Fetva Meclisi
Soru
Hocam zulmeden kişinin yaptığını bu dünyada aynı şekilde -ne bir eksik ne bir fazla- bulması için dua etmek kötü bir şey mi? Ben bir hadis duydum, ‘kul hakkına girenlerin ahiretteki azabını görseniz hakkınızı helal ederdiniz’ diye. Bu yüzden hakkımı haram etmek istemiyorum, helal edesim de hiç gelmiyor. Zulmedenin yaptığı zulüm yanına kar kalmasın istiyorum. Allah adil, kimsenin yanına bırakmaz, biliyorum. Ahirette hesap çetin, oraya da kalmasın, yaptığı zulmün bedelini bu dünyada ödesin istiyorum. O yüzden de ‘ettiğini bu dünyada ettiği kadarıyla bulsun’ diye dua ediyorum Şimdi ben böyle dua ediyorum diye günaha giriyor muyum?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Allah o gün yardımcımız olsun; karşılaşalım veya karşılaşmayalım, durum ağırdır. O kişiyle karşılaşsan o ağır, onu yaratan ile karşılaşsan o daha ağır. Kul hakkını düzeltip ahirete gitmekten başka çaremiz yoktur.Evet, orada da helalleşmek mümkündür ama bu bizim ibadetlerimizden öbürüne verilmek yoluyla olacaktır. Allah Teâlâ bir yolla onu râzı edebilir ama böyle bir garanti yoktur, umuttur o sadece. Karşımızdakinin zararı telafi edilebiliyorsa açıklamaya gerek olmayabilir. Allah yardımcımız olsun.
Net olarak hakkına girdiğinizi hatırladıklarınız varsa onlarla bir yolunu bulup helalleşin. Genel olarak listede bulunup da ayrıntısını hatırlamadıklarınız için de dua edin, onlar ve sizin için istiğfar edin. Allah yardımcımız olsun. Dua etmeye devam edin.
Sorunu çözümsüzlük sınırına taşıyorsun, buna gerek yok. Her şeye rağmen genel bir istiğfar ve sürekli salih amellerle kapanır bu biiznillah. Bu şekilde düşünmeniz sağlıklı değil. Sanki affı olmaz bir günah olabilirmiş gibi kör bir noktaya taşınıyorsunuz. Tevbe ettikten sonra öyle bir günah yoktur.
Dua edin ama duanız, onun size nasip olmasından önce BİR İNSANA KİLİTLENİP KALMA zilletine düşmemeniz üzerine olsun. Siz TUS düşünmelisiniz şu anda. O nasip ise gelir. Hiçbir insan uğruna helak olunacak biri değildir. Kaldı ki sizin böyle bir arzuyu biri vasıtası ile de olsa dillendirmenizde sakınca yoktur. Sizi bilen biri sizin adınıza aracı olabilir.
Beşer olarak her şeyi elimizin altında tutamayız, her duygumuzu dizginleyemeyiz. Affetmemiz isteniyor ve affediyorsak yapabileceğimizi yaptık demektir. Affın gereği olarak da intikam almıyoruz, insani alakamızı zedelemiyoruz. Böylece yapabileceğimizi yapıyoruz demektir.
Her şeyin başlangıcı ve sonu Allah’a bağlıdır. Kısmet ve talih dediğimiz kavramlar aslında, Allah’ın takdiridir ve insanlar için çok farklı yollarla görünür. Bazen işler yolunda gitmez fakat Allah bu durumu bizim için bir iyiliğe dönüştürür. Hayatımızda zor bir dönem geçirdiğimizde, biz bu dönemi yanlış algılayabiliriz. Ancak unutma ki Allah’ın rahmeti sonsuzdur ve O, senin hayrını en iyi şekilde bilir. Böyle anlarda, Allah’a sığınmalı, sabırlı olmalı ve tevekkül etmelisin. İşlerin ters gitmesi, bazen bir nevi Allah’ın seni koruması, yanlış yollardan uzak tutması olabilir. Bu yüzden zor zamanlarda, dua ve sabırla kalmak seni Allah’a daha yakın kılacaktır. Dua etmek, Allah’a yönelmek, O'na içten bir şekilde yalvarmak, her zaman doğru bir yoldur. İslam’da dualarımızın ya hemen kabul olacağını ya da Allah’ın takdiri doğrultusunda bir şekilde bizlere fayda sağlayacağına inanılır. Bazen, bizler dua ettiğimizde, beklediğimiz şey hemen gerçekleşmez. Çünkü Allah, bizim için en hayırlısını bilir. Şerre çevrildiği iddia edilen dualar, yanlış anlaşılmalar olabilir. Belki de yanlış yerden, yanlış bir inançla yapıldığında, zorluklar yaşanabilir. O yüzden dua ederken, Allah’a olan güvenin tam olmalı ve dualarını doğru niyetle yapmalısın. Allah, hiçbir zaman kulunu zarar uğratmak istemez. Aksine O'nun dileği kulunun hayrına olandır. İçinde bulunduğun bu durumlarda, şunu unutma: İman etmek ve sabretmek, hayatın gerçek sınavıdır. Zorluklar geçici ama sabrın ve Allah’a olan güvenin kalıcıdır. Dua et ama sabret ve her şeyin sonunda Allah’ın en güzel takdirine rıza göster. Allah’a emanet ol, sabrın mükâfatını versin.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Kalbinizden rıza göstermedikçe baba veya annenizin hatası sizi etkilemez. Size düşen en kısa zamanda kendi başınıza, onların desteğine muhtaç olmayacak düzeninizi kurmanız olmalıdır. Onlara da dua edin içinizden. Santim santim de olsa yola gelmeleri için gayret edin. Evlatlığınızı her durumda iyi yapmaya bakın.
Bizim için dünya ve ahiret ayırımına gerek yoktur. Dünyamız da dinimize göredir ahiretimiz de. Eşimizi de oraya göre veya buraya göre tercih edemeyiz. İki ayrı dünyamız yoktur ki, eşimizi veya bir işimizi iki türlü tasarlayalım. Sizin belirlemeniz gereken husus şudur: Siz ve eşiniz aynı dünyaların insanı mısınız, değil misiniz? Bunu denkleştirmeye çalışın. Yüzde yüz istediğiniz gibi olmasını da bekleyemezsiniz şüphesiz. Bir ortalama bulma gayreti içinde olun. Gerisini de Allah'a havale edin.
Gıybet bir insan hastalığıdır. Gıybeti yapılan ile helalleşmek yegâne kurtuluşudur. Özellikle gıybeti yapan helallik talep edecektir. Kesin kurtuluş ancak böyle olur. Şüphesiz tevbe ve istiğfar ayrı bir şarttır. Helallik mümkün olmayan durumlarda ya da helallik talebinin ikinci bir fitne oluşturacağı pozisyonlarda istiğfara ve duaya sarılacağız. Gıybet, vakit boşluğu, konu kısırlığı ve arkadaş çevresinin sorunudur. Bu üç şeyi toparlayınca gıybet sıkıntısını en azından asgari düzeye indirebiliriz. Allah yardımcımız olsun.
Erkek veya kadın, mü’minin en büyük eylemi, dinini ve imanını iyi temsil etmektir. Duruşu ve sözleriyle iyi temsil eden mü’min, dini adına bir kazanç sayılır. Sizin de konuya bu açıdan bakmanız gerekir. Bir de kalplerin Allah'ın elinde olduğunu, bizim kimseyi zorla bir şeyi ikna edemeyeceğimizi bileceksiniz. İyi örnek olun, sorulana cevap verin, yön verin, dua edin, sabredin ve gerisini Allah'a salın.
Şu en önemli kurallarımızdan biridir: 'Rabbimiz bize kaldıramayacağımız bir yük yüklememiştir.' Bütün kulluğumuz bu temel ilkenin etrafında dönmektedir. Biz kendi kendimize kaldıramayacağımız bir yük üretirsek, böyle bir üretmenin kendisi bir yük olur ve vebal getirir bizim için. Hoca olan hocalığı ile talebe olan da talebeliği ile sınırlamalıdır kendisini. Abartan kendine zarar verir. Bir ikinci kanun da şudur: Mü'min insanın işleri, a- Zorunlu olanlar, b- Gerekli olanlar, c- Lüks olanlar diye üçe ayrılır. Mesela namaz, mü'min hayatta olduğu sürece 'zorunlu' işlerinden en başta gelenidir. Bunun yanında haberlerden haberdar olmak bazen 'zorunlu' olur bazen da lüks olabilir. Buna göre de mü'min, kendini plansız duruma düşürmeden iş yapar durumda tutması gerekir ilkesi çıkmaktadır. Zamansız ve plansız işlerimizden bereket çıkmayabilir. Bunu hiç tereddüt etmeden bilmelisin. Bütün bunların günlük hayatımızda bir kargaşa nedeni olmadan yürütülebilmesi için de mü'min gencin bir mürşidi olması gerekir. Bu mürşid, bir tarikat büyüğü de olabilir, ilim adamı da olabilir, yaşlı başlı güngörmüş bir mü'min de olabilir. Yeter ki imanlı olsun, dine bakışı umumi olsun yani dini bir köşesinden alan olmasın. Allah yardımcın olsun. Kıymetinizi bilin, bu ümmetin umudusunuz.
Oruçlunun makattan su sızdırmasının oruca zararı hakkında mesele şöyledir: Mevcut mezheplerimizin içtihadına göre makattan içeri su girmesi orucu bozar. Sadece İbni Teymiye ve onun görüşünü destekleyen bazı âlimler, makattan su girmesini orucu bozan yeme içme gibi bir durum olarak görmemişlerdir. Çünkü orucu bozan şey, mideye ulaşacak bir yeme içme durumudur. Ayrıntısını bilmiyor olmakla beraber Diyanet’in, bu ikinci görüşü esas aldığını zannediyorum. Annenizin özel bir durumu bulunmaktadır. Bu ikinci görüşle amel etmesinin inşaallah sakıncası yoktur. Biz ise birinci görüşü, genel görüş olarak uyguluyoruz. Allah Teâlâ annenize afiyet ihsan buyursun.