Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Âdet veya lohusalık halinde eşiyle ilişkiye girmenin keffareti var mıdır?
Cevap
Benzer fetvalar
Hanefî mezhebine göre âdet ve lohusalığın azami müddetleri (âdetin azami müddeti on, lohusalığın kırk gün) bitince, herhangi bir şart aranmaksızın eşler arasında cinsel ilişki helal olur. Ancak âdet veya lohusalık bu müddetten önce bitmiş ise kadının gusül abdesti alması veya bir namaz vaktinin geçmesi durumunda cinsel ilişki helal olur.
Âdetin en fazla müddeti olan on gün dolduktan sonra âdeti bitti ise gusül almadan da ilişki helaldir. Ancak adet süresi on günden az sürdü ise gusül abdesti almadan cinsel ilişkide bulunulamaz. Âdetinin bitimi beyaz akıntı ya da tam bir kuruluk ile olup gusül almadan ilişkiye girildi ise istiğfar etmek gerekir. Kefareti istiğfardır. Adet bitmeden cinsel ilişki ise haramdır. Onun kefareti ayrıdır.
Kadının özel günlerinde (aybaşı günleri) cinsel ilişki haramdır. Cinsel ilişki oluşmadan beraber bulunup sevişmek ise haram değildir. Haram olduğunu bilmeden veya özel günlerinde olmadığını zannederek yapılan ise biiznillah affedilir. Bilerek yapılanı için ise tevbe ve istiğfar etmek gerekir. Böyle bir günahın tevbesi yapıldıktan sonra bir miktar altın sadaka vermek de müstehap kabul edilmiştir.
Selamünaleyküm. O durumda ilişki caiz değildir. Gerçekleşmiş ise istiğfar etmesi yeterlidir.
Evet, aybaşı durumunda cinsel ilişki haramdır ama sizinki bilerek yaptığınız bir iş değildir. İstiğfar etmeniz yeterlidir. Tekrarının olmamasına dikkat ediniz. Allah teala ailenize huzur ve sizlere afiyetler ihsan buyursun.
Âdet veya lohusalık hâlindeki kadınlar için bazı özel hükümler vardır. Bu dönemlerinde bulunan kadınlar; a) Cinsel ilişkide bulunamazlar. Bu konuda Kur’ân-ı Kerîm’de “Sana kadınların âdet dönemi hakkında soru soruyorlar. De ki: O sıkıntılı bir hâldir. Bu sebeple âdet günlerinde kadınlardan ayrı durun, temizlenmedikçe onlarla cinsel ilişkide bulunmayın…” (el-Bakara, 2/222) buyrulmaktadır. Dolayısıyla kadınlar âdet ve lohusalık hâllerinde cinsel ilişkide bulunamayacağı gibi bu dönemlerindeki kadınla cinsel ilişki kurmak da haramdır. b) Namaz kılamaz ve oruç tutamazlar. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.s.), bu durumdaki kadınların oruç tutmayacaklarını ve namaz kılmayacaklarını bildirmiştir. (Buhârî, Hayız, 6 [304]) Âdet ve lohusalık hâlindeki kadınların, Hz. Peygamber (s.a.s.) döneminde namaz kılmadıkları ve oruç tutmadıkları konusunda sahabenin ittifakı vardır. Bu konuda müçtehitler de görüş birliği içindedir. Bu hâllerde kılınmayan namazlar daha sonra kaza edilmez, tutulmayan Ramazan oruçları ise kaza edilir. Hz. Âişe, âdet hâlinde kılınamayan namazların kaza edilip edilemeyeceğini soran bir kadına “Resûlullah zamanında âdet döneminden sonra bize oruçları kaza etmemiz emredilir, namazları kaza etmemiz ise emredilmezdi.” (Müslim, Hayız, 67-69 [335]; bk. Buhârî, Hayız, 20 [321]) cevabını vermiştir. c) Kâbe’yi tavaf edemezler. Hz. Peygamber (s.a.s.), âdet hâli sebebi ile hac yapamayacağından endişe ederek ağlayan Hz. Âişe’ye “Kâbe’yi tavaf etmek dışında, haccedenlerin yaptığı her şeyi yap.” (Buhârî, Hayız, 1 [294]) buyurmuştur. d) Gerekmedikçe cami ve mescitlere giremezler. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 1/13; Mevvâk, et-Tâc, 1/552; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 1/279) e) Âdet ve lohusalık hâlindeki kadınların Kur’ân-ı Kerîm’e dokunmaları ve onu okumaları konusunda ise İslâm bilginleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır.
KADINLARA ÖZGÜ HALLER konusundaki diğer fetvalar
Jinekolojik muayene sebebiyle oruç bozulmadığı gibi smear işlemi, rahim ultrasonu ve ağızdan ilaç almayı gerektirmeyen biyopsi yaptırmak da oruca zarar vermez.
Nifas, doğum ya da düşükten sonra gelen kanamadır. Doğumda rahmi alınan bir kadından nifas kanı gelmeyeceğine göre bu durumda lohusalık gerçekleşmiş olmaz.
Hamilelik bir hastalık olmadığı gibi doğum da fıtri bir hadisedir. Sezaryen ise, gerçek sebeplerle ve gerektiği zaman yapıldığında anne ve bebeğin hayatını kurtaran bir ameliyattır. Ancak zamanla modern bir doğum şekli olarak algılanmaya başlanmış, normal doğum yerine isteğe bağlı sezaryen oranları gittikçe artış göstermiştir. Konuyla ilgili yapılan çalışmalar planlı sezaryen ameliyatının, sorunsuz bir normal doğum ile karşılaştırıldığında, anne ve bebek sağlığını hayatın ilerleyen safhalarında olumsuz yönde etkileyen bir uygulama olduğunu göstermektedir. Ayrıca tıbbi bir engel yoksa kendiliğinden başlayan doğumun bebeğin yararına olduğu, sağlığını ve geleceğini olumlu etkilediği çalışmalarla ortaya konulmuştur. Dolayısıyla tıbbi bir zorunluluk olmadıkça annenin fıtri olan doğum şeklinden vazgeçip hem kendisinin hem de bebeğin sağlığını olumsuz yönde etkileme riski olan sezaryen talebinde bulunmasına bir hak olarak yaklaşılması doğru değildir. Bu durumda sezaryen isteğe bağlı olarak değil, annenin ya da bebeğin hayatını koruma gayesiyle gerçekleştirilen zorunlu tıbbi bir müdahale olarak görülmelidir.
Âdet veya lohusalık döneminde diş tedavisi yaptırmak caizdir. Bu dönemde yapılacak dolgu, kaplama, tel taktırma, implant yaptırma veya sabit protez abdest ve guslün sıhhatine engel olmaz.
Uzmanlara göre, anne ve bebek açısından sağlıklı olan normal doğum olup sezaryen sadece tıbbi zorunluluk halinde başvurulabilecek bir yöntemdir. Buna göre tıbbi zorunluluk olmadıkça sezaryen yöntemine başvurmak dinen de uygun değildir.