Fetva Meclisi
Soru
Hocam son günlerde etraftan aldığımız olumsuz haberler, ölümler, hastalıklar, savaşlar ve en başta Gazze’miz haliyle psikolojimizi çok kötü etkiledi. Kendimi sürekli ölecekmiş gibi hissediyorum, yaptığım hiçbir işten zevk alamıyorum ve ruhsal olarak bunalıyorum. İki tane bebeğim var; onlara da dualarınızı isterim. Ancak bu durum, haliyle onları da etkiliyor. Bu ruh halinden çıkmak ve rahatlamak için neler yapabiliriz? Allah razı olsun.
Cevap
Benzer fetvalar
Biz Allah’ın kullarıyız. Bizi yaratan, kaderimizi yazan odur. Böyle inanıp böyle yaşayan için hayat kısa bir imtihandır. O imtihanda elinden geleni yapar, gerisini Rabbine bırakır kul. Böylece de her durumda kalbi huzur içinde olur. Asla bugünkü durumunuza size son on dakikanızdır denecek durum arasında fark görmeyin. Şimdi de o on dakikada da siz Allah’ın kulusunuz, sizin için bir şey değişmemelidir. Allah tamam demedikçe sizi kimse bu dünyadan çıkaramaz. Adına hastalık dönemi demeyin, hayatınızın bir anı deyin, öyle görün, şeytan sizinle oynamasın, ona fırsat olacak dalgınlıklar içine girmeyin. İşinizi ve meşguliyetinizi hiç bırakmayın. Gücünüz yettikçe çalışın. Doktor izin vermeyince kenara çekilin. İbadetler ve sadaka için son nefes engeldir. Son nefesinize ise sizin bilmediğiniz kadar uzun bir zaman vardır. İki şeye dikkat edin. Birincisi size moral kırıcı telkinlerde bulunacak arkadaştan uzak durun. İkincisi de, başta Kur'an ve zikir olmak üzere manevi takviyeyi eksik etmeyin. Kur'an okuyun. Hayat sizi sıkıştırdıkça Kur'an’a sarılın. Dua edin. Allah Teâlâ’dan size afiyetler dilerim, sıhhatiniz için dua ederim.
İnsan olarak sınanmak için bulunuyoruz bu hayatta. Dış düşmanlarla sınandığımız gibi insanlığımız ve imanımız bakımından iç dinamiğimizle de sınanacağız. Mü'min olduğumuzu söylediğimiz gibi o iddiamızın ne kadar yerleşik olduğu da görülecektir. Sizin yaşadığınız da budur. Şeytan size, bu yaşadıklarınızın çökme olduğunu söylerken sizin, içteki birikimin test edildiğini çökme olmadığını fiiliyatınızla söylemeniz gerekirdi. Yani kazanacağınız bir noktada kaybetmeye kayıyorsunuz. Tekrar algılamaya çalışın bu ince çizgiyi, rahat edeceksiniz biiznillah. İnsanların riyakâr olmaları veya olmamaları sizin için önemli olmamalıdır. Siz kendi kimliğinizle yaşayın. Siz dik durun, sabit kalın; çevrenize göre şekillenmeye kalkmayın. Bu da size güç katacaktır. İbadetlerinizde eksiklik olmasın. Bilhassa namazı ayakta tutun ki namaz sizi bu hayatın gelgitlerinden korusun. Kur'an okumaya bakın. İstikrarlı bir Kur'an okuma neticede sulanması ihmal edilmeyen bitki gibi içimizdeki iman hissiyatını aktif hâle getirecektir. Duanızı eksik etmeyin. Her gün binlerce kere güzel duaları tekrar tekrar dillendirin. Duanız kadar güçlü hissedersiniz kendinizi. Allah yardımcınız olsun.
Bir kayıp geri gelmediği sürece aynen devam edebilen, zaman zaman köpüren duygularla bizi zorlayan durumlar yaşanabilir. Devamlı yokluk ve buhran olmayacak tabi ki lakin zaman zaman bu duygularla yüzleşiriz. Kimi kaybedersek kaybedelim hayatımız hiçbir zaman o varken gibi olmayacak ve bizler de hiçbir zaman kayıptan önceki biz olmayacağız. Bunun tamamı bir süreçtir. Tam bu sürecin içinden geçerken böyle hissetmeniz çok normal. Hele ki bazı yaslar toplumun onaylamadığı, yaşanmasına izin verilmediği yaslardır. Ablanızın yası sizi rahatsız ettiği için hemen kapatmak ve geçmek istemiş olabilir misiniz bir bakın. Hâl böyleyse, ablanızın hatalarına rağmen onun anısına ve yasına sahip çıkın. Onun kaybından önceki yaptıkları ve kayıp şekli yaralayıcı olsa da bununla yüzleşip tüm zorlayıcı duygulara rağmen kabul etmek daha rahatlatıcı olur. Bazen onun ölümüyle birlikte onunla ilgili hayallerimizi, umutlarımızı da kaybetmiş oluyoruz. Anneniz ve siz birlikte bu umutları kaybetmiş olmanın da yasını yaşayabilirsiniz, bunlar da çok normal. Ablan sadece son süreçte yaptıklarından ibaret olmamalı, onunla yaşadığınız uzun ve anlamlı geçmişinize bakın ve onun değerli olan yönleriyle birlikte hatırlamaya çalışın. İnşaallah sizin dualarınız, niyetleriniz ve yaptıklarınız vesilesiyle Rabbim size ve ablanıza merhamet eder ve sizi güzel rızıklarla rızıklandırır. Tüm bunlardan sonra onlarca kez hayatınızı baştan sarmaya, düşünmeye, zor taraflarınızın üstesinden nasıl gelebileceğinize dair yüzleşme yaşamanız sizin inşaallah hayrınıza olan durumlar olacaktır. Tam burada uzun uzun secdeyi, düzenli zikirlerinizi devam ettirmeye çalışın. Eğer yoksa kendinize hayırlı uğraşlar edinebilirsiniz. Muhtemeldir ki kısa bir ömrümüz var, hem ömrümüz ne kadar uzun olursa olsun gittikçe yavaşladığımız, yeteneklerimizin azaldığı daha az işlevsel olduğumuz zamanlara doğru gideceğiz. Ne kadar zorlarsak zorlayalım Allah'ın bize emanet verdiği bu beden yaşlanacak. Hâl böyleyken merkezinize çoğunlukla kayıplarınızı, sizi aşağı çeken duygularınızı almak yerine, onları hayatınıza uyarlayıp devam edebilmek, değerlerinize, niyet ve çabalarınıza göre uzun vadede size iyi gelecek işlerde bulunmayı önceleyebilirsiniz. İmanınız, inancınız sizi korur elbette. İman diyabetten de korur normalde. Müslümanlığım bana ölçülü olmayı, az yemeyi de hatırlatır. Buna rağmen diyabet hastası olabiliriz. Aynı iman bizi öfkeden koruyacak yolları gösterir, öğütlerde bulunur. Ama öfkem beni zorlayacak duruma geldiyse imanımla alakalı bir eksiklik var demek değildir. İnancımız bize problemden kaçmayı değil, problemle nasıl yaşayacağımızı, ehline danışmayı, şifa için yardım almayı da öğütler. Bu nedenle kardeşim, önce kendi iyiliğin için ihtiyaç alanlarını belirleyip ona göre yaşamaya niyet edebilirsin. Rabbim yardımcınız olsun, şifa her neredeyse size yaklaştırsın, en güzel şekilde hayırlı kapılar açsın.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Bütün bu olanlar, Allah’ın sizi sevdiği için olması mümkün değil mi? Bir de bu açıdan baksanız! Eğer bulunduğunuz dünya kalıcı bir yer olsa idi siz haklı idiniz. Burası terk edilmek içindir. Asıl kalınacak yer ise buradaki imtihanın durumuna göredir. Zannedersem siz, yanlış pencereden baktığınız için görülmesi gereken yeri göremiyorsunuz. Belki de seçildiniz, önceden okuduğunuz Kur'an veya size yapılmış bir dua tuttu ve siz cennetlere hazırlanan bir sürece alındınız. O da çetin bir süreç olunca tereddüt ettiniz. Bu pencereyi açın ve oradan bakın lütfen.
Psikoloji okuduğun iyi oldu, derdimi sana daha iyi izah edebilirim zannederim. Kızım, Allah hepimizi bir plan üzere yarattı ve hepimizle alakalı asla şaşmaz bir kaderi vardır. Baban veya başka bir insan, herkes imtihan durumundadır. Baban sana din ve ahlâk aşılaması gerekirken sen ona ahlâk vermeye çalışıyorsun. Garip, değil mi? İşte hayat böyle bir sınavdır. Kimi yokuş yukarı tırmanır, kimi iner, kimi de düz yolda sürçer. Hayat bu. Sana düşen şudur: Kendi imanını ve ahlakını önemse öncelikle. Kendini düşün; İmanlı bir hayat ve akıbeti cennet olan bir imtihan. Ana stratejin bu olsun. Baban, annen veya kardeşlerin senin en yakınların olarak ilgi alanında bulunsun. Onlarla ilgilen ama kendinden öne geçirme onları. Bu şu demektir: Onlara bir ikaz yapılacağı zaman yap. Tekrar edilecekse et ama üzerlerine yığılıp kalma. İşine bak. Hayatı bir iki sömestrden ibaret görme. Enerjini ve sabrını bir ömre yaymayı bil. Böyle yapamazsan kendini bitirirsin fark etmeden. Allah yardımcın olsun.