Fetva Meclisi
Soru
Kur'an’da geçen Âl-i İmrân kimdir?
Cevap
Benzer fetvalar
Önce şunu bilmeliyiz: Kitabımız Kur'an'ımız hakkında “bunun içindir, buna binaendir” diye Allah'ın ve Peygamber aleyhisselamın açıklamadığı hiçbir bilgi kesin bilgi değildir. Âlimlerimiz derin incelemeler yaparak belli sonuçlara ulaşmışlardır ama kesin sonuç değildirler. Bunu bu şekilde bilmeliyiz. Neden Musa aleyhisselam kitabımızda bu kadar yoğun geçmektedir sorusuna gelince, şu kontakları tespit etmemiz mümkündür: a- Musa aleyhisselam beş büyük ululazm peygamberden biridir. İnsanlığı hatta peygamberlerin ilk beşinde olmanın farkı vardır. b- Musa aleyhisselam peygamberlik müessesesinde dönüm noktasında bulunmaktadır. Musa aleyhisselama kadar gelen peygamberler daha çok iman, ibadet, ahlak ve benzeri konulara ağırlık vermişlerdir. Musa aleyhisselam ise kendisine iman edenlerle beraber bir devlet oluşturma mücadelesi sürdürmüştür. Elbette bu da Allah'ın dilemesi iledir. Bu da onu farklı bir sürecin ismi yapmıştır. c- Musa aleyhisselam, insanlık tarihinin en azgın kâfirlerinden biri ile mücadele etmiştir. Kendi kavminden Karun ise ayrı bir konudur. Sivri konular ve sivri şahsiyetlerle mücadele etmedeki farklılığı onu daha fazla anmayı getirmiştir. Adeta Musa aleyhisselamın anlaşılması aynı zamanda: - İnsanın, - Siyasetin, - İmanın, - Sabrın ve çilenin anlaşılması olacaktır.
İsa aleyhisselam, Allah Teâlâ’nın seçtiğini haber verdiği ailelerden biri olan İmran ailesinden Meryem’in oğludur. İmran’ın kızı Meryem ona meleğin üflemesi ile hamile kaldı. Hamile kalması ve doğumu bütün insanlık için bir mucize olmuştur. Allah Teâlâ onu sadece “ol” buyurması ile yaratmış oldu. İsa aleyhisselam Kudüs yakınlarında bir yer olan Beytüllahm’de doğdu. Meryem’in hamileliğinin ne kadar sürdüğüne dair net bir bilgi yoktur. Bazı müfessirler dokuz aydan söz etmişlerdir. Onun bir eşi olmadan, üzerine bir erkek eli değmeden doğum yapması bir tartışma konusu oldu o zaman. Doğan çocuk bir mucize olarak bebekten beklenmeyecek şekilde konuştu ve annesini müdafaa etti. Yıllar geçip Peygamber olduğunda o zamanın din sahibi insanları olarak Yahudiler onu bunalttılar. İman etmedikleri gibi ona çok eziyetler de ettiler. Allah Teâlâ onu göklere kaldırdı. Kıyamete yakın zamana kadar orada kalacaktır. Ruhu ve bedeni ile bulunduğu yerde yaşamaktadır. Kıyamete yakın zamanda Muhammed aleyhisselamın şeriatı ile amel etmek üzere inecektir ve haçı, domuzu imha edecektir. Ayetlerin ve hadislerin gösterdiği gerçek böyledir. Bu konuda ümmetin ilk asırlarından beri bütün uleması böyle inanmıştır.
Şöyle anlamaya çalışın: O anda gelen “iman, itaat” emrine ilk teslim olan olmak.
Mükerrem, saygın, faziletli, değerli demektir. İnsan mükerremdir denince de insanın saygınlığı öne çıkarılmış olur. İnsanın mükerrem olduğu Kur'an ayetiyle sabittir. Babamız Adem ve onun nesli mükerremdir. Bunun nedeni ve sonuçları olarak şunları tespit edebiliriz: 1. İnsanı bizzat Allah Teâlâ yarattı. Ona diğer mahlûkattan farklı olarak; a. İlk insan olan Adem’i bizzat kendi eliyle yarattı. (Bu, bir lütuf ifadesi olarak anlaşılır yoksa “el” Allah için bizim elimiz gibi anlaşılmaz.) Ona kendisinden bir ruh verdi. Ona isimleri öğretti. Diğer melekleri ona secde ettirdi. b. Akıl ve irade verdi insana. c. Sorumluluk taşıyacağı bir kabiliyet verdi. d. Bunlara bağlı olarak ona din indirdi. İnsanın içinden peygamberler seçip gönderdi. Ve insanlığın efendisi Muhammed aleyhisselamı gönderdi. Böylece insan, Allah’ın emanetine muhatap oldu. Bu da onu mükerrem yaptı. 2. İnsanı Kur'an ile buluşturdu. Kur'an sayesinde insan, yaratan Rabbine muhatap oldu. 3. İnsanı imtihanların muhatabı yaptı. O imtihanların sonucuna göre de cennetine kabul buyurdu.
Bu ayette geçen “Harun'un kardeşi” ifadesi Meryem'in bir erkek kardeşi olmasını yansıtmıyor. Bu bir Arapça tarzıdır. O dönemde iyilerden bilinen biri olan Harun'a nispet edilerek 'sen Harun'un bacısı olacak biri iken..' şeklinde anlaşılmalıdır bu. Bir başka ihtimal de, hadiste geçtiği gibi onların döneminde peygamberlerin adı ile anılma kültürüdür. Bu da neticede aynı yoruma götürür.
Güzel, Kur'an iman ettiğimiz kitaptır konusunda tartışma yoksa o zaman Kur'an’a bakalım. Kur'an’ımız bize “bilmediklerinizi bilenlere sorun” (Nahl, 43) buyuruyor. Ya her şeyi bildiğimizi iddia edeceğiz ya da Kur'an ve incelikleri konusunda bir ilim alt yapısı gerekmez, dergiye bakılır gibi bakılarak anlaşılır diyeceğiz. Öyle bir bilim var mı bu dünyada? Keşke her mü'min Kur'an’dan bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede bilgi sahibi olsa! Ama bu mümkün olmadı olmaz da. İlim ağırdır ve uzmanlık ister. Bu iddianın söylenişi güzeldir ama gerçeklikte yeri yoktur. Elbette maksat gerçekten bilmek ve amel etmek ise. Oynamak ve oyalanmak isteyen için her yer dümdüz zaten, maazallah.
ali imran konusundaki diğer fetvalar
Bu soruda bir ezilmişlik görüntüsü okunmaktadır. Allah’ın dini İslam, erkek ve kadın bütün insanlarındır. Erkek olmak veya kadın olmak değil mü'min ve muhlis olmak sonucu değiştirmektedir. Nahl Suresinin 39, Âl-i İmran suresinin 195. âyetleri bu gerçeği beyan etmektedir. Din açısından kadın ile erkek arasındaki fark, her ikisinin de yaratılış farklılıklarının üzerine belirlenmiş farklardır. Evet, Nisa suresinin 34.ayeti erkeklerin bir puan önde olmalarını emretmektedir. Bu önde olma bir erkeğin bir kadından bir puan önde olması değildir. Erkek cinsinin kadın cinsinden sorumluluklar açısından önde olmasıdır. Nice kadınlar vardır ki benzeri erkek az yaratılmıştır. Erkek olmak tek başına önde olmaya yeterli değildir. Cennet aynı cennettir ve herkese kadın ya da erkek olarak aynı şartlarda sunulmuştur. Yaşanan hayatta feminist anlayışların Müslüman nesillere etkisinden kaynaklanan endişelerden uzak durulmalıdır. Allah Teâlâ hepimizi razı olacağı hayata yönlendirsin.
Ölmeden önceki bütün samimi ve kalıcı tevbeler geçerlidir. İki veya beş yoktur.