İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Bir deyimi anlayamıyorum. Deniliyor ki kul Allah’a hüsn-ü zan beslemelidir. Kul olarak biz Allah hakkında nasıl hüsn-ü zan besleriz veya beslemeyiz?

Cevap

Genel anlamı ile hüsn-ü zan, iyi kanaat besleme, güzel şey umma demektir. Aksi ise su-i zan olarak anılır. Kulun Allah hakkında hüsn-ü zan beslemesi, Allah’ın vaat ettiği rahmetinin kendisi üzerinde gerçekleşeceğine tam olarak inanması demektir. Kul dua ettiği zaman duasının kabül ile alakalı olarak hüsn-ü zan beslemelidir. Duanın kabulünün gecikmesi bu kanaati değiştirmemelidir. Öldüğünde de Allah’ın onu affedeceği kanaati güçlü olmalıdır. Yaşarken ve ölüm döşeğinde bu kanaati bu şekilde güçlü tutması kulun imanının, Rabbine itimadının güçlü olduğunu göstereceğinden Allah hakkında hüsn-ü zan sahibi olmamız emredilmiştir. Elbette, o hüsn-ü zan güzel ameller sahibi olma ve haramlardan korunmuş olmanın ardından geldiğinde bir anlam taşıyacaktır. Bunu belirtmeye de gerek yoktur.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İslam akıl dini değildir; akıllıların dinidir. Biz, Allah’ın hükümlerini aklımızın süzgecinden geçirip puanlama yapma durumunda olamayız. Aklımızı o hükümleri daha iyi anlama ve sonuçları düşünmede kullanırız. Allah’ın hükümleri dışındaki işleri ise, aklımızın süzgecinden geçirir, uygun veya değil deriz. İslam, teslim olmanın adıdır. Tesbihat ve benzeri konulardaki rakamlar, bir ayet veya hadise dayalı olarak yapılmıyorsa, o rakamların bir bağlayıcılığı yoktur. Otuzu ile ellisi aynıdır. Eğer ayet ve hadisten birinin emri veya tavsiyesi olarak yapılıyorsa, o sayı, yapılan işin kendisi kadar önemlidir. Otuz üç dendiyse, ne otuz iki ne de otuz dört bir anlam ifade etmez. Deneni yapmak ve denenle sınırlı kalmayı benimsemek aynı anlamda ciddiyet ve teslimiyet göstergesidir. Kanunlara bağlılıkla, ilahi emirlere bağlılık arasında böyle bir fark vardır. Bazı kanunları vatandaşlar benimsemez; kanuna uymayanın düşeceği cezalı duruma düşmemek için, benimsemeden ve zevk almadan o kanuna uyar. Müslüman, Rabbinin emrine itaat ederken böyle değildir. Sadece kendisine emredilene bakar. O, emredileni içeriğini beğendiği ve faydalı gördüğü için değil, emredeni sevdiği için yapar. Bunu vergi ile zekâta uyarlayabiliriz. Vatandaşlar vergiyi, en küçük limitlerle hesap eder ve son gün ödemeye çalışırken zekâtın en asgarisini soruşturmazlar. Elbette buradaki incelik, emreden makamın niteliğinden kaynaklanmaktadır. Emreden Allah ve Resûlü olduktan sonra, emre konu olan şeyin niteliği tahlil bile edilmez. Nitekim şehadete teşvik edilen noktalarda hiçbir sahabi Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme, ‘neden öleceğini, ölmek yerine başka bir bedel ödese kabul edilip edilmeyeceğini’ sormamıştır. En soğuk ve en ürkütücü kelime olan ölüm bile Allah ve Peygamber’i isteyince sempatik olmuştur. Bazı ibadetlerdeki sayılar konusunda bilgimiz olabilir. Bu bilgimiz bizim sadece daha şevk ve heyecanla o işi yapmamızı sağlar. Bağlılık ve edamıza etkisi olmaz, olmamalıdır. En yakın örnek olarak namazların rekât sayısını inceleyebiliriz. Hiçbir namazın neden kaç rekât kılındığını bilmiyoruz. Biri iki, diğeri dört, öbürü üç rekât kılınıyor. Asırlardan beri bir Müslüman çıkıp, akşam namazının üç rekât olması, namaz ahengimi bozdu veya iki rekâtlı sabah namazı daha zevkle kılınıyor gibi bir safsataya düşmemiştir. Neden akşamın üç, sabahın iki rekât olduğu ile ilgilenen olmadı. Namaz kılmada eksiği bulunanlar bu tür hikmetleri kurcalamayı beceri zannetmişlerdir. Benzer bir durum da Kâ’be’nin tavafında vardır. Neden yedi rakamı tavafın esasıdır? Filanca yedi defa döndü de ondan, gibi söylemler, bilgi olarak doğru olsa da bizi bağlama bakımından önemli değildir. İslam, teslim olmaktır. Müslüman teslim olandır. Bu teslimiyet de gönülden ve severek olur. Rabbimizin rızası için ne yaparsak ondan lezzet almaya çalışır, portakalın kabuğunda hikmet ararken suyunu gömleğimize akıtmayız.

Namazdan sonra yapılan tesbihat, otuz üç rakamıyla sınırlı tutuluyor. Bazı yerle
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu dünya hayatının belli kuralları vardır. Bunlara tabiat kuralları veya başka bir isim verilmesi sonucu değiştirmez; bu kurallar üzerinden biz ve diğer canlılar yaşıyoruz. İnsanların hataları ve isyanlarının yaşadığımız dünyaya ve buna bağlı olarak da hayatımıza olumsuz etki bıraktığını gözlerimizle de izleyebiliriz. İnsanların iyi olmasının hayatımızı etkileyen olumsuzlukları da iyileştirmeye katkı vereceği kesindir. Ne var ki bu iyi olma durumu bir iki kişinin namaz kılması ile sınırlı tutulabilecek kadar basit zannedilmemelidir. İnsanlık iyileşmeye doğru yön çevirmelidir ki toplu bir bereket ve iyileşme görülsün. Öyle veya böyle biz üzerimize düşeni yapar ve iyi olmaya gayret edersek en azından Allah katındaki sorumluluğumuz ve taşıdığımız vicdanımız için gerekeni yapmış oluruz. Bu da yarın ahirette azap çekmememizi sağlar biiznillah.

Hocam hataların ve günahların çokluğu arttıkça başımıza gelen bela ve dertler de
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

A-Biz Allah’ın kuluyuz. Allah bizim Rabbimiz ve ilahımızdır. Onunla bizim aramızda bir borç alacak bağlantısı yoktur, aramızdaki bağlantı kulluk ve ilahlık bağlantısıdır. İnsanın “istedim vermedi” diyebileceği bir makam değildir onun makamı. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak çok şey kaybederiz. Belki duaya bile gerek kalmayabilir maazallah. Müslüman’ın vazifesi Allah’a kulluk etmektir. Rabbinin onu unutmayacağına tam iman ederek o kulluğunu yapar, duasını dillendirir. Sonra da Rabbi hakkında hüsnüzan besler. Gereken maddi sebeplere sarıldıktan sonra Rabbinin onu geri çevirmeyeceğine iman eder. Ve sabreder. Sabır takvimi de onun takvimi değil Allah’ın takvimi olur. Biz, gayet kısır ve dar bir alana bakarak dua edip isteriz. Bizim bakabileceğimiz alan da o kadardır zaten. O ise bize bizim baktığımız alana göre vermez. Onun gördüğü alana göre verir. Biz, mesela kendimizi, çocuklarımızı, yakın çevremizi görürüz. Bugünü ve muhtemel yarını görürüz. Mal isteriz, sağlık isteriz, çevre isteriz, ömür isteriz. Açılabileceğimiz büyük bir alan yoktur. Allah azze ve celle ise, bizim hayalimize bile girmeyecek alanları ve farklılıkları biliyor, bildiğine göre de veriyor veya vermiyor. Biz mesela çocuk isteriz, o ise bilir ki çocuk bu kul için iyi bir sonuç getirmeyecek; vermez kulunun istediğini. Belki de vermemesi kulun lehine olsun diyedir ama kul kısır ve küçük bakışı ile bunu takdir edemez bile. Bu sebeple deriz ki: Duanın sonucuna her çeşidi ile razı bir kalp sahibi olmak, dua ile bekleneni elde etmekten daha kazançlı bir durumdur. Bu sebeple dua edenin “vermedi” demesi yerine “bana henüz uygun bulunmadı” demesi daha evladır. Bir yandan ahirete ve cennete iman etme iddiası sürerken kulun, belki de cennette karşılığı verilmesi daha uygun bulunduğu için duasının karşılığı cennette verilmesi durumunu kabullenememesi anlamsız olur. B- Bir başka önemli husus da “dua ettim” demiş olmak başka gerçekten “dua etmiş biri olmak” başkadır. Dua bir ibadettir. Her ibadet gibi ibadet kalitesinde yapılmalıdır ki kabul sınırlarına yaklaşsın. Bu nedenle duayı şu şartlarda yapıp yapmadığımıza bakmalıyız öncelikle: Allah’a imanımız bütün ayrıntıları ile tam ve gerçekçi bir mü'min olarak dua pozisyonuna geçmeliyiz. Dua anımız ihlaslı olmalıdır. İhlas, o ibadet esnasında Allah’tan gayrısı ile ilgilenmemektir. Duaya Allah’ı överek başlamalıyız. Mesela Fatiha suresi çok güzel bir övgüdür. Ardından da Peygamber aleyhisselama salavat getirilmelidir. Öncesinden günahlardan tevbe edilmiş olması kabul şartlarını kolaylaştırır. Kıbleye yönelmek bir artı durumudur. Eller göğüs hizasına kaldırılmalıdır. Her dua üç kere yapılmış olmalıdır asgari olarak. Dua ederken boynu bükük, muhtaçlığı sözlerinden hissedilen, kapıya yığılmış bir görüntü ile dua edilmelidir. Haram gıda midede iken duanın anlamını yitirmiş olabileceği unutulmamalıdır. Müslüman, darda değilken, işleri iyi giderken de dua etmelidir ki, dara düştüğündeki duası ciddiyet taşısın, gerçekçi olsun. Mümkün olduğu kadar Peygamber aleyhisselamdan gelen duaları öğrenip yapmaya çalışılmalıdır. Dua için daha uygun vakitler mesela seher vakti, Cuma saati, ezan ile kamet arası, yağmur yağarken; daha uygun yerler mesela camiler, Mescid-i Haram seçilmeye çalışılmalıdır. Mazlumun, yolcunun, oruçlunun, dara düşenin duasının ve Müslüman’ın Müslüman’a gıyabında yaptığı duasının kabul olmaya daha yakın olduğu bilinmelidir. Dua yapıldıktan sonra kabulünü bizim takvimimize göre değil Allah’ın takvimine göre beklemek gerekir. Duamızda her şey bulunabilir. Bol rızık, müreffeh hayat, dertsizlik istenebilir. Bu mantıkla yapılan bir dua ibadettir. Her ibadet gibi karşılığı da Allah’tan beklenir.

Dua ediyoruz ama dualarımız kabul olmuyor mu? Sanki boşuna dua ediyoruz gibi gel
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Böyle bir din değildir dinimiz. Dinimizi bu kadar ucuz anlayışa kurban edemeyiz.

Kullar çeşitli istekleri için belli sayılarda Esmaül Hüsna okumaktadır, bu çok g
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

İster kurban niyetiyle olsun ister başka bir amaçla olsun hayvan kesilirken besmele çekilmesi gerekir. Hayvanın kesimi esnasında besmele kasten terk edilirse, o hayvanın eti Hanefîlere göre yenmez. Ancak kasıtsız ve unutularak besmele çekilmezse, bu hayvanın eti yenir. (Kâsânî, Bedâ’i, 5/46-47; İbn Nüceym, el-Bahr, 8/190-191) Şâfiîlere göre besmele çekilmese de kesilen hayvanın eti yenir. (Mâverdî, el-Hâvî, 15/95) Kurban kesilirken “Bismillahi Allahü ekber” denilir ve şu âyetler okunabilir: قُلْ إِنَّ صَلَاتِي وَنُسُكِي وَمَحْيَايَ وَمَمَاتِي لِلَّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ لَا شَرِيكَ لَهُ وَبِذَلِكَ أُمِرْتُ وَأَنَا أَوَّلُ الْمُسْلِمِينَ. “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetim/kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi âlemlerin Rabbi Allah içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana sadece bu emredildi ve ben Müslümanların ilkiyim.” (el-En'âm, 6/162-163) إِنِّي وَجَّهْتُ وَجْهِيَ لِلَّذِي فَطَرَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ حَنِيفًا وَمَا أَنَا مِنَ الْمُشْرِكِينَ. “Ben, hakka yönelen birisi olarak yüzümü, gökleri ve yeri yaratana döndürdüm. Ben, Allah’a ortak koşanlardan değilim.” (el-En'âm, 6/79)

Kurban keserken Allah’ın isminin anılmasının, besmele çekilmesinin hükmü nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

‘Bismillah’ Allah’ın adıyla başlamaktır. Allah’ın yarattığı bir mahlûk olan insan, baştan sona Allah’ın mülkü olan bir âlemde herhangi bir işi yapmaya başlarken, O’nun adının dışında neyi anabilir? O’nun mülkünde, O’nun adından başka bir şifre, hayrı açmak veya şerden kurtulmak için kullanılabilir mi? Elbette, Allah’ın kulu,Allah’ın mülkünde Allah’ın adıyla oturup kalkacak, gezip koşacaktır. Bundan daha tabii ne olabilir? Keşke anlamını ta en kılcal damarlarımıza kadar idrak ederek ‘Bismillah’ diyebilseydik! Keşke! Ne yazık ki, dilimizi söylettiğimiz oranda beynimizi ona odaklayamıyoruz. Fakat o haliyle bile muhteşem bir ufka dalmaktayız. Anlamını müdrik olmasak bile ‘Bismillah’ büyüktür. ‘Bismillah’ ile yatağa girmek, yarı ölüm olan uykuda bir güvendir. ‘Bismillah’ ile yemeği ağza koymak, yiyecekten gıda almaktır. ‘Bismillah’ hayatın teminatıdır. Besmele’nin sırlarına vakıf olmaya çalışmak önemli bir hedef olmalıdır. Bunun için mesela Hamdi Yazır’ın tefsirinde Fatiha suresinin başındaki besmele izahını dikkatlice okuyup anlamaya çalışabiliriz. Mubah olan her işi yaparken ‘Besmele’li olmak bir ayrıcalıktır. Sadece Allah Teâlâ’nın adının anılması caiz olmayan tuvalet ve benzeri yerlerde besmeleyi, o mekânda telaffuz etmeyiz. Haram ve çirkin olan işleri yaparken ‘Besmele’ telaffuz etmek ise tehlikeli bir günahtır.

Besmele bir tılsım mıdır? Otururken, kalkarken, yerken her yerde besmele var. Na

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.