İslami Delil
Sureler
69

Hâkkaسُورَةُ الحَاقَّةِ

Mekkî· 52 ayet

Sûre hakkında (Kur'an Yolu)

Adı ve âyet sayısı

         Sûre adını 1. âyette geçen ve “gerçekleşecek olan (kıyamet)” anlamına gelen hâkka kelimesinden almış olup yaygın olarak bu isimle anılmaktadır. Ayrıca 12. âyette geçen “Vâiye” ve 36. âyette geçen “Silsile” adlarıyla da anılmıştır (bk. İbn Âşûr, XXIX, 110).

Nüzûlü

Mushaftaki sıralamada altmış dokuzuncu, iniş sırasına göre yetmiş sekizinci sûredir. Mülk sûresinden sonra, Meâric sûresinden önce Mekke’de inmiştir.

Konusu

Sûrenin ana konusu vahiy yani Kur’an’ın ilâhî kelâm oluşu ve peygamberliktir. Ayrıca kıyamet halleri; yeryüzünde fesat çıkaran ve peygamberleri yalancılıkla itham eden Âd, Semûd, Lût, Firavun, Nûh kavimleri gibi eski kavimlerden, bunların başına gelen felâketlerden söz etmekte, âhirette mutlu ve bedbaht olacak kimselerin durumlarını açıklamaktadır.

  1. بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ ٱلْحَآقَّةُ

    elhâkkah.

    Gerçekleşecek olan!

  2. مَا ٱلْحَآقَّةُ

    melhâkkah.

    Nedir o gerçekleşecek olan gün?

  3. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ

    vemâ edrâke melhâkkah.

    Gerçekleşecek olanın ne olduğunu sana ne bildirir?

  4. كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ

    kezzebet ŝemûdü ve'âdüm bilkâri'ah.

    Semud ve Ad milletleri tepelerine inecek bu gerçeği yalanladılar.

  5. فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ

    feemmâ ŝemûdü feühlikû bittâgiyeh.

    Bu yüzden Semud milleti zorlu bir sarsıntı ile yok edildi.

  6. وَأَمَّا عَادٌۭ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍۢ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍۢ

    veemmâ âdün feühlikû birîhin sarsarin âtiyeh.

    Ad milleti de bu yüzden önünde durulmaz, dondurucu bir rüzgarla yok edildi.

  7. سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍۢ وَثَمَٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًۭا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍۢ

    sehharahâ aleyhim seb'a leyâliv veŝemâniyete eyyâmin husûmen feterelkavme fîhâ sar'â keennehüm a'câzü nahlin hâviyeh.

    Allah onların kökünü kesmek üzere, üzerlerine o rüzgarı yedi gece sekiz gün, estirdi. Halkın, kökünden çıkarılmış hurma kütükleri gibi yere yıkıldıklarını görürsün.

  8. فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍۢ

    fehel terâ lehüm mim bâkiyeh.

    Onlardan arda kalmış bir şey görür müsün?

  9. وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ

    vecâe fir'avnü vemen kablehû velmü'tefikâtü bilhâtieh.

    Firavun, ondan öncekiler ve alt üst olmuş kasabalarda oturanlar da suç işlemişlerdi.

  10. فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةًۭ رَّابِيَةً

    fe'asav rasûle rabbihim feehazehüm ahzeter râbiyetâ.

    Rabbinin peygamberine baş kaldırmışlardı. Bunun üzerine Rableri onları şiddeti arttıkça artan bir şekilde yakaladı.

  11. إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ

    innâ lemmâ tagalmâü hamelnâküm filcâriyeh.

    Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.

  12. لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةًۭ وَتَعِيَهَآ أُذُنٌۭ وَٰعِيَةٌۭ

    linec'alehâ leküm tezkiratev vete'iyehâ üzünüv vâ'iyeh.

    Su taştığı vakit, size bir ibret olmak üzere, anlayışlı kulaklar anlasın diye süzülen gemide, sizi Biz taşımışızdır.

  13. فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌۭ وَٰحِدَةٌۭ

    feizâ nüfiha fissûri nefhatüv vâhideh.

    Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

  14. وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةًۭ وَٰحِدَةًۭ

    vehumiletil'ardu velcibâlü fedükketâ dekketev vâhidetâ.

    Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

  15. فَيَوْمَئِذٍۢ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ

    feyevmeiziv veka'atilvâki'ah.

    Sura bir üfürüş üfürüldüğü, yer ve dağlar kaldırılıp bir vuruşla birbirine çarpıldığı zaman, işte o gün olacak olur, kıyamet kopar.

  16. وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍۢ وَاهِيَةٌۭ

    venşekkatissemâü fehiye yevmeiziv vâhiyeh.

    Gök yarılır; o gün düzeni bozulur.

  17. وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍۢ ثَمَٰنِيَةٌۭ

    velmelekü alâ ercâihâ. veyahmilü arşe rabbike fevkahüm yevmeizin ŝemâniyeh.

    Melekler onun çevresindedirler; o gün Rabbinin arşını onlardan başka sekiz tanesi yüklenir.

  18. يَوْمَئِذٍۢ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌۭ

    yevmeizin tü'radûne lâ tahfâ minküm hâfiyeh.

    O gün siz huzura alınırsınız, hiçbir şeyiniz gizli kalmaz.

  19. فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَٰبِيَهْ

    feemmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyekûlü hâümukraû kitâbiyeh.

    Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.

  20. إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَٰقٍ حِسَابِيَهْ

    innî zanentü ennî mülâkin hisâbiyeh.

    Kitabı sağından verilen; "Alın, kitabımı okuyun, doğrusu bir hesaplaşma ile karşılaşacağımı umuyordum" der.

  21. فَهُوَ فِى عِيشَةٍۢ رَّاضِيَةٍۢ

    fehüve fî îşetir râdiyeh.

    Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

  22. فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍۢ

    fî cennetin âliyeh.

    Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

  23. قُطُوفُهَا دَانِيَةٌۭ

    kutûfühâ dâniyeh.

    Artık o, meyveleri sarkmış, yüksek bir bahçede, hoş bir yaşayış içindedir.

  24. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ

    külû veşrabû henîem bimâ esleftüm fil'eyyâmilhâliyeh.

    Onlara şöyle denir: "Geçmiş günlerde, peşinen işlediklerinize karşılık afiyetle yiyiniz içiniz."

  25. وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَٰبِيَهْ

    veemmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyekûlü yâ leytenî lem ûte kitâbiyeh.

    Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

  26. وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ

    velem edri mâ hisâbiyeh.

    Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

  27. يَٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ

    yâ leytehâ kânetilkâdiyeh.

    Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

  28. مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ

    mâ agnâ annî mâliyeh.

    Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

  29. هَلَكَ عَنِّى سُلْطَٰنِيَهْ

    heleke annî sültâniyeh.

    Fakat kitabı kendisine solundan verilen kimse: "Kitabım keşke bana verilmeseydi; keşke hesabımın ne olduğunu bilmeseydim; bu iş keşke son bulmuş olsaydı; malım bana fayda vermedi; gücüm de kalmadı" der.

  30. خُذُوهُ فَغُلُّوهُ

    huzûhü fegullûh.

    İlgililere şöyle buyurulur: "O'nu alın, bağlayın."

  31. ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ

    ŝümmelcehîme sallûh.

    "Sonra cehenneme yaslayın"

  32. ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍۢ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًۭا فَٱسْلُكُوهُ

    ŝümme fî silsiletin zer'uhâ seb'ûne zirâ'an feslükûh.

    "Sonra onu boyu yetmiş arşın olan zincire vurun";

  33. إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ

    innehû kâne lâ yü'minü billâhil'azîm.

    "Çünkü, o, yüce Allah'a inanmazdı."

  34. وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ

    velâ yehuddu alâ ta'âmilmiskîn.

    "Yoksulun yiyeceği ile ilgilenmezdi."

  35. فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَٰهُنَا حَمِيمٌۭ

    feleyse lehülyevme hâhünâ hamîm.

    "Bu sebeple burada bugün onun bir acıyanı yoktur."

  36. وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍۢ

    velâ ta'âmün illâ min gislîn.

    "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

  37. لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَٰطِـُٔونَ

    lâ ye'külühû illelhâtiûn.

    "Günahkarların yiyeceği olan kanlı irinden başka bir yiyeceği de yoktur."

  38. فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ

    felâ uksimü bimâ tübsirûn.

    Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

  39. وَمَا لَا تُبْصِرُونَ

    vemâ lâ tübsirûn.

    Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

  40. إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍۢ كَرِيمٍۢ

    innehû lekavlü rasûlin kerîm.

    Görebildikleriniz ve göremedikleriniz üzerine yemin ederim ki, Kuran şerefli bir elçinin getirdiği sözdür.

  41. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تُؤْمِنُونَ

    vemâ hüve bikavli şâ'ir. kalîlem mâ tü'minûn.

    O, şair sözü değildir; ne az inanıyorsunuz!

  42. وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍۢ ۚ قَلِيلًۭا مَّا تَذَكَّرُونَ

    velâ bikavli kâhin. kalîlem mâ tezekkerûn.

    Kahin sözü de değildir; ne az düşünüyorsunuz!

  43. تَنزِيلٌۭ مِّن رَّبِّ ٱلْعَٰلَمِينَ

    tenzîlüm mir rabbil'âlemîn.

    Kuran, Alemlerin Rabbinden indirilmedir.

  44. وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ

    velev tekavvele aleynâ ba'dal'ekâvîl.

    Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

  45. لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ

    leehaznâ minhü bilyemîn.

    Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

  46. ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ

    ŝümme lekata'nâ minhülvetîn.

    Eğer o (Muhammed), Bize karşı, ona bazı sözler katmış olsaydı, Biz onu kuvvetle yakalardık, sonra onun şah damarını koparırdık.

  47. فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَٰجِزِينَ

    femâ minküm min ehadin anhü hâcizîn.

    Hiçbiriniz de onu koruyamazdınız.

  48. وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌۭ لِّلْمُتَّقِينَ

    veinnehû letezkiratül lilmüttekîn.

    Doğrusu Kuran Allah'a karşı gelmekten sakınanlara bir öğüttür.

  49. وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ

    veinnâ lena'lemü enne minküm mükezzibîn.

    İçinizde yalanlayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz.

  50. وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَٰفِرِينَ

    veinnehû lehasratün alelkâfirîn.

    Doğrusu Kuran, inkarcılar için bir üzüntüdür.

  51. وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ

    veinnehû lehakkulyekîn.

    O, şüphesiz kesin gerçektir.

  52. فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ

    fesebbih bismi rabbikel'azîm.

    Öyleyse çok büyük olan Rabbinin adını tesbih et.

Sureyi sesli dinle

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.