İslami Delil
Aramaya dön
Fetva

Fetva Meclisi

Soru

‘Allah ahirette Peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.’ Müslim-İman 302; Buhari 97/24, 10/29; Hanbel 3/1. Hocam bu hadis ne demek istiyor, açıklayabilir misiniz?

Cevap

Selamünaleyküm. Bu ifadenin aslı kitabımız Kur'an’da Kalem suresinin 42. ayetindedir. Mesele şöyledir: Ayette geçen ifade ‘yevme yükşefu an sakın’ şeklindedir. Bu ifadenin yalın tercümesini ‘baldırın açılacağı gün’ şeklinde yapabiliriz. ‘Baldırın açılacağı gün’ ifadesi hakkında şu iki tespiti yapmamız mümkündür: a-Bu ve benzeri ifadeler, tamamen Allah Teâlâ’nın ne kastettiğini bildiği, bizim olduğu gibi iman etmekten başka bir yorum yapma hakkımızın bulunmadığı ifadelerdir. Bu ve benzeri ifadelere daldıkça insanların sadece imanları zedelenir, fırkalar ürer, yorumlarla dinin aslından uzaklaşılır. b-Arapça belağatı açısından bakıldığında ise âyet ve hadiste geçen bu ifadenin kinaye olarak anlamı: ‘işin kızıştığı zaman’ anlamına gelmektedir. Türkçede yaygın olarak kullanılan ‘ateş bacayı sardı’ deyimi bunun gibi bir anlamı çağrıştırmaktadır.
Orijinal kaynak

Benzer fetvalar

FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Selamünaleyküm. Kardeşim, biz Buhari'nin hakkındaki kanaate inanıyor ve onunla huzur buluyoruz. Sizin veya bir başkasının ya da Müslüman olmayan birinin tenkiti onun bileceği iş olur. Siz bir bilgi edinme maksadı ile sormadığınız için cevap verme ihtiyacı hissetmiyoruz. Size sizin kanaatiniz yeterlidir. Bize de bizim kanaatimiz. Allah'a emanet olunuz.

Kur’an korunacak sözü varken hadisler korunacak sözü neden yoktur ve korunmamışt
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Kur'an'ımız Arap dili üzerine inmiştir. Arapça da kendine has belağatı olan bir dildir. Verdiğiniz örnek gibi belki Kur'an'da yüzden fazla örnek bulunabilir. Türkçe mealden izlendiğinde bir eksik gibi görülür bu ifadeler. Kur'an'ımızın kendi içindeki akışta ise böyle bir eksiklik anlaşılmaz.

“Rabbinizden size gerçekleri gösteren deliller geldi. Artık kim gözünü açar hakk
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.

Bazı hocaların konuşmalarında kıyametten önce ortaya çıkacak savaşlardan fitnele
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

a. Bu hadis Buharî’de (5096) ve Müslim’de (2740) başta olmak üzere sahih hadis kitaplarında geçmektedir. Buna göre de hadisin varlığından bir şüphemiz yoktur. b. Hadisi tam olarak şöyle tercüme edebiliriz: “Benden sonra erkekler için kadınlar gibi bir fitne bırakmadım.” Buradaki “bırakmadım”, “yoktur” anlamındadır. c. Fitne ifadesi sıradan bela/kötülük/musibet şeklinde anlaşılamaz. Fitne, sınav anlamınadır. Kadının erkeğe fitne olması, onu Allah’ın yarattığı maksat üzere bulamaması demektir. Kadının Allah’ın yarattığı maksadın dışına taşmış olarak yaşaması, erkeğin onu kulluk kurallarını belirleyen şeriat kaideleri haricinde bir konumla şeytanın hilelerine alet olmuş olarak görmesi, erkek için kontrolsüz bir güce karşı korumasız kalması demektir. Bu da erkek için fitnedir yani ağır bir sınavdır. Erkek için sınav olan bir şey onun yarısı olan kadın için de sınavdır. Bu hadisteki fitne olma durumu, kadının erkek penceresinden bakılıp görülen bela olma yerine birbirlerinin imtihanı olarak aynı süreci yaşamaları şeklinde sonuç verir. Fitne kelimesinin Kur'an’ımızdaki kullanımıyla hayır ve şerri aynı anda üretebilecek ve getirebilecek işler için zikredildiğini bilmeliyiz. Bir hayır ise onu kaybetmek şer, şer ise ondan kurtulmak hayır olacak çizgide duran bir kavram olarak fitne, hayatın akışı içinde insanın sınavına işaret eden bir sözcüktür. d. Hadisteki bu anlam, Kur'an’ımızın âyetlerinde de vardır. Âl-i İmrân ve Teğâbun surelerinin 14. âyetlerinde bu anlam başka bir ifadeyle vardır. Aynı şekilde farklı hadislerde de bu anlamı güçlendiren ifadeler vardır: “Dünya tatlıdır, yeşildir. Ve Allah dünyayı size verecek, ne yapacağınızı görecektir. Dünyaya dikkat edin. Kadınlara dikkat edin. İsrailoğullarının ilk fitnesi kadınlar konusundaydı.” (Müslim) “Dünya bir nimettir. Dünyanın en iyi nimeti de saliha kadındır.” (Müslim) e. Bu mübarek hadisin nasıl bir nebevî mucize olduğunu bugünkü nesiller bütün nesillerden daha iyi anlamışlardır. Kadın üzerinden kurulan sömürü piyasası bütün dünyada kazandıran bir ticarete dönüşmüştür. Dolayısıyla Peygamber aleyhisselam Efendimiz bu sözüyle kadını, erkeği ve bütün ümmetini uyarmıştır.

Peygamberimizin “Benden sonra erkekler için kadınlar gibi bir fitne bırakmadım”
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Bu ve benzeri konularda onlarca cilt kitap yazılmıştır. Onlarca da fırka oluşmuştur etrafında. Asırlardır tartışılmaya devam etmektedir. İlk günkü bakış farklılıkları ve derin anlama sıkıntıları ağırlaşarak devam etmiştir. Tek bir kelime üzerinde söz birliği sağlanamamıştır. Tek bir kelime! Bu birinci hakikat. İkinci hakikat: Sahabeden hiçbiri bu konuları merak edip uykusuz kalmamıştır. Duyduklarına iman edip yollarına devam ettiler. Üçüncü hakikat: Sahabeden sonraki nesiller pek merak saldılar bu ayrıntılara. Araştırdılar, tartıştılar, ayrıştırdılar. Dördüncü hakikat: Sahabe, Allah onlardan razı olmuş olarak gittiler bu dünyadan. Sonraki nesiller ise birbirlerini tekfir ederek, kendi düşüncesini uymayanların kuyusunu kazarak gittiler neredeyse. Beşinci hakikat: Bugün, içinde boğulduğumuz dünya sorunları ve dinimize dair kaybettiklerimize bu ve benzeri meselelerin çözümünün ne katkısı olacak? Sadece mü'minler arasındaki mesafeyi derinleştirecek! Farzı ayın olmayan bilgi üzerinde harcadığımız vakitler bizi farzı ayın görevlerimizden alıkoyuyorsa bu bir kayıptır. Lütfen bu açıdan da bakınız konuya.

Hocam sosyal medyada Allah'ı tecsim veya teşbih içerdiği iddia edilen birtakım h
FetvaDiyanet Fetva Kurulu

Azap dünyada olur, ölürken olur, kabirde olur, ahirette olur ve hem dünyada hem ahirette olur. Dünyadaki azap bedenle hissedilen azap olur, içte hissedilen manevi azap olur. Neden biz, dünyada Allah’a asi olanların azaba uğradıklarını hemen göremiyoruz sorusu haddimizi aşan bir sorudur. Biz hayata, yaşadığımız an olarak bakabiliyoruz. Ne dünü ne de geleceği bilmiyoruz. Allah Teâlâ ise ezelden ebede olan süreç içerisinde her şeyi bir hikmetle yapmaktadır. Biz, bize göre bir uygulama isteriz ama biz yok denecek kadar kısa bir zaman için varız ve sadece kendi eksenimizde döneriz. Bütün kâinat içinde biz yok gibiyiz. Allah Teâlâ ise yaratan ve idare eden olarak hükmetmektedir. Yine de neden hemen azap etmiyor sorusuna bazı cevaplar tahmin edebiliriz: - Çünkü Allah çok mağfiret eden, çok merhamet edendir. Tevbe ederler diye asi kullarının azabını ertelemektedir. - Helim (yumuşak) olmak onun sıfatlarındandır. Azapta acele etmemek helim olmasının sonucudur. - Asi kullarının azabı kesindir, erteleme ile ne unutulur ne de azalır. Kıyamet gününe ertelenmiş olması büyük bakış açısından sonucu değiştirmez. Aksine azabı geciktikçe günahı artacağı için azabı da artacaktır. Bu anlamda da azabın gecikmesi de onlar için bir azaptır.

Madem dine inanmayanlar ve Allah’a karşı saygısız olanlar azabı hak ediyorlar, n

Paylaş

XWhatsAppTelegramFacebook
Bu içerikte bir hata mı var? Bize bildirin.

Site deneyimini iyileştirmek için çerezler kullanıyoruz. Ayrıntılar için Çerez Politikası.