Fetva Meclisi
Soru
Hocam şu anda Filistin'de yaşanan olaylardan dolayı çok mahzunuz. Elimizden dua etmekten ve maddi yardım yapmaktan öte bir şey gelmiyor. Özellikle hanımlar olarak bu konuda neler yapabiliriz? Gündemi sürekli takip etmek mi gerekir? Araçlarla konvoylar düzenleniyor, miting hazırlığı yapılıyor. Hanımların bunlara katılması uygun mudur? Allah için bizlere bir yol gösterir misiniz hocam?
Cevap
Benzer fetvalar
Kelimenin tam anlamı ile bir fitne zamanında yaşıyoruz. Kadın için de erkek için de zaman fitne zamanıdır. İmanımızı ve iffetimizi korumak asıl cihadımız olmuştur. Ne yazık ki asıl vazifemizi unutmuş gibi bir hayat yaşamaktayız. Bu nedenle İstanbul veya başka bir şehirde ya da köyde yaşayan mü'min insan bu hassasiyeti koruyarak yaşamak zorunda olduğunu bilecektir. Bunun için: Gereksiz yere gezmeyi, çarşı pazarda dolaşmayı risk almak olarak göreceğiz ama Allah’ın nimetlerinden kendimizi mahrum etmemizin de gereği yoktur. Kıyafetimizi ve diğer bize görev olarak düşen tedbirleri alacağız. Mesela kadın, sadece tesettürlü olmayı yeterli bulmayacak, aynı zamanda ilgi çekici olmamayı da önemseyecek. Her türlü tedbiri aldıktan sonra dışarı çıkacağız. Kendimize göre alacağımız tedbirler muhakkak vardır: Sokakta sakız çiğnemeyebiliriz. Dış alanda dondurma yalama rehaveti göstermeyebiliriz. Fotoğraf çekme bahanesi ile gevşemeyebiliriz. Kahkaha ile gülmekten vazgeçebiliriz. Arkadaşlarımızla el şakası yapmayabiliriz. Bindiğimiz vasıtalara dikkat edebiliriz… Yaşadığımız ülkede yasal haklarımızı ve yasal zorunlulukları iyi bilecek ve basiretli mü'min olacağız. Eti yenmeyen kuşlardan olmamız gerekiyor. Tek kalmamaya, bir mü'min arkadaş çevresi ile bulunmaya dikkat edeceğiz. Tek kalmanın şeytana yem olmaya daha yakın durduğunu bileceğiz. İbadetlerimizi ihmal etmeyeceğiz. Planlamalarımız mesela namaza göre olacak. Günlük Kur'an tilaveti ve zikir gibi takviyeleri alacağız. Bu bizim, bir nevi antibiyotik kullanmamız gibidir. Her şeye rağmen Rabbimizin açtığı tevbe ve istiğfar kapısından geri kalmayacağız.
Allah, her kulunu gücüne ve imkânına göre sorumlu tutar. Eğer siz mazlumlara dua ediyor, elinizden geldiğince yardım ediyor ve bilinç oluşturuyorsanız, vicdan azabı çekmenize gerek yoktur. Ancak imkânlar dâhilinde daha fazla şey yapma gücünüz varsa bunları artırabilirsiniz. Allah, zulme karşı durma bilincimizi artırıp bizleri mazlumlara gerçek anlamda destek verebilenlerden eylesin. Kalbinizin yanması, hâlâ imanınızın diri olduğunun bir göstergesidir. Allah sizi de, tüm mazlumları da muhafaza buyursun.
Allah Teâlâ seni muhafaza buyursun, ümmetin güçlü bir fidanı olarak seni yaşatsın. Asıl düşüncen bugünün olsun. Bugün imanı güçlü, enerjisi taze bir genç olarak kalmaya bak. Bunu öncelikli yap. İlerideki bir planı tasarlarken bugün şeytanın maazallah avucunda erime tehlikesi yaşama. Önce bugün. Yarın ise babanın teklifine de hazır ol yeni bir açılıma da. Eğer sen o güne kadar bu iradeni sarsmadan kullanabilirsen o gün biiznillah en iyisini yapmaya muktedir olabilirsin. O güne gelinceye kadar güçlen. Bulunduğun alanı zorla toparlayan değil hakkını veren biri olarak sürdür. Hiçbir işte zayıf kalmaya hakkımız yoktur. Allah’a emanet olasın.
İnsanlık olarak büyük bir musibetle karşılaştık. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın. Beterinden muhafaza buyursun. Âmin. Büyük bir afetin içinde bulunuyoruz. Erkeğimizle kadınımızla hepimizin elinden geleni yapması şarttır. Belki ev hanımlarının deprem bölgelerine gitmesinin anlamı yoktur deriz ama sizin gibi devletin yapılmasını talep ettiği cenaze teçhizi gibi önemli bir görevi yerine getirmek için gitmeniz, hususi bir engeliniz yoksa gereklidir. Allah rızası için mümin kardeşlerinize son görevlerinde yardımcı olmak üzere niyet edin ve güvenli bir ekiple yola çıkın. Biiznillah niyetiniz sayesinde ribat benzeri bir görev ifa etmiş olursunuz. Büyük sevaplar kazanacağınızı umarız. Bu durum normal bir durum değildir. Normal olmayan durumlar için de normal zamanların fetvaları ile hareket etmeyebiliriz. Allah Teâlâ kabul buyursun, işinizi kolay kılsın. Âmin.
Kastettiğiniz Suriye’deki durum ise elbette cihat farzdır, tam anlamı ile farzdır ama kime ne kadar ve nasıl farzdır, bunu bilmek zorundayız. Mesela İstanbul’daki bir gence hangi cihat ve nasıl farzdır? Heyecanlı bir yürüyüşe katılmak mı yoksa başka bir görev mi? Dinimizi izlediğimiz haberlerin etkisinde kalarak yönlendirmeye teşebbüs edemeyiz maazallah. Bu heyecanlı ve ağlatan haberler geçtikten sonra, şimdi oluşturduğumuz kuralları nereye oturtacağız? Cihat kıyamete kadar farzdır. Onu farz eden de Allah Teâlâ’dır. Biz nasıl yönlendirebiliriz bir hükmü maazallah! Araştırdığımız şudur: Bize her bir fert olarak cihadın nasılı ve ne kadarı düşmektedir; bunu da ehli olan âlimler ve başımızdaki liderler belirler. Dünya hayatının sonuna kadar kalması için gelmiş bir ümmetiz. Hantallaşarak ya da katılaşarak kıyamete kadar sürecek bir projeyi günümüze daraltamayız. Bu bizim için vebal olur. Zannederim şimdiki asıl cihadımız, ilim adamlarımızı, ümmetimize kendisini hoca olarak lanse edenleri ‘bari böyle bir zamanda bir araya gelecek kıvama’ davet etmektir. Onlar bir arada olamadığı sürece günlük Suriyeler, Halepler, Musullar kaderimiz olmaya devam edecektir.
Bu hayatta imtihan için bulunuyoruz. İmtihan ise hayatın her alanı ve her dakikası ile ilgili bir durumdur. Rabbimizin bizi imtihanını sadece dışımızdaki odaklar, fakirlik, hastalık, eş ile sınırlayamayız. Kendi içimizdeki gelgitler, zayıflamalar, erimeler de bir imtihandır. Bu tür imtihan da oldukça ağırdır. Bir mü'min hanım olarak sizin bu ve benzeri iç problemler hissetmeniz imanınızdan kaynaklanıyor. Maazallah imanınız olmasa böyle şeyler hissetmezdiniz. Demek ki sizde imanî bir hayat var, kalbiniz çalışıyor, gözünüz görüyor, kulağınız duyuyor da mevsimler, çevre, ihtiyaçlar, nefis ve benzeri etkenler altında zorluk hissediyorsunuz. Sakın yılmayın, yıkılmayın. Aksine kendinizi daha güçlü tutmaya çalışın. Nefsiniz veya başka bir etken sizi mesela açılmaya zorladıkça siz bir tık daha yukarı çıkarak o baskıdan imanını güçlendirmiş olarak çıkmalısınız. Neticede biiznillah cennete ayak basınca bitecek bu sıkıntılar. Cennetten önce asla bitmesini beklemeyin. Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Âmîn.
filistin konusundaki diğer fetvalar
Sivil toplum faaliyetlerine katılmak bakımından hiçbir sakınca olmaz. Kadın olarak mahremiyet meselesini ise özellikle değerlendirmelisiniz.
“Yardım etmiyor” tespiti doğru değil. Yardım etmeseydi, yetmiş yıldır üzerine bomba yağdırılan bir grup dağılıp gitmez miydi? Aylardır bütün dünyanın karşısında ne ile duruyorlar? Biz yardımı sadece silah ve ekmek olarak göremeyiz. Ayakta durmaya, dininden ve insanlığından taviz vermemeye ne ile ulaşıyorlar? Evet, ortada dille anlatılamaz bir vahşet ve bu vahşete muhatap olan bebekler var. Bu doğrudur ama onların üzerinden bütün dünya Müslümanlarının sınandığını ve Allah'ın bu sınamaya göre kulları üzerinde hüküm vereceğini düşünmeli değil miyiz? Konuyu sadece Gazze ile bağlantılı düşünürseniz yapacak bir şey bulamayabilirsiniz. Daha geniş ve gerçekçi düşünüp bütün dünya ve insanlar üzerinden düşünürseniz yapabileceğiniz çok şey çıkar önünüze. Küfür ve kâfirin bulunduğu her yerde ve her alanda siz mümin olarak bulunup imanınızın gereğini yapabilirseniz problemi çözersiniz biiznillah. İbadetten, ahlakınıza varıncaya kadar her alanda ve her yerde biiznillah. Allah yardımcımız olsun. Âmin.
Hayır, vebal söz konusu değildir. Bu bir bakış ve tercih meselesidir. Ya da yüreği kavuran bir hasreti ucuza söndürmeme meselesidir.
Hadislerde geçen Şam, bugünkü: Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin ve Irak’ın bir bölümünün adıdır.
Bak güzel kardeşim, Mel'un nesil, Mescid-i Aksa’da namazı engelledi diye küplere biniyoruz, sinirleniyoruz. Zillet burada başlıyor zaten. Bu bir ölü salası gibi bağırıştır. O mel'un neslin oradaki varlığı meşru mudur ki Mescid’imizde namazı engellemesine ahlanalım? Her gün yeni bir tavizle bizi zillete razı ediyorlar. Mesela bugün Namaza izin verdi diye bir haber çıksa tekbir getirip sevinecek miyiz? Ümmetimiz bu kadar küçük hesapların içine çekilmemelidir. Rabbim bize iz’an ihsan etsin. Dua edelim, ayakta durmaya gayret edelim.
Bu konunun hocalık açısından değerlendirilecek bir boyutu olmadığını düşünüyorum, konu siyasi ve stratejik bir konu olarak görülmelidir. Oradan bize gelen kardeşlerimizin tekrar geri dönmelerinin faydası veya zararını tespit etmek için olayın içinde olmak gerekir. Onlardan bir kısmının burada kalıp oradaki davaya destek olmalarını da farklı bir nokta olarak düşünmek gerekir. Allah yardımcımız olsun.