Fetva Meclisi
Soru
Hocam küfür çeşitleri nelerdir? Allah (c.c.) ve Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) şahitliğini dil ve kalbiyle tasdik eden bir kişi, küfre düşüren ameller işlerse ebediyen cehennemde mi kalır? Küfürle yönetilen bir devlette çalışmak, kişiyi ebediyen cehennemlik ya da günahkâr yapar mı? Rabbim hepimizi bu tür fitnelerden muhafaza etsin. Kafam çok karışık, bilginizi bekliyorum.
Cevap
Benzer fetvalar
Küfür içeren sözlerin söylendiği, dinle alay edilen veya haram işlerin yapıldığı bir ortamda bulunmak ve bu durumlara karşı tutumumuza göre farklı hükümlere tabidir. Bu konuyla ilgili şöyle bir açılım yapabiliriz: Söylenen veya yapılanları kabul ederse ya da bu durumdan razı olursa, bu büyük bir günahtır ve kişinin imanını tehlikeye sokabilir. Ancak kabul etmez, razı olmaz, sadece zorunlu bir nedenle orada bulunur ve gönlünden bu duruma buğzederse, bu kimse küfre düşmüş sayılmaz. Sessiz kalmak ve tepki göstermemek, bulunduğunuz ortama ve niyete bağlı olarak farklı sonuçlar doğurabilir. Sessizlik onaylama anlamına geliyorsa, bu tehlikelidir. Çünkü küfre veya harama karşı açık bir tavır takınmak Müslüman’ın sorumluluğudur. Ancak sessizlik oradaki kişilerin sizi anlamayacağı, tepkinin faydasız olacağı bir durumdaysa veya güvenlik gibi nedenlerle tepki veremiyorsanız, bu durumda kalben buğzetmek ve ortamdan uzaklaşmak tavsiye edilir. Bulunduğunuz ortamda kalmanız işiniz veya başka zorunluluklardan dolayı ise kalben buğzetmeye ve olabildiğince bu ortamdan etkilenmemeye çalışmalısınız. Alternatif arayarak, mümkünse daha uygun bir ortamda çalışmayı veya bulunmayı hedeflemelisiniz. Küfür veya alay içeren şeylerden rahatsız olduğunuzu kibar bir şekilde ifade etmeyi deneyebilirsiniz. Günahkâr olma durumu, ortamı terk edebilme imkânı olduğu halde kalmaya devam ederse söz konusu olabilir. Mümkünse ortamdan uzaklaşın. Küfür ve dinle alay içeren ortamlar kalbi karartır ve kişinin manevi hayatına zarar verebilir. Allah sizin niyetinizi ve kalbinizdeki durumu bilir. İmanınızı koruma konusunda gösterdiğiniz çabayı karşılıksız bırakmaz. Allah yardımcınız olsun.
Öncelikle günümüzdeki tekfirin bir hastalık çeşidi olduğunu hatırlatmak isterim. Bu hastalıktan uzak bir şekilde normal şartlar içerisinde bu konuyla ilgili şu bilgileri aktarmak yerinde olur. Tekfir, çok ağır bir meseledir. Peygamber Efendimiz aleyhisselam, "Kim birine ‘kâfir’ der de o kişi gerçekten kâfir değilse, bu söz ona geri döner." buyurmuştur (Buhârî, Edeb, 73; Müslim, İman, 111). Eğer kişinin küfre girdiği kesin olarak bilinmiyorsa Allah'a havale etmek en güvenli yoldur. Bir kişi açıkça Müslüman olduğunu söylüyorsa ve İslamî esasları kabul ediyorsa onun zahiren Müslüman olduğu genel kuralımızdır. Kişi, söylediği veya yaptığı şeyin küfür olduğunu bilmiyorsa mazur görülebilir. Kişi söylediği şeyin farklı bir anlam taşıdığını düşünüyorsa tekfir edilmez. Kişi, baskı veya tehdit altında söylemişse tekfir edilmez. Özetle, bir kimse zahiren Müslüman ise küfre düşürücü bir söz veya iş yaptığında hemen tekfir edilmez. Öncelikle niyeti, cehaleti, kastı incelenir. Eğer kişi hatasını fark eder ve tevbe ederse Müslüman olarak kabul edilmeye devam edilir.
Selamünaleyküm. Şirk ve küfür gibi kavramlar adeta idam gibi son kullanılabilecek kavramlardır. Ulu orta bu kadar rahat kullanılmaları ağır bir sorumluluktur. Buna dikkat edelim. Okulların mü'min insan yetiştirmek için ikame edilmedikleri gayet açıktır. Tam aksine kafası karışık insan yetiştirmek için ikame edilmektedirler. Bir mü'minin çocuğunu, hiçbir sakınca yokmuş kabul ederek yani bu durumu normal görerek okullara göndermesi elbette Allah katında sorumluluk gerektirecek bir durumdur. Bunu şirk, küfür kavramları ile kullanmasak da ağırlığını reddedemeyiz. Meseleyi zaruret meselesi olarak görüp, kendi çapında da tedbirler alan mü'min için ise aynı şeyi söylememiz doğru olmaz. Mü'min insanları cehenneme doldurduktan sonra delil toplama mantığı ile hareket etme yerine ne durumdayız, neler yapabiliriz mantığı ile hareket etmek gerekmektedir. Allah'a emanet olunuz.
Hocalar ve âlimler de insandır, makamları büyük ve yüksek de olsa onlar da diğer insanlar gibidirler neticede. Hata edebilirler, yanlışları olabilir. Bunu abartmamak gerekir. Hocalar ve âlimler tenkit edilemez diye bir kural yoktur ama bu bir çocuk oyuncağı ve kahve muhabbeti düzeyine de indirilemez. Şu hakikatleri bilmemiz gerekiyor: Bir Müslüman’ın arkasından konuşmak gıybettir veya iftiradır ya da hak zayiini gidermektir. Bir Müslüman’ın arkasından konuşulurken veya yazılırken gıybet ya da iftira yapılıyorsa haram işleniyor demektir. Hak yerine getiriliyorsa veya hak aranıyorsa mesele yoktur. Bu durumu hoca/âlim hakkında uyguladığımızda ise daha da hassas olunması gerektiği anlaşılacaktır. Hocanın arkasından gıybet/iftira yapılıyorsa bu bir afettir. Çünkü sıradan bir insanın gıybeti haram iken insanlara din öğreten Peygamber aleyhisselamın vekili biri için bu yapıldığında ağırlık daha da çoğalacaktır muhakkak. Hayır durum, hakkı aramak veya yanlışı düzeltmek ise bunu yapan kimdir? Âlimden daha âlim biri olmadıkça oynanan futbol maçında ıslık çalan seyircinin yaptığını yapmış olacaktır Müslüman. Bu bir zayiattır. Allah muhafaza buyursun. Âmin. Hocalar/âlimler belki hak etmiyor, beceremiyor olsalar da bu ümmetin birliğini ve gücünü temsil etmektedirler. Onların yıpratılması, eskitilmesi onlardan önce ümmete zarar verecektir. Bu da unutulmamalıdır. İkaz edilmeleri gerekiyorsa bu özelden yapılabilir. Toplum içinde yankı bulan her yanlış, her dedikodu insanların dinden biraz daha uzaklaşmaları, yanlışın biraz daha yayılması demek olacaktır. Bu da Müslüman’ı asla mutlu etmez/edemez. Bu ümmetten bir mü'min, bu ümmetten olmayanlara hizmet edecek bir işi yapmaz, yaparsa yarın Allah’ın huzurunda hesap verirken zorlanır.
Tekfir, Müslüman olduğu bilinen bir kimsenin kâfir olduğuna hükmetmektir. Kur’ân ve Hz. Peygamber (s.a.s.), bireylere Müslüman olduğu bilinen hiç kimseyi tekfir etme yetkisi vermemiştir. Nitekim âyet-i kerîmede “Ey iman edenler! Allah yolunda savaşa çıktığınız zaman iyi anlayıp dinleyin. Size selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek 'Sen mümin değilsin' demeyin…” (en-Nisâ, 4/94) buyrulmaktadır. Ayrıca bir hadis-i şerifte Kelime-i Tevhid’i söyleyenlerin ve kıbleye yönelip namaz kılanların Müslüman kabul edileceği, Allah (c.c.) ve Resûlü’nün (s.a.s.) koruması altında olacağı ifade edilmektedir. (Buhârî, Salât, 28 [391]) İslâm tarihinde tekfir söylemiyle ilk defa ortaya çıkan fırka, Hâricîlerdir. Nitekim bu grup, Hz. Ali (r.a.) başta olmak üzere pek çok sahabiyi kâfir olmakla itham etmişlerdir. (Eş’arî, el-İbâne, 2/337) Günümüzde de bazı kişi ve gruplar, kendilerine muhalif olarak gördükleri herkesi ve zümreyi tekfir eden bir tutuma sahiptirler. Tekfir konusunda İslâm’ın temel yaklaşımı, kendisini Müslüman olarak tanımlayan bir kişiyi küfre nispet etmemektir. Nitekim Kur’ân ve Sünnet’i anlama ve uygulama bakımından Hz. Peygamber (s.a.s.) ve sahabenin yolundan yürüyen, İslâm’ın ana bünyesi olan Ehl-i sünnete göre Ehl-i Kıble tekfir edilemez. Bir kimseye Müslüman isminin verilmesi, onun Ehl-i Kıble oluşu ve Kelime-i Tevhid’i tasdik etmesiyle ilgilidir. Yani “Lâ ilâhe illallâh Muhammedün Resûlullah” düsturunu benimseyen ve dile getiren herkes mümindir. Bu kimse, dinin emir ve yasakları konusunda ihmalkâr davransa da İslâm dışında görülemez ve küfürle itham edilemez. Tekfir meselesinde öncelikle dikkate alınması gereken esaslardan biri şudur: Bir fiil veya sözün “küfür” kapsamına girmesiyle, bu tür fiilleri işleyen veya sözleri söyleyen kimse hakkında “kâfir” hükmü verilmesi aynı şey değildir. Bu bağlamda bazı kaynaklarda yer alan “şu fiil/söz küfrü gerektirir” gibi ifadeler, belli bir şahsı nitelemek için değil, yapılan fiili vasfetmek ve bundan sakındırmak içindir. Dolayısıyla kişinin, dinin zorunlu olarak bilinen esaslarından birisini veya birkaçını inkâr ettiğini kendi irâde ve rızasıyla açıkça beyan etmedikçe kâfir olduğuna hükmedilemez. Zira küfre götüren söz ya da davranışların bir kimsede hata ve cehalet gibi sebeplerle görülmesi, söz konusu kişiyi dinden çıkarmaz. Tekfirle ilgili dikkat edilmesi gereken hususlardan birisi de tevil konusudur. Kur’ân âyetlerine getirilen yorum ve tevil, tüm eksikliklerden münezzeh olan Allah’tan başka bir ilahın varlığını kabul etme, Allah’ın bazı insanların şahsına hulul ettiğine inanma, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) peygamberliğini inkâr etme; katî delillerle sabit olan haramları helal sayma ya da şer‘î yükümlülükleri kaldırma gibi dinin zorunlu olarak bilinen hüküm ve esaslarının dışına çıkmadığı veya bunları alay konusu etmediği sürece tekfir sebebi olarak görülemez. Bu itibarla İslâm âlimleri bu hususu, “tenzilin inkârı küfürdür, tevili değil” şeklinde bir ilke hâline getirmişlerdir. Öte yandan tekfirin dinî ve hukukî pek çok ciddi sonuçları olduğundan dolayı bu konuda hüküm vermek bireylerin yetki ve sorumluluğuna bırakılmamıştır.
Eşinizin size "kâfir" demesi ve ağır hakaretler etmesi dinen son derece ciddi bir konudur. Bir Müslümanı kâfir olarak nitelemek büyük bir günahtır. Peygamber Efendimiz aleyhisselam şöyle buyurmuştur: "Kim birine 'Ey kâfir!' derse ve o kişi gerçekten kâfir değilse bu söz sahibine döner." (Buhârî, Edeb 73; Müslim, Îmân 111) Nikâh açısından ise iki durum vardır: Eğer eşiniz, sizin gerçekten İslam’dan çıktığınızı kastederek "kâfir" diyorsa bu küfür hükmüne girer ve kendisi İslam'dan çıkmış olabilir. Bir kişinin küfre düşmesi durumunda nikâh da düşer. Eğer öfke ile bilinçsizce veya aşağılamak amacıyla söylemişse bu küfür hükmüne girmez ama büyük bir günah işlemiş olur. Bu durumda nikâh düşmez ancak şiddetli bir günah işlediği için tövbe etmesi gerekir. Aile içi saygısızlık ve psikolojik şiddet, İslam’da kabul edilemez. Peygamber Efendimiz aleyhisselam, "Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en iyi olanınızdır." (Tirmizî, Menâkıb 63) buyurmuştur. Evlilikte temel değerler olan sevgi, merhamet ve saygı bozulduysa kadının hakkı gözetilmelidir. Kocanız sürekli kötü davranıyor, hakaret ediyor ve psikolojik şiddet uyguluyorsa öncelikle eşinizle ciddi bir konuşma yapmalısınız. Onun bu davranışlarını kesinlikle kabul etmediğinizi belirtmeli ve tevbe edip değişmesi için adım atmasını istemelisiniz. Bu konuda aile büyüklerinden veya güvenilir saygın bir âlimden destek alabilirsiniz.
ahiret konusundaki diğer fetvalar
Allah, cennette müminlere her türlü güzellik ve mutluluğu verecek, onların kalplerindeki tüm kötülükleri temizleyecektir. Cennette, Allah’ın razı olduğu her şey vardır ve O, kulunu en iyi şekilde ödüllendirecektir. Cennetteki insanlar, Allah’ın rızasına uygun şekilde tüm arzularını tatmin edecek şekilde bir hayat süreceklerdir. Cennette herkes sadece Allah’ın hoşnut olduğu şeyleri isteyecektir. Diğerleri akıllara gelmeyecektir.
Kur'an'da açıkça küfrü bildirilen bir kimsenin azabının hafifletileceğine bu rivayete ihtiyatlı yaklaşmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.
Cennet, dünyadan hayvan leşi taşınabilecek bir yer değildir.
Bu konuyla ilgili kesin bir sonuca varmak zor olsa da genel kabul gören görüş, Peygamber Efendimiz’in (aleyhisselam) Miraç’ta, Allah'ın bir ikramı olarak gelecekteki ahiret azabını ve cehennem azaplarını gösteren sahneler gördüğü yönündedir. Bu, ümmete bir ibret ve uyarı olması amacı taşır.
Ölüm korkusu ve ahiret kaygısı aslında kötü bir şey değil. Çünkü bu korku bizi daha iyi bir kul olmaya, günahlardan sakınmaya ve Allah’a yönelmeye teşvik eder. Ancak bu korku ümitsizliğe, huzursuzluğa ve günlük hayatını zorlaştıran bir endişeye dönüşüyorsa burada bir denge kurmak gerekir. Ölüm Korkusunu Hafifletmek İçin Neler Yapılabilir? Allah’a olan güveni artır: O’nun sonsuz merhamet sahibi olduğunu sık sık hatırla. Günlük tövbe alışkanlığı edin: Yatmadan önce istiğfar et. Peygamber Efendimiz bile günde 70-100 kez tövbe ederdi (Buhârî, Daavât, 3). Allah’ın rahmetini düşün: Hadiste geçtiği gibi, "Eğer Allah’ın merhametini bilseydiniz, günah işlemekten korkmazdınız."(Müslim, Tevbe, 22). İbadetlere yönel: Küçük de olsa düzenli ibadetler (namaz, dua, sadaka vb.) yap. Çünkü Allah, “Kim bana bir adım atarsa, ben ona koşarak gelirim.”buyuruyor (Buhârî, Tevhid, 50). Ölümü güzel bir şey olarak görmeye çalış: Ölüm, yok olmak değil, Rabbimize kavuşma anıdır. Allah seni ve bizleri iman üzere yaşatsın ve iman ile can vermeyi nasip etsin. Kendini kötü hissettiğinde dua et, tesbih çek, Kur’an oku. Bunlar kalbe huzur verir.
Yeniden barışmayı dene. Sakin bir dille "Ben pişmanım. Bu bedeli sana ödemek istiyorum, almayacak olsan da Allah için beni affet." de. Bu helalleşme çaban devam etsin.