Fetva Meclisi
Soru
Gıybetin kefareti nedir? Nasuh bir tevbe yeterli mi, yoksa helallik almak şart mıdır? Bazı yerlerde gıybeti yapılan kişinin kulağına bu olay gitmişse helallik almak gerektiğini, aksi halde gerekmediğini okudum. Bu bilgi ne kadar doğrudur? Eğer helallik şartsa kendim gıybet yapmadığım halde gıybeti engellememişsem de yine o kişiden helallik almam gerekir mi? Ve hocam bir Müslüman gıybete bulaşmadan nasıl dertleşebilir, çünkü bazen insan çok doluyor, birilerine içini dökmek istiyor, en azından derdini paylaşmak istiyor. Bu dengeyi nasıl kurmalıyız?
Cevap
Benzer fetvalar
Gıybet, bir Müslüman’ı arkasından hoşlanmayacağı şekilde anmaktır. Bu bir dil hatasıdır. Müslüman dilini hatalara karşı korumakla yükümlüdür. Gıybet büyük günahlardan ve kul haklarından biridir. Bu da demektir ki gıybet eden hem kul hakkına girmekte hem de Allah’a karşı günah işlemektedir. Bunun da tabii sonucu gıybet edenin bir yandan tevbe ve istiğfar etmesi bir yandan da gıybeti yapılandan helallik istemesidir. Mümkün ise ve helallik alınabiliyorsa biiznillah günah ortadan kalkar. Helallik almanın mümkün olmadığı durumlarda ise dua ederek, o kimse için istiğfarlar ederek kurtulmaya çalışılır.
Aleykümselam. Helalleşme imkânsız hâle gelmiş ise kişi kendi açısından istiğfarla yetinmek zorunda kalmış demektir. Mesele budur.
O kişi sizin söyleminizden zarar gördü ise muhakkak helallik almalısınız. Zarar görme söz konusu değilse, helallik istediğinizde sorun çıkarmayacağını zannediyorsanız yine helallik istemelisiniz. Helallik istemek yeni sorunlar üretecekse tevbe ve istiğfarla yetinebilirsiniz.
Gıybet veya bir başka haramın işlendiği bir yerde mü'min rızasıyla oturmamalı, o ortamı terk etmelidir. Genel kural böyledir. Gücü oranında da o hatayı engellemelidir. Öyle bir ortamda bulunan Müslüman, tepki gösterebilir ve engelleyebilir durumda idi ama engellemeyerek bir tür rıza gösterdi ise hataya ortak olmuştur. Onun gıybeti yapılandan helallik istemesi gerekir. En azından kalbi ile tepki gösterip istiğfar etti ise günaha katılmadı demektir. Bu durumda da helallik alması gerekmez.
O kişi için dua edin ve kendiniz için de istiğfarda bulunun.
Selamünaleyküm. Tevbe, Allah'a karşı işlenen bir suçun affı içindir. Gıybet kul hakkıdır. Sahibinden helallık alınmalıdır.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Bizim için dünya ve ahiret ayırımına gerek yoktur. Dünyamız da dinimize göredir ahiretimiz de. Eşimizi de oraya göre veya buraya göre tercih edemeyiz. İki ayrı dünyamız yoktur ki, eşimizi veya bir işimizi iki türlü tasarlayalım. Sizin belirlemeniz gereken husus şudur: Siz ve eşiniz aynı dünyaların insanı mısınız, değil misiniz? Bunu denkleştirmeye çalışın. Yüzde yüz istediğiniz gibi olmasını da bekleyemezsiniz şüphesiz. Bir ortalama bulma gayreti içinde olun. Gerisini de Allah'a havale edin.
Günaha girmiyorsunuz. Affedebilmek bir meziyettir, herkes onu yapamayabilir. Her zaman da yapılamayabilir. Zamana yayın. Size tavsiyemiz bu konuyu zamana bırakın şeklinde olur. Bir zaman sonra rahatlarsınız, diyeceğinizi o zaman dersiniz.
Şu en önemli kurallarımızdan biridir: 'Rabbimiz bize kaldıramayacağımız bir yük yüklememiştir.' Bütün kulluğumuz bu temel ilkenin etrafında dönmektedir. Biz kendi kendimize kaldıramayacağımız bir yük üretirsek, böyle bir üretmenin kendisi bir yük olur ve vebal getirir bizim için. Hoca olan hocalığı ile talebe olan da talebeliği ile sınırlamalıdır kendisini. Abartan kendine zarar verir. Bir ikinci kanun da şudur: Mü'min insanın işleri, a- Zorunlu olanlar, b- Gerekli olanlar, c- Lüks olanlar diye üçe ayrılır. Mesela namaz, mü'min hayatta olduğu sürece 'zorunlu' işlerinden en başta gelenidir. Bunun yanında haberlerden haberdar olmak bazen 'zorunlu' olur bazen da lüks olabilir. Buna göre de mü'min, kendini plansız duruma düşürmeden iş yapar durumda tutması gerekir ilkesi çıkmaktadır. Zamansız ve plansız işlerimizden bereket çıkmayabilir. Bunu hiç tereddüt etmeden bilmelisin. Bütün bunların günlük hayatımızda bir kargaşa nedeni olmadan yürütülebilmesi için de mü'min gencin bir mürşidi olması gerekir. Bu mürşid, bir tarikat büyüğü de olabilir, ilim adamı da olabilir, yaşlı başlı güngörmüş bir mü'min de olabilir. Yeter ki imanlı olsun, dine bakışı umumi olsun yani dini bir köşesinden alan olmasın. Allah yardımcın olsun. Kıymetinizi bilin, bu ümmetin umudusunuz.
Kalbinizden rıza göstermedikçe baba veya annenizin hatası sizi etkilemez. Size düşen en kısa zamanda kendi başınıza, onların desteğine muhtaç olmayacak düzeninizi kurmanız olmalıdır. Onlara da dua edin içinizden. Santim santim de olsa yola gelmeleri için gayret edin. Evlatlığınızı her durumda iyi yapmaya bakın.
Oruçlunun makattan su sızdırmasının oruca zararı hakkında mesele şöyledir: Mevcut mezheplerimizin içtihadına göre makattan içeri su girmesi orucu bozar. Sadece İbni Teymiye ve onun görüşünü destekleyen bazı âlimler, makattan su girmesini orucu bozan yeme içme gibi bir durum olarak görmemişlerdir. Çünkü orucu bozan şey, mideye ulaşacak bir yeme içme durumudur. Ayrıntısını bilmiyor olmakla beraber Diyanet’in, bu ikinci görüşü esas aldığını zannediyorum. Annenizin özel bir durumu bulunmaktadır. Bu ikinci görüşle amel etmesinin inşaallah sakıncası yoktur. Biz ise birinci görüşü, genel görüş olarak uyguluyoruz. Allah Teâlâ annenize afiyet ihsan buyursun.
Mukabele, bir kişinin okuyup diğerlerinin dinlediği ve o şekilde bütün Kur'an’ın hatmedildiği şeklin adıdır. Usul olarak bir oturuşta bir cüz okunur ama miktarın bir şartı yoktur. Daha az veya daha fazla da okunabilir. Ara verilerek de okunabilir. Yeter ki, bu esnada Kur'an okuma ve dinleme edeplerine aykırı bir iş yapılmış olmasın.