Fetva Meclisi
Soru
Hocam sürekli içimden veya dışımdan isteyerek bazen de istemeden Allah’a söz veriyorum. Mesela diyorum ki bu koltuktaki eşyayı kullanırsam kardeşim ölsün. Bir süredir böyleyim, ağzım yemine gidiyor. Geçen birden bire bir konu hakkında yemin etme düşüncesi geldi, kafaya takmamaya çalıştım ama içim rahat etmedi. Allah’a sanki yemin etmemişim gibi gösteriyorum düşüncesine geldim. Yemin etmeyeceğime söz verdim ama bozdum sanırım ya da gelecekte bozacağım, kendimi tutamıyorum, sürekli söz verip duruyorum. Bundan nasıl kurtulabilirim?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu vesveselerin yarın bir gün yeniden zihninizde yankı bulması, sizin de bu vesveselere kulak asmanız yuvanızın huzurunu ciddi bir şekilde riske atabilir. Bu sebeple karar vermeden önce iyi düşünmenizi, mümkünse bir psikoloğa gidip bu konuda danışmanlık almanızı tavsiye ederiz. Allah yardımcınız olsun. Allah'a emanet olun.
Hanımefendi anlattığın gibiyse Allah’a yönelmiş, samimi, geçmişiyle yüzleşmiş ve kendini düzeltmiş bir insan. Bundan sonrası senin kendi karakterini tanımana kalmış. Gerçekten bu vesveseleri bırakabilirsen güzel bir evlilik yapabilirsin. Ama her tartıştığında bu kızın geçmişi zihninde belirip seni rahatsız edecek/ettirecekse ne kendine ne de bu kızcağıza eziyet etme. Gerekirse Müslüman bir aile terapistinden de destek alarak bir sonuca ulaşmaya çalışabilirsin. Allah hayırlısını nasip etsin.
Bacım, Bu çağa farklı bir isim olarak “nimetler ve imkânlar içinde ama gariplerin çağı” demekte bir sakınca görmüyorum. Sizin derdiniz de bunu yansıtıyor. Nimetler içinde yüzerken yokluktan şikâyet etmek durumundayız. Siz veya biz, hâlimiz şöyle veya böyle benzeşiyor. Allah’a sığınmak ve şeriatına teslim olmaktan başka çaremiz yoktur. Acilen ona dönmeliyiz. Size bu huzursuzluğunuzun azalması için bazı tavsiyelerde bulunabilirim ama kesin bir düzelme için sizin özel nedenleriniz üzerinde de araştırma yapılması gerekiyor olabilir. Bu da bir psikolog nezaretinde yürümek demektir. Bu tarzda sizin yaptığınız gibi bir inceleme kendimize yapmalıyız, gereklidir de bu. Ne durumdayız, nasıl gidiyoruz muhasebesi yapalım. Yalnız bunu “münafıklık” kavramı ile pekiştirecek düzeye getirmeyelim. Aileyi itham edecek sonuçları öne çekmeyelim. Halk dilinde buna, en son söylenecek sözü en başta söylemek denir. O da şeytanın bize nüfuz etmesi ve bizi sömürmesi bakımından aleyhimize bir tutumdur. Abartmadan ama titiz davranmak ilkemiz olsun. İnsan olduğumuzu, etten ve kemikten yaratıldığımızı unutmayalım. Yorulmamız, usanmamız, ağlamamız/gülmemiz, mutlu olmamız sinirlenmemiz normaldir. Normal olmayan ise bir yere kilitlenip kalmaktır. Mesela sizdeki bu durum, insan hayatı akışında normal bir durumdur. Evlenmenizin gecikmesinden, bedeninizdeki keşfedemediğiniz bir arızadan, çevrenizin sizi bunaltmasından, kapasitenizi zorlayan bir işte olmanızdan, fıtratınızın tersine işler yapmanızdan kaynaklanıyor olabilir. Hangisi olursa olsun, hepsinin çözümü vardır biiznillah. Çözümü olmayan tek şey, çözümsüzlüğe takılmaktır. Günlük hayatınızı iyi programlayın. Namaza eksenli bir planlama yapabilirsiniz. Özellikle yemek ve uyku ne kadar kontrolünüzde ise günlük hayatınız için o kadar uygulanabilir bir program yapabilirsiniz demektir. Şu üç şey avcunuzun içindeki gibi kontrol ettiğiniz şeyler olmalıdır: Uyku, yemek ve arkadaş. Uyku sıkıntısı sizin yemek tarzınızdan kaynaklanıyor olabilir. Çok yiyorsunuzdur, zamansız yiyorsunuzdur, ağır gıdalar alıyorsunuzdur, hazım sorununuz vardır… Bunları bir diyetisyenle de değerlendirebilirsiniz. Yemek açısından sıkıntı yoksa bedensel bir sorunu inceleyeceksiniz. Öyle veya böyle acil bir eylem planı olarak şunu yapın: Gündüz uykusunu özellikle de ikindi civarındaki uykuyu iptal edin. Gece aynı saatte yatın, aynı saatte kalkın. Toplam uyuduğunuz da yedi saati geçmesin altı saati düşmesin. Uyku öncesinde yemek yemeyin. Üç saat öncesinde en az yemek işi bitsin ve asla ağır yiyecekler yemeyin. İnternet ve cep telefonu kullanımınızı sınırlayın. Arkadaş çevrenizi kontrol edin. Gündemi sizin gündeminizden farklı olanları elemek zorundasınız. Ebeveyninizle tartışma ortamlarını azaltın. Mesela onlar sizi görmek istiyorlarsa siz, onların bu isteğinden önce gözlerine görünün, ellerini yanaklarını öpün ve odanıza çekilin. Bu sizi merak etmelerini azaltır. Odanıza çekilirken de “Ben gelmeden yemeğe başlamayın ha!” diyerek alakanızı gösterin. Bunlar basit ama sizi rahatlatır şeylerdir. Bilhassa namazın rahatlatıcı yönünü bilmelisiniz. Kur'an okumanın huzur verdiğini bilmelisiniz. Zikir yapmayı becerin. Ve unutmayın: Hayat, sabretmesini bilenlerin kazandığı bir cihat imtihanıdır. Sabır da her an ve her iş için geçerlidir. Size dua ederim, kalbinize huzur akıtmasını Allah’tan dilerim.
Güzel kardeşim, “İslam nedir?” sorusuna namazdır, hactır gibi cevaplar veririz. Evet doğru. Ancak İslam aynı zamanda, bin kere yıkılsan da, kendinden ve yapabileceklerinden emin olmasan da Allah’ın seni her defasında kaldıracağına, sana o heyecanı, ibadetlerini yapabilecek gücü verebileceğine inanmaktır. Rabbimizden umudumuzu kesemeyiz. Her defasında namazını kılabilen, dinin emirlerini hakkıyla yerine getiren, ahlakı Kur’an’ın tarif ettiği gibi olanlardan olabilmek düştüğümüzde aynı heyecanla yola devam ederek olabilecektir. Tüm ibadetlerini zahiren yapmayı başarabilenlerin de farklı imtihanları var elbette. Sizin imtihanınız da bu. Ama bir gün istediğinizden, hayal ettiğinizden çok daha güzelini verecektir Rabbimiz. Şu an bir sınavda olduğunuzu ve bu isteğinizde ne kadar samimi olduğunuza dair bir teste tabi tutulduğunuzu düşünün. Bu zamanda şeytanın en çok kullandığı silahlarından biri Allah’ın kapısından umutsuz olarak geri dönüleceğini, ne kadar istesen de asla ibadetlerini tam yapamayacağına dair başarısızlık, heyecansızlık vererek sonu olamayan bir döngüye girdiğini vehmettirmektir. Ki bu hastalık olarak bir mümine yeter de artar. Yılmayın ve dua edin kendinize. Ailenizin verdiği tepkilere ve sizi gördüğü konuma rağmen kendinizi yeterli hissetmeyip hep bir adım ilerisi için daha güzeli, olması gereken ne ise onu huzurla, gönül ferahlığı ile yapabilmek için her daim dua edin. Vazgeçmeyin, umutsuzluğa kapılmayın. Tam şeytanı yenecekken onu güldürmeyin. Kırk kere düşseniz de kırk birinciye kalkın. Şeytan sizi etrafınızdakilerin övgüleriyle yeterliymişsiniz gibi hissettirdiği zamanlarda sizden daha iyilere bakın. Çevrenizi değiştirin. Durumu sizden daha iyi olanları gördüğünüz ve duyduğunuz zaman sadece tesettürünüzün yeterli olmadığını ve daha çok dua ederek sımsıkı sarılmanız gerektiğini anlayacaksınızdır. Rabbim yar ve yardımcınız olsun. Allah’a emanet olun.
Öncelikle şunu bilmelisin: Sen bir umutsuzluk girdabında değilsin çünkü Allah’ın rahmeti sonsuzdur. Kalbinin bu kadar acı çekmesi, senin Allah’a olan inancının ve sevginin bir göstergesidir. Eğer imanını tamamen kaybetmiş olsaydın, şu an burada bu kadar pişmanlıkla, tevbe etme isteğiyle bu soruları sormazdın. Bu duygular bile senin hâlâ iman sahibi olduğunun en büyük işaretidir. Senin günahların ne kadar büyük olursa olsun, Allah’ın rahmetinden büyük değildir. Şeytanın en büyük hilesi, insanı günah işledikten sonra ümitsizliğe sürüklemektir. Bu ümitsizlik, insanı Allah’tan uzaklaştırır. Senin yapman gereken, bu oyunu fark etmek ve Allah’a yönelmektir. Allah Teâlâ, samimi bir şekilde tevbe eden her kulunu affedeceğini Kur’an’da defalarca vurgulamıştır. Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyuruyor: "Tevbe eden, hiç günah işlememiş gibidir." (İbn Mâce, Zühd, 30) Namaz, insanın Rabbine olan bağıdır. Sen namaza sıkıca sarıldığında, Allah senin kalbine huzur verecek. Namaz seni hem günahlardan alıkoyar hem de Allah’a yakınlaştırır. Bu yüzden, şu anki durumun ne olursa olsun, vakit namazlarını kılmaya başla. Bu, senin ruhunu yavaş yavaş temizleyecek. Allah’ın kelamı olan Kur’an, bir rahmettir. Kur’an’ı anlamaya, okuduğun ayetleri içselleştirmeye çalış. Her gün az da olsa bir vakit ayır ve Kur’an’ı oku. Kalbine işleyen ayetler, sana umut ve huzur verecektir. Allah, imtihanlarımızda sabretmemizi ve O’na yönelmemizi istiyor. Geçmişteki hatalarına bakarak kendine lanet etmek yerine, o hatalardan ders çıkar ve Allah’ın seni affedeceğine inanarak geleceğine odaklan. Kardeşim, sen kaybolmuş değilsin. Allah’ın rahmeti ve affı sonsuzdur. Yeter ki samimi bir şekilde O’na yönel. Senin kurtuluşun, Allah’ın kapısını çalmak ve O’na güvenmekle mümkün. Geçmişin seni cezalandırmasına izin verme. Allah’a hüsnüzan et ve yeni bir başlangıç yap. Unutma ki Allah, pişmanlıkla O’na dönen hiçbir kulunu geri çevirmez. Seni affetmesini dilediğin gibi, kendini de affetmeyi öğren. Çünkü Allah senin tevbeni kabul ettiği zaman, senin günahını artık yok sayar. Öyleyse sen de kendini o günahların yükünden kurtar.
İnsanız, hepimizin kusurları ve kara listeleri olabilir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun. Birbirimize dua edelim. Tevbe etmek tertemiz olmaktır. Eğer tevbe gerçekten ve şartlarına uygun olarak yapıldı ise kul, tertemiz oldu demektir. Günahından tevbe eden hiç günah işlememiş gibidir. Tevbe ile ilgili bu kuralı koyan Allah’tır. O, hiç günah işlememiş gibi gördüğünü söyledikten sonra bizim kullar olarak geçmişi irdelememiz ikinci bir günah çeşidi olur. Siz şu anda bu durumdasınız. Şöyle düşünün: Tevbe ettiğiniz hâlde Allah Teâlâ’nın tevbenizi kabul etmediğini mi biliyorsunuz? Hayır. O zaman neyi irdeliyorsunuz? Bu, size şeytanın ikinci tuzağıdır. Sizi güya geçmişin hataları ile meşgul ederek ikinci bir hata üzerinden eskitiyor sizi. Siz tevbenizi bozmamaya bakın. Yeni hata işlemeyin. İbadetlerinizi yapın. Bundan sonra geçmişinizde dağları devirmek gibi bir günah da olsa siz Allah’a güvenin ve yolunuza devam edin. Evet, sizi şeytan ikinci bir tuzakta oyalıyor. Bırakın onu ve işinize bakın. Allah yardımcınız olsun.