Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben fabrikada çalışıyorum. Çalıştığım yerde vakit namazlarını kılabiliyorum ama başında durduğum makine hiç kapanmadığı için cuma namazlarına bazen gidemiyorum. Bu durumda ne yapmam gerekir?
Cevap
Benzer fetvalar
Müslüman Cuma namazını terk edeceğini bile bile bir iş anlaşması yapamaz. Ancak açlık ve sokakta kalmak gibi bir AĞIR ZARURET durumunda öyle bir işte geçici olarak çalışabilir.
Yeterli kalabalık ve kıldıran bir imam varsa orada, fabrikaya ait bir yerdir diye namaza mani olmaz. Biiznillah cumanız tamamdır.
Evet, böyle bir zaruretten söz edilebilir. Zaruretin oranı ise sabit bir oran değildir. Mesela acil kısmında nöbetçi bir doktorun, yoğun bakım görevlisinin, itfaiyenin operasyon bölümündeki görevlinin, sınır kapısındaki görevlinin.. böyle bir zaruretle muhatap olduğu söylenebilir. Fabrikadaki makine için bu zarureti kullanmak ise zordur. Kural doğrudur, uygulama alanı ve şahsı ise herkesin imanı ile alakalı bir ince ayardır.
Aleykümselam. Cuma kılmaya mani olmayan bir çalışmanın haramlığı yoktur. Allah mübarek etsin.
Birkaç defa yazışmamızdan anladım ki daha önceki verdiğimiz bilgilerden tatmin olmamışsınız. Size açıkça ve yalnızca "Cuma namazına gitmeyebilirsiniz" ifadesini kullanma hakkımız yok. Bizim vazifemiz Cuma namazını düşüren ilkeleri nakletmek, sizin vazifeniz de bu ilkelere sizin uygun olup olmadığını kontrol etmektir. Sonrasında kalbinizle iç muhasebe yaparak doğru karara varmanızdır. Öncelikli çabanız uzak da olsa haftada bir Cuma namazında Müslüman kardeşlerimizle beraber namaz kılmak olmalıdır. Gerekirse o gün izin hakkınızı kullanın. Bu imkânlar elinizde değilse, Cuma namazına gitmek için farklı alternatifler de üretemediyseniz ve bahsettiğiniz şekilde de cami çok uzaksa öğle namazını kılarsınız. Üç Cuma namazını hiçbir mazereti olmaksınız terk eden kimsenin kalbinin mühürlendiği/İslami algılara kalbinin kapalı olduğu hadislerde yer almaktadır. Bu hadis Cuma namazını geçerli bir mazereti olmayan kimselerle ilgilidir. Öyle de olsa sakınma gayretinde olmalıyız.
Cuma namazı ancak camide/cemaatle kılınabilen bir namazdır. Erkekler için de Cuma namazı farzdır. Yaşadığı şehir içinde Cuma kılınan bir mahal bulan muhakkak Cuma namazı kılacaktır. Devletin stratejik önemine binaen hassas koruma yaptığı bir noktada Cuma namazı için bir muafiyet belki bulunabilir ama eşinizin mesela namaz kılmayan bir arkadaşı ile nöbet değişimi rica etmesi gibi alternatif üretmesi mümkündür. Özellikle Cuma namazı nedeniyle o işi terk etmesi ise onun adına bir ecir kaynağı olur diye düşünüyoruz. Alternatif üretmek için araştırma yapsın, bulana kadar da işine devam etsin. Kılamadığı zamanlarda da öğlen namazını eda etsin.
cuma konusundaki diğer fetvalar
Her iman eden sınavdan geçmiştir. Herkesin sınavı da farklıdır. Sizin asıl sınavınız bırakmanız değildir. Asıl kaydığınız nokta bu durumu size ait benimsenmiş bir zafiyet olarak görmenizdir. Bu anlayışı terk etmelisiniz. Siz de biiznillah en güzel ibadetleri sürekli yapabilirsiniz. Böylece şeytanı ezer geçersiniz. Buna siz inanmadıktan sonra melekler neden inansın? Mantığınızı değiştirin, düzelir ve yükselirsiniz biiznillah.
A-Biz Allah’ın kuluyuz. Allah bizim Rabbimiz ve ilahımızdır. Onunla bizim aramızda bir borç alacak bağlantısı yoktur, aramızdaki bağlantı kulluk ve ilahlık bağlantısıdır. İnsanın “istedim vermedi” diyebileceği bir makam değildir onun makamı. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak çok şey kaybederiz. Belki duaya bile gerek kalmayabilir maazallah. Müslüman’ın vazifesi Allah’a kulluk etmektir. Rabbinin onu unutmayacağına tam iman ederek o kulluğunu yapar, duasını dillendirir. Sonra da Rabbi hakkında hüsnüzan besler. Gereken maddi sebeplere sarıldıktan sonra Rabbinin onu geri çevirmeyeceğine iman eder. Ve sabreder. Sabır takvimi de onun takvimi değil Allah’ın takvimi olur. Biz, gayet kısır ve dar bir alana bakarak dua edip isteriz. Bizim bakabileceğimiz alan da o kadardır zaten. O ise bize bizim baktığımız alana göre vermez. Onun gördüğü alana göre verir. Biz, mesela kendimizi, çocuklarımızı, yakın çevremizi görürüz. Bugünü ve muhtemel yarını görürüz. Mal isteriz, sağlık isteriz, çevre isteriz, ömür isteriz. Açılabileceğimiz büyük bir alan yoktur. Allah azze ve celle ise, bizim hayalimize bile girmeyecek alanları ve farklılıkları biliyor, bildiğine göre de veriyor veya vermiyor. Biz mesela çocuk isteriz, o ise bilir ki çocuk bu kul için iyi bir sonuç getirmeyecek; vermez kulunun istediğini. Belki de vermemesi kulun lehine olsun diyedir ama kul kısır ve küçük bakışı ile bunu takdir edemez bile. Bu sebeple deriz ki: Duanın sonucuna her çeşidi ile razı bir kalp sahibi olmak, dua ile bekleneni elde etmekten daha kazançlı bir durumdur. Bu sebeple dua edenin “vermedi” demesi yerine “bana henüz uygun bulunmadı” demesi daha evladır. Bir yandan ahirete ve cennete iman etme iddiası sürerken kulun, belki de cennette karşılığı verilmesi daha uygun bulunduğu için duasının karşılığı cennette verilmesi durumunu kabullenememesi anlamsız olur. B- Bir başka önemli husus da “dua ettim” demiş olmak başka gerçekten “dua etmiş biri olmak” başkadır. Dua bir ibadettir. Her ibadet gibi ibadet kalitesinde yapılmalıdır ki kabul sınırlarına yaklaşsın. Bu nedenle duayı şu şartlarda yapıp yapmadığımıza bakmalıyız öncelikle: Allah’a imanımız bütün ayrıntıları ile tam ve gerçekçi bir mü'min olarak dua pozisyonuna geçmeliyiz. Dua anımız ihlaslı olmalıdır. İhlas, o ibadet esnasında Allah’tan gayrısı ile ilgilenmemektir. Duaya Allah’ı överek başlamalıyız. Mesela Fatiha suresi çok güzel bir övgüdür. Ardından da Peygamber aleyhisselama salavat getirilmelidir. Öncesinden günahlardan tevbe edilmiş olması kabul şartlarını kolaylaştırır. Kıbleye yönelmek bir artı durumudur. Eller göğüs hizasına kaldırılmalıdır. Her dua üç kere yapılmış olmalıdır asgari olarak. Dua ederken boynu bükük, muhtaçlığı sözlerinden hissedilen, kapıya yığılmış bir görüntü ile dua edilmelidir. Haram gıda midede iken duanın anlamını yitirmiş olabileceği unutulmamalıdır. Müslüman, darda değilken, işleri iyi giderken de dua etmelidir ki, dara düştüğündeki duası ciddiyet taşısın, gerçekçi olsun. Mümkün olduğu kadar Peygamber aleyhisselamdan gelen duaları öğrenip yapmaya çalışılmalıdır. Dua için daha uygun vakitler mesela seher vakti, Cuma saati, ezan ile kamet arası, yağmur yağarken; daha uygun yerler mesela camiler, Mescid-i Haram seçilmeye çalışılmalıdır. Mazlumun, yolcunun, oruçlunun, dara düşenin duasının ve Müslüman’ın Müslüman’a gıyabında yaptığı duasının kabul olmaya daha yakın olduğu bilinmelidir. Dua yapıldıktan sonra kabulünü bizim takvimimize göre değil Allah’ın takvimine göre beklemek gerekir. Duamızda her şey bulunabilir. Bol rızık, müreffeh hayat, dertsizlik istenebilir. Bu mantıkla yapılan bir dua ibadettir. Her ibadet gibi karşılığı da Allah’tan beklenir.
Hutbenin şartı olan zikir cümleleri Arapça olarak tekrarlandıktan sonra nasihat bölümünün başka dilden olmasında özellikle Hanefi fukahası sakınca görmemiştir.
“Seferi sayılırız” diye bir şey olmaz. Seferisiniz veya değilsiniz. Seferi idiyseniz Cuma namazı kılmamanızda sakınca yoktur. Seferi değil idiyseniz Cuma kılmayarak vebale girdiniz. Öğleyi kılmanız Cuma namazının açığını kapatmaz ama günün boşluğunu doldurmuş olur. Tevbe ve istiğfar ediniz.
Cuma Namazı’nın kazası yoktur. Bir sebeple onu kılamayan ÖĞLEN NAMAZINI kılar. Kaza edecekse de öğleyi kaza eder.
Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.