İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Kurban kestiğimiz gün Cuma namazına yetişemedim ben de öğle namazını tek kıldım. Akrabalarıma ve büyüklerime sorduğumda ise seferi sayılırız dediler, bu doğru mu hocam?

Cevap

“Seferi sayılırız” diye bir şey olmaz. Seferisiniz veya değilsiniz. Seferi idiyseniz Cuma namazı kılmamanızda sakınca yoktur. Seferi değil idiyseniz Cuma kılmayarak vebale girdiniz. Öğleyi kılmanız Cuma namazının açığını kapatmaz ama günün boşluğunu doldurmuş olur. Tevbe ve istiğfar ediniz.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Sizin özel bir durumunuz var; eğer cuma namazını tek değil de cemaatle kılıyorsanız inşaallah bir sıkıntısı yoktur.

Hocam cezaevinde çalışıyorum. Cuma namazında dışarı çıkamıyoruz, içerde kılıyoru
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Namaz, nasıl kazaya kaldı ise o şekilde kaza edilir; seferi iken kazaya bırakılan namaz seferi gibi mukim iken bırakılan da seferilikte bile kaza edilse tam olarak kaza edilir. Allah kabul buyursun.

Seferi iken bir vakit namaz geçirdim, kaza ederken seferi gibi mi kılacağım?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cuma günü Cuma Namazı farzdır. Onun iki rekât farzı kılınmadıkça o günün namazı eksik olur. Zira o gün öğlen namazı yoktur. Sadece: a- Kendisine Cuma Namazı farz olmayanlar yani kadınlar ve insanların toplu yaşadıkları yerler olmayan göçebelerin yaşadığı gibi ortamlarda yaşayanlar öğleyi kılabilirler. O onlar için yeterli olur. b- Hastalık, yolculuk gibi bir özürden ötürü Cuma Namazına gidemeyenler öğleyi kılarlar. c- Bir sebeple Cuma Namazını kılamayan, öğlen namazını kılar ve vaktin namazını kılmış olur ama kılmadığı Cumanın vebali üzerinde kalır. Allah Teâlâ hakkıyla eda etmeye muvaffak kılsın.

Cuma günü öğle kılmak Cuma Namazı yerine geçer mi?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cuma Namazı’nın kazası yoktur. Bir sebeple onu kılamayan ÖĞLEN NAMAZINI kılar. Kaza edecekse de öğleyi kaza eder.

Cuma namazını kılamayan kazasını nasıl yapar?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cuma namazı öğlen namazı değildir. Öğleni camide kılamadığımız için evde tek veya cemaatle kılabiliriz. Cuma namazı ise sadece camide ve devletin tayin ettiği görevlinin arkasında kılınır. İbadet ciddiyetimizle duygusallığımızı karıştırmamalıyız. Cuma kılamama nedenimiz biiznillah makuldür. Bu nedenle bir vebalimiz yoktur.

Selamunaleykum hocam, geçen hafta yayımladığınız Cuma fetvanızı okudum. Fakat çe
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Asla, boşuna değil; kahvaltı yapmayan öğleyi yemesin mi?

Bir kişi cuma günleri sabah namazını kılmıyorsa cuma namazına boşuna mi gidiyor?

cuma konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.

Selamünaleyküm hocam, ben Avusturya’da tren şoförüyüm ve her gün 25 km uzunluğun
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hutbenin şartı olan zikir cümleleri Arapça olarak tekrarlandıktan sonra nasihat bölümünün başka dilden olmasında özellikle Hanefi fukahası sakınca görmemiştir.

Cuma hutbelerinde her ülke kendi dilin üzerinden hutbe okutuyor. Bir ibadet olar
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kadınlara Cuma namazı farz değildir ama gidip kılmaları caizdir. Bir sakıncaya bulaşmadıkları sürece cumaya gittikleri zamanlarda Cuma ne kazandırıyorsa biiznillah onu kazandırırlar.

"Bir kimse güzelce abdest aldıktan sonra cumaya gelir, sessizce hutbeyi dinler d
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayanlar, EZANI DUYMASALAR DA Cuma namazına gitmek zorundadırlar. O şehirde yaşıyor olmak yeterlidir. Şehir merkezinden beş km uzakta yaşayan ve normal imkânlarla namaza gidemeyecek durumda olanlar Cuma namazına gitmeyip öğlen namazını kılabilirler.

Cuma günü ezan duyma imkânı olmayanların da Cuma namazına gitmesi farz mıdır? Bi
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

A-Biz Allah’ın kuluyuz. Allah bizim Rabbimiz ve ilahımızdır. Onunla bizim aramızda bir borç alacak bağlantısı yoktur, aramızdaki bağlantı kulluk ve ilahlık bağlantısıdır. İnsanın “istedim vermedi” diyebileceği bir makam değildir onun makamı. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak çok şey kaybederiz. Belki duaya bile gerek kalmayabilir maazallah. Müslüman’ın vazifesi Allah’a kulluk etmektir. Rabbinin onu unutmayacağına tam iman ederek o kulluğunu yapar, duasını dillendirir. Sonra da Rabbi hakkında hüsnüzan besler. Gereken maddi sebeplere sarıldıktan sonra Rabbinin onu geri çevirmeyeceğine iman eder. Ve sabreder. Sabır takvimi de onun takvimi değil Allah’ın takvimi olur. Biz, gayet kısır ve dar bir alana bakarak dua edip isteriz. Bizim bakabileceğimiz alan da o kadardır zaten. O ise bize bizim baktığımız alana göre vermez. Onun gördüğü alana göre verir. Biz, mesela kendimizi, çocuklarımızı, yakın çevremizi görürüz. Bugünü ve muhtemel yarını görürüz. Mal isteriz, sağlık isteriz, çevre isteriz, ömür isteriz. Açılabileceğimiz büyük bir alan yoktur. Allah azze ve celle ise, bizim hayalimize bile girmeyecek alanları ve farklılıkları biliyor, bildiğine göre de veriyor veya vermiyor. Biz mesela çocuk isteriz, o ise bilir ki çocuk bu kul için iyi bir sonuç getirmeyecek; vermez kulunun istediğini. Belki de vermemesi kulun lehine olsun diyedir ama kul kısır ve küçük bakışı ile bunu takdir edemez bile. Bu sebeple deriz ki: Duanın sonucuna her çeşidi ile razı bir kalp sahibi olmak, dua ile bekleneni elde etmekten daha kazançlı bir durumdur. Bu sebeple dua edenin “vermedi” demesi yerine “bana henüz uygun bulunmadı” demesi daha evladır. Bir yandan ahirete ve cennete iman etme iddiası sürerken kulun, belki de cennette karşılığı verilmesi daha uygun bulunduğu için duasının karşılığı cennette verilmesi durumunu kabullenememesi anlamsız olur. B- Bir başka önemli husus da “dua ettim” demiş olmak başka gerçekten “dua etmiş biri olmak” başkadır. Dua bir ibadettir. Her ibadet gibi ibadet kalitesinde yapılmalıdır ki kabul sınırlarına yaklaşsın. Bu nedenle duayı şu şartlarda yapıp yapmadığımıza bakmalıyız öncelikle: Allah’a imanımız bütün ayrıntıları ile tam ve gerçekçi bir mü'min olarak dua pozisyonuna geçmeliyiz. Dua anımız ihlaslı olmalıdır. İhlas, o ibadet esnasında Allah’tan gayrısı ile ilgilenmemektir. Duaya Allah’ı överek başlamalıyız. Mesela Fatiha suresi çok güzel bir övgüdür. Ardından da Peygamber aleyhisselama salavat getirilmelidir. Öncesinden günahlardan tevbe edilmiş olması kabul şartlarını kolaylaştırır. Kıbleye yönelmek bir artı durumudur. Eller göğüs hizasına kaldırılmalıdır. Her dua üç kere yapılmış olmalıdır asgari olarak. Dua ederken boynu bükük, muhtaçlığı sözlerinden hissedilen, kapıya yığılmış bir görüntü ile dua edilmelidir. Haram gıda midede iken duanın anlamını yitirmiş olabileceği unutulmamalıdır. Müslüman, darda değilken, işleri iyi giderken de dua etmelidir ki, dara düştüğündeki duası ciddiyet taşısın, gerçekçi olsun. Mümkün olduğu kadar Peygamber aleyhisselamdan gelen duaları öğrenip yapmaya çalışılmalıdır. Dua için daha uygun vakitler mesela seher vakti, Cuma saati, ezan ile kamet arası, yağmur yağarken; daha uygun yerler mesela camiler, Mescid-i Haram seçilmeye çalışılmalıdır. Mazlumun, yolcunun, oruçlunun, dara düşenin duasının ve Müslüman’ın Müslüman’a gıyabında yaptığı duasının kabul olmaya daha yakın olduğu bilinmelidir. Dua yapıldıktan sonra kabulünü bizim takvimimize göre değil Allah’ın takvimine göre beklemek gerekir. Duamızda her şey bulunabilir. Bol rızık, müreffeh hayat, dertsizlik istenebilir. Bu mantıkla yapılan bir dua ibadettir. Her ibadet gibi karşılığı da Allah’tan beklenir.

Dua ediyoruz ama dualarımız kabul olmuyor mu? Sanki boşuna dua ediyoruz gibi gel

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.