Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Alışverişlerde vade farkı caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir malı peşin olarak satmak caiz olduğu gibi vadeli ya da taksitle satmak da caizdir. Peşin veya çeşitli vadelere göre taksitlendirilerek satışa sunulan bir malın, değişik alternatifleri gözden geçirdikten sonra bunların birini tercih edip, akdi onun üzerine kurmak suretiyle vadeli veya taksitli olarak satımında dinen bir sakınca yoktur. Alışverişte önemli olan, pazarlığın bittiği sırada satış bedelinin belirlenip akdin bu bedel üzerinden kesinlik kazanmış olmasıdır. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8) Bu şartlara uymak kaydı ile veresiye alışveriş fiyatının peşine göre daha fazla olmasında bir sakınca yoktur. Ancak akit bittikten sonra banka ya da finans kuruluşları gibi üçüncü şahıslar tarafından zimmetteki peşin borcun vadeli olarak yeniden yapılandırılması faizli işlem sayılacağından caiz değildir.
Bir malın taksit sayısına göre, farklı fiyatlarla satışa sunulması caizdir. Mesela bir mal, peşin fiyatı bin liradan, altı ay vadeli fiyatı bin beş yüz liradan, bir yıl vadeli fiyatı da iki bin liradan olmak üzere değişik fiyat seçenekleriyle satışa sunulsa müşteri de bu seçeneklerden birini tercih edip kabul etse yapılan bu alışveriş caiz olur. Zira bu uygulamada satıcı, pazarlık sırasında peşin ya da farklı vadelere göre değişik ödeme seçenekleri ile malın fiyatını belirlemekte, alıcı da bunlardan birisini tercih edip kabul etmektedir. Böylece akit esnasında malın fiyatı taraflarca kesin olarak belirlenmiş olmaktadır. Ancak alıcı seçeneklerden birisini seçip kabul etmeden, “tamam aldım” der ve bu şekilde birbirlerinden ayrılırlarsa akitte fiyat belirlenmediği için bu satış fasit olur. (Serahsî, el-Mebsût, 13/7-8; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 4/526)
Taksitle alışverişin bir sakıncası yoktur. Sakıncalı olan durum şudur: Sizin ödeme gününüz gelen taksidinizi ödeyemeyeceğiniz için alacaklının gecikme karşılığı borcunuza ilave yapması sakıncalıdır. En baştan taksitli alışveriş yapanın peşine göre belli bir farkı kabul etmesinde sakınca yoktur.
Faktoring firmalarının, yurtiçi veya yurtdışında vadeli satış yapan şirketlerin fatura edilmiş alacaklarını iskontolu olarak peşin satın aldıkları ve vadesi geldiğinde bu alacakları tahsil ettikleri bilinmektedir. Bu işlemde, aynı cins paranın daha düşük bir parayla mübadelesi söz konusu olduğundan, faizli bir işlem gerçekleşmektedir. (Merğinani, el-Hidaye, V, 180-181; Mevsıli, el-İhtiyar, II, 73). Dolayısıyla böyle bir işlem dinen caiz değildir. Zira İslam dininde faizin her türlüsü haram kılmıştır.
Fakihlerin çoğunluğu, vadeli satışlar ile borç akdinde, bedel olarak belirlenen para birimi yerine, ödeme tarihindeki kuru esas alarak farklı bir para biriminin -mesela borç olarak alınan altın paranın yerine gümüş paranın- ödenmesini caiz görmüşlerdir. (Serahsî, el-Mebsût, 14/2-3; İbn Kudâme, el-Muğnî, 4/37-38; İbn Rüşd, Bidâyetü'l-müctehid, 3/215) Buna göre mesela, vadeli bir satış veya borç (karz) akdine konu olan 1000 TL, baştan şart koşulmamak kaydıyla tarafların razı olması hâlinde ödeme günündeki kur üzerinden bir başka para birimi ile de ödenebilir.
Altın, gümüş, döviz, TL vb. para cinsinden olan şeylerin birbirleriyle değiştirilmesine sarf denir. Sarf akdinde bedellerin peşin olması gerekir. Aksi takdirde yani, bedellerden birinin veresiye olması halinde yapılan işlem faize (nesie ribasına) dönüşür. Buna göre altın, gümüş yahut dövizin vade farkı uygulanmasa bile veresiye olarak satılması faiz olacağından caiz değildir. Konuyla ilgili olarak Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmaktadır: “Altına karşılık altın, gümüşe karşılık gümüş, buğdaya karşılık buğday, arpaya karşılık arpa, hurmaya karşılık hurma, tuza karşılık tuz; cinsi cinsine birbirine eşit ve peşin olarak satılır. Malların cinsleri değişirse (iki bedelde) peşin olmak şartıyla istediğiniz gibi satın.” (Müslim, Müsakat, 81; Tirmizi, Büyu’, 23; Ayrıca bkz. Buhari, Büyu’, 74-82;) Buna göre altın, gümüş veya dövizin veresiye veya taksitle alınıp satılması caiz değildir.
TİCARÎ HAYAT konusundaki diğer fetvalar
Fukahaya göre akdin aslî unsurlarının dışında ayrıca sıhhat şartları da vardır. Malın fiyatının ve niteliğinin belli olması, vadeli satışta sürenin belirtilmesi, örfe uymayan veya akdin muktezası olmayan ilave şartların koşulmaması ve faiz içermemesi gibi hususlar bu şartlar arasında sayılır. Hanefilere göre söz konusu sıhhat şartlarından birinin eksikliği de akdi fasit hale getirir. Bu tür eksikliklerin giderilmesi durumunda ise akit sahih hale dönüşür (Merğînânî, el-Hidâye, V, 9; Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 59). Fesat sebeplerinin giderilememesi durumunda ise müşteri satın aldığı malı teslim almakla ona malik olsa da, söz konusu akdin feshi gerekir. Ancak müşteri bu malda satış, hibe, tüketim gibi herhangi bir tasarrufta bulunursa, artık taraflar bu akdi feshedemezler. Dolayısıyla akit esnasında konuşulan bedel yerine mal mislî ise mislinin, değilse kıymetinin ödenmesi gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 50-51; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-Kadîr, VI, 367-368). Diğer mezheplere göre ise, malda veya fiyattaki belirsizlik giderilemeyecekse akit batıl olur ve hüküm ifade etmez. Ancak mal telef olmuşsa bedelinin ödenmesi gerekir. (Desûkî, Hâşiye, III, 15-16; Şirbînî, Muğni’l-Muhtâc, II, 16-23, 126).
İslam hukukunun genel prensiplerine aykırı olmamak kaydıyla örf haline gelen şartlarla alışveriş yapmak caizdir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 57; İbn Nüceym el-Bahru’r-Râik, VI, 195; İbn Mâze, el-Muhîtu’l-Burhânî, VI, 389). Ancak alım satım akdinin gereği olmayan, taraflardan birine zarar veren veya üçüncü şahıslara menfaat sağlayan her türlü şart batıl olmakla birlikte bu şekilde yapılan alışveriş sahih olur. Fakihler bu durumu “şart batıl, akit sahihtir” cümlesiyle ifade ederler. Yani koşulan böyle şartlar taraflar arasında kabul edilse bile geçersiz olduğundan, riayet mecburiyeti doğurmadığı gibi akde de zarar vermez. Buna göre, bir mal satılırken, müşterinin ondan belli bir süreliğine yararlanmaması, o malı bir başkasına satmaması veya hibe etmemesi yahut o malın başkasına satılması, borç verilmesi veya hibe edilmesi gibi müşterinin zarar görmesine sebep olabilecek bir şeyin şart koşulması halinde şart batıl (geçersiz), yapılan alışveriş ise sahih olur (Merğînânî, el-Hidâye, V, 120; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-Müctehid, II, 161; İbn Kudâme, el-Muğnî, VI, 325; Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 57-58). Dolayısıyla müşteri satın almış olduğu malda dilediği gibi tasarrufta bulunabilir.
Aslen helal olan bir şeyin, harama dönüştüreceği ya da kötüye kullanacağı bilinen bir kimseye satışı konusunda İslam âlimleri farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Konu, ilgili kaynaklarda genel olarak üzüm örneğinde ele alınmıştır: İmam Ebu Hanîfe’ye göre alıcının maksadına bakılmaksızın şarap üreticisine üzüm satmak caizdir. İmam Ebu Yusuf, İmam Muhammed ve İmam Şafiî, bu tür satışları mekruh görmüşlerdir (Şafiî,el-Ümm, III, 75; Serahsi, el-Mebsut, XXIV, 26; el-Fetâvâ’l-Hindiyye, III, 210). Mâlikî, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre ise böyle bir satış haramdır. Çünkü bu tür bir satış; Allah’ın yasakladığı bir şeye destek anlamı taşımaktadır (Şirbini, Muğni’l-muhtac, II, 392; İbn Rüşd el-Ced, el-Beyan ve’t-tahsil, IX, 394-395; İbn Kudame, el-Kafi, II, 12). Görüldüğü gibi konu hakkında İslam âlimleri birbirinden farklı görüşler ortaya koymuşlardır. Bu durum, söz konusu satışın helal olup olmadığı konusunda en azından bir şüphenin var olduğunu göstermektedir. Şüpheli şeylerden kaçınmak ise ihtiyata uygun olur. Zira Hz. Peygamber (s.a.s.), müslümanların şüpheli şeylerden uzak durması gerektiğini ifade etmiştir (Tirmizi, Kıyamet, 60; Buhari, İman, 37; Müslim, Müsakat, 20). Bu itibarla, doğru ve ihtiyatlı olan, aslen helal olan bir şeyin harama dönüştüreceği ya da kötüye kullanacağı bilinen kişi veya kurumlara satılmamasıdır. Bu çerçevede üzüm gibi helal ürünleri üreten müslümanların alternatif pazar aramaları ihtiyat açısından uygun olur.
Kur’ân-ı Kerim’de haram kılınan hayvan kökenli gıdalar içerisinde açıkça ismi belirtilen tek hayvan domuzdur (Bakara, 2/173; Mâide, 5/3; Enâm, 6/145; Nahl, 16/115). Ayetlerde “domuzun etinin” vurgulanması, bu hayvandan beklenilen en önemli yararın etine yönelik olması nedeniyledir. Fıkıh literatüründe domuzun yalnızca etinden değil, kemikleri ve yağı da dâhil bütün cüzlerinden faydalanmanın haram olduğu açıkça belirtilmiştir. Domuzdan kaçınmanın kapsamı konusunda ulaşılan görüş birliğini Cessâs, “ümmetin domuzla ilgili ayetlerin metninde ittifak ettiği gibi, muhtevası ve yorumlanmasında da ittifak ettiği” tespitiyle vurgulamaktadır. Yalnızca domuz kılının deri vb. mamullerin dikişi için kullanılabileceği, bazı fıkıhçılar tarafından bir takım çekincelerle birlikte kabul görmüştür (Cessâs, Ahkâmü’l-Kur’ân, I, 153; III, 296-297; Kâsânî, Bedâiu’s-sanâî, I, 63; İbn Kudâme, el-Muğnî, I, 109). Fıkıh kitaplarındaki açık ifadelerden anlaşıldığı üzere (Bedreddin el-Aynî, Minhatü’sülûk fi şerhi Tuhfeti’l-mulûk, s. 48; İbn Nüceym, el-Bahrü’r-râik, VI, 87-88) bu görüşler de o dönemde ilgili işler için alternatif malzeme sıkıntısı çekilmesinden kaynaklanmakta ve zaruret kavramıyla ilişkilendirilmektedir. Dolayısıyla bu ruhsatın da döneminin şartlarına bağlı olduğu dikkatten kaçmamalıdır. Domuz mahiyeti (aynı) itibarıyla necis kabul edildiği için, domuz derisinin de tabaklama ve benzeri işlemlerle temiz hale gelemeyeceği İslam âlimlerinin tamamına yakını tarafından benimsenmiştir (Zeylaî, Tebyînü’l-hakâik, I, 26; İbn Abdülber, el-İstizkâr, XV, 347, 349; Dusûkî, Hâşiyetü’d-Dusûkî ale’ş-Şerhi’l-Kebîr, I, 54). Günümüzde ise alternatif helal maddeler bulunduğu için domuz derisinden veya kılından; ayakkabı veya giysi yapmak, fırça veya dikiş ipi imal etmek ve bu tür ürünleri kullanmak, bunların alım satımını yapmak caiz değildir (DİYK’ın 2018-26 tarih ve sayılı kararı).
İslam’da altın, gümüş, döviz ve TL gibi para cinsinden olan bedellerin değişiminin (sarf) peşin olması gerekir (Mevsılî, el-İhtiyâr, II, 39; Mergınânî, el-Hidâye, III, 81). Bedellerden birinin vadeli olması halinde yapılan işlem faize dönüşür (Buharî, Büyu’, 74-82; Müslim, Müsâkât, 79-104; Tirmizî, Büyu’, 23). Günümüzde internet üzerinden yapılan altın ve gümüş alım/satım işlemlerinde yapılan ödemeler havale, EFT, kredi kartı ve banka kartıyla yapılmakta, ancak altın veya gümüş emtia ise anında müşteriye teslim edilmemektedir. Bu tür alışveriş şekilleri sarf akdinin şartlarından biri olan her iki bedelin peşin olması kuralını ihlal ettiğinden dinen caiz değildir. Ancak her iki bedelin kapıda peşin olarak teslim edilmesiyle gerçekleştirilecek olan altın veya gümüş alım-satımı caizdir. Bu alışverişte malın peşin teslim edilmesi karşılığında bedel ya nakden veya anında satıcının hesabına geçecek şekilde kart ile tek çekim olarak ödenmelidir. Para cinsinden olmayan değerli taşlar (elmas, pırlanta vb.) ve ayarı düşük (çoğunluğu karışım olan) altın veya gümüşün ise vadeli olarak satışında dinen bir beis yoktur.
Firmalar, kendilerinden alışveriş yapan müşterilerine hediye puan vermektedirler. Helal ürünlerde yapılan harcamalar sonucu biriken hediye puanları kullanmakta dinen bir sakınca yoktur. Ancak her ne kadar helal ürün alışverişi neticesinde hediye puan kazanılsa da, kazancının çoğu haram olan kurumların verdiği hediye puanları kullanmak caiz değildir. (Bkz. Mevsıli, İhtiyar, IV, 176)