Fetva Meclisi
Soru
Kurban kestiğimiz gün Cuma namazına yetişemedim ben de öğle namazını tek kıldım. Akrabalarıma ve büyüklerime sorduğumda ise seferi sayılırız dediler, bu doğru mu hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Sizin özel bir durumunuz var; eğer cuma namazını tek değil de cemaatle kılıyorsanız inşaallah bir sıkıntısı yoktur.
Namaz, nasıl kazaya kaldı ise o şekilde kaza edilir; seferi iken kazaya bırakılan namaz seferi gibi mukim iken bırakılan da seferilikte bile kaza edilse tam olarak kaza edilir. Allah kabul buyursun.
Cuma günü Cuma Namazı farzdır. Onun iki rekât farzı kılınmadıkça o günün namazı eksik olur. Zira o gün öğlen namazı yoktur. Sadece: a- Kendisine Cuma Namazı farz olmayanlar yani kadınlar ve insanların toplu yaşadıkları yerler olmayan göçebelerin yaşadığı gibi ortamlarda yaşayanlar öğleyi kılabilirler. O onlar için yeterli olur. b- Hastalık, yolculuk gibi bir özürden ötürü Cuma Namazına gidemeyenler öğleyi kılarlar. c- Bir sebeple Cuma Namazını kılamayan, öğlen namazını kılar ve vaktin namazını kılmış olur ama kılmadığı Cumanın vebali üzerinde kalır. Allah Teâlâ hakkıyla eda etmeye muvaffak kılsın.
Cuma Namazı’nın kazası yoktur. Bir sebeple onu kılamayan ÖĞLEN NAMAZINI kılar. Kaza edecekse de öğleyi kaza eder.
Cuma namazı öğlen namazı değildir. Öğleni camide kılamadığımız için evde tek veya cemaatle kılabiliriz. Cuma namazı ise sadece camide ve devletin tayin ettiği görevlinin arkasında kılınır. İbadet ciddiyetimizle duygusallığımızı karıştırmamalıyız. Cuma kılamama nedenimiz biiznillah makuldür. Bu nedenle bir vebalimiz yoktur.
Selamünaleyküm. Asla, boşuna değil; kahvaltı yapmayan öğleyi yemesin mi?
cuma konusundaki diğer fetvalar
Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.
Hutbenin şartı olan zikir cümleleri Arapça olarak tekrarlandıktan sonra nasihat bölümünün başka dilden olmasında özellikle Hanefi fukahası sakınca görmemiştir.
Kadınlara Cuma namazı farz değildir ama gidip kılmaları caizdir. Bir sakıncaya bulaşmadıkları sürece cumaya gittikleri zamanlarda Cuma ne kazandırıyorsa biiznillah onu kazandırırlar.
Cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayanlar, EZANI DUYMASALAR DA Cuma namazına gitmek zorundadırlar. O şehirde yaşıyor olmak yeterlidir. Şehir merkezinden beş km uzakta yaşayan ve normal imkânlarla namaza gidemeyecek durumda olanlar Cuma namazına gitmeyip öğlen namazını kılabilirler.
A-Biz Allah’ın kuluyuz. Allah bizim Rabbimiz ve ilahımızdır. Onunla bizim aramızda bir borç alacak bağlantısı yoktur, aramızdaki bağlantı kulluk ve ilahlık bağlantısıdır. İnsanın “istedim vermedi” diyebileceği bir makam değildir onun makamı. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak çok şey kaybederiz. Belki duaya bile gerek kalmayabilir maazallah. Müslüman’ın vazifesi Allah’a kulluk etmektir. Rabbinin onu unutmayacağına tam iman ederek o kulluğunu yapar, duasını dillendirir. Sonra da Rabbi hakkında hüsnüzan besler. Gereken maddi sebeplere sarıldıktan sonra Rabbinin onu geri çevirmeyeceğine iman eder. Ve sabreder. Sabır takvimi de onun takvimi değil Allah’ın takvimi olur. Biz, gayet kısır ve dar bir alana bakarak dua edip isteriz. Bizim bakabileceğimiz alan da o kadardır zaten. O ise bize bizim baktığımız alana göre vermez. Onun gördüğü alana göre verir. Biz, mesela kendimizi, çocuklarımızı, yakın çevremizi görürüz. Bugünü ve muhtemel yarını görürüz. Mal isteriz, sağlık isteriz, çevre isteriz, ömür isteriz. Açılabileceğimiz büyük bir alan yoktur. Allah azze ve celle ise, bizim hayalimize bile girmeyecek alanları ve farklılıkları biliyor, bildiğine göre de veriyor veya vermiyor. Biz mesela çocuk isteriz, o ise bilir ki çocuk bu kul için iyi bir sonuç getirmeyecek; vermez kulunun istediğini. Belki de vermemesi kulun lehine olsun diyedir ama kul kısır ve küçük bakışı ile bunu takdir edemez bile. Bu sebeple deriz ki: Duanın sonucuna her çeşidi ile razı bir kalp sahibi olmak, dua ile bekleneni elde etmekten daha kazançlı bir durumdur. Bu sebeple dua edenin “vermedi” demesi yerine “bana henüz uygun bulunmadı” demesi daha evladır. Bir yandan ahirete ve cennete iman etme iddiası sürerken kulun, belki de cennette karşılığı verilmesi daha uygun bulunduğu için duasının karşılığı cennette verilmesi durumunu kabullenememesi anlamsız olur. B- Bir başka önemli husus da “dua ettim” demiş olmak başka gerçekten “dua etmiş biri olmak” başkadır. Dua bir ibadettir. Her ibadet gibi ibadet kalitesinde yapılmalıdır ki kabul sınırlarına yaklaşsın. Bu nedenle duayı şu şartlarda yapıp yapmadığımıza bakmalıyız öncelikle: Allah’a imanımız bütün ayrıntıları ile tam ve gerçekçi bir mü'min olarak dua pozisyonuna geçmeliyiz. Dua anımız ihlaslı olmalıdır. İhlas, o ibadet esnasında Allah’tan gayrısı ile ilgilenmemektir. Duaya Allah’ı överek başlamalıyız. Mesela Fatiha suresi çok güzel bir övgüdür. Ardından da Peygamber aleyhisselama salavat getirilmelidir. Öncesinden günahlardan tevbe edilmiş olması kabul şartlarını kolaylaştırır. Kıbleye yönelmek bir artı durumudur. Eller göğüs hizasına kaldırılmalıdır. Her dua üç kere yapılmış olmalıdır asgari olarak. Dua ederken boynu bükük, muhtaçlığı sözlerinden hissedilen, kapıya yığılmış bir görüntü ile dua edilmelidir. Haram gıda midede iken duanın anlamını yitirmiş olabileceği unutulmamalıdır. Müslüman, darda değilken, işleri iyi giderken de dua etmelidir ki, dara düştüğündeki duası ciddiyet taşısın, gerçekçi olsun. Mümkün olduğu kadar Peygamber aleyhisselamdan gelen duaları öğrenip yapmaya çalışılmalıdır. Dua için daha uygun vakitler mesela seher vakti, Cuma saati, ezan ile kamet arası, yağmur yağarken; daha uygun yerler mesela camiler, Mescid-i Haram seçilmeye çalışılmalıdır. Mazlumun, yolcunun, oruçlunun, dara düşenin duasının ve Müslüman’ın Müslüman’a gıyabında yaptığı duasının kabul olmaya daha yakın olduğu bilinmelidir. Dua yapıldıktan sonra kabulünü bizim takvimimize göre değil Allah’ın takvimine göre beklemek gerekir. Duamızda her şey bulunabilir. Bol rızık, müreffeh hayat, dertsizlik istenebilir. Bu mantıkla yapılan bir dua ibadettir. Her ibadet gibi karşılığı da Allah’tan beklenir.