Fetva Meclisi
Soru
Hocam bu konuda nasıl hareket etmem gerektiğini bilemiyorum ve vicdanen çok çıkmazda hissediyorum. Umarım kendimi doğru ifade edebilirim. Mavi Marmara projesiyle Gazze için yeniden yola çıkması planlanan ikinci filoya gönüllü olarak katılmam caiz mi? Yani dünyanın gündeminde yer alan bir olayken görünürde Müslüman liderler çok sessiz. Belki arkada bazı çalışmalar vardır bilemiyoruz ama varsa da etkisi yok ya da yok kadar az ki İsrail’e kimse engel olamıyor. Bu proje için daha önce maalesef ülkemizin en yetkili siyasetçisinden bile bana mı sordunuz giderken gibi bir ifade duymuştuk. Yani devletle ters hareket etmek gereken bir noktada olabiliriz. Özetle sıradan bir Müslüman vatandaş olarak, sivil toplum örgütleriyle böyle bir çalışmaya katılmak üzerimize düşen bir sorumluluk mu? Bu konuda nasıl hareket etmemiz gerekiyor?
Cevap
Benzer fetvalar
Bunu fıkhın bir bölümü ile bağlantılı yapmak mümkün değlidir. Tamamen günlük siyaset sınırları içinde kalan bir uygulama olarak yapılmaktadır. Dolayısıyla buna din üzerinden hatta insanilik üzerinden bir bağlantı kurmak zordur. Gerçi herkes yaptığına doğalmış gibi kabul ederek bir din kılıfı hazırlamaktadır. Bizim ise kanaatimiz bunu direk din üzerinden değerlendirmenin mümkün olmayacağıdır.
Biz, her şeyden evvel dinimizin yaşayanı olmak zorundayız. İmanımızı ve ibadetlerimizi canlı tutacağız. Sokak dalaşı denebilecek dalaşlara girmeyeceğiz. Mevcut fitne ise bir sokak dalaşının çok üzerinde ağır bir beladır. Bu belaya karşı hiç değilse kalbi nefret taşıma mecburiyetimiz vardır. Müminlere karşı müstekbir bir eda ile yıllardır savaş yapılıyor. Asla destek olamayız. Sessiz kalmamız bile seviye açısından düşüklüktür. Seviyeli bir tepki en doğru olanıdır.
Hanefi mezhebine bağlı iseniz grup halinde olmak da cevaz nedeni olmuyor. Çok zorunlu olmadıkça yalnız çıkmamanızı tavsiye ederim. Allah'a emanet olun.
Vakıflarımızın, derneklerimizin ihdas ettiği toplantıları fiili bir cihad eylemi düzeyinde görmekte biraz duygusal davrandığımız kanaatindeyim. Cihad kelimesini çok basit görüyoruz. Eğer toplantılarınız, teşkilatlarınız Yahudi ile yapılan cihad düzeyinde ise mesele yok. Allah'a emanet olunuz.
Meselenin iki boyutu var: Birincisi, haramla iç içe bir ortamda zaruret olmadan bulunuyor olmak. Bunun örneği kendisi içmediği halde bir Müslüman’ın alkol içilen bir sofrada oturmasıdır. İkincisi, çocuklarımızın gözüne bile bile haramı sokmaktır. Bu daha da vahimdir. Biz yıllar sonra mezarda iken çocuklarımızın haramla buluşmasının sebebi olarak azap çekiyor olmamız onları ve kendimizi helak etmemiz sonucunu getirecektir. Her iki sonuç için de bir Müslüman olarak imanımızı devreye sokarak tedbir almamız gerekir. Evet, bir tedavi gereği yüzme yaparız, onun için de böyle bir sıkıntıya katlanırız ama sadece “yüzme” olarak ifade edilebilecek bir iş için ahiretimize zarar veremeyiz. Hayatın olmazsa olmazlarından biri yüzme değildir. Bugünkü şartlarda helal bir yüzme fırsatı bulamadıysak yarın buluruz ama yarına kadar da ahlâk ve akidemizden taviz veremeyiz. Allah yardımcımız olsun.
Kendinizin mezhebinize uyarak uygun görmediğiniz mahremsiz yolculuğu mahremi olmayan başka bir kadına aracılık yapmanız doğru değildir. Hayır çalışmalarınızı bu yönde kullanmak istiyorsanız genç erkeklere veya mahremi olan kızlarımıza destek olabilirsiniz.
filistin konusundaki diğer fetvalar
“Yardım etmiyor” tespiti doğru değil. Yardım etmeseydi, yetmiş yıldır üzerine bomba yağdırılan bir grup dağılıp gitmez miydi? Aylardır bütün dünyanın karşısında ne ile duruyorlar? Biz yardımı sadece silah ve ekmek olarak göremeyiz. Ayakta durmaya, dininden ve insanlığından taviz vermemeye ne ile ulaşıyorlar? Evet, ortada dille anlatılamaz bir vahşet ve bu vahşete muhatap olan bebekler var. Bu doğrudur ama onların üzerinden bütün dünya Müslümanlarının sınandığını ve Allah'ın bu sınamaya göre kulları üzerinde hüküm vereceğini düşünmeli değil miyiz? Konuyu sadece Gazze ile bağlantılı düşünürseniz yapacak bir şey bulamayabilirsiniz. Daha geniş ve gerçekçi düşünüp bütün dünya ve insanlar üzerinden düşünürseniz yapabileceğiniz çok şey çıkar önünüze. Küfür ve kâfirin bulunduğu her yerde ve her alanda siz mümin olarak bulunup imanınızın gereğini yapabilirseniz problemi çözersiniz biiznillah. İbadetten, ahlakınıza varıncaya kadar her alanda ve her yerde biiznillah. Allah yardımcımız olsun. Âmin.
Allah Teâlâ ümmetimize afiyet indirsin, başımızdaki musibetleri def eylesin. Âmîn. Biz bir ümmetiz. Başımıza gelen belaları defederken kadın erkek hepimiz bir şeyler yaparız, yapmalıyız. Sadece erkekler veya sadece kadınlar diye bir ayrım yapamayız. Yalnız burada farklı denebilecek bazı hususlara dikkat çekmek isterim: Mevcut zulüm bir iki haftalık bir zulüm değildir. Üzerinde yıllarca çalışılmış içi ve çevresi doldurulmuş bir zulüm planı söz konusudur. Biz günü birlik planlarla mesela şunu almayalım bunu vermeyelim türünden karşı duruşlarla hareket edersek, onlarca yıllık planla karşımızda duran düşmana veya düşman güruhuna karşı ezik kalırız, sönük başlar ve bitiririz. Konuyu haber bültenleri ve sosyal medya gündemlerinden izleyerek değil tarihi derinliklerinde ele alarak değerlendirmemiz gerekiyor. Ümmet olarak bu hayatın içinde varoluş şeklimiz, gayemiz ve ileriye yönelik planlarımız gibi başlıklar üzerinde yoğunlaşmadan yapacağımız işler sadece bizim boşalmamıza yardım edebilir, oradaki kardeşlerimizin çektiği zulüm devam eder hatta daha derinlere kayar maazallah. Hayatı kuşatan bir ümmet mantığına sahip olmakla haberlerdeki savaş başlıklarına takılıp kalan ümmet arasındaki farkı yakalamaya mecburuz. Böyle bir irade ve plan için de en başta siyaset erbabının, ümmet üzerinde çalışması olan herkesin böyle bir çalışma takvimi üzerinde yürümesi gerekir. Ümmetin uzun dönem menfaatleri ile günlük petrol fiyatı politikaları üzerinden iş görenler arasındaki açı böyle bir açıdır. İnsanlara din öğreten hocaların, hatiplerin de görevi ve çalışma mantığı bu çizgide olmalıdır. Okullarda, medreselerde ders gören öğrencilerimiz en az matematik öğrenir gibi bu gerçekleri duymayı ve idrak etmelidirler ki, hayata açılan perspektifimiz onları kuşatmış olsun. Bu da bize davamızı nesilden nesile taşımayı kazandıracaktır. Mevcut siyasi ve askeri sorunlarımız başta olmak üzere ümmet olarak Allah’ın dinini yaşamadaki ihmallerimiz bir tür, bizi dünyada iken cezalandırılma durumuna düşürmüş olabilir. İman ve ibadet açısından ne durumda olduğumuz da önemli bir başlık olarak gündeme gelmeli ve eksiğimizi kapatacak çalışmalar hızlandırılmalıdır. Dışı Kudüs’ü simgeleyen ama içi batı bataklığına kaymış toplumların Allah’ın yardımını göremeyeceği aşikârdır. Netice olarak şunu söylemek isteriz: Mesele üç günlük bir mesele değildir. Üç günlük olanını da hepimiz yapmak istiyoruz. Uzun vadeli ve kalıcı olanı için de büyük bir himmet ve heyecanla çalışacağız biiznillah. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Hayır, vebal söz konusu değildir. Bu bir bakış ve tercih meselesidir. Ya da yüreği kavuran bir hasreti ucuza söndürmeme meselesidir.
Hadislerde geçen Şam, bugünkü: Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin ve Irak’ın bir bölümünün adıdır.
Bak güzel kardeşim, Mel'un nesil, Mescid-i Aksa’da namazı engelledi diye küplere biniyoruz, sinirleniyoruz. Zillet burada başlıyor zaten. Bu bir ölü salası gibi bağırıştır. O mel'un neslin oradaki varlığı meşru mudur ki Mescid’imizde namazı engellemesine ahlanalım? Her gün yeni bir tavizle bizi zillete razı ediyorlar. Mesela bugün Namaza izin verdi diye bir haber çıksa tekbir getirip sevinecek miyiz? Ümmetimiz bu kadar küçük hesapların içine çekilmemelidir. Rabbim bize iz’an ihsan etsin. Dua edelim, ayakta durmaya gayret edelim.
Bu konunun hocalık açısından değerlendirilecek bir boyutu olmadığını düşünüyorum, konu siyasi ve stratejik bir konu olarak görülmelidir. Oradan bize gelen kardeşlerimizin tekrar geri dönmelerinin faydası veya zararını tespit etmek için olayın içinde olmak gerekir. Onlardan bir kısmının burada kalıp oradaki davaya destek olmalarını da farklı bir nokta olarak düşünmek gerekir. Allah yardımcımız olsun.