابْنُ وَهْبٍ، قَالَ أَخْبَرَنِي يُونُسُ، عَنِ ابْنِ شِهَابٍ، عَنْ أَبِي أُمَامَةَ بْنِ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ، عَنْ أَبِيهِ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم قَالَ " لاَ يَقُولَنَّ أَحَدُكُمْ خَبُثَتْ نَفْسِي وَلْيَقُلْ لَقِسَتْ نَفْسِي " .
(Ebu Ümâme İbn Sehl İbn Huneyf'in) babasından (rivayet edildiğine göre); Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Sakın hâ!... Biriniz; nefsim habis oldu, demesin. Fakat; nefsim lakis oldu, desin." Diğer Tahric: Buhari, edeb; Müslim, edeb Ahmed b. Hanbel, VI
حَدَّثَنَا أَبُو مُوسَى، مُحَمَّدُ بْنُ الْمُثَنَّى حَدَّثَنَا عَبْدُ الْوَهَّابِ، حَدَّثَنَا هِشَامٌ، عَنْ مُحَمَّدٍ، عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ، أَنَّ رَجُلاً، أَتَى النَّبِيَّ صلى الله عليه وسلم - وَكَانَ رَجُلاً جَمِيلاً - فَقَالَ يَا رَسُولَ اللَّهِ إِنِّي رَجُلٌ حُبِّبَ إِلَىَّ الْجَمَالُ وَأُعْطِيتُ مِنْهُ مَا تَرَى حَتَّى مَا أُحِبُّ أَنْ يَفُوقَنِي أَحَدٌ - إِمَّا قَالَ بِشِرَاكِ نَعْلِي . وَإِمَّا قَالَ بِشِسْعِ نَعْلِي - أَفَمِنَ الْكِبْرِ ذَلِكَ قَالَ " لاَ وَلَكِنَّ الْكِبْرَ مَنْ بَطَرَ الْحَقَّ وَغَمَطَ النَّاسَ " .
Ebu Hureyre (r.a)'den rivayet olunduğuna göre; Güzel bir adam Nebi (s.a.v)'e gelip; Ey Allah'ın Resulü, ben kendisine güzellik sevdirilen bir adam'ım. Gördüğüm kadarıyla ondan bana da verilmiştir. Hatta bir kimsenin (güzellikle) benden üstün olmasını (asla) sevmiyorum, demiş. (Ebu Hureyre'nin hatırlayabildiği kadarıyla o zat); ya (güzellikte birinin) "bişirâk-i na'Iî = nalinimin tasmasını (geçmesini bile istemiyorum)” demiş; yahutta bişı's-i na'lî= nalinimin tasmasını (geçmesini bile istemiyorum)" demiş (ve sorusunu şöyle tamamlamış): "Bu kibirden midir?" (Hz. Nebi de şöyle) cevap verdi: "Hayır, fakat kibir, hakkı inkâr eden ve halkı küçük gören kimse(nin yaptığı inkâr ve büyüklenme fiilleri)dir