Fetva Meclisi
Soru
Peygamberimizin “Benden sonra erkekler için kadınlar gibi bir fitne bırakmadım” sözü doğru mudur, doğru ise bu sözle kastedilen nedir?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam.Evet, tam anlamıyla bir fitne döneminde yaşıyoruz. Yalnız şunu kesin bir bilgi olarak idrak etmemiz de şarttır: İnsanın bulunduğu her yer ve her zaman bir tür fitne muhakkak vardır. Zira fitne, Allah Teâlâ’nın kulunu imtihan etmesi demektir. İmtihan her zaman ve her insan için var olacağına göre fitnesiz bir zaman beklentisi içinde olmamız doğru değildir. Bize düşen, bulunduğumuz zamanda ne ile sorumlu olduğumuzu bilip gücümüz yettiği kadarı ile imtihanı kazanmaya çalışmaktır. Gündemle gereğinden fazla meşgul olmak akıntıya kapılmak olarak sonuçlanabilir. ULÜ’L-EMR, dinimize ait bir kavramdır. Bu kavramın anlamı ‘mü'minlerin başındakiler’ şeklinde anlaşılabilir. Mü'minlerin başındakilerin ise MÜ’MİNLERDEN BİRİ olması gerektiği tartışılamayacak açık bir gerçektir. Mü'minlerin başındakilerin ise mü'minler, bir toplum olduklarında anlam ifade eder. Dağılmış parçacıklardan birinin içinde birinin mü'minlerin başında veya dibinde olması bir sonuç doğurmaz. Bu sebeple anlaşılıyor ki, şu dönemde mü'minler olarak neden bizim bir Hilafetimiz yok, Halifemiz nerede sorularını iyi düşünmek gerekmektedir.Her hâlükârda ulü’l-emr aynı zamanda ALİMLER anlamına da gelmektedir. Bu açıdan da konuyu ele alalım.
Biliyor musunuz, “hadislerde” diye baş gösteren bu fitnenin asıl hedefi Kur'an’ımızdır. Maazallah, bugün oyunun asıl maksadını anlayamazsak yarın gözümüze baka baka Kur'an’ımızı tenkit edeceklerdir. Zira bizim topraklarımızda bu ağzı kullananlar, hadislerde arıza buluyorlar ama dışarıdaki onların asıl nefes veren ciğerleri mesela bu sizin zikrettiğiniz meselenin “Kur’an’ın dendiği gibi eksiksiz bir kitap olmadığını” söylemektedirler. Bunun adı fitnedir yani mü'minin imanını can damarından arızalı duruma getirme fitnesi… Elbette sizin gibi konuyu dışarıdan izlemek durumunda olan kardeşlerimizin, oyunu anlamaları kolay değildir. Şeytanın hilesine dayanacak iman dileriz Allah’tan. Size meseleyi izah etmeden önce şu sorunun cevabını bulmamızın ortadaki açık ve gizli kinin nedenini bilmemize katkısı olacaktır: Bütün bu tartışmaların bugünkü Müslüman topluma ne yararı olacaktır? Hangi açığımız kapanacak, hangi sorunumuz çözülecek bu tartışmalarla? Bin dört yüz yıldan beri “tam ve eksiksiz” bilinen Kur'an’ımız, hayat tarzımız olduğuna iman ettiğimiz hadisler irdelenince ne elde edeceğiz? Bizim bir kazancımızın olmayacağı bellidir; ya bu ümmetin düşmanlarının kazancı kimin adına olacak? Bu soruyu derin bir düşünce ile düşünmemiz gerekiyor. Rabbim yardımcımız olsun. Meseleye gelince, bir kere o hadis Buharî ve Müslim hadisi değildir. Aslı Buharî ve Müslim’de de bulunan ama İbni Mace’nin rivayet ettiği zayıf bir hadistir. Hadis literatürü açısından muteber bir hadis değildir. Dinimizi karıştırmak isteyenler, biraz oradan biraz buradan bir sentez yaparak; İbni Mace’den yama yaparak Buharî’yi vurmaya çalışmaktadırlar. Buharî vurulunca da Kur'an’ımızın izahı niteliğindeki hadisler sarsılacak, hadisler sarsıldı mı da kim mutlu olacak, bilemiyorum, bilmek de istemiyorum. Esasen mesele, usul ilminde NESH denen meseledir. Bir ayetin uygulaması kalmış Kur'an’daki okunuşu kaldırılmıştır. Konu budur. Yoksa Ömer radıyallahu anh gibi bir mü'minin yüzlerce Kur'an hafızı âlim sahabinin gözüne baka baka “ben Kur'an’a âyet ilave etmek istiyorum” diyecek! Hem de Ömer! Buna o zamanın münafıkları bile inanmazdı her hâlde. Buharî bu olayı kitabında üç yerde HADİS olarak zikretmektedir. Üçünde de böyle bir kayıt yoktur. Bir başka yerde de hadis demediği, bir kültür gibi naklettiği yerde (buna onun kitabında ta’lik denmektedir) bu ilave bilgiyi de vermektedir. Buharî okumayı bilmeyenlerin ondaki hadislerle ta’likleri tefrik edemeyecek kadar onu bilemez oldukları anlaşılmaktadır. Dert ne Buharî’dir ne de Ömer. Dert bize dinimizi kabullenilemez bir sorun yumağı olarak lanse etmektir. Demek ki bu zamanda böyle imtihanda olmak da varmış. Gelin siz dininizi, sevdirenlerinden öğrenin. Şüpheler ihdas edenlerinden ise uzak durun. Dualar eder dualarınızı beklerim.
Güzel mümin kardeşim, biz Rabbimizin adaletinin kadın-erkek tüm kullarına tam olduğuna, hiçbir kuluna ne dünyada ne cennete zulmetmediğine, her şeyi yerli yerinde yaptığına, kullarına onlara hak ettiğinden fazlası ile merhamet ettiğine, ödüllendirdiğine İMAN EDENLERİZ. Allah, cenneti mümin olan erkek ve kadın kullarına vaat etmiştir. Sadece erkek kullarına değil. Cennet erkek ve kadın için ortak bir söz ise cennetteki bütün nimetler de erkek ve kadına ortak sözdür. Asıl olan cennete girebilmektir. Mü'min, cennet gibi bir nimete erdikten sonra oradaki bir meyve ağacına, hurinin kaç adet verildiğine, kime ne fazla verildiğine takılıp kalabilir mi? Ebedi cennet hayatının yanında nedir konuşulmaya değer olabilecek? Biz okuduğumuz bir Kur’an’ın, duanın dahi kalbimizi ürpertmemesinden endişe edip bunun çarelerini arıyoruz. Çünkü cenneti istiyoruz Rabbimizden. Efendimiz “Kur’an okunurken ağlayın, ağlayamasanız bile ağlıyormuş gibi yapın.” buyuruyor. Bugün kalbim titremiyor diye “olmayacak bu iş” diyerek bırakmayacağım. Daha sıkı, sımsıkı tutunacağım. Böylece Rabbim samimiyetimi görecek. Kalbim titreyene kadar… Şeytanın insanı kandırmasının, imandan çıkarabilmek için attığı akla getirdiği bu sorulardan daha açık bir örnek olabilir mi? Mesela erkeklere huriler vaat edildi; huri vaadi olmasa idi erkekler ibadet etmeyecek, şehit olmak için gayret etmeyecek miydi? Cennete girmek, Allah’tan razı olmak için yeterlidir. Allah razı olmuş cennete koymuştur, kul da cennete girince razı olmuştur. Bunun ötesinde hangi söz konuşmaya değer bir söz olabilir? Üzüntünün olmadığı diyar olan cennette kime ne verildiği mi dert olacak mü'min kadına? Cennet bizim yaz mevsimi geldiğinde gidip rahatladığımızı sandığımız yerler kadar basit bir mekân mı ki dünya ile ve dünyanın içindeki sıkıntılarla kıyaslıyoruz. Eğer ki cenneti hak etmeyi başarırsak dünyada aklımıza gelen bütün soru işaretlerine güleceğiz Allah’ın izniyle. Ancak o soru işaretlerini büyümeden yılanı küçükken ezmeli ve şeytanın istediğini almasına izin vermemeliyiz. Mümin kadınların ödüllerini o muhteşem güne sakladı Allah. Var mı bundan daha heyecanlı bir yarış? Ve en güzeli, en umut verici, bütün bu söylediklerimizi dahi bir kenara bıraktıracak, kalbi pır pır ettiren, koşarak kavuşmayı arzu ettirecek cennetteki en büyük nimet, nimetlerin sultanı Allah Teâlâ’yı görmektir. Bunda da mü'min cennetlik KADINLAR ERKEKLERLE AYNIDIR.
Aleykümselam.Babanız sağ iken sizin bu konuyu üstlenmeniz doğru değildir. Siz sadece uygun bulmadığınızı belirtip kenara çekilmelisiniz. Gerisi babanızın yetkisindedir. Siz çekilin, babanız ne yapacaksa yapsın. Sizin yaptığınız fitneyi abartmaya neden olabilir.
Allah, bütün zamanları imtihan için yaratmıştır. Bir asır öncekiler de on asır öncekiler de imtihan halindeydiler. Sonrakiler de öyle olacaktır. Bizim zamanımız, her şeyin çok hızlı değiştiği ve geliştiği bir zaman olduğu için, ileriye bakmaya çalışan basiret sahibi insanları daha fazla ürkütmektedir. Elbette her mü'min, imanının elinden gitmemesi için uyanık bulunmalıdır. Zira iman gitmez, bir kere mü'min olduk denebilecek bir zeminde değiliz. Allah Teâlâ korusun, insanın son anında bile ayağı kayabilir. Akıllı mü'min, elinde kor taşır gibi hassas olur. Sabah evinden çıkarken akşam dönüşünü, akşam evine girerken sabah çıkışını düşünür. İman Allah’ın en büyük nimetidir. Bütün nimetler gibi elden gidebilir. Şu hususlara dikkat edersek, imanımızın erimesine karşı uyanık bulunmuş oluruz: 1- İmanımızın temelini ‘gayba iman’ın oluşturduğunu unutmayız. Elle tutulması, gözle görülmesi, kulak duyulması mümkün olmayan şeylere gayb dendiğine göre, her an imanımızı, gaybı soruşturmaya yönelik bir fitne kuşatabilir. Kur’an ve Sünnet tartışmasına çekilebiliriz. Dikkat etmek durumundayız. Bizim Kur’an’a bakışımız ‘beğenme’ ile ifade edilemez bir bakıştır. ‘Biz Kur’an’ı çok beğendik de iman ettik.’ diyemeyiz. Vitrindeki herhangi bir kitabı alıp inceledikten sonra beğenirsek ücretini ödeyip almamıza benzemiş olur bu tutum. Bu ise ‘iman etmek’le ifade edilmez. İman etmek, tam teslim olmaktır. Allah Teâlâ, Kur’an isimli kitabını bize gönderdi. Biz de ona iman ettik. Asırlar sonra, şeytanın aklını çeldiği biri karşımıza çıkıp, ‘şu ayet… aslında…’ demeye başladığında, riskli bir imtihanla karşı karşıya bulunduğumuzu anlamalıyız. Kur’an’ın tartışılabilir tek bir ayeti yoktur. içeriğinden Müslüman’ın sıkılmasını gerektirecek tek bir kelimesi yoktur. 2- Gaybı ve geleceği ancak Allah bilir. Biz üzerimize düşen görevleri yapar, yarın hakkında ileri geri konuşmayız. Yarının olayları hakkında tarih vererek veya meçhule atıflar yaparak yönlendirmeye çalışanlara da itimat etmeyiz. Bizim için hedef bugündür. Bu günü ne yaptığımızı, bu gün nelere imza attığımız düşünür, onun muhasebesini yaparız. 3- Helali helal, haramı da haram bilir; ikisinin de çizgilerine dikkat ederiz. Fitne zamanlarında, haramların helallerle iç içe gibi olacağını, harama girmemenin neredeyse mümkün bile sayılmayacağını bilmeliyiz. Cephede cihad etmek ne ise, harama karşı tavizsiz durabilmek de odur. Haramların çekiciliği ve yaygınlığı karşısında, takva yönümüz daima önde olmalıdır. Fuhuş ve faiz iki ok olarak şeytanın elindedir ve her zamankinden daha sivri uçlarını bize yöneltmiştir. Fuhuş ve faiz, alkol gibi haramlardan korunmak, onların uzantılarına dikkat etmekle mümkündür. Yoksa kolay kolay bir haram bütünüyle Müslüman’a takdim edilmez. Kuruşluk faizlerden sonra büyük banka hesaplarına geçilmektedir. Birkaç saniyelik bakışın birkaç ayından sonra zina kapıyı çalmaktadır. 4- İbadetsiz kalmanın, güneşte kalan susuz bitki gibi imanda kurumaya götüreceğini bilir, ibadetin hakkını vermeye çalışırız. Genç yaşta ibadet titizliğini yakalayabilmek büyük bir nasiptir. İbadetleri erteleme hastalığı, yaşlılıkta düzelmesi zor bir illet olarak bilinmelidir. Zamanında camiye gidip namaz kılmayı, zamanında ve ilk ele geçen fırsatta haccetmeyi ilke edinmeliyiz. İbadetler arasında önemli-önemsiz ayırımından kaçınmalıyız. Özellikle sabah namazının camide cemaatle kılınması, yatsı namazının camide cemaatle kılınması, sabahtan akşama, akşamdan sabaha kadar Allah’ın zimmetinde olmaktır. Bu şuuru yakalamalıyız. İnfak etmenin önemli bir ibadet olduğunu bilmeliyiz. 5- Azaptan korunmuşluk garantisi hissinde olmayız. Allah’ın rahmetinden umudumuz da sonsuzdur. Korku ile umut arasında mutedil bir anlayış bizim için önemlidir. ‘Unu elemiş, eleğini asmış’ anlayışı bir tehlikedir. ‘İşimiz bitti’ anlayışı da tehlikedir.
Peygamber aleyhisselam efendimiz, dünya ve ahiretimiz için gerekli bütün bilgileri bize aktararak bu dünyadan gitmiştir. Onun bize aktardığı bilgiler arasında kıyamete kadar olacak olağan dışı bazı olaylar da bulunmaktadır. Bu aktardığı bilgilerin bir kısmı herkesin çıplak gözle bile görebileceği kadar açık konular, bazıları da derin bilgi gerektirecek konulardır. Sözünü ettiğimiz bu derin konuları ele alırken şu noktalara dikkat edilmesi gerekmektedir: Peygamber aleyhisselam efendimizden bize ulaşan bilgilerin sahih olanı ve olmayanı vardır. Sahih, ona ait olduğunda şüphe bulunmayan demektir. Bu bilgilerin önce sahih olup olmadığına bakılır. Özellikle sahih olmayan hadislerin sıradan insanlara aktarılıp zihinlerinin karışmasına ve umutsuz kalmalarına neden olmak yanlıştır. Hadisler bize Arapça dili ile taşınmıştır. Hadisleri anlarken iyi bir Arapça bilmeyenin iyi anlaması mümkün değildir. Hadislerde geçen konuları “işte şu olay/işte şu kişi/işte şu mekân” şeklinde muayyen bir noktaya tahsis etmek isabetli olmayabilir. Dünyanın ne kadar daha ömrü varsa bu hadisler o zamanlar için de geçerlidir ve bizim büyük, dehşet diye yorumladığımız nice olay belki de gelecek zamanlar içinde basit kalacaktır. Bu ihtimal unutulmamalıdır. Hadislerde anlatılan ağır olaylar Müslümanların umutsuz kalmalarını ve bir kenara çekilmelerini gerektirmemektedir. Müslüman için kural şudur: Her şeye rağmen Müslümanca hayatı devam ettirmek, kıyamete birkaç dakika bile kalsa elindeki fidanı dikmek. Bu ciddiyet ve önemseme ile bakılmadığında bu hadisler üzerinden Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme söylemediğini veya kastetmediğini söyletmiş oluruz. Allah muhafaza buyursun. Bu da Müslümanları yarın Rablerinin huzurunda mahcup olacakları evhama, vesveselere ve hatalı uygulamalara sevk edebilir. İnsanlara zulmetme, belli yerleri uğursuz görme, zaman ve umut israfına neden olma gibi sonuçlar da muhtemel olur.
fitne konusundaki diğer fetvalar
Kamu hakkı, birey hakkından öncedir. Fitneye ve daha beter sonuçlara sebep olmadan ihbar edebilirsiniz.
Değerli kardeşim: Biz bir ümmetiz; iyilerimiz ve kötülerimiz, çalışkanlarımız ve tembellerimiz, sadıklarımız ve hainlerimiz hep bir arada ümmetiz. Hayal üzerinden değil, gerçekler üzerinden yaşamak zorundayız. Sizin şikâyet ettiğiniz durumu bir camide de bulabilirsiniz. Camiyi mi terk edeceksiniz? Madem biz bir ümmetiz, bir arada olmaya mecburuz. O zaman bir arada olmanın gerektirdiği zorunluluklara da katlanacağız. Her terslik gören bırakıp giderse ne olur ümmetimizin hâli? Şöyle yapmanızı tavsiye ederim: Ortada açık bir haram varsa hiç tereddüt etmeyin; hemen ikaz edin. Düzelirse ne ala, düzelmez ve haram devam ederse terk edin. Bir gün bile beklemeyin. Ortadaki haram değil de hata denebilecek şeyler ise siz yine ikaz edin, doğru bildiğinizi söyleyin. Düzelirse ne güzel, düzelmezse iki seçenekten birini uygulayacaksınız: Söz konusu yanlış, ciddi bir zarar ve vebal oluşturacak noktaya kayıyorsa siz oradan uzaklaştırılma veya pasifiz edilme pahasına da olsa yanlışı yapmayın, yapılmasına izin vermeyin. Bu düzeyde değilse vebali onlara ait olacak şekilde işinize devam edin. Gerektiğinde şerh koymayı bilin. Fitneci ve her şeye itiraz eder duruma düşmeden gördüğünüz yanlışı düzeltebileceğini zannettiklerinle konuş, toplantılarda konuş. Faydası olmasa bile sen vebale iştirak etmemiş olursun. Yalnız ikaz etmek dedikodu üretmek veya iştirakçisi olmak değildir. Hatalı gördüğün alanın dışındaki işlerde bir aksatma veya gevşeklik yapmamalısın. Neticede siz kişilerle değil hata ile uğraşıyorsunuz. Yayacağınız sözlerin ve ortaya koyacağınız tavırların bir vakıftaki hatayı düzeltme amacı ile başladıktan sonra ümmetinize, yarınlardaki Müslümanlığa ne kaybettirebilir olduğunu da düşünmeniz gerekir. Düzeltmeye çalışırken yaralamaya sebep olmamalısınız. Şunu unutmayınız: Namaz, dinimizin direği, Müslümanlığımızın göstergesidir. Camide cemaatle kılınan namaz ise bunun yirmi beş katı daha değerlisidir. Bir camide mesela bir Cuma namazı bir Müslüman için dini ve hayatı demektir. O namazı kıldıran ise bu oranda büyük bir konumda durmaktadır. Bütün bu büyük gerçeğe rağmen dinimiz, “kötü adam” nitelikli birinin arkasında kılınıyor olsa bile camiyi/cemaati/namazı/bir arada olmayı terk etmememizi emretmektedir. Her şeye rağmen, her duruma rağmen… Çünkü biz ümmetiz, meleklerden oluşmuyoruz, insanlardan oluşuyoruz. Böyle başladık böyle devam edeceğiz. Bizden öncekiler böyle kazandılar biz de böyle kazanacağız biiznillah.
İfade edeceğim başlıklara dikkat etmenizi rica ediyorum. Haricî zihniyetine sahip kimseler genellikle katı, kesin ve uzlaşmaz bir düşünce yapısına sahiptir. Onlarla doğrudan tartışmaya girmek çoğu zaman sonuç vermez. Bilakis, onları daha da keskinleştirebilir. Bu yüzden, faydasız münakaşalardan kaçınmak gerekir. Cemaatimize bu tür zihniyetlerden etkilenmemeleri için doğru İslam anlayışını sağlam bir şekilde öğretmek en etkili yoldur. Bunun için de ilmihal bilgilerini ve akideyi sağlamlaştırmak; Müslümanlar arasındaki birliği ve merhameti vurgulamak; Sahabe, Tâbiûn ve Müçtehid imamların anlayışlarını anlatmak önemlidir. Haricî zihniyet genellikle ihtilaf çıkarmak ve insanları bölmek üzerine kurulur. Cemaati ve halkı bu tür insanlarla fazla muhatap olmamaları konusunda bilinçlendirmek gerekir. Özellikle dinde hassas ama ilmî altyapısı zayıf gençler, Haricî söylemlerden etkilenebilir. Onlara daha fazla rehberlik ve sohbet ortamı sunmak önemlidir. Haricî anlayış, şiddete ve toplum içinde fitneye yönelmişse, bu durumda sadece ilmî mücadele yetmez, resmî mercilerle irtibata geçmek gerekebilir. Çünkü bu tür zihniyetler bazen silahlı hareketlere dönüşebiliyor. Peygamberimiz aleyhisselamın dinde aşırılığa düşenlerle olan tavrında olduğu gibi kararlı ama sert olmayan bir üslupkullanmak gerekir. Mücadele, birebir tartışma ile değil, ümmeti sahih ilimle bilinçlendirerek yapılmalıdır. Allah yardımcınız olsun, vazifenizde muvaffak eylesin.