Fetva Meclisi
Soru
Dua ediyoruz ama dualarımız kabul olmuyor mu? Sanki boşuna dua ediyoruz gibi geliyor bana Allah affetsin.
Cevap
Benzer fetvalar
Duaların kabulünde şunu unutmayın: Allah sizi hep dua ederken, O’nun zatına yalvarırken görmek istiyor olabilir. Duadaki sabrınızı ve samimiyetinizi test ediyor olabilir. Bu yüzden erteliyordur. İstediğinizin Allah katında size sonraları daha büyük sorunlar oluşturacağını bildiği için Allah, size acıdığı için kabul etmiyor olabilir. Duaların kabulünü ahiret gününe bırakmış olabilir. https://fetvameclisi.com/fetva/dualarim-kabul-olmuyor-ne-yapmaliyim https://fetvameclisi.com/fetva/hangi-dualar-kabul-olur https://www.youtube.com/watch?v=N4b388Cy9Sk
Senin içini bilen, kalbini gören, dualarını işiten Rabbimizdir. Çok samimi, çok dertli bir yüreğin var. Ama bil ki duası kabul olmuyor gibi hisseden herkes, aslında Allah’a en yakın olanlardandır. Dua Ettim, Olmadı... Ne Yapmalıyım? Evvela şunu bilelim: Dua eden bir kul asla kaybetmez. Çünkü dua ya hemen kabul edilir ya daha iyisi verilir ya da ahirete saklanır ve orada öyle büyük sevaplara dönüşür ki, kul o gün şöyle der: “Keşke dünyada hiç duam kabul edilmemiş olsaydı da bu mükâfatı burada toplasaydım!” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: " Allah’a dua eden herhangi bir insanın/müslümanın duası mutlaka kabul edilir. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini ahirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe, “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi, demesidir” buyurur. (Tirmizî, De’avât, 13) “Allah’ım Sana Küsüyorum” Demen... Kardeşim… O anda kalbin kırılmış, çok sıkılmışsın. Bu söz imanla söylenmiş bir isyan değil, bir sitem olmuş. Ama yine de böyle cümleler kurmak uygun olmaz. Niçin mi? Çünkü sen Rabbine küsersen nereye gideceksin? Sığınacak başka bir kapı var mı? Yaralarına merhem olacak kim var? Ama üzülme… Sen kötü niyetle söylememişsin belli ki. Zaten sonra pişman olmuşsun. Bu da tevbedir. Allah-u Teâlâ buyuruyor: "De ki: Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar." (Zümer sûresi, 53. âyet) Küsme… Sitem etme… Ağla ama terk etme. Zaten Allah şöyle diyor: "Bana dua edin, duanıza karşılık (icâbet) vereyim." (Mümin sûresi, 60. âyet) Senin duanı kabul etmeyişi belki de seni daha çok dua eden, daha çok Allah’a sığınan bir kul yapmak içindir. Ne Yapmalısın? Namazdan sonra dua etmeye devam et. Ama “illa şu olsun” diye değil, “Hayırlıysa ver Allah’ım” diye… Sabırla bekle. Dualar bazen gecikir ki kul olgunlaşsın. Peygamberlerin dualarını hatırla. Yakup aleyhisselam yıllarca Yusuf’una kavuşamadı ama asla küsmedi. Allah Sana Yakın! Senin yüreğindeki o sızı, Allah’ın seni terk ettiğinin değil seni işittiğinin alametidir. Duan kabul olmuyor gibi görünse de sen hâlâ dua ediyorsan bu zaten bir kabul işaretidir. Sakın bırakma, sakın küsme, sakın darılma. Allah duaları kabul eder. Ama zamanı O seçer. Allah’a emanet ol kardeşim. Her sıkıntının sonunda bir kolaylık var. Rabbim sana iç huzuru, kalbinde ferahlık ve duasında sabır versin. Sen yalnız değilsin. Allah seninle…
Kızım, sevmek güzeldir ama tutkuya/bağımlılığa dönüştüğünde zehirdir. Kalbinin sesini duy ama onun kölesi olma. Şu an ruhun öyle körleşmiş ki belayı çağıran âdeta meydan okurcasına dua ediyorsun. Söyleyeceklerim sana ne kadar etki edeceğini bilmiyorum ama bu hâletiruhiyenle yaptığın bu dua doğru değil. Önce tevbe ederek kendine gelmelisin. Doğru olan dua, “Allah’ım, kalbime sevdirdiğin bu kul eğer benim için hayırlıysa, dinim ve ahiretim için faydalıysa onunla izdivacımı kolaylaştır. Değilse, kalbimi ondan çevir. Beni bana rağmen koru.” Bu dua kul olmanın tevazusudur. Çünkü bazen neyi çok istediğimizi biliriz ama niçin istemememiz gerektiğini göremeyiz. Allah görür.
Her şeyin başlangıcı ve sonu Allah’a bağlıdır. Kısmet ve talih dediğimiz kavramlar aslında, Allah’ın takdiridir ve insanlar için çok farklı yollarla görünür. Bazen işler yolunda gitmez fakat Allah bu durumu bizim için bir iyiliğe dönüştürür. Hayatımızda zor bir dönem geçirdiğimizde, biz bu dönemi yanlış algılayabiliriz. Ancak unutma ki Allah’ın rahmeti sonsuzdur ve O, senin hayrını en iyi şekilde bilir. Böyle anlarda, Allah’a sığınmalı, sabırlı olmalı ve tevekkül etmelisin. İşlerin ters gitmesi, bazen bir nevi Allah’ın seni koruması, yanlış yollardan uzak tutması olabilir. Bu yüzden zor zamanlarda, dua ve sabırla kalmak seni Allah’a daha yakın kılacaktır. Dua etmek, Allah’a yönelmek, O'na içten bir şekilde yalvarmak, her zaman doğru bir yoldur. İslam’da dualarımızın ya hemen kabul olacağını ya da Allah’ın takdiri doğrultusunda bir şekilde bizlere fayda sağlayacağına inanılır. Bazen, bizler dua ettiğimizde, beklediğimiz şey hemen gerçekleşmez. Çünkü Allah, bizim için en hayırlısını bilir. Şerre çevrildiği iddia edilen dualar, yanlış anlaşılmalar olabilir. Belki de yanlış yerden, yanlış bir inançla yapıldığında, zorluklar yaşanabilir. O yüzden dua ederken, Allah’a olan güvenin tam olmalı ve dualarını doğru niyetle yapmalısın. Allah, hiçbir zaman kulunu zarar uğratmak istemez. Aksine O'nun dileği kulunun hayrına olandır. İçinde bulunduğun bu durumlarda, şunu unutma: İman etmek ve sabretmek, hayatın gerçek sınavıdır. Zorluklar geçici ama sabrın ve Allah’a olan güvenin kalıcıdır. Dua et ama sabret ve her şeyin sonunda Allah’ın en güzel takdirine rıza göster. Allah’a emanet ol, sabrın mükâfatını versin.
Şans nedir? Şanslı kime denir? Evliler şanslı bekârlar şansız mıdır? Neye göre kime göre şanslıdır? Biz, Allah Teâlâ’nın kullarıyız. Ona kulluk için bu dünyada yaşıyoruz. Cennet için çalışıyoruz. Cennet için çalışarak Allah Teâlâ’ya kulluğumuzu ispat ediyoruz ancak bu ispatla cennete girebileceğimize inanıyoruz. Kul olarak yaşarken önümüze kulluğumuzu ispat edeceğimiz alanlar çıkıyor, mesela mümin bir eş olmak gibi ya da bekârlık gibi. O alanlarda imtihan ediliyor, kazanıyor ya da kaybediyoruz. Kazancımız ya da kaybımız çevremizdekilerin sözlerine göre değil bizim tavırlarımıza göre şekilleniyor. Evet, üzerinizde çevre baskısı, mahalle dedikodusu ağırlığını hissedebilirsiniz. Ama siz, ana hedefinizden kopmayınız. Biz, cennet için yarışan kullarız. Yarış alanlarımız farklı olabilir, şu an siz bekârlık üzerinden sınanıp yarışıyor bir diğeri evlilik üzerinden imtihan ediliyor olabilir. Siz hedefinize kilitlenin! Evlenmek ya da iş bulmak için siz elinizden geleni yapın. Somut adımlar atın, duanızı yapın. Somut adımlar atıp dua etmek dışında hangi insanın elinden ne gelebilir ki? Size bunları söyleyenler sizin için ne yapabilirler ki?
Bir çocuğun hayata tutunmasına vesile olmaya biz, bütün insanlığı kurtarmak gibi bakarız. Kur'an’ımızın bize öğrettiği budur. Fakat bazı gerçekleri tespit etmemiz gerekiyor: Devletin ailesiz çocuklar konusunda hassasiyeti yüksektir. Bu nedenle sokakta aç açık kalmış çocuk birkaç saatliğine olabilir. Uzun vadede böyle bir tehlike olmayacağına inanıyoruz. Kaldı ki bölge insanı da bu hususlarda dikkatlidir. Her çocuğun bir amcası, halası vs. vardır. Elbette her şeye rağmen olumsuzluk ihtimalini de düşünürüz ve kimsesiz çocuklara sahip olmayı Allah’ın razı olacağı mübarek bir iş olarak görürüz. Özellikle sizi kastederek söylemiyorum ama bu konu su götürür bir konudur. Mesele, oradaki çocukların ortada kalmasına karşı bir çare üretmek mi yoksa uygun ve yeterli şartları oluşturmadan bir anlık duygusallıkla hareket etmek mi, ya da beğenip almak şeklinde ifade edebileceğimiz dünyevi bir algıyla sahiplenmek mi? Bu noktaların hangisinde bulunulduğunu şüphesiz sadece Allah Teâlâ bilir. Fakat geçmişten bildiğimiz sıkıntılar bizi dikkatli olmaya sevk ediyor. Daha sonra bu çocuğun ileriki yıllarda aranan/umulan vasıflara uygun (!) olmamasına karşı yaşanan maddi ve manevi sıkıntıları ne yazık ki duyduk, gördük. Elbette ve elbette bunu genelleyemeyiz. Herkesin kalbi Allah ile arasında olup biten sırlarla doludur. Bir insanın bütün bir hayatına yönelik karar verilirken çok dikkat edilmelidir. Konunun bir de din boyutu vardır. Bu boyuta da şöyle işaret edelim: Bizim dinimizde hiçbir insan, kendisinden doğmadığı bir anne - babanın çocuğu olamaz. Sonradan mahkeme yoluyla veya sahiplenme ile evlat olmak yoktur. Bunun sonucu olarak da bir çocuk, evlatlık olarak girdiği evde mahremiyet ve miras konularında “evin çocuğu” işlemi göremez. Bunun tek istisnası emzirme yoluyla olabilir. Bunda da sadece mahremiyet sorunu kalkar. Miras yine hak edilemez. Çocuğun süt yoluyla aileye katılabilmesi için: - Çocuk yirmi dört ayını doldurmamış olmalıdır. - Gireceği evin hanımının sütünü emmelidir. Bu da yaklaşık olarak beş küçük fincan kadar olmalıdır. (Buradaki beş fincan ifadesi, ilk ayında yarım fincan kadar, bir yaşında iken tam fincan olarak ve iki yaşına yaklaştığı dönemde ise bir buçuk fincan olarak düşünülür.) -Fakihler arasında bu sütün miktarı farklı düşünülmüştür. Hanefi mezhebi çocuğun bir kere süte doymasını yeterli bulmuştur. Bunu da fincan olarak ölçtük. Diğer fukaha ise beş doyum olarak anlamıştır. Biz de ihtiyaten büyük olanı burada tespit ettik. - Bu süt, kadının göğsünden bir yolla alındığında yeterlidir. Kadının doğal süt günleri olmasa bile bir ilaç yardımı ile süt alınıp çocuğa içirildiğinde sütanneliği gerçekleşir. - Sütanneliği ile o kadının erkeği de sütbabası, varsa çocukları da süt kardeşleri olur. Böylece mahremiyet sebebiyle bir engel kalmaz. Müslümanlar olarak ihtiyaç duyulması durumunda evlerimizi kimsesiz çocuklara açmakla tam anlamıyla bir ibadet yapmış oluruz. Biiznillah kalıcı bir sadaka olur bu. Sevabını ancak Allah Teâlâ’nın bilebileceği kadar büyük bir kazanç kapısı olur. Fakat büyük bir kazancın büyük riskleri de olabileceğini anlamamız gerekir. Haber bültenlerindeki manzaralardan etkilenip duygusal kararlar vermek ve sonra da gevşemek vebale girmek olabilir. İyi düşünmek ve güzel karar vermek gerekir. Allah Teâlâ hepimizi güzel işlere muvaffak kılsın. Ümmetimizin çocuklarını zayi olmaktan muhafaza buyursun. Âmîn.
cuma konusundaki diğer fetvalar
Her iman eden sınavdan geçmiştir. Herkesin sınavı da farklıdır. Sizin asıl sınavınız bırakmanız değildir. Asıl kaydığınız nokta bu durumu size ait benimsenmiş bir zafiyet olarak görmenizdir. Bu anlayışı terk etmelisiniz. Siz de biiznillah en güzel ibadetleri sürekli yapabilirsiniz. Böylece şeytanı ezer geçersiniz. Buna siz inanmadıktan sonra melekler neden inansın? Mantığınızı değiştirin, düzelir ve yükselirsiniz biiznillah.
Hutbenin şartı olan zikir cümleleri Arapça olarak tekrarlandıktan sonra nasihat bölümünün başka dilden olmasında özellikle Hanefi fukahası sakınca görmemiştir.
Cuma namazı kesinlikle terk edilemez bir namazdır. Ne edin edin cumasını kaçırmaz bir işin işçisi olun. Allah yardımcınız olsun. Cuma namazını bir sebeple kaçırdığınız zaman ise öğlen namazını kılın.
“Seferi sayılırız” diye bir şey olmaz. Seferisiniz veya değilsiniz. Seferi idiyseniz Cuma namazı kılmamanızda sakınca yoktur. Seferi değil idiyseniz Cuma kılmayarak vebale girdiniz. Öğleyi kılmanız Cuma namazının açığını kapatmaz ama günün boşluğunu doldurmuş olur. Tevbe ve istiğfar ediniz.
Cuma Namazı’nın kazası yoktur. Bir sebeple onu kılamayan ÖĞLEN NAMAZINI kılar. Kaza edecekse de öğleyi kaza eder.
Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.