Fetva Meclisi
Soru
Hocam Gazze başta olmak üzere birçok Müslüman ülkenin zulüm ve esaret altında olması içler acısı bir hâl aldı. Şehit edilen çocuklar, masum insanlar... Bir anne olarak bu durum yüreğimi yangın yerine çeviriyor. Gün geçtikçe uyuyamaz hâle geliyorum, yatağımda dört dönüyorum. Onlar yokluk içinde Müslümanlıklarını, dinlerini adeta yaşarken, biz neyiz diye düşünüyorum. Çocukların, annelerin, gençlerin çektiği sıkıntıları gördükçe kalp çarpıntılarım oluyor. Bu durumda ahirette ne hesap vereceğiz Allah’a? Müslüman kardeşlerimize el uzatamıyoruz. Bir kadın olarak elimizden dua ve maddi yardımdan başka bir şey gelmiyor. Ahirette bu durumdan mesul sayılır mıyız, bizden hesap sorulur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Biz bir ümmetiz. Peygamber aleyhisselam efendimiz bizi bir vücudun parçaları gibi görmek istiyor. Yeryüzünün neresinde olursa olsunlar, mü'min kardeşlerimizle ilgilenmemiz, acılarını acımız bilmemiz imanımızın gereğidir. Bu bir hakikattir. Bu hakikat kadar önemli bir hakikat daha vardır ki o da sizin sorunuzun asıl cevabıdır. Bizim acıyan bir yerimiz, diğer organların sağlam olması veya olmaması ile de alakalıdır. Bugün Müslümanlar olarak, bulunduğumuz her yerde ümmet olarak bulunuyoruz. Bir yerde güç zâfiyetimiz oluşursa o yeryüzünün başka bir köşesinde yara olarak ortaya çıkabilir. Sadece bir yerde bile mü'min kalitesinde güçlü olabilsek, bu, diğer yerlerin sıkıntısının giderilmesi olabilir biiznillah. Bundan da anlaşılıyor ki, yaralı bölgemiz kadar biz de bir yara hissetmiyor olsak bile kendimizi güçlü kılmaya mecburuz. Bugün Türkiyeli mü'minler olarak, ayakta durmayı becerebilsek bu diğer bölgelerin de kurtuluşu demek olacaktır. Bu nedenle öncelikli vazifemiz acılarımıza ve acılılarımıza ağlamak hatta dua etmek değil bulunduğumuz yerde mü'min kıvamına ulaşmak için uğraşmaktır. Bu dua ile olabilir, sadaka ile olabilir, gayretle olabilir ama cihat şuurlu mü'min olmak diye de özetleyebiliriz bu düşünceyi.
Allah Teâlâ ümmetimize afiyet indirsin, başımızdaki musibetleri def eylesin. Âmîn. Biz bir ümmetiz. Başımıza gelen belaları defederken kadın erkek hepimiz bir şeyler yaparız, yapmalıyız. Sadece erkekler veya sadece kadınlar diye bir ayrım yapamayız. Yalnız burada farklı denebilecek bazı hususlara dikkat çekmek isterim: Mevcut zulüm bir iki haftalık bir zulüm değildir. Üzerinde yıllarca çalışılmış içi ve çevresi doldurulmuş bir zulüm planı söz konusudur. Biz günü birlik planlarla mesela şunu almayalım bunu vermeyelim türünden karşı duruşlarla hareket edersek, onlarca yıllık planla karşımızda duran düşmana veya düşman güruhuna karşı ezik kalırız, sönük başlar ve bitiririz. Konuyu haber bültenleri ve sosyal medya gündemlerinden izleyerek değil tarihi derinliklerinde ele alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Ümmet olarak bu hayatın içinde varoluş şeklimiz, gayemiz ve ileriye yönelik planlarımız gibi başlıklar üzerinde yoğunlaşmadan yapacağımız işler sadece bizim boşalmamıza yardım edebilir, oradaki kardeşlerimizin çektiği zulüm devam eder hatta daha derinlere kayar maazallah. Hayatı kuşatan bir ümmet mantığına sahip olmakla haberlerdeki savaş başlıklarına takılıp kalan ümmet arasındaki farkı yakalamaya mecburuz. Böyle bir irade ve plan için de en başta siyaset erbabının, ümmet üzerinde çalışması olan herkesin böyle bir çalışma takvimi üzerinde yürümesi gerekir. Ümmetin uzun dönem menfaatleri ile günlük petrol fiyatı politikaları üzerinden iş görenler arasındaki açı böyle bir açıdır. İnsanlara din öğreten hocaların, hatiplerin de görevi ve çalışma mantığı bu çizgide olmalıdır. Okullarda, medreselerde ders gören öğrencilerimiz en az matematik öğrenir gibi bu gerçekleri duymayı ve idrak etmelidirler ki, hayata açılan perspektifimiz onları kuşatmış olsun. Bu da bize davamızı nesilden nesile taşımayı kazandıracaktır. Mevcut siyasi ve askeri sorunlarımız başta olmak üzere ümmet olarak Allah’ın dinini yaşamadaki ihmallerimiz bir tür, bizi dünyada iken cezalandırılma durumuna düşürmüş olabilir. İman ve ibadet açısından ne durumda olduğumuz da önemli bir başlık olarak gündeme gelmeli ve eksiğimizi kapatacak çalışmalar hızlandırılmalıdır. Dışı Kudüs’ü simgeleyen ama içi batı bataklığına kaymış toplumların Allah’ın yardımını göremeyeceği aşikârdır. Netice olarak şunu söylemek isteriz: Mesele üç günlük bir mesele değildir. Üç günlük olanını da hepimiz yapmak istiyoruz. Uzun vadeli ve kalıcı olanı için de büyük bir himmet ve heyecanla çalışacağız biiznillah. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Biz, Allah'ın kullarıyız. Onun emrettiğini yapar, gerisini ona bırakırız. Peygamberler de yer yer istediklerini yapamadılar ama azimleri eksilmedi, yılmadılar. Şeytan sizi yarınlarla korkutup şimdiden çökertmesin. Siz dik durun, Allah'ın emir ve yasaklarına riayet edin. Gerisini ve yarını da Allah'a bırakın. O sizi mahcup etmez, asla etmez!
“Yardım etmiyor” tespiti doğru değil. Yardım etmeseydi, yetmiş yıldır üzerine bomba yağdırılan bir grup dağılıp gitmez miydi? Aylardır bütün dünyanın karşısında ne ile duruyorlar? Biz yardımı sadece silah ve ekmek olarak göremeyiz. Ayakta durmaya, dininden ve insanlığından taviz vermemeye ne ile ulaşıyorlar? Evet, ortada dille anlatılamaz bir vahşet ve bu vahşete muhatap olan bebekler var. Bu doğrudur ama onların üzerinden bütün dünya Müslümanlarının sınandığını ve Allah'ın bu sınamaya göre kulları üzerinde hüküm vereceğini düşünmeli değil miyiz? Konuyu sadece Gazze ile bağlantılı düşünürseniz yapacak bir şey bulamayabilirsiniz. Daha geniş ve gerçekçi düşünüp bütün dünya ve insanlar üzerinden düşünürseniz yapabileceğiniz çok şey çıkar önünüze. Küfür ve kâfirin bulunduğu her yerde ve her alanda siz mümin olarak bulunup imanınızın gereğini yapabilirseniz problemi çözersiniz biiznillah. İbadetten, ahlakınıza varıncaya kadar her alanda ve her yerde biiznillah. Allah yardımcımız olsun. Âmin.
Meselenin iki boyutu var: Birincisi, haramla iç içe bir ortamda zaruret olmadan bulunuyor olmak. Bunun örneği kendisi içmediği halde bir Müslüman’ın alkol içilen bir sofrada oturmasıdır. İkincisi, çocuklarımızın gözüne bile bile haramı sokmaktır. Bu daha da vahimdir. Biz yıllar sonra mezarda iken çocuklarımızın haramla buluşmasının sebebi olarak azap çekiyor olmamız onları ve kendimizi helak etmemiz sonucunu getirecektir. Her iki sonuç için de bir Müslüman olarak imanımızı devreye sokarak tedbir almamız gerekir. Evet, bir tedavi gereği yüzme yaparız, onun için de böyle bir sıkıntıya katlanırız ama sadece “yüzme” olarak ifade edilebilecek bir iş için ahiretimize zarar veremeyiz. Hayatın olmazsa olmazlarından biri yüzme değildir. Bugünkü şartlarda helal bir yüzme fırsatı bulamadıysak yarın buluruz ama yarına kadar da ahlâk ve akidemizden taviz veremeyiz. Allah yardımcımız olsun.
Böyle bir daralma olmadan rahatça yaşayabiliyor olsa idiniz sizin insan olmanızdan şüphe edilirdi. Nitekim milyarlarca “insan” acaba insan mıdırlar diye bakılmayı hak ediyorlar. Şükürler olsun ki siz, olup bitenlerden etkileniyorsunuz. Bu durum, sizin insan olduğunuzu gösteriyor. Allah Teâlâ afiyetinizi daim etsin. Dünya budur, böyledir. Böyle geldi böyle gidecek. Hiçbir şekilde olaysız bir dünya hayal edilemez. Dünyanın zemini böyledir. Kendinizi bu dünya gerçeğine göre şekillendirin. Bunu kabul edin. Bundan sonra da sağlıklı bir hayat yaşayabilmek için asgari olarak şunlara dikkat edebilirsiniz: a- Hayata iman penceresinden bakmayı ilke edinin. Bu şu demektir: Siz ve diğer insanlar, üzerinde yaşadığınız dünya Allah'ın mülküdür. Söz ve kader onundur. Siz sadece sınanmak için hayata getirilmiş bir kulsunuz. Sınavı kazanıp gideceksiniz. Konumunuz, kimliğinizi, kapasiteniz sizin belirleyebileceğiniz şeylerden oluşmuyor. Kulluğunuzu yerine getirirsiniz ve gidersiniz. Bu dönem ateşe atılma şeklinde bir sonuç getirirse siz de İbrahim olur yaşarsınız. Yeni bir hayat düzeni kuramayacağınıza göre kurulu düzeni değerlendireceksiniz. b- İyi bir hayat, iyi bir sınav, huzurlu bir kalp için maddi olarak yapabileceklerinizin yanında Allah'a dua etmeniz şarttır. Tek başınıza beceremezsiniz. Allah size yardım etmelidir. Şöyle anlayın bunu: Bir anne karnından çıkıp hayata geldiniz ama anne size bakmadıkça siz hayata tutunamazsınız. Kulluk da böyle bir şeydir. İman ettik ama imanımızda bize destek olması için Allah'a yalvarmamız gerekir. Bu yalvarmanın adı duadır. Sabah akşam, her namazdan sonra kendinizi eksik gördüğünüz veya bunaldığınız şeylerde muhakkak dua edeceksiniz. Bir kere veya milyon kere. Duadan bıkamazsınız. Zira yalnız yol alamazsınız. Duanın bir ikizi de zikirdir. Zikreden bir mü'min olmak yıkılmamanın şartıdır. c- Direnen ve kazanmak isteyen biri olmanız için elinizden geleni yapıyor olmanız gerekir. Elinizden ne gelip gelmediğini siz takdir edebilirsiniz. Mesela mü'min kardeşlerle onlardan gelebilecek her meşakkate rağmen bir arada olmak, bir arada olmanın gereklerini yapmak elinizden gelebilir. Yalnız kalmayı kurda yem olmak olarak anlayabilirsiniz. Kur'an öğrenerek hayata tutunmanın yapabileceğiniz bir iş olduğunu bilirsiniz. Küfür ordularına karşı sıfır çare durumunda olabilirsiniz ama nefsinize ve onun şımarıklıklarına karşı sıfır çare olmadığınızı da bilirsiniz. İbadet edip huzur bulmanın sizin elinizde olacağını bilebilirsiniz. Mubahlara batıp gitmeden, helal sınırları içinde kalarak yaşanabileceğini bilirsiniz, bilmelisiniz. d- Aileniz ve eşiniz sizin huzur ve güven kaynağınızı olabilir. Eşinizle tek ceset gibi olabilirsiniz. Ondaki beğenmediklerinizi görmezden gelerek beğendiklerinizle kendinize kanat takmış gibi olabilirsiniz. Çocuklarınızın sizin değil Allah'ın olduğu şuuru ile onları hayata hazırlayarak sonuçtan etkilenmemeyi kendinize sağlayabilirsiniz. e- Dünyanın fani, hayatın kısa olduğunu bilen bir mü'min olarak uzun emeller, sınırsız projeler peşinde olmayabilirsiniz. Bu sizi daha güçlü, enerjinizi size yeterli hale getirebilir. Sabrı ve direnmeyi böylece gerçek görebilir ve uygulayabilirsiniz. f- İki kutuplu bir dünyada yaşadığını bilmek ve duyurmak konusunda tereddüt etmeyin. Yaşadığınız dünyada bir iman kutbu bir de küfür kutbu vardır. İman kutbunun başında Allah vardır. Küfür kutbunun başında da şeytan vardır. İki kutup, iki dağın başına çekilmiş kendi başına yaşıyor değildir. Aynı vadide, aynı şehirde, aynı coğrafyayı kullanarak yaşamaktadırlar. Kıyamete kadar da böyle sürecektir. Küfrün iman ehline bitmez tükenmez düşmanlığını bir an bile olsun zihninizden çıkarmayacaksınız. Allah bilmeyen, ahirete inanmayan, inansa da kendi keyfine göre inanan birinin veya kitlenin insana acımayacağını, on binlerce bebeğin ölümünün onları incitmeyeceğini bilmen gerekir. Bunu bilip böyle inanırsan etrafında olup bitenleri de iyi anlamış olursun. Bu anlayış ayakta durmana yardım eder. Sıhhat ve afiyetiniz için dua ederim.
dua konusundaki diğer fetvalar
Şehvetiyle mücadele eden genç kardeşim, Tevbeni içten yapmaya devam et ve her seferinde Allah’tan yardım dile. Şeytan seni "Tevben kabul edilmez.” diye kandırmaya çalışabilir, sakın bu tuzağa düşme. Namaz kılmaya devam et! Namaz seni günahlardan alıkoyan en güçlü ibadettir. Belki başlangıçta etkisini hemen hissetmeyebilirsin, ancak istikrarlı bir şekilde namaza sarıldığında Allah sana güç verecektir. Alışkanlıklar, içinde bulunduğun ortam ve zihinsel tetikleyicilerle ilişkilidir. Şu adımları uygulamaya çalış: Seni bu fiile iten tetikleyicileri tespit et. Mesela, yalnız kaldığında, telefonda belli içeriklere bakarken veya zihninde kurduğun düşüncelerle bu durum tetikleniyor olabilir. Bu tetikleyicilerden uzak durmaya çalış. Boş zamanlar, kötü alışkanlıkların en büyük dostudur. Kendine yeni bir meşguliyet bul, spor yap, kitap oku, dışarı çık. Ellerini ve zihnini meşgul edecek helal bir uğraş edin. Günahlar genellikle yalnızken işlenir. Kendini aile ortamında, arkadaşlarınla veya kalabalık yerlerde tutmaya çalış. Allah’a sürekli dua et ve zikirle kalbini güçlendir. Şu duaları sık sık yapmaya çalış: اللّهُمَّ أَعِنِّي عَلَى ذِكْرِكَ وَشُكْرِكَ وَحُسْنِ عِبَادَتِكَ (Allah’ım, seni zikretme, sana şükretme ve sana güzelce ibadet etme konusunda bana yardım et). لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللَّهِ (Güç ve kuvvet yalnızca Allah’tandır). Zikir, şehvetin ve nefsin ateşini söndürmede güçlü bir etkendir. Bu duaları özellikle sabah ve akşam zikirlerinde tekrarlayabilir ve sık sık dilinde tutarak Allah’tan yardım isteyebilirsin. Bu durumun seni ne kadar üzdüğünü ve ne kadar mücadele ettiğini görmek bile Allah’ın rahmetine işarettir. Çünkü Allah kalbinde imanı olan kuluna bu tür pişmanlıklar yaşatır. Zor bir süreçten geçiyorsun ama sabredersen ve mücadeleye devam edersen Allah’ın yardımı seninle olacaktır. Kendine karşı acımasız olma. Bu mücadeleyi kazanabilirsin çünkü Allah her kuluna gücü kadar yük yükler. İçindeki nefreti pozitif bir dönüşüm için kullan. Allah’ın seni sevdiğini ve seni bu günahtan kurtulmaya yönlendirdiğini unutma. Her tevben, Allah’a biraz daha yakınlaşmana vesiledir. Rabbim mücadelelerinde sana güç ve sabır versin!
İmtihan kazanmak için çalışmak vardır, himmet vardır, sabır vardır, sürekli dua ehli olmak vardır ama özel bir imtihan duası veya Kur'an’dan okunacak âyet yoktur. İnsanlar böyle icatlardan hoşlandıkları için birileri bunları uydurabilir ama asılları yoktur.
Fetva Meclisi üzerinden, https://fetvameclisi.com/fetva/evde-kaldin-diye-baski-goruyorum-ne-yapmaliyim başlıklı cevabı okuyabilirsiniz. Sizin için hayır dua ederim, Allah Teâlâ kalbinizi genişletsin, huzurunuz daim olsun.
Anlamlı bir söz değil bu söz. Kaynaklarımızda da rastlaşmış değilim.
Kıymetli kardeşim bu tür korkular ve kaygılar, insanın sevdiğine olan bağlılığından ve onu kaybetme endişesinden kaynaklanabilir. Ve kuvvetle ihtimal bahsettiğin şeyler vesveseden ibaret. Öncelikle şunu bilmelisin ki, ölümün ne zaman geleceğini yalnızca Allah bilir. İnsanlar bazen kötü bir hisse kapılabilirler ancak bu, mutlaka bir şeyin habercisi değildir. Eşinin de benzer duygular yaşaması, ikinizin de bu dönemde duygusal olarak daha hassas olduğunuzu gösterebilir. Bu tür düşünceleri beslemek yerine, dua etmek, tevekkül etmek ve anın kıymetini bilmek daha faydalı olacaktır. Ömür, dua ve sadaka ile bereketlenir. Peygamberimiz aleyhisselam, sadakanın belaları def ettiğini ve ömrü uzattığını bildirmiştir. O yüzden, bol bol dua etmeye, hayır yapmaya ve Allah’a sığınmaya devam et. Unutma ki kaygılarla vakit geçirmek yerine, sevdiklerinle güzel anılar biriktirmek daha değerlidir. Allah eşine ve sana sağlıklı, huzurlu, hayırlı uzun ömürler nasip etsin. Allah'a emanet olun.
Allah Teâlâ içini huzur doldursun kızım. Umduğundan daha güzelini sana nasip etsin. Evlenemezsin diye bir kural yoktur. Sen evlenebilecek gibi hazırlıklı ol, sana uygun bir nasip seni gelir bulur biiznillah. Allah Teâlâ derdine derman, yüreğine genişlik versin. Âmin.