Sünen-i İbn Mâce · 539
Arapça metin
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا هُشَيْمٌ، عَنْ مُغِيرَةَ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، قَالَتْ لَقَدْ رَأَيْتُنِي أَجِدُهُ فِي ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ فَأَحُتُّهُ عَنْهُ .
Aişe (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : «Şüphesiz, Ben Resulullah (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in elbisesinden meniyi bulup, onu elbiseden kazıdığımı bilirim.» AÇIKLAMA : Elbiseye dokunan meninin ovalanması ile yetinildigine dair olup muhtelif senedlerle Hz. Aişe r.anha'dan rivayet edilen hadisi Müslim, Nesai, Tirmizi ve Ebu Davud da rivayet etmiştir. 538 nolu rivayette Hz, Aişe (r.anha)'ya gittiği bildirilen misafirin ismi burada anılmamıştır, Ebu Davud'un süneninde; Misafirin ravi Hemman bin El-Haris olduğu belirtilmiş, Müslim'in bir rivayetinde, misafirin Abdullah bin Şihab El-Halani olduğu bildirilmiştir. EI-Menhel yazarı; 'Bu duruma göre misafirlik olayı iki defa vuku' bulmuş' demiştir . Kurumuş olan meninin ovalamakla temizlendiğine hükmeden alimler, bu hadisi delil göstermişlerdir. MENİ HAKKINDAKİ İHTİLAF: A- Meninin necis olduğunu söyleyen alimler: 1. Sevri, Evzai, Ebu Hanife ve Malik (r.a.), meninin necis olduğuna hükmetmişlerdir. Bunlardan Ebu Hanife, meninin kuruduğu zaman ovalamakla temizlenebileceğini söylemiştir. Ahmed bin Hanbel'den yapılan bir rivayette böyledir. Bunlardan Malik ve Evzai ise: Yaş olsun kuru olsun meniyi yıkamak gerekir, demişlerdir. 2. El-Leys bin Sa'd: Meni necistir. Fakat dokunduğu yer yıkanmadan kılınan namazın iadesi gerekmez, demiştir. 3. El-Hasan bin Salib: Meni elbisede olduğu zaman çok bile olsa, bununla kılınan namazın iadesi gerekmez.. Şayet bedende ise, az bile olsa, namazın iadesi gerekir, demiştir. Meni'nin necasetine hükmeden alimler, Buhari, Müslim, Ebu Davud, ve İbn-i Maceh'in Hz. Aişe'den rivayet ettikleri ve Peygamber'in elbisesine dokunan meninin yıkatıldığına dair hadisi delil göstermişler, bir de meniyi bevl ve hayız kanına kıyaslamışlardır. B- Meninin Temiz Olduğunu Söyleyen Alimler: Şafii, Davud, İbnü'l-Münzir, Said bin El-Müseyyeb, Ata', İshak ve Ebu Sevr, meninin temiz olduğuna hükmetmişlerdir. Ahmed bin HanbeI'den yapılan iki rivayetin en sahihi de budur. Sahabilerden Ali, Sa'd bin Ebi Vakkas, ibn-i Ömer ve Aişe (r.anhum)'un meninin tahir (temiz) olduğunu söyledikleri ıivayet olunmuştur: Bu alimlerin delili meninin ovalanmasıyla yetinildiğine dair rivayetlerdir. Bunlar: Eğer meni necis olmuş olsaydı. kan ve diğer necisler gibi ovalanması yetmezdi, demişlerdir
Benzer hadisler
وَحَدَّثَنَا أَحْمَدُ بْنُ جَوَّاسٍ الْحَنَفِيُّ أَبُو عَاصِمٍ، حَدَّثَنَا أَبُو الأَحْوَصِ، عَنْ شَبِيبِ بْنِ غَرْقَدَةَ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شِهَابٍ الْخَوْلاَنِيِّ، قَالَ كُنْتُ نَازِلاً عَلَى عَائِشَةَ فَاحْتَلَمْتُ فِي ثَوْبَىَّ فَغَمَسْتُهُمَا فِي الْمَاءِ فَرَأَتْنِي جَارِيَةٌ لِعَائِشَةَ فَأَخْبَرَتْهَا فَبَعَثَتْ إِلَىَّ عَائِشَةُ فَقَالَتْ مَا حَمَلَكَ عَلَى مَا صَنَعْتَ بِثَوْبَيْكَ قَالَ قُلْتُ رَأَيْتُ مَا يَرَى النَّائِمُ فِي مَنَامِهِ . قَالَتْ هَلْ رَأَيْتَ فِيهِمَا شَيْئًا . قُلْتُ لاَ . قَالَتْ فَلَوْ رَأَيْتَ شَيْئًا غَسَلْتَهُ لَقَدْ رَأَيْتُنِي وَإِنِّي لأَحُكُّهُ مِنْ ثَوْبِ رَسُولِ اللَّهِ صلى الله عليه وسلم يَابِسًا بِظُفُرِي .
Bize Ahmed b. Cevvas el-Hanefi Ebu'l-Kasım da tahdis etti. Bize Ebu'l-Ahvas, Şebib'b. Garkade'den, o Abdullah b. Şihab el-Havlani'den şöyle dediğini tahdis etti: Aişe (r.anha)'ya misafir olmuştum. Elbisemde ihtilam oldu, onu suya batırdım. Aişe'nin bir cariyesi beni gördü, ona haber verince Aişe bana haber gönderip şöyle dedi: İki elbisene o yaptığını yapmaya seni iten ne oldu? Ben: Uyuyan kimsenin rüyasında gördüğünü gördüm (ihtilam oldum), dedim. O: Peki elbiselerinde bir şey gördün mü, dedi. Ben, hayır deyince, O: Bir şey görmüş olsaydın onu yıkar mıydın, çünkü ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden (4/3b) kuru iken tırnağımla kazıdığımı gördüğümü hatırlıyorum, dedi. Yalnız Müslim rivayet etmiştir; Tuhfetu'l-Eşraf, 16224 DAVUDOĞLU ŞERHİ İÇİN buraya tıklayın NEVEVİ ŞERHİ (666-672): Bu babta (666) "bir adam Aişe'ye misafir olmuştu ... " Diğer rivayette (667): "Ben onu Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden ovalardım."; Öbür (670) rivayette: "Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) meniyi yıkardı. Sonra ... " Diğer rivayette (672) ise Aişe (r.anha)'nın "elbiseleri üzerinde iken ihtilam olan kişiye ... " dedi, hadisleri yer almaktadır. İlim adamları Ademoğlunun menisinin temizliği hususunda ihtilaf etmişlerdir. Malik ve Ebu Hanife necis olduğu kanaatindedirler. Ancak Ebu Hanife eğer kuru ise onu ovalamak temizlenmesi için yeterlidir, demektedir. (3/197) İmam Ahmed' den gelen bir rivayette böyledir. Malik ise: İster yaş, ister kuru olsun onu yıkamak zorunludur demektedir. Leys ise: O necistir ama ondan dolayı namaz iade edilmez. Hasan-ı Basri: Elbisedeki meniden dolayı çok dahi olsa namaz iade edilmez ama vücuttaki meniden dolayı az dahi olsa iade edilir, demiştir. Pek çok kimse ise meninin temiz olduğu kanaatindedir. Bu kanaat Ali b. Ebi Talib, Sa'd b. Ebi Vakkas, İbn Ömer, Aişe, Davud ve iki rivayetten daha sahih olanında Ahmed' den nakledilmiştir. Şafii ve hadis ashabının görüşü de budur. Onun temiz olduğunu imam Şafii'nin (yüce Allah'ın rahmeti ona) tek başına söylediği izlenimini veren kimseler yanlış yapmışlardır. Meninin necis olduğunu söyleyenlerin delili yıkanması ile ilgili rivayettir. Temiz olduğunu söyleyenlerin delili ise ovalanması ile ilgili rivayettir. Çünkü necis olsaydı kan ve benzeri diğer necasetler gibi onu ovalamak yeterli olmazdı. Bu kanaate sahip olanlar: Yıkanması ile ilgili rivayetler yıkamanın müstehap olduğu, pislikten korunmak ve temizliği tercih etmek anlamında olduğu şeklinde yorumlanır, demişlerdir. Allah en iyi bilendir. İnsanOğlunun menisinin hükmü işte budur ama bizim şaz ve zayıf bir görüşümüz de vardır. Buna göre erkeğin menisi necis olmamakla birlikte, kadının menisi necistir. Bundan daha da şaz görüş ise hem kadının, hem erkeğin menisinin necis olduğudur. Doğrusu her ikisinin de temiz olduğudur. Temiz (tahir) olan meninin yenilmesi helal olur mu? Bu hususta iki görüş vardır. Güçlü olan helal olmadığıdır; çünkü meni iğrenç bir şeydir. Bu sebeple o da bize haram kılınmış pislikler arasına girer. Ademoğlu dışında diğer canlıların menisine gelince, bunlar arasında köpek, domuz, ikisinden birisinden ve temiz bir hayvandan doğanların menisine gelince, necis olduğunda görüş ayrılığı yoktur. Bunların dışındaki hayvanların menisinde ise üç görüş vardır. En sahih görüşe göre eti yensin yenmesin hepsinin temiz olduğudur, ikincisi ise necis olduklarıdır, üçüncüsü ise eti yenen hayvanların menisi temizdir, bunların dışındaki hayvanların menisi ise necistir. Allah en iyi bilendir. Bu babtaki lafızlara gelince (666) "Halid b. Abdullah, Halid'den, o Ebu Ma'şer'den." Adı Ziyad b. Kuleyb et-Temimi el-Hanzal1 el-Kufl'dir. Birinci Halid ise el-Vasıtl et-Tahhan olarak bilinir. İkinci Halid de Halid el-Hazza olup, adı Halid b. Mihran Ebu'l-Münazil el-Basri' dir. (672) "Bir şey görmüş olsaydın onu yıkar mıydın?" sorusu bir inkar (yapılanı reddetme) anlamında bir sorudur. Yani sen onu yıkanmasının vacip olduğuna inanarak yıkar mıydın? Bunu nasıl yaparsın? Halbuki ben bunu kuru iken tırnağımla Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesinden kazırdım. Eğer necis olsaydı Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) onu bırakmaz ve tırnakla kazınmasıyla yetinmezdi, demektir. Allah en iyi bilendir. İlim adamlarından bir topluluk bu hadisi kadının fercinin ıslaklığının temiz olduğuna delil göstermişlerdir. Ancak bu hususta hem bizim mezhebimizde, hem başkalarının mezhebinde görüş ayrılığı vardır. Daha kuwetli görünen bunun temiz olduğudur. Bu hadisi delil gösterenler şöyle derler: İhtilam olmak, Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında imkansız bir şeydir; çünkü ihtilam şeytan ın uyuyan ile oynamasının bir türüdür. Dolayısıyla Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in elbisesindeki meni ancak cimadan dolayı olabilir. (3/198) Bu ise meninin fercin nemine isabet ettiği bir yerin üzerinden geçmesini de gerektirmektedir. Eğer o nem necis olsaydı ondan dolayı meninin de necis olması sözkonusu olur ve onu elbisesinde bırakmaz, ovalamakla yetinmezdi. Kadının fercinin rutubetinin necis olduğunu söyleyenler ise, buna iki şekilde cevap vermişlerdir: 1- Bazılarının verdiği cevaba göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in ihtilam olmasının imkansız olması ve ihtilamın şeytan ın oynamasından kaynaklanması doğru değildir. Aksine Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem) hakkında da ihtilam olmak caizdir ve bu şeytan ın oynaması türünden sayıImaz. Aksine ihtiIam meninin artan kısmının taşmasıdır, o herhangi bir vakitte çıkar. 2- İkinci cevap, elbisesindeki meni cimadan önceki hareketler neticesinde ortaya çıkmış ve onun bir kısmı elbisenin üzerine düşmüş oIabilir. Bu durumda eIbisenin üzerinde fercin rutubetine bulaşmış olan meninin varlığı sözkonusu olmaz. AlIah en iyi bilendir
حَدَّثَنَا أَبُو بَكْرِ بْنُ أَبِي شَيْبَةَ، حَدَّثَنَا عَبْدَةُ بْنُ سُلَيْمَانَ، عَنْ عَمْرِو بْنِ مَيْمُونٍ، قَالَ سَأَلْتُ سُلَيْمَانَ بْنَ يَسَارٍ عَنِ الثَّوْبِ، يُصِيبُهُ الْمَنِيُّ أَنَغْسِلُهُ أَوْ نَغْسِلُ الثَّوْبَ كُلَّهُ قَالَ سُلَيْمَانُ قَالَتْ عَائِشَةُ كَانَ النَّبِيُّ ـ صلى الله عليه وسلم ـ يُصِيبُ ثَوْبَهُ فَيَغْسِلُهُ مِنْ ثَوْبِهِ ثُمَّ يَخْرُجُ فِي ثَوْبِهِ إِلَى الصَّلاَةِ وَأَنَا أَرَى أَثَرَ الْغُسْلِ فِيهِ .
Amr bin Meymun (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle söylemiştir : Meni'nin isabet ettiği elbisenin hepsini mi, yoksa meninin dokunduğu yerleri mi yıkayacağımızı Süleyman bin Yesar (r.a.)'e sordum. Süleyman (r.a.) şöyle cevap verdi: Aişe (r.a.a) şöyle söyledi: «Nebi (Sallallahu aleyhi ve sellem)'in elbisesine meni isabet ederdi. Elbisesinden meniyi yıkardı. Sonra o elbise ile namaza çıkardı. Ben de elbisede yıkama eserini o esnada gördüm.» AÇIKLAMA : Kütüb-i Sitte sahiplerinin hepsi bu hadisi rivayet etmişlerdir. Buhari'nin bir rivayetinde ve Müslim'de Süleyman bin Yesar: ''Ben Aişe'ye sordum'' tabiri bulunur. Ebu Davud'un rivayetinde ise Süleyman bin Yesar diyor ki: 'Ben, Aişe'den işittiğini ispatlar ve Bezzar ile Ahmed'i : 'Süleyman bin Yesar; Aişe'den işitmedi, sözünü reddeder. Şafii de EI-Ümm'de başkasından Bezzar ve Ahmed'in sözüne benzer bir şey rivayet etmiştir.' Hadiisn manasına gelince: Buradaki rivayetin zahirine göre Aişe (r.anha) Resul-i Ekrem s.a.v.'in meniyi yıkadığını söylemiştir. Müslim'deki ifade de böyledir, Fakat Buhari ve Ebu Davud'un rivayetinde Hz, Aişe'nin, Peygamber s.a.v.'in elbisedeki meniyi yıkadıgı tashih edilmiştir. Sindi diyor ki : 'Peygamber s.a.v.'in meniyi yıkadıgına dair ifadeden murad, yıkanmasını emretmesi olabilir.' Meninin necasetine hükmeden alimler, bu hadisi delil göstermişlerdir, Çünkü burada ''Meniyi yıkardı.'' tabiri bu işin bir defa degil devamlı sürette yapıldığını gösterir, El-Menhel yazarı bu malumatı verir: ''Ebu Davud'un şerhinde Hattabi'nin şöyle dediği anlatılır: 'Meninin yıkanmasına dair bu hadis elbisedeki meninin ovalanmasıyla yetinildigine dair hadis'e muhalif değildir. Çünkü meniyi yıkamak, temizlik bakımından müstahabtır. Nasıl ki; Balğam ve sümkürüğün dokunduğu elbise de yıkanır. İki hadisin kullanılması mümkün olduğu zaman çelişki arzedecek şekilde yorumlanması caiz değildir,'' Şarih bu naklinden sonra şöyle der: 'Ben derim ki; yıkama ve ovalamaya ait iki hadis arasında bir muhalefet veya çelişkinin bulunduğunu hiç kimse iddia etmemiştir. Bu hadis, meninin necis olduğuna delalet eder. Çünkü yıkanmıştır. Kurumuş meninin de ıslak meniye kıyaslanması gerekirdi. fakat ovalama hadisi ile kuru meni ayrı hüküm almış olur. Biz meniyi yıkamayı sümkürük ve balğamı yıkamaya benzetemeyiz. Çünkü Darekutni, Sünen'inde şöyle bir hadis rivayet etmiştir: "Ya Ammar! Senin balğamın ve göz yaşların ancak senin kovandaki su durumundadır. Elbise, ancak beş şeyden yıkanır: Bevl. gaita (büyük idrar), meni, kan ve kusmuktur.'' Görüldüğü gibi hadiste meni, gaita ve dem (kan) arasında zikredilir. Eger dense ki: Darekutni: 'Bu hadisi Sabit bin Hammad'dan başkası rivayet etmemiş o da cidden zayıftır' demiştir. Ben derim ki Bezzar, Sabit bin Hammad'ın sika oldugunu söylemiştir. Eğer dense ki; Beyhaki: Ammar'ın hadisi bitıldır. Aslı yoktur. Çünkü onu Sabit bin Hammad, Ali bin Zeyd'den. o da İbn-i Müseyyeb'den o da Ammar'dan rivayet etmiştir. Ali bin Zeyd ile ihticac edilemez, demiştir. Ben derim ki: Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai, Ali bin Zeyd'in hadisini rivayet etmişlerdir. İbn-i Main de Ali bin Zeyd'i savunmuştur. El-İcli de: 'Onun rivayetlerinde beis yoktur' demiştir. Hakim eI-Müstedrek'inde O'nun rivayetini almıştır. Tirmizi de: Ali bin Zeyd sadıktır' demiştir.'' HADİSİN FIKIH YÖNÜ : 1. Hadis, meninin necis olduğuna delalet eder. Bu konuda alimler arasındaki ihtilafı, bundan sonraki babta inşaaIlah anlatacağım. 2. Kadının, kocasının elbisesini yıkamak gibi hizmetler yapması caizdir
حَدَّثَنَا حَفْصُ بْنُ عُمَرَ، حَدَّثَنَا شُعْبَةُ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنْ إِبْرَاهِيمَ، عَنِ الأَسْوَدِ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ مَا كَانَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم يَصْنَعُ فِي أَهْلِهِ قَالَتْ كَانَ فِي مِهْنَةِ أَهْلِهِ، فَإِذَا حَضَرَتِ الصَّلاَةُ قَامَ إِلَى الصَّلاَةِ.
Esved'den, dedi ki: "Aişe'ye: Nebi Sallallahu Aleyhi ve Sellem ailesi arasında ne yapardı, diye sordum. O: Kendi ailesinin işlerini görürdü. Namaz vakti geldi mi kalkar namaza giderdi, dedi." Fethu'l-Bari Açıklaması: Aişe'den gelen Ahmed'in, İbn Sa'd'ın ve sahih olduğunu belirterek İbn Hibban'ın rivayet ettiği Hişam İbn Urve'den, onun da babasından diye naklettiği bir başka hadis de vardır: "Ben Aişe'ye: Resulullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem evinde ne yapardı, diye sordum. o: Elbisesini diker, ayakkabısını tamir eder ve erkeklerin evlerinde yaptıklarını yapardı, dedi." İbn Hibban'ın bir rivayetinde de: "Sizden herhangi birinizin evinde yaptığını yapardı" şeklindedir. İbn Hibban'ın ve Ahmed'in, ez-Zührı'den, onun Urve'den, onun Aişe'den diye naklettiği rivayette de şöyle denilmektedir: "Ayakkabısını tamir eder, elbisesini diker, kovasını yamalardı." Yine İbn Hibban, Muaviye İbn Salih yoluyla, o Yahya İbn Said'den, o Amre'den, o Aişe'den şu lafızia bir rivayeti zikretmektedir: "O ancak insanlardan bir insandı. Kendi elbisesini ayıklar, koyununu sağar, kendi işini kendisi görürdü." Bu hadisi Tirmizi eş-Şemail'de ve el-Bezzar da rivayet etmiş ve şöyle demiştir: Bu hadis Yahya'dan, o el-Kasım'dan, o Aişe'den diye de rivayet edildiği gibi, Yahya'dan, o Humeyd el-Mekki'den, o Mücahid'den, o Aişe'den diye de rivayet edilmiştir. Harise İbn Ebi'r-Rical'in, Amre'den, onun Aişe'den, onun da Ebu Sa'd'den diye gelen rivayetinde şöyle denilmektedir: "İnsanların en yumuşağı, insanların en cömerdi idi. O sizin adamlarınızdan bir adam idi. Ancak o çokça gülümserdi." İbn Battal dedi ki: Alçak gönüllülük, nimetlerden çokça yararlanmaktan uzak durmak, nefsi mihnetli işlerde çalıştırmak enbiyanın ahlakındandır. Böylelikle onların sünnetine uyulsun ve onların sünnetlerine uyanlar, yerilmiş olan refaha meyledip kendilerini kaptırmasın. Yüce Allah'ın: "Yalanlayan o nimet sahipleri ile beni başbaşa bırak ve onlara azıcık bir mühlet ver."(Müzzemmil, 11) buyruğu ile bu halin yerildiğine işaret edilmiş bulunulmaktadır
وَحَدَّثَنِي زُهَيْرُ بْنُ حَرْبٍ، حَدَّثَنَا أَبُو مُعَاوِيَةَ، عَنِ الأَعْمَشِ، عَنِ الْحَكَمِ، عَنِ الْقَاسِمِ بْنِ مُخَيْمِرَةَ، عَنْ شُرَيْحِ بْنِ هَانِئٍ، قَالَ سَأَلْتُ عَائِشَةَ عَنِ الْمَسْحِ، عَلَى الْخُفَّيْنِ فَقَالَتِ ائْتِ عَلِيًّا فَإِنَّهُ أَعْلَمُ بِذَلِكَ مِنِّي فَأَتَيْتُ عَلِيًّا فَذَكَرَ عَنِ النَّبِيِّ صلى الله عليه وسلم بِمِثْلِهِ .
Bana Züheyr b. Harb da rivayet etti. (Dediki): Bize Ebu Muaviye, A'meş'den, o da Hakem'den o da Kaasim b. Muhaymire'den, o da Şureyh b. Hani'den naklen rivayet etti, Şureyh dedi ki: Aişe'ye mestler üzerine mesh etmeye dair soru sordum. O: Ali'nin yanına git, o bu hususu benden daha iyi bilir, dedi. Ben de Ali'nin yanına gittim. O da Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den ... zikretti, deyip, hadisi aynen nakletti. Diğer tahric: Nesai, 128, 129; İbn Mace, 552 -uzunca-; Tuhfetu'I-Eşraf, 10126 DAVUDOĞLU ŞERHİ AŞAĞIDA NEVEVİ ŞERHİ: (637) Amr b. Kays el-Muıaı. .. "Vakit tayin etti" diğer rivayette (639) ise "A'meş'ten ... Şureyh'ten, o Aişe' den" şeklindedir. Senedindeki raviler ile ilgili olarak: el-Mulaı bilinen bir tür elbise çeşidi olan elbiseyi sattığı için bu nispetle anılmıştır. (3/175) Tekili "mulae"nin çoğulu ise "el-mula"'dir. el-Mulaı hayırlı kimselerden birisi idi. A'meş, Hakem, Kasım ve Şureyh KCıfeli tabiindendirler. Hadisten Çıkartılan Hükümlere Gelince: 1- Cumhurun kabul ettiği kanaat olan mestler üzerine meshin süresinin yolculuk halinde üç gün, ikamet hali için bir gün olarak tayin edilmiş olduğuna dair açık bir delil ve bir belge bulunmaktadır. Bu ise Ebu Hanife, Şafil, Ahmed ve ashab-ı kiram ile onlardan sonra gelmiş çok sayıda ilim adamının kabul ettiği görüştür. Malik ise meşhur olan görüşünde: Herhangi bir süre tayini sözkonusu olmaksızın mesh eder, demiştir. Aynı zamanda bu Şafii' den gelen kadim, zayıf bir görüştür. Bu görüş sahipleri İbn Ebli İmare'nin süre tayininin terk edildiği hususunda rivayet ettiği hadisi delil göstermişlerdir. Bu hadisi de Ebu Davud ve başkaları rivayet etmiştir. Ama hadis alimlerinin ittifakıyla da zayıf bir hadistir. Mefhumdan anlaşılanı delil kabul edenlerin görüşüne göre, hadisin delalet yönü açıkça ortadadır. Bunu kabul etmeyenlerin görüşüne göre de şöyle denilir: Aslolan bundan fazla süre boyunca meshin yasak oluşudur. Şafii'nin ve pek çok kimsenin benimsediği kanaate göre süre, mestin giyinilmesinden sonra abdestin bozulması vaktinden itibaren başlar. Mestin giyilmesi ve mest yapıldığı zamandan değiL. Diğer taraftan bu hadis umumi bir hadis olmakla birlikte Safvan b. Assal (r.a.)'ın rivayet ettiği hadis ile tahsis edilmiştir. O dedi ki: Resulullah (Sallallahu aleyhi ve Sellem) yolcu isek mestlerimizi, cünüplük sebebi dışında üç gün üç gece boyunca çıkarmamamızı emir buyurdu. Mezhebimize mensup ilim adamları der ki: Sürenin bitiminden önce cünüp olursa artık mestler üzerine mesh caiz olmaz. Şayet gusledip, mest içindeki ayaklarını da yıkarsa cünüplüğü kalkar, namazı da caiz olur. Şayet bundan sonra abdestini bozarsa artık mest üzerine mesh etmesi caiz olmaz. Aksine mutlaka mestlerini çıkartıp, abdestli olarak mestlerini giymesi gerekir. Mest içinde ayağına necaset bulaşıp, mestin içinde iken ayağını yıkaması hali ise böyle değildir. Bu durumda bundan sonra mest üzerine mesh etme imkanı vardır. Allah en iyi bilendir. Hadis-i şerifte ilim adamlarının söyledikleri üzere şu edebe riayet de dile getirilmektedir. Şöyle ki muhaddis, öğretici ve müftü olana eğer ondan bir şey sorulacak olur da, o da bu bilginin kendisinden daha üstün birisi tarafından bilindiğini biliyorsa, soru soranı ona yönlendirmelidir. Şayet bilmiyorsa, bunu filana sor demelidir. Ebu Ömer b. Abdilberr der ki: Raviler bu hadisin merfu bir hadis mi yoksa Ali (r.a.)'a mevkuf bir hadis mi olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Ama bu hadisi merfu olarak rivayet edenlerin hıfzı da, zaptı da daha ileridir. Şanı yüce Allah en iyi bilendir. DAVUDOĞLU AÇIKLAMA: Hadis-i Şerif mest üzerine meshin müddetini beyan etmektedir. Meshin müddeti misafir için üç gün üç gece mukim içinde bir gün bir gecedir. Ebu Hanîfe, Şafiî ve Ahmed b. Hanbel hazeratı ile ashab-ı kiramın ve onlardan sonra gelen ulemanın cumhuru buna kaildirler. İmam-ı Malikten rivayet olunan meşhur kavle göre meshin müddeti yoktur. Bir kavle göre meshin müddeti Cuma'dan Cuma'yadır. Yalnız cünüp olursa; mestleri çıkarır. İmam Şafiî'nin de eskiden buna kail olduğu söylenir. Malik (Rahimehullah)'ın delili Ebul mare hadisidir. Ebu Davud'la başkalarının tahric ettikleri bu hadîs bütün hadis ulemasınca; zayıftır. Müddetin iptidası Şafiî'lerle Hanefîlere ve diğer bir çok ulemaya göre mestleri giydikten sonra ilk hades yani abdest bozma zamanıdır. Çünkü meshe ihtiyaç o zaman başlar. Hadîs sîga itibari ile umum ifade edersede Safvan b. Gassal (R.A.) hadisi ile tahsis edilmiş; cünüp olanın hükmü ondan çıkarılmıştır. Mezkur hadiste Safvan (R.A.) «Bize Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) misafir olduğumuz zaman cünüplük müstesna olmak üzere üç gün üç gece mestlerimizi çıkarmamayı emir buyurdu» demiştir. Şu halde cünüplükten dolayı mest üzerine mesh edilemez mest üzerine mesh kıyasa muhalif olarak nasla sabit olduğu için abdeste de kıyas edilemez. Binaenaleyh bir kimse mestlerini tam taharet üzere giydikten sonra cünüp olsa artık onların üzerine mesh edemez bu hususta misafirle mukîmin hükmü birdir. Hadis-i Şerif meshin müddetinden başka büyük bir edep ve nezaketi talim etmektedir, ki o da Hz. Aişe (R.A.)'nın mesh müddetini kendisine soranı Hz. Ali (R.A.)'a göndermesidir. Ulema bununla istidlal ederek muhaddis muallim ve müftü gibi bir zata şer'i bir mesele sorulurda kendinden daha ehliyetli biri bulunursa soranı ona göndermenin müstahab olduğunu söylemişlerdir. Sorulan meseleyi bilmeyen: «Ben onu filana sorar sana söylerim» demelidir. İbni Abdilber: «Bu hadisin merfu' veya. Hz, Ali'ye mevkuf olduğunda raviler ihtilaf etmiştir. Merfu olarak rivayet, edenler daha belleyişli ve daha mazbutturlar» demiştir
حَدَّثَنَا عَلِيُّ بْنُ مُحَمَّدٍ، حَدَّثَنَا وَكِيعٌ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ، عَنْ أَبِي إِسْحَاقَ، عَنِ الأَسْوَدِ، عَنْ عَائِشَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ كَانَ يُجْنِبُ ثُمَّ يَنَامُ كَهَيْئَتِهِ لاَ يَمَسُّ مَاءً . قَالَ سُفْيَانُ فَذَكَرْتُ الْحَدِيثَ يَوْمًا فَقَالَ لِي إِسْمَاعِيلُ يَا فَتًى يُشَدُّ هَذَا الْحَدِيثُ بِشَىْءٍ .
Aişe (r.anha)'dan şöyle demiştir: Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) cünüp olurdu. Sonra suya dokunmadan o vaziyette uyurdu. Sufyan demiş ki: Ben bir gün bu hadisi anlattım, ismail bana: Ey genç! Bu hadis bir şeyle bağlanır, dedi." AÇIKLAMA : Merhum müellifimiz bu babta Aişe (r.anha)'nın hadisini üç sened ile rivayet etmiştir. Tirmizi de iki senedIe zikretmiş ve: 'Said bin El-Müseyyeb ile başkası böyle demişlerdir. Halbuki; Resul-i Ekrem (s.a.v.)'in uyumadan önce abdest aldığına dair El-Esved'in Aişe (r.anhal 'den rivayet ettiği hadisi bir kaç kişi El-Esved'den nakletmiştir. O hadis Ebu İshak'ın El-Esved'den rivayet ettiği bu hadisten daha sıhhatlidir. Hatta Şu'be, Sevri ve başkaları bu hadisi Ebu İshak'tan rivayet ederken hadisteki " ... suya dokunmadan ... " kaydını Ebu İshak'ın ğalatı olarak göstermişlerdir, demiştir. Tuhfetü'l-Ahfezi yazarı bu hadisin açıklaması bahsinde İbn-i Arabi'nin El~Arıza adlı eserinde: Ebu İshak'ın uzun bir hadisi kısaltarak rivayet ederken bu ğalatı yaptığını söylemiştir, der. Bu nedenle bu hadisi rivayet etmenin caiz olmadığının Ahmed bin Salih tarafından söylendiği nakledilmiştir. 583 nolu hadisin sonunda İsmaiI, Süfyan'a söylediği söz ile aynı şeyi kasdetmiş olabilir. Hadisin sıhhatına itiraz olmuş ve sahih olduğu kabul edildiği takdirde yoruma muhtaç ölduğu göz önünde bulundurulursa, yanlış anlamlara yer vermemek için rivayet edilmemesi uygun görülmüş olabilir. Fakat 581 nolu haçlisin açıklamasında Nevevi'den naklettiğimiz gibi abdest almanın vacib olmadığını beyan etmek üzere Nebi s.a.v.'in bazen abdest almayı terkettiği muhtemeldir)
حَدَّثَنَا سَهْلُ بْنُ أَبِي سَهْلٍ، حَدَّثَنَا سُفْيَانُ بْنُ عُيَيْنَةَ، حَدَّثَنَا الشَّيْبَانِيُّ، عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ شَدَّادٍ، عَنْ مَيْمُونَةَ، أَنَّ رَسُولَ اللَّهِ ـ صلى الله عليه وسلم ـ صَلَّى وَعَلَيْهِ مِرْطٌ عَلَيْهِ بَعْضُهُ وَعَلَيْهَا بَعْضُهُ وَهِيَ حَائِضٌ .
Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'in (zevcesi) Meymune (r.anha)'den rivayet edildiğine göre : Kendisi hayızda iken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem), üzerinde bir futa olduğu halde namaz kıldı. Futan'ın bir kısmı O'nun üzerine bir kısmı da Meymune (r.anha) nın üzerindeydi." Tahric: Aişe (r.anha)'nın hadisini Müslim, Nesai ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir. Meymune (r.anha)'nın hadisini ise az lafız farkıyla Buhari, Müslim ve Ebu Davud da rivayet etmişlerdir. AÇIKLAMA : Müslim'in rivayetinde Meymune (r.anha) mealen şöyle demiştir: ''ResuluIlah (s.a.v.) namaz kılıyordu. Ben de hayızlı olarak, O'nun hizasında bulunuyordum. Kendisi secde ettiği zaman bazen elbisesi bana dokunuyordu.'' Hadiste geçen ''Mırt'' kelimesini ''Futa'' olarak terceme ettik. EI-Menhel'de rivayet edildiğine göre ''Mırt'' yün, keten ve başka şeylerden mamul elbisedir. Yalnız yeşil renkli olan elbiseye ''Mırt'' denir, diyenler de olmuştur. Mırt, rida ve izar olabilir. Yani vücudun üst kısmında kullanılan ceket, palto, manto, aba gibi elbise olabildiği gibi bedenin belden aşağısını örten elbise de olabilir. Mırt, erkek ve kadın elbisesi olabilir. Aişe (r.anha)'nın hadisinden anlaşıldığına göre Futa Aişe (r.anha)'ya aitti ve üzerindeydi. Onun bir kısmı namaza duran Nebi (s.a.v.)'in üzerindeydi. Meymune (r.anha)'nın hadisinde ise futa'nın Nebi (s.a.v.)'in üzerinde oldugu ve bir kısmının Meymune (r.anha)'nın üzerine bulunduğu belirtiliyor. HADİSLERİN FIKIH YÖNÜ : 1- Üzerinde kan veya başka necaset görülmedikçe hayızlı kadının elbisesi temizdir. 2- Kişinin, hayızlı hanımının bitişiğinde namaza durması caizdir. 3- Kişinin, bir tarafı hayızlı ailesinin üzerinde bulunan bir elbiseyle namaza durması caizdir