Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben sadece cuma namazlarını kılan ve Ramazan orucunu tutan bir Müslümanım. Daha fazlasını yapmam gerektiğini biliyorum ama doğrusu namaz kılmak tat vermiyor, sadece sorumluluk duygusu ağır bastığı için başlıyorum ve kısa sürede yine bırakıyorum. Bana bir tavsiyeniz var mı?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir psikologla durumu değerlendirip onun tavsiyeleri ile bize tekrar yazmalısınız.
İçinizden gelse de gelmese de namaz kılmaya çalışacaksınız. Bazılarının ne dediği önemli mi? Allah diyeceğini demiştir. Kendinizi zorlayın. Bir süre sonra şeytanı yendiğinizi göreceksiniz. Bir süre için sünnetleri terk edebilirsiniz. Ama asla, hiç kılamam yönünü tercih etmeyin.
Doğru bir yoldasınız. Bunun için de şeytan sizi rahat bırakmıyor. Bu şu demektir; sizde taşlanacak meyveli ağaç var, bu nedenle de taşlara hedef oluyorsunuz. Yılmadan devam edeceksiniz ve sonunda biiznillah kazanacaksınız. Allah'a emanet olun.
Kendinizi bir grip olmuşa benzetin. Tam iyileşecekken tekrar öksürüyor, terliyor. Siz de böylesiniz. Yılmayın, devam edin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Çevrenizi düzgün tutmaya çalışın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyesiniz.
Bu durum pek çok insanda olur, hayat böyle iniş çıkışlarla doludur. Buna takılıp kalmaz ve ilerlemeye devam ederseniz geçer biiznillah. Takılıp kalırsanız şeytan bu noktadan sizi çökertebilir ve bir daha da geri dönemeyebilirsiniz. Bu mantıkla bakın meseleye. Bir şey yokmuş gibi devam edin siz. İbadet yapın. Bir kelime de olsa ilim öğrenin ama kendi kendinizle “şöyle olmalı idi, böylesi olmadı...” türünden iç tartışmalara girmeyin. Zamanla rahatladığınızı ve eskisinden daha heyecanlı günlere erdiğinizi göreceksiniz biiznillah.
Selamünaleyküm. Sakın namazı bırakma, seni kurtaracak olan da biiznillah namazdır. Tıbbı da terk etme. Şeytan son oyunlarını oynuyor sana. Samimi bir şekilde sen yoluna devam et, Allah'ın izni ile kurtulacaksın.
cuma konusundaki diğer fetvalar
A-Biz Allah’ın kuluyuz. Allah bizim Rabbimiz ve ilahımızdır. Onunla bizim aramızda bir borç alacak bağlantısı yoktur, aramızdaki bağlantı kulluk ve ilahlık bağlantısıdır. İnsanın “istedim vermedi” diyebileceği bir makam değildir onun makamı. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak çok şey kaybederiz. Belki duaya bile gerek kalmayabilir maazallah. Müslüman’ın vazifesi Allah’a kulluk etmektir. Rabbinin onu unutmayacağına tam iman ederek o kulluğunu yapar, duasını dillendirir. Sonra da Rabbi hakkında hüsnüzan besler. Gereken maddi sebeplere sarıldıktan sonra Rabbinin onu geri çevirmeyeceğine iman eder. Ve sabreder. Sabır takvimi de onun takvimi değil Allah’ın takvimi olur. Biz, gayet kısır ve dar bir alana bakarak dua edip isteriz. Bizim bakabileceğimiz alan da o kadardır zaten. O ise bize bizim baktığımız alana göre vermez. Onun gördüğü alana göre verir. Biz, mesela kendimizi, çocuklarımızı, yakın çevremizi görürüz. Bugünü ve muhtemel yarını görürüz. Mal isteriz, sağlık isteriz, çevre isteriz, ömür isteriz. Açılabileceğimiz büyük bir alan yoktur. Allah azze ve celle ise, bizim hayalimize bile girmeyecek alanları ve farklılıkları biliyor, bildiğine göre de veriyor veya vermiyor. Biz mesela çocuk isteriz, o ise bilir ki çocuk bu kul için iyi bir sonuç getirmeyecek; vermez kulunun istediğini. Belki de vermemesi kulun lehine olsun diyedir ama kul kısır ve küçük bakışı ile bunu takdir edemez bile. Bu sebeple deriz ki: Duanın sonucuna her çeşidi ile razı bir kalp sahibi olmak, dua ile bekleneni elde etmekten daha kazançlı bir durumdur. Bu sebeple dua edenin “vermedi” demesi yerine “bana henüz uygun bulunmadı” demesi daha evladır. Bir yandan ahirete ve cennete iman etme iddiası sürerken kulun, belki de cennette karşılığı verilmesi daha uygun bulunduğu için duasının karşılığı cennette verilmesi durumunu kabullenememesi anlamsız olur. B- Bir başka önemli husus da “dua ettim” demiş olmak başka gerçekten “dua etmiş biri olmak” başkadır. Dua bir ibadettir. Her ibadet gibi ibadet kalitesinde yapılmalıdır ki kabul sınırlarına yaklaşsın. Bu nedenle duayı şu şartlarda yapıp yapmadığımıza bakmalıyız öncelikle: Allah’a imanımız bütün ayrıntıları ile tam ve gerçekçi bir mü'min olarak dua pozisyonuna geçmeliyiz. Dua anımız ihlaslı olmalıdır. İhlas, o ibadet esnasında Allah’tan gayrısı ile ilgilenmemektir. Duaya Allah’ı överek başlamalıyız. Mesela Fatiha suresi çok güzel bir övgüdür. Ardından da Peygamber aleyhisselama salavat getirilmelidir. Öncesinden günahlardan tevbe edilmiş olması kabul şartlarını kolaylaştırır. Kıbleye yönelmek bir artı durumudur. Eller göğüs hizasına kaldırılmalıdır. Her dua üç kere yapılmış olmalıdır asgari olarak. Dua ederken boynu bükük, muhtaçlığı sözlerinden hissedilen, kapıya yığılmış bir görüntü ile dua edilmelidir. Haram gıda midede iken duanın anlamını yitirmiş olabileceği unutulmamalıdır. Müslüman, darda değilken, işleri iyi giderken de dua etmelidir ki, dara düştüğündeki duası ciddiyet taşısın, gerçekçi olsun. Mümkün olduğu kadar Peygamber aleyhisselamdan gelen duaları öğrenip yapmaya çalışılmalıdır. Dua için daha uygun vakitler mesela seher vakti, Cuma saati, ezan ile kamet arası, yağmur yağarken; daha uygun yerler mesela camiler, Mescid-i Haram seçilmeye çalışılmalıdır. Mazlumun, yolcunun, oruçlunun, dara düşenin duasının ve Müslüman’ın Müslüman’a gıyabında yaptığı duasının kabul olmaya daha yakın olduğu bilinmelidir. Dua yapıldıktan sonra kabulünü bizim takvimimize göre değil Allah’ın takvimine göre beklemek gerekir. Duamızda her şey bulunabilir. Bol rızık, müreffeh hayat, dertsizlik istenebilir. Bu mantıkla yapılan bir dua ibadettir. Her ibadet gibi karşılığı da Allah’tan beklenir.
Cuma namazı kesinlikle terk edilemez bir namazdır. Ne edin edin cumasını kaçırmaz bir işin işçisi olun. Allah yardımcınız olsun. Cuma namazını bir sebeple kaçırdığınız zaman ise öğlen namazını kılın.
Hutbenin şartı olan zikir cümleleri Arapça olarak tekrarlandıktan sonra nasihat bölümünün başka dilden olmasında özellikle Hanefi fukahası sakınca görmemiştir.
“Seferi sayılırız” diye bir şey olmaz. Seferisiniz veya değilsiniz. Seferi idiyseniz Cuma namazı kılmamanızda sakınca yoktur. Seferi değil idiyseniz Cuma kılmayarak vebale girdiniz. Öğleyi kılmanız Cuma namazının açığını kapatmaz ama günün boşluğunu doldurmuş olur. Tevbe ve istiğfar ediniz.
Cuma Namazı’nın kazası yoktur. Bir sebeple onu kılamayan ÖĞLEN NAMAZINI kılar. Kaza edecekse de öğleyi kaza eder.
Durum şöyledir: Cuma namazı, cuma namazı kılınan bir şehirde yaşayan herkese farzdır. Şehrin neresinden olursa olsun oraya gitmelidir. Şehir dışında bulunan ise beş km mesafede ise cuma namazı kılınan camiye gitmek zorundadır. Sizin durumunuzdaki biri ise bu kuralın dışında kalmaktadır. Siz böyle bir durumda öğlen namazını kılarsınız. Allah Teâlâ yardımcınız olsun.