İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

Hocam dua konusunda yeterli ve doyurucu bir yazı yazabilir misiniz? Dua bir ibadettir neticesi ahirete bakar bütün ibadetler gibi ancak Cenab-ı Hak merhametlilerin en merhametlisidir kulun duada istediklerini dünyada da verebilir. Haşa asla benzetme veya karşılaştırma değildir bu söyleyeceğim. Herhangi bir insana bir ihtiyacımızı iletsek vermek istemese bile yalvarıp yakarsak acır verir. Öyle ki kulun merhameti Cenab-ı Hakk'ın merhametine asla yetişemezken Allah'a bu kadar yalvarıp netice alamamak ne demek? Yani kusur kesinlikle bizde Rabbim her kusurdan münezzehtir vermiyorsa bizden dolayıdır. Evet, ister verir ister vermez ister ahirete bırakır ister sonraya ama kuluna da merhamet eder çünkü acır. Neden netice alamıyoruz anlayamadığımız nokta neresi?

Cevap

Duaların kabulünde şunu unutmayın: Allah sizi hep dua ederken, O’nun zatına yalvarırken görmek istiyor olabilir. Duadaki sabrınızı ve samimiyetinizi test ediyor olabilir. Bu yüzden erteliyordur. İstediğinizin Allah katında size sonraları daha büyük sorunlar oluşturacağını bildiği için Allah, size acıdığı için kabul etmiyor olabilir. Duaların kabulünü ahiret gününe bırakmış olabilir. https://fetvameclisi.com/fetva/dualarim-kabul-olmuyor-ne-yapmaliyim https://fetvameclisi.com/fetva/hangi-dualar-kabul-olur https://www.youtube.com/watch?v=N4b388Cy9Sk
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

A-Biz Allah’ın kuluyuz. Allah bizim Rabbimiz ve ilahımızdır. Onunla bizim aramızda bir borç alacak bağlantısı yoktur, aramızdaki bağlantı kulluk ve ilahlık bağlantısıdır. İnsanın “istedim vermedi” diyebileceği bir makam değildir onun makamı. Bu gerçeği dikkatten kaçırırsak çok şey kaybederiz. Belki duaya bile gerek kalmayabilir maazallah. Müslüman’ın vazifesi Allah’a kulluk etmektir. Rabbinin onu unutmayacağına tam iman ederek o kulluğunu yapar, duasını dillendirir. Sonra da Rabbi hakkında hüsnüzan besler. Gereken maddi sebeplere sarıldıktan sonra Rabbinin onu geri çevirmeyeceğine iman eder. Ve sabreder. Sabır takvimi de onun takvimi değil Allah’ın takvimi olur. Biz, gayet kısır ve dar bir alana bakarak dua edip isteriz. Bizim bakabileceğimiz alan da o kadardır zaten. O ise bize bizim baktığımız alana göre vermez. Onun gördüğü alana göre verir. Biz, mesela kendimizi, çocuklarımızı, yakın çevremizi görürüz. Bugünü ve muhtemel yarını görürüz. Mal isteriz, sağlık isteriz, çevre isteriz, ömür isteriz. Açılabileceğimiz büyük bir alan yoktur. Allah azze ve celle ise, bizim hayalimize bile girmeyecek alanları ve farklılıkları biliyor, bildiğine göre de veriyor veya vermiyor. Biz mesela çocuk isteriz, o ise bilir ki çocuk bu kul için iyi bir sonuç getirmeyecek; vermez kulunun istediğini. Belki de vermemesi kulun lehine olsun diyedir ama kul kısır ve küçük bakışı ile bunu takdir edemez bile. Bu sebeple deriz ki: Duanın sonucuna her çeşidi ile razı bir kalp sahibi olmak, dua ile bekleneni elde etmekten daha kazançlı bir durumdur. Bu sebeple dua edenin “vermedi” demesi yerine “bana henüz uygun bulunmadı” demesi daha evladır. Bir yandan ahirete ve cennete iman etme iddiası sürerken kulun, belki de cennette karşılığı verilmesi daha uygun bulunduğu için duasının karşılığı cennette verilmesi durumunu kabullenememesi anlamsız olur. B- Bir başka önemli husus da “dua ettim” demiş olmak başka gerçekten “dua etmiş biri olmak” başkadır. Dua bir ibadettir. Her ibadet gibi ibadet kalitesinde yapılmalıdır ki kabul sınırlarına yaklaşsın. Bu nedenle duayı şu şartlarda yapıp yapmadığımıza bakmalıyız öncelikle: Allah’a imanımız bütün ayrıntıları ile tam ve gerçekçi bir mü'min olarak dua pozisyonuna geçmeliyiz. Dua anımız ihlaslı olmalıdır. İhlas, o ibadet esnasında Allah’tan gayrısı ile ilgilenmemektir. Duaya Allah’ı överek başlamalıyız. Mesela Fatiha suresi çok güzel bir övgüdür. Ardından da Peygamber aleyhisselama salavat getirilmelidir. Öncesinden günahlardan tevbe edilmiş olması kabul şartlarını kolaylaştırır. Kıbleye yönelmek bir artı durumudur. Eller göğüs hizasına kaldırılmalıdır. Her dua üç kere yapılmış olmalıdır asgari olarak. Dua ederken boynu bükük, muhtaçlığı sözlerinden hissedilen, kapıya yığılmış bir görüntü ile dua edilmelidir. Haram gıda midede iken duanın anlamını yitirmiş olabileceği unutulmamalıdır. Müslüman, darda değilken, işleri iyi giderken de dua etmelidir ki, dara düştüğündeki duası ciddiyet taşısın, gerçekçi olsun. Mümkün olduğu kadar Peygamber aleyhisselamdan gelen duaları öğrenip yapmaya çalışılmalıdır. Dua için daha uygun vakitler mesela seher vakti, Cuma saati, ezan ile kamet arası, yağmur yağarken; daha uygun yerler mesela camiler, Mescid-i Haram seçilmeye çalışılmalıdır. Mazlumun, yolcunun, oruçlunun, dara düşenin duasının ve Müslüman’ın Müslüman’a gıyabında yaptığı duasının kabul olmaya daha yakın olduğu bilinmelidir. Dua yapıldıktan sonra kabulünü bizim takvimimize göre değil Allah’ın takvimine göre beklemek gerekir. Duamızda her şey bulunabilir. Bol rızık, müreffeh hayat, dertsizlik istenebilir. Bu mantıkla yapılan bir dua ibadettir. Her ibadet gibi karşılığı da Allah’tan beklenir.

Dua ediyoruz ama dualarımız kabul olmuyor mu? Sanki boşuna dua ediyoruz gibi gel
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Günaha girmiyorsunuz. Affedebilmek bir meziyettir, herkes onu yapamayabilir. Her zaman da yapılamayabilir. Zamana yayın. Size tavsiyemiz bu konuyu zamana bırakın şeklinde olur. Bir zaman sonra rahatlarsınız, diyeceğinizi o zaman dersiniz.

Hocam zulmeden kişinin yaptığını bu dünyada aynı şekilde -ne bir eksik ne bir fa
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Senin içini bilen, kalbini gören, dualarını işiten Rabbimizdir. Çok samimi, çok dertli bir yüreğin var. Ama bil ki duası kabul olmuyor gibi hisseden herkes, aslında Allah’a en yakın olanlardandır. Dua Ettim, Olmadı... Ne Yapmalıyım? Evvela şunu bilelim: Dua eden bir kul asla kaybetmez. Çünkü dua ya hemen kabul edilir ya daha iyisi verilir ya da ahirete saklanır ve orada öyle büyük sevaplara dönüşür ki, kul o gün şöyle der: “Keşke dünyada hiç duam kabul edilmemiş olsaydı da bu mükâfatı burada toplasaydım!” Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyuruyor ki: " Allah’a dua eden herhangi bir insanın/müslümanın duası mutlaka kabul edilir. Günah işlemediği, yakınları ile ilişkisini kesmediği ve isteğinde acele etmediği sürece Allah ona ya dünyada istediğini hemen verir veya isteğini ahirete bırakır ya da duası nispetinde günahlarını bağışlar. Sahabe, “Ey Allah’ın elçisi! Nasıl acele edilir? diye sordular. Hz. Peygamber, “Kulun, Rabbime dua ettim de duama icabet etmedi, demesidir” buyurur. (Tirmizî, De’avât, 13) “Allah’ım Sana Küsüyorum” Demen... Kardeşim… O anda kalbin kırılmış, çok sıkılmışsın. Bu söz imanla söylenmiş bir isyan değil, bir sitem olmuş. Ama yine de böyle cümleler kurmak uygun olmaz. Niçin mi? Çünkü sen Rabbine küsersen nereye gideceksin? Sığınacak başka bir kapı var mı? Yaralarına merhem olacak kim var? Ama üzülme… Sen kötü niyetle söylememişsin belli ki. Zaten sonra pişman olmuşsun. Bu da tevbedir. Allah-u Teâlâ buyuruyor: "De ki: Ey kendilerine zulmeden kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar." (Zümer sûresi, 53. âyet) Küsme… Sitem etme… Ağla ama terk etme. Zaten Allah şöyle diyor: "Bana dua edin, duanıza karşılık (icâbet) vereyim." (Mümin sûresi, 60. âyet) Senin duanı kabul etmeyişi belki de seni daha çok dua eden, daha çok Allah’a sığınan bir kul yapmak içindir. Ne Yapmalısın? Namazdan sonra dua etmeye devam et. Ama “illa şu olsun” diye değil, “Hayırlıysa ver Allah’ım” diye… Sabırla bekle. Dualar bazen gecikir ki kul olgunlaşsın. Peygamberlerin dualarını hatırla. Yakup aleyhisselam yıllarca Yusuf’una kavuşamadı ama asla küsmedi. Allah Sana Yakın! Senin yüreğindeki o sızı, Allah’ın seni terk ettiğinin değil seni işittiğinin alametidir. Duan kabul olmuyor gibi görünse de sen hâlâ dua ediyorsan bu zaten bir kabul işaretidir. Sakın bırakma, sakın küsme, sakın darılma. Allah duaları kabul eder. Ama zamanı O seçer. Allah’a emanet ol kardeşim. Her sıkıntının sonunda bir kolaylık var. Rabbim sana iç huzuru, kalbinde ferahlık ve duasında sabır versin. Sen yalnız değilsin. Allah seninle…

Ben çok dua ediyorum ama duam kabul olmuyor, bu da çok zoruma gidiyor. Ne yapaca
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Her şeyin başlangıcı ve sonu Allah’a bağlıdır. Kısmet ve talih dediğimiz kavramlar aslında, Allah’ın takdiridir ve insanlar için çok farklı yollarla görünür. Bazen işler yolunda gitmez fakat Allah bu durumu bizim için bir iyiliğe dönüştürür. Hayatımızda zor bir dönem geçirdiğimizde, biz bu dönemi yanlış algılayabiliriz. Ancak unutma ki Allah’ın rahmeti sonsuzdur ve O, senin hayrını en iyi şekilde bilir. Böyle anlarda, Allah’a sığınmalı, sabırlı olmalı ve tevekkül etmelisin. İşlerin ters gitmesi, bazen bir nevi Allah’ın seni koruması, yanlış yollardan uzak tutması olabilir. Bu yüzden zor zamanlarda, dua ve sabırla kalmak seni Allah’a daha yakın kılacaktır. Dua etmek, Allah’a yönelmek, O'na içten bir şekilde yalvarmak, her zaman doğru bir yoldur. İslam’da dualarımızın ya hemen kabul olacağını ya da Allah’ın takdiri doğrultusunda bir şekilde bizlere fayda sağlayacağına inanılır. Bazen, bizler dua ettiğimizde, beklediğimiz şey hemen gerçekleşmez. Çünkü Allah, bizim için en hayırlısını bilir. Şerre çevrildiği iddia edilen dualar, yanlış anlaşılmalar olabilir. Belki de yanlış yerden, yanlış bir inançla yapıldığında, zorluklar yaşanabilir. O yüzden dua ederken, Allah’a olan güvenin tam olmalı ve dualarını doğru niyetle yapmalısın. Allah, hiçbir zaman kulunu zarar uğratmak istemez. Aksine O'nun dileği kulunun hayrına olandır. İçinde bulunduğun bu durumlarda, şunu unutma: İman etmek ve sabretmek, hayatın gerçek sınavıdır. Zorluklar geçici ama sabrın ve Allah’a olan güvenin kalıcıdır. Dua et ama sabret ve her şeyin sonunda Allah’ın en güzel takdirine rıza göster. Allah’a emanet ol, sabrın mükâfatını versin.

Hocam benim işlerim bir süredir ters gidiyor. Bu yüzden birkaç kişiye baktırdım
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'ân-ı Kerim’de dua ile ilgili âyetler geniş bir yer tutar. İki yüz kadar âyet doğrudan dua ile ilgilidir. Ayrıca tesbîh, hamd, şükür, istiâne (Allah'tan yardım dileme), istiâze (kötü ve şerli olan her şeyden Allah'a sığınma), tazarru (kendi eksikliğini bilerek Allah'a yalvarma), tövbe ve istiğfar gibi kulun Allah’a yönelişini ve isteklerini ifade eden çok sayıda âyet de dua ile alakalıdır. Dua ile ilgili âyetlerin bir kısmında insanların Allah’a dua etmeleri emredilmiş, duanın usûl, âdâb ve tesirleri üzerinde durulmuştur. (en-Nisâ, 4/32; el-A’râf, 7/29, 55, 180; Yûsuf, 12/86; el-Mü’min, 40/60) Örneğin Allah Teâlâ; "Kullarım sana, beni sorduğunda (söyle onlara): 'Ben çok yakınım. Bana dua ettiği vakit dua edenin dileğine karşılık veririm.'…" (el-Bakara, 2/186) buyurarak insanların dua ile kendisine yönelmelerini istemiştir. Bazı sûre ve âyetler dua metinleri mahiyetindedir. Fâtiha sûresi buna güzel bir örnektir: "Rahmeti sonsuz, merhameti tükenmez olan Allah'ın adıyla. Bütün övgüler, âlemlerin Rabbi olan Allah'a yaraşır. O, sonsuz merhametiyle lütuf ve ihsanda bulunan, rahmetiyle her şeyi kuşatandır. Hesap gününün tek hâkimidir. (Rabbimiz) yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Senden yardım dileriz. Bizi doğru yola ulaştır. (Hidâyete erdirerek) nimet verdiğin kimselerin yoluna; gazaba uğrayanların, ya da sapıtanların yoluna değil." (el-Fâtiha, 1/1-7) Bakara sûresinin 201. âyeti, dua olarak en çok okunan âyetlerdendir: “…Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver; bizi cehennem azabından koru.” Nitekim Hz. Peygamber (s.a.s.) dua ederken sıkça bu âyeti okumuş (Buhârî, De‘avât, 55 [6389]; Müslim, Zikir, 26 [2690]) ve okunmasını tavsiye etmiştir. (Müslim, Zikir, 23 [2688]) Peygamberimiz (s.a.s.), ümmet-i Muhammed’in her bir ferdini kuşatıcı mahiyetteki Bakara sûresinin sonundaki şu duaların her gece okunmasını tavsiye etmiş ve okuyan kişiye (sevap olarak veya kötülerin şerrinden muhafaza etmesi bakımından) yeteceğini ifade buyurmuştur (Buhârî, el-Meğâzî, 12 [4008]; Müslim, Salâtü'l-müsâfirîn, 255 [807]): "…Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme! Rabbimiz! Bize gücümüzün yetmediği şeyleri yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize acı! Sen bizim Mevlâmızsın! Kâfirler toplumuna karşı bize yardım eyle!" (el-Bakara, 2/286) Âl-i İmrân sûresindeki; "Rabbimiz! Bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi eğriltme. Bize tarafından rahmet bağışla..." (Âl-i İmrân, 3/8), “…Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!” (Âl-i İmrân, 3/16), “Rabbimiz! İndirdiğine inandık ve Peygamber'e uyduk. Şimdi bizi (birliğini ve peygamberlerini tasdik eden) şahitlerden yaz..." (Âl-i İmrân, 3/53) âyetleri, mü'minlere istikâmet üzere olmayı, bağışlanma dilemeyi ve hidâyete ulaşma yollarını öğreten dua âyetlerindendir. Yine Âl-i İmrân sûresinin 191-194. âyet-i kerîmelerinde; inananların her hâlükârda Allah Teâlâ'yı andıkları, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde tefekkür ettikleri belirtilmekte ve ardından yaptıkları dualarında; cehennem azabından Allah'a sığındıkları, günahların bağışlanıp kötülüklerinin örtülmesini, vefat ederken iyilerle birlikte canlarının teslim edilmesini, ahirette vadettiği nimetlere ulaştırmasını ve hesap gününde kişiyi rezil rüsva etmemesini niyazda bulundukları ifade edilmektedir. Kur'an-ı Kerim'de her hususta Allah'a niyaz eden ve yakaran peygamberlerin duaları da bulunmaktadır. Bu bağlamda Hz. Âdem (a.s.) ve eşi Hz. Havva'nın cennetten çıkarıldıktan sonra bağışlanmaları için yaptıkları "…Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz." (el-A’râf, 7/23) şeklindeki duayı, müminler tevbe istiğfar ederken daima zikrederler. Hz. İbrahim’in (a.s.) duaları Kur'ân-ı Kerim'de bir hayli yer tutar. Bunların başında; “Rabbim! Bana salihlerden olacak bir evlat ihsan et!” (es-Sâffât, 37/100), “Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usûllerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (el-Bakara, 2/128) duaları gelir. Yine Hz. İbrahim’in (a.s.) Rabbine ilticâ ederek çocuklarının ve zürriyetinin tevhid üzere olmaları, ibadet ve taat üzere yaşamaları için yaptığı dualar bizler için örnek mahiyettedir: "Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!" (İbrahîm, 14/40), "Rabbim! Bana hikmet ver ve beni iyiler arasına kat. Bana, sonra gelecekler içinde, iyilikle anılmak nasip eyle! Beni, Naîm cennetinin vârislerinden kıl… (İnsanların) diriltilecekleri gün beni mahcup etme. O gün ne mal fayda verir ne de evlât. Ancak Allah'a kalb-i selîm ile gelenler o günde fayda bulur." (eş-Şuarâ, 26/83-89) Toplumu ifsat etmek isteyenlere karşı Hz. Lût (a.s.) şöyle dua etmiştir: "Rabbim! Beni ve ailemi, onların yapageldikleri kötü şeylerden kurtar." (eş-Şuarâ, 26/169), "...Rabbim! Şu fesatçılar güruhuna karşı bana yardım eyle." (el-Ankebût, 29/30) Hz. Yûsuf (a.s.) da kendisine tuzak kuranlara karşı şöyle dua etmiştir: "...Ey Rabbim! Zindan bana, bunların benden istediklerinden daha iyidir! Eğer onların hilelerini benden çevirmezsen, onlara meyleder ve cahillerden olurum!" (Yûsuf, 12/33), "Rabbim! Mülkten bana (nasibimi) verdin ve bana (rüyada görülen) olayların yorumunu da öğrettin. Ey gökleri ve yeri yaratan! Sen dünyada da ahirette de benim sahibimsin. Müslüman olarak canımı al ve beni sâlihler arasına kat!" (Yûsuf, 12/101) Hz. Şuayb'ın (a.s.) kavminin hadsizliklerine karşı yaptığı; "…Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın." (el-A’râf, 7/89), "… Başarmam ancak Allah'ın yardımı iledir. Yalnız O'na dayandım ve yalnız O'na döneceğim." (Hûd, 11/88) şeklindeki niyazları, iltica ve tevekküle örnek teşkil eden dualardandır. Kur'ân-ı Kerîm'de Hz. Musa'nın (a.s.) yaptığı birçok duayı görmekteyiz: "… Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim. Beni bağışla…" (el-Kasas, 28/16) "…Rabbim! Beni zalimler güruhundan kurtar." (el-Kasas, 28/21) O, kavminin yaptığı hatalardan dolayı Allah'a şöyle yalvarmıştır: "…Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kabul et. Zira sen merhametlilerin en merhametlisisin!" (el-A’râf, 7/151), "…Rabbim!... İçimizden birtakım beyinsizlerin işlediği (günah) yüzünden hepimizi helak mi edeceksin?… Sen bizim sahibimizsin, bizi bağışla ve bize acı! Sen bağışlayanların en iyisisin! Bize, bu dünyada da iyilik yaz ahirette de. Şüphesiz biz sana döndük..." (el-A’râf, 7/155-156) Firavuna dini tebliğ etmekle görevlendirilen Hz. Musa’nın (a.s.) kendisine verilen görevin hakkıyla başarıya ulaşması için yaptığı şu niyazlar; özellikle kısa, canlı, ahenkli ve etkili cümleleriyle Kur'ân’daki dua örneklerindendir: "…Rabbim! Yüreğime genişlik ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimden (şu) bağı çöz ki sözümü anlasınlar. Bana ailemden bir de vezir (yardımcı) ver, kardeşim Harun'u. Onun sayesinde arkamı kuvvetlendir. Ve onu işime ortak kıl. Böylece seni bol bol tesbih edelim. Ve çok çok analım seni. Şüphesiz sen bizi görmektesin." (Tâhâ, 20/25-35) Hz. Süleyman'ın (a.s.) yaptığı şu dua, yaratıcıya nasıl hamd ve şükredileceği hususunda örnektir: "…Ey Rabbim! Beni, bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl. Rahmetinle, beni iyi kulların arasına kat." (en-Neml, 27/19) Hz. Eyyûb (a.s.) de Rabbine şöyle niyaz eder: "…Başıma bu dert geldi. Sen, merhametlilerin en merhametlisisin." Bunun üzerine Yüce Allah onun duasını kabul ederek dert ve sıkıntılarını gidermiştir. (el-Enbiyâ, 21/83-84) Yine denize atılan ve bir balık tarafından yutulan Hz. Yûnus'un (a.s.), karanlıklar içinde; "…(Rabbim!) Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni tenzih ederim. Gerçekten ben zalimlerden oldum!" (el-Enbiyâ, 21/87) şeklinde yaptığı dua, bütün müminlerin dilinde tevbe ve istiğfâr duası olmuştur. Kur'an-ı Kerim'de Peygamberimize (s.a.s.) ve müminlere yapmaları öğütlenen bazı dualar da zikredilmektedir: "… De ki! Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir." (et-Tevbe, 9/129), "…Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet, anlattıklarınıza karşı ancak Rahman olan Rabbimizden yardım istenir." (el-Enbiyâ, 21/112), "…Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi (dünyevî sıkıntıyı ve uhrevî azabı) mutlaka bana göstereceksen, bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim!" (el-Mü’minûn, 23/93-94), "…Rabbim! Şeytanların kışkırtmalarından sana sığınırım! Onların yanımda bulunmalarından da sana sığınırım!" (el-Mü’minûn, 23/97-98), "…Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin." (el-Mü’minûn, 23/118), "…Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım eden bir kuvvet ver." (el-İsrâ, 17/80), "…Rabbim, benim ilmimi artır." (Tâhâ, 20/114) Kur'ân’daki dua örneklerinde, insanların sadece kendileri için dua etmemeleri; anne-babalarına, eşlerine, çocuklarına, diğer yakınlarına ve bütün müminlere de dua etmeleri istenir: "Rabbim! Küçüklüğümde onlar (annem-babam) beni nasıl yetiştirmişlerse, şimdi de sen onlara (öyle) rahmet et!..." (el-İsrâ, 17/24), "…Rabbimiz! Bize gözümüzü aydınlatacak eşler ve zürriyetler bağışla ve bizi takvâ sahiplerine önder kıl!" (el-Furkân, 25/74), "…Rabbimiz! Bizi ve bizden önce gelip geçmiş imanlı kardeşlerimizi bağışla; kalplerimizde, iman edenlere karşı hiçbir kin bırakma! Rabbimiz! Şüphesiz ki sen çok şefkatli, çok merhametlisin!" (el-Haşr, 59/10) Hz. Nuh ve Hz. İbrahim de kendilerinin, ana-babalarının, etraflarındaki müminlerin ve kadın-erkek tüm inananların bağışlanması için dua etmişlerdir. (Nûh, 71/28; İbrâhim, 14/41) İnsan dua ederken elbette kendisi için iyi olduğunu düşündüğü şeyleri ister. Ancak Kur'ân Kerim, insanın bazen hayır istediğini düşünerek şer olacak şeyi istediğine de dikkat çeker: "İnsan, hayır için dua ettiğini düşünerek (bazen) şerri ister. Zira insan pek acelecidir!" (el-İsrâ, 17/11) Nitekim Bakara sûresi 216. âyette; "…Bazen hoşlanmadığınız (kötü gördüğünüz) bir şey sizin için hayır olabilir. Arzu ettiğiniz bir şey de sizin için şerli olabilir. Allah her şeyi bilir, siz ise bilmezsiniz." buyrulmaktadır. Hz. Nuh (a.s.) da duasında bu durumu dile getirmiştir: "…Rabbim! Senden hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve esirgemezsen, ziyana uğrayanlardan olurum!" (Hûd, 11/47) Aynı zamanda inananlar için bir öğüt, hidâyet, rahmet ve şifa kaynağı olan Kur'ân Kerim'de, kulların maddî ve manevî hastalık, sıkıntı vb. durumlarda Yüce Allah’a sığınması öğütlenmektedir. (et-Tevbe, 9/14; Yûnus, 10/57; el-İsrâ, 17/82; el-Enbiyâ, 21/83-84; eş-Şu’arâ, 26/80; Fussılet, 41/44) Bununla birlikte Kur'ân-ı Kerîm, insanın darlıkta olsun genişlikte olsun daima dua etmesini ister. Sadece başı dara düştüğünde dua etmesini yeterli görmez. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır; "İnsana bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider..." (Yûnus, 10/12) Bir şeyin olmasını isteyen kişi hem elinden geleni yapacak hem de dua edecektir. Nitekim Kur'ân’da Müminlere, iman etmelerinden sonra ısrarla sâlih amel işlemelerinin emredilmesi, sözlü ve fiili duanın birbirinden ayrılmaması gerektiğini göstermektedir: “İman edip salih amel işleyenlere, zemininden ırmaklar akan cennetler verileceğini müjdele…” (el-Bakara, 2/25) Bu itibarla akıl ve irâde sahibi insan, ancak ortaya koyduğu en temel eylemlerden birisi olan kulluk ve dua ile Allah katında bir kıymete erişebilir: “(Resûlüm!) De ki: (Kulluk ve) yalvarmanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (el-Furkân, 25/77) Kur'ân-ı Kerim’de yer alan duaların sadece dünya hayatıyla sınırlı olmadığı, ahiret âleminde de devam edeceği anlaşılmaktadır. Cennetliklerin, ahirette kavuşacakları nimetlerden dolayı Allah’a samimi bir kalple yapacakları dualarda büyük bir mutluluğun ve huzurun izleri görünmektedir: "Onların oradaki duası: «Allah’ım! Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz!» (sözleridir). Orada birbirleriyle karşılaştıkça söyledikleri ise «selâm» dır. Onların dualarının sonu da şudur: Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’a mahsustur." (Yûnus, 10/10) Sonuç itibarıyla Kur'ân-ı Kerîm'de, kulun; her hâlde Allah'a hamd-u senâ etmesi, O'na niyaz edip günahından afv ve mağfiret dilemesi, darlıkta ve genişlikte, hastalıkta ve sıkıntılı durumlarda O'ndan yardım istemesi, dünya ve ahiret saadeti için Allah'a yalvarması istenmektedir. Yine insanın; sadece kendisi için değil de anne-babası, eşi, çocukları, akrabaları ve bütün müminler ve onların tevhid üzere kulluk edip, taatten ayrılmamaları için dua etmesi de öğütlenmektedir. Yapılan bu yakarışlar karşısında Yüce Allah'ın, kulunun her an yanında olduğu ve ona cevap verdiği, dualarını kabul edip sıkıntılarını giderdiği de Kur'an-ı Kerim'de bildirilmektedir. Hz. Âdem'den (a.s.) Peygamberimiz'e (s.a.s.) kadar bütün peygamberlerin her fırsatta Allah'a niyazda bulunup ona iltica ederken yaptıkları yakarışlar, bizler için en güzel dua örneklerini teşkil eder.

Kur’ân-ı Kerim’de geçen dua âyetlerinin muhtevası nedir?
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah, her kulunu gücüne ve imkânına göre sorumlu tutar. Eğer siz mazlumlara dua ediyor, elinizden geldiğince yardım ediyor ve bilinç oluşturuyorsanız, vicdan azabı çekmenize gerek yoktur. Ancak imkânlar dâhilinde daha fazla şey yapma gücünüz varsa bunları artırabilirsiniz. Allah, zulme karşı durma bilincimizi artırıp bizleri mazlumlara gerçek anlamda destek verebilenlerden eylesin. Kalbinizin yanması, hâlâ imanınızın diri olduğunun bir göstergesidir. Allah sizi de, tüm mazlumları da muhafaza buyursun.

Hocam Gazze başta olmak üzere birçok Müslüman ülkenin zulüm ve esaret altında ol

ahiret konusundaki diğer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Hafız, Kur'an ezbere bilen ve o Kur'an'ı yaşayan insan demektir. İmanıyla, ibadetleriyle, ahlakıyla ve kul hakkından kaçınmasıyla hafız olur insan.

Hocam hafızlara çok büyük mükâfatlar varmış, yetmiş kişiye şefaat hakları var ve
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Evet, Ahiret gerçekten var. Allah bizi O'na itaat edelim diye yarattı. Sözünü dinlersek ebedi mutluluk yeri olan cenneti nasip edeceğini söz verdi. İman bir tercihtir. Dileyen iman eder, isteyen de isyan eder. Siz vesveselerinize değil, tertemiz kalbinize odaklanın. Doğrudan uzaklaşmayın. Şeytanın sizi kandırmasına izin vermeyin. Allah iman selameti versin.

Hocam ben ahiret hayatına kendimi inandıramıyorum. Neden Allah bizi yarattı, ned
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an'da açıkça küfrü bildirilen bir kimsenin azabının hafifletileceğine bu rivayete ihtiyatlı yaklaşmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Hocam bir rivayette, Peygamber Efendimiz’in doğumuna sevinerek Süveybe’yi azat e
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Allah, cennette müminlere her türlü güzellik ve mutluluğu verecek, onların kalplerindeki tüm kötülükleri temizleyecektir. Cennette, Allah’ın razı olduğu her şey vardır ve O, kulunu en iyi şekilde ödüllendirecektir. Cennetteki insanlar, Allah’ın rızasına uygun şekilde tüm arzularını tatmin edecek şekilde bir hayat süreceklerdir. Cennette herkes sadece Allah’ın hoşnut olduğu şeyleri isteyecektir. Diğerleri akıllara gelmeyecektir.

Hocam bir adam, haram olduğu için dünyada bir fiilden (örneğin alkol kullanımı v
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kâfir olma konusu son zamanlarda hassas bir mesele hâline geldiği için, bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi vermek istiyorum. Bir insanı dinden çıkaran ve ebedî cehennemlik kılan küfürdür. Büyük küfür, kişinin İslam'ın temel esaslarını inkâr etmesi veya onları küçümseyip alaya almasıyla gerçekleşir. Başlıca türleri şunlardır: Allah'ın varlığını, birliğini, peygamberleri veya Kur'an'ı inkâr etmek. İslam'ın kesin bir hükmünden şüphe duymak (örneğin ahiretin varlığından). İslam'ın hükümlerini veya peygamberi alaya almak. Allah'tan başkasına ibadet etmek veya şirk koşmak. İslam'ın açık bir emrini tamamen reddederek terk etmek. İslam'da, kişiyi küfre götüren bazı ameller ve sözler vardır. Ancak bunlar doğrudan niyet ve bilinçle yapılırsa tehlikelidir. Örneğin: İslam'ı ve şiarlarını aşağılamak:Kur'an'ı, namazı, orucu, tesettürü alaya almak gibi. Allah'a veya Peygamber'e hakaret:Bu tür söz ve davranışlar kesinlikle küfürdür. Şirk koşmak:Allah'tan başkasına ibadet etmek veya Allah'ın sıfatlarını başka varlıklara atfetmek. Dini emirleri alaya almak:Ciddiyetsiz veya küçümseyici bir şekilde İslam'la ilgili şakalar yapmak. Bir Müslüman'ın İslam'a aykırı bir düzen veya devlette çalışması onu doğrudan küfre sokmaz. Burada niyet ve yapılan işin mahiyeti önemlidir: Eğer kişi, çalıştığı yerde İslam'a aykırı işler yapıyor, zulme veya harama destek veriyorsa bu büyük bir sorumluluk doğurur. Ancak bir Müslüman, geçimini sağlamak veya helal bir iş yapmak için böyle bir yerde çalışıyorsa bu durum günah veya küfür olarak değerlendirilmez. Özetle, küfür ciddi bir konudur ve kişinin hem diline hem de amellerine dikkat etmesi gerekir. Ancak Allah’ın rahmeti çok geniştir ve hatalar tevbe ile affolunur. Çalıştığınız veya bulunduğunuz yerle ilgili ise amacınız İslam'a uygun şekilde yaşamak ve helal kazanç sağlamaksa, bundan dolayı küfre düşmezsiniz.

Hocam küfür çeşitleri nelerdir? Allah (c.c.) ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.)
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Cennet, dünyadan hayvan leşi taşınabilecek bir yer değildir.

Hocam ölen evcil hayvanımızla cennette birlikte olabilir miyiz?

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.