Fetva Meclisi
Soru
Bilindiği üzere Hıristiyanlar Allah’ın gönderdiği, görev verdiği elçilerine Allah’ın oğlu yakıştırması yapmışlardır. Bizler biliyoruz ki, Allah evlat edinmez, O yücedir, eşi benzeri yoktur, doğmamış, doğurulmamıştır. Peki biz Müslümanlar olarak farkında olmadan buna benzer büyük hatalar yapıyor olabilir miyiz? ‘Allah dostları’ diye adlandırılan alimler, efendiler vs. var. Yarattığı kulunu evlat edinmeyen eşi ve benzeri olmayan, ol dediğinde her şeyin olduğu bir yaratıcı güç, yarattığı kullarından sevgili, dost, arkadaş edinir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Mü'min olmayanlarla sosyal ilişkiler içinde olmamız yasak değildir. Onların dinlerini ya da dinsizliklerini makul görecek bir ortam oluşturmamız, mümine karşı onu tercih etmemiz tehlikelidir ve yasaktır. Konuyu bu şekilde anlayınız.
Bu anlattığınız tarzda bir erkek ile bir Müslüman kadının nikâhlı olması mümkün değildir. Gereğini yapmanız gerekir.
Mesele şöyledir: Müslüman bir kadın hiçbir şekilde hiçbir MÜSLÜMAN OLMAYANIN eşi olamaz. Müslüman değil iken evli olduğu Müslüman olmayan erkeğin nikâhı kadın Müslüman olduğu an düşer. Eğer henüz ilişkiye girmeden Müslüman olursa kökten ayrılmış sayılırlar. İlişkiden ve belli bir beraberlikten sonra ise Müslüman olması yine ayrılık olur ama bu sefer kadın üç aybaşı geçirecek kadar iddet bekler. Bu iddet süresince eşi de Müslüman olursa bir araya gelmelerinde sakınca olmaz. İddet bittiği hâlde erkek Müslüman olmazsa kadın sonsuza kadar eski kocasından ayrı kalmış demektir. Bu kural bizzat Kur'an’ımızda zikredilen bir kuraldır. Dolayısıyla hiçbir şekilde bir içtihatla değiştirilip esnetilemez. Bunu kabul etmeyen kadın dini inkâr etmiş olur. Kabul ettiği hâlde eski eşinin yanında kalmaya devam ederse bu durum da bir zina durumudur. Biz dinimizin kurallarını birileri dinimizi beğenecek veya beğenmeyecek üzerinden düşünemeyiz. Böyle düşünecek yerde, bu durum erkeklerin de Müslüman olmasına sebep olduğunu düşünsek daha iyi olmaz mı?
Selamünaleyküm. Bir kere Kur'an'ın Bakara suresinden başka yüz on üç suresi daha var. Bakara suresindeki ayetler genellikle evlilikle alakalı ayetlerdir. Evlilikte de yük erkeğin omzunda olduğu için, mes'ul kişi olarak ona hitap edilmektedir. Ancak bu ifadenin Kur'an'ın tümüne şamil olmadığını bilmelisiniz.
Bu durumu bir hastalık kabul etmek ve tedavisi için imkânları kullanmak son derece doğal ve olması gereken bir sonuçtur. Allah’ın bu nimetini helal daire içinde aramanız ancak bir fazilet olabilir. Çocuk olmuyor diye boşanmak şart değildir. Eğer bu durum eşlerden birinin tahammül seviyesini zorluyor ve sağlığını etkiliyorsa boşanmak normal görülebilir, belki bir psikologla görüşülebilir. Bununla yaşamayı kabullendiğiniz takdirde bunu eşinizle paylaşınız ki o da rahatlasın. Tam tersi kaldıramayacağınızı anlarsanız da boşanmayı düşünmeniz bir vebal değildir. Çocuk sahibi olmak güzeldir ama yaşamak için şart değildir. Allah yardımcınız olsun.
Selamünaleyküm. İki kuralı bir kenara yazalım: 1- Öyle Rahîm, öyle Ğafûr bir Rabbimiz var ki, O'nun rahmeti sayesinde hata denizlerinde boğulmadan yüzüp duruyoruz. 2- Şeriat'ımız hata ve unutmayı özür kabul etmektedir. Mü'min, hata ettiğinde Rabbi onu hatasından dolayı muahaza etmez. Yeter ki kulun hatası dalgınlıktan, bilememesi normal olan bir işten dolayı olmuş olsun. Ancak ilim erbabının idrak edebileceği meselelerden dolayı sıradan bir Müslüman, yanlış konuştu diye kınanamaz, ikaz edilir, doğrusu öğretilir. İtiraz etmez, doğruya yönelirse sorun biter. Allah'a iman, meleklerin varlığı gibi çok açık ve sıradan konularda ise ancak yıllarca dinden söz edilmemiş uzak kalmış diyarların insanları için bir özür olabilir. Haramlara karşı kullanrılan sözler için de bu temel ilkeler geçerlidir. Bir de dinimizle alakalı bir husus olarak, bu tür hataların ortaya çıkmasına karşı hepimizin tebliğ ve emribilmaruf ve nehyianilmünker gibi görevlerine dikkat etmesi gerektiğini de hatırlamakta yarar vardır.
Allah dostları konusundaki diğer fetvalar
Bunun için kati olarak seviyor/sevmiyor dememiz mümkün olmaz ama işaretlerle çok yakın noktaları görebiliriz. Mesela kulun Allah’ı ne kadar sevdiğine, o sevgiyi ne kadar farzları yapma, haramlarından kaçınmaya dönüştürdüğüne bakabiliriz. Bunlar iyi bir işaret olur.
Konuyu tarikatlar açısından ele almayalım. Zira tarikat ehli mümin kardeşlerimiz, böyle konularda alıngan olabiliyorlar. Günah irtikâb eden bir mümin, ilk fırsatta o günahtan kurtulmaya çalışmalıdır. Ramazan ayını, Kadir gecesini haccı beklemesi yanlıştır. Bir gün hatta bir saat bile beklemeden tevbe kapısına yönelmelidir. Ne Arapça dua etmesi ne abdest alması gerekmez. Tevbenin bekleyecek anı yoktur. Eğer bir salih insan ona yol gösterebiliyorsa ne güzel. Gidilecek yolu kendisi biliyorsa kimsenin aracılığına ihtiyacı yoktur. Tevbe Allah'a sığınmaktır. Allah ise kullarına pek yakındır; dua edenin duasına icabet etmektedir. Allah Teala kulluğunda muvaffak olmayı hepimize müyesser kılsın.