Fetva Meclisi
Soru
Hocam, sizden bir konuyu aydınlatmanızı rica edeceğim. Ben bir vakıfta hizmet etmeye çalışıyorum. Vakıf yöneticilerimiz vakfımızın kimliğine ters işler yapıyorlar. Bırakıp başka bir yere geçmek istiyorum. Yolda bıraktı olsun da istemiyorum. Ne yapmamı tavsiye edersiniz?
Cevap
Benzer fetvalar
Evet, bu sorun size mahsus bir sorun değildir. Kitleler bazında sahiplenilmiş bir din davasından ne yazık ki her alanda yoksunuz. Bu da gösteriyor ki Rabbimiz bizi, bulunduğumuz alanlarda tek başına bir ümmet gibi görmek istiyor. Kimse yoksa sen varsın ya! Peygamberlerin ve onların izinden gidenlerin kaderi budur. Ne mutlu size ki bu yalnızlığı dert edinmemeye hazırsınız. Kalabalıkları beklemeyin, kendinizi dik tutarak tek başına bir ümmet olmaya çalışın. Yüreğiniz dininizi ve bütün insanlığı kuşatacak çapta olsun. Yalnızlıktan yılmayın. Mahzun olmayın. Şeytanın size yapabileceği baskılardan biri budur; kimse yok diyecektir size. Melekler var ve sizin büyük yüreğiniz var Allah’ın izni ile. İmanınızı her an çalınabilecek bir mücevher gibi koruyun. Şüpheler ve tereddütler ortamına bulaşmamaya çalışın. Size yenilik ve atılım gibi gösterilebilecek ama imanınızı sarsacak ortamlardan, fikirlerden uzak durun. Haramlardan kaçının, haram şüphesinden bile uzak durun. Namaz başta olmak üzere ibadetlerinize ciddiyetle sarılın. Kur'an okuyun. Mü'min kardeşliği korumayı imanınızın gereği olarak bilin. Bulunduğunuz ortamın doğal İslam davetçisi olarak yaşayın. Kalbinizin Allah ile bağlantısını güçlü tuttuğunuz sürece de işte siz, insanlık oldunuz ümmet oldunuz tek başınıza. İlgilenmeyin gerisi ile o zaman. Allah yardımcınız olsun, yolunuz mübarek olsun.
Yapmamız gereken o kadar çok işimiz vardır ki, o işlerimizin arasında birbirimizin fikir farklılıklarına ayırabileceğimiz bir vakit limiti yoktur. Hiç yoktur. Bugüne kadar kolay kolay iki insan birbirlerini böyle derin konularda ikna edebilmiş değildirler. Herkes kendi düşüncesinden memnundur. Gereksiz yere enerjimizi birbirimizle israf edemeyiz. Size tavsiyem bu konular açıldığında teşekkür edip susarak konunun dışında kalmanızdır. Ben öyle yapıyorum. En azından onun fikirlerinin derinleşmemesini sağlarsınız. Kendi psikolojiniz de bozulmamış olur. Şeytan bizi, birbirimizle tartışırken görmekten mutlu olur. Onu mutlu edecek işleri iyi niyetle bile olsa yapamayız. Tavsiyem budur: Tartışmayın. İzah etmeyin, eğri zannettiğinizi doğrultmaya çalışmayın. Bugüne kadar düzeltebilen olmadı, siz de düzeltemeyeceksiniz. İşinize bakın; işimiz vaktimizden çoktur.
Allah Teâlâ sana sabır ve sebat versin. Bu sorunun zamana yayarak düzelmesini beklemekten başka bir çaresi olduğunu zannetmiyorum. Neredeyse bütün davetçilerin bir sorunudur bu sorun. Biraz da senin idare ve yönlendirme zafiyetinden kaynaklandığını bilmelisin. Mesela sana neredeydin, neden geç kaldın? Türünden bir soru veya çıkış yönelttiğinde “güzelim, yine seni ihmal ettim, üstelik de seni çok özlemiştim” deyip yanağından öpebilirsin. Bu birinci tavır. Ya da böyle yapmayın: “Herhalde gezmiyordum, sen de biliyorsun ki teşkilatta idim” de diyebilirsin. İki cevap arasında büyük fark vardır. Evet, seni takdir etmeyen bir eşi düzeltmen zordur ama birinci türden bir cevapla daha huzura yakın olabilirdin. Kadınlarımız tatlı söz dinlemeye daha uygundurlar. Bunu hiç unutmayasın. Bir başka bilmen gereken bir mesele de şudur: Bekâr bir teşkilat mensubu ile evli bir teşkilat mensubu arasında fark olmalıdır. Biraz daha evine pay ayırarak teşkilatta bulunmaya çalış. Allah yardımcın olsun.
Sizin bu şikâyetiniz neredeyse her Müslüman'ın öyle veya böyle şikâyetidir. Çünkü biz, bir kulluk savaşı veriyoruz. Şeytana mağlup olmadan Rabbimize kavuşmayı diliyoruz. Kesinlikle bu bir mücadeledir; temenni ile, umutla elde edilir bir şey değildir. Sizi bu hâlinizle, başkasını da bir başka şey ile oyalayacaktır şeytan. Biz ise, imtihanımız her ne ise onu başarmak için uğraşacağız. Peygamberlerden bir peygamber bile olsak durum bu olacaktı. Siz, 1- İmanınızı tartışma konusu yapmayın, öyle bir ortamda bulunmayın, 2- Asla, Allah'tan ve rahmetinden umut kesmeyin. 3- Fasıklarla beraber bulunmayın, onların gündemlerine katılmayın. 4- Yaptığınız ibadetleri az bile olsa asla küçük ve basit görmeyin. Bir kere 'Sübhanellah' demenin cennet demek olduğunu bilin. 5- Sizden daha iyi olduklarına itimat ettiğiniz bir grubun içinde bulunun. Onlarla programlı bir şekilde işler yapın. 6- Dengeli işler yapın; sadece zikir, sadece siyaset, sadece oruç gibi işler yapmayın. Farzların bütününü, nafilelerin de yapabildikleriniz kadarını yapmaya çalışın. Gerisini de Allah'a bırakın; şeytan, tevazu kılıfı ile sizi tuzağa düşürmesin. İyi haberlerinizi bekleriz. Allah'a emanet olunuz.
Allah Teâlâ seni muhafaza buyursun, ümmetin güçlü bir fidanı olarak seni yaşatsın. Asıl düşüncen bugünün olsun. Bugün imanı güçlü, enerjisi taze bir genç olarak kalmaya bak. Bunu öncelikli yap. İlerideki bir planı tasarlarken bugün şeytanın maazallah avucunda erime tehlikesi yaşama. Önce bugün. Yarın ise babanın teklifine de hazır ol yeni bir açılıma da. Eğer sen o güne kadar bu iradeni sarsmadan kullanabilirsen o gün biiznillah en iyisini yapmaya muktedir olabilirsin. O güne gelinceye kadar güçlen. Bulunduğun alanı zorla toparlayan değil hakkını veren biri olarak sürdür. Hiçbir işte zayıf kalmaya hakkımız yoktur. Allah’a emanet olasın.
Bir talebe olarak yapabileceğiniz bununla sınırlı olabilir. Şunu unutmayacaksın: Senin mümin bir genç olarak vazifen dünyayı düzeltmek değildir. Vazifen gafil olmamak ve yapabileceğini yapmaktır. Sonuçlar Allah’ın takdirindedir. Sen kimsenin kalbine hükmedemezsin. Ama bütün kalplere sesini duyurmak için çırpınırsın. Bütün asırlarda bütün müminlerin kaderi böyle olmuştur. Belki bir adım ilerisi olarak senin bu hassasiyetini paylaşan bir sivil toplum çalışmasına katılırsın, katılmışları desteklersin. Bu kadar, gerisini Allah’a bırak. Uygulaman güzel, öyle devam et ve moralini bozma sakın. Sen ibadet yapıyor gibi yap, sonucu Allah’a sal.
fitne konusundaki diğer fetvalar
a. Bu hadis Buharî’de (5096) ve Müslim’de (2740) başta olmak üzere sahih hadis kitaplarında geçmektedir. Buna göre de hadisin varlığından bir şüphemiz yoktur. b. Hadisi tam olarak şöyle tercüme edebiliriz: “Benden sonra erkekler için kadınlar gibi bir fitne bırakmadım.” Buradaki “bırakmadım”, “yoktur” anlamındadır. c. Fitne ifadesi sıradan bela/kötülük/musibet şeklinde anlaşılamaz. Fitne, sınav anlamınadır. Kadının erkeğe fitne olması, onu Allah’ın yarattığı maksat üzere bulamaması demektir. Kadının Allah’ın yarattığı maksadın dışına taşmış olarak yaşaması, erkeğin onu kulluk kurallarını belirleyen şeriat kaideleri haricinde bir konumla şeytanın hilelerine alet olmuş olarak görmesi, erkek için kontrolsüz bir güce karşı korumasız kalması demektir. Bu da erkek için fitnedir yani ağır bir sınavdır. Erkek için sınav olan bir şey onun yarısı olan kadın için de sınavdır. Bu hadisteki fitne olma durumu, kadının erkek penceresinden bakılıp görülen bela olma yerine birbirlerinin imtihanı olarak aynı süreci yaşamaları şeklinde sonuç verir. Fitne kelimesinin Kur'an’ımızdaki kullanımıyla hayır ve şerri aynı anda üretebilecek ve getirebilecek işler için zikredildiğini bilmeliyiz. Bir hayır ise onu kaybetmek şer, şer ise ondan kurtulmak hayır olacak çizgide duran bir kavram olarak fitne, hayatın akışı içinde insanın sınavına işaret eden bir sözcüktür. d. Hadisteki bu anlam, Kur'an’ımızın âyetlerinde de vardır. Âl-i İmrân ve Teğâbun surelerinin 14. âyetlerinde bu anlam başka bir ifadeyle vardır. Aynı şekilde farklı hadislerde de bu anlamı güçlendiren ifadeler vardır: “Dünya tatlıdır, yeşildir. Ve Allah dünyayı size verecek, ne yapacağınızı görecektir. Dünyaya dikkat edin. Kadınlara dikkat edin. İsrailoğullarının ilk fitnesi kadınlar konusundaydı.” (Müslim) “Dünya bir nimettir. Dünyanın en iyi nimeti de saliha kadındır.” (Müslim) e. Bu mübarek hadisin nasıl bir nebevî mucize olduğunu bugünkü nesiller bütün nesillerden daha iyi anlamışlardır. Kadın üzerinden kurulan sömürü piyasası bütün dünyada kazandıran bir ticarete dönüşmüştür. Dolayısıyla Peygamber aleyhisselam Efendimiz bu sözüyle kadını, erkeği ve bütün ümmetini uyarmıştır.
Kamu hakkı, birey hakkından öncedir. Fitneye ve daha beter sonuçlara sebep olmadan ihbar edebilirsiniz.
İfade edeceğim başlıklara dikkat etmenizi rica ediyorum. Haricî zihniyetine sahip kimseler genellikle katı, kesin ve uzlaşmaz bir düşünce yapısına sahiptir. Onlarla doğrudan tartışmaya girmek çoğu zaman sonuç vermez. Bilakis, onları daha da keskinleştirebilir. Bu yüzden, faydasız münakaşalardan kaçınmak gerekir. Cemaatimize bu tür zihniyetlerden etkilenmemeleri için doğru İslam anlayışını sağlam bir şekilde öğretmek en etkili yoldur. Bunun için de ilmihal bilgilerini ve akideyi sağlamlaştırmak; Müslümanlar arasındaki birliği ve merhameti vurgulamak; Sahabe, Tâbiûn ve Müçtehid imamların anlayışlarını anlatmak önemlidir. Haricî zihniyet genellikle ihtilaf çıkarmak ve insanları bölmek üzerine kurulur. Cemaati ve halkı bu tür insanlarla fazla muhatap olmamaları konusunda bilinçlendirmek gerekir. Özellikle dinde hassas ama ilmî altyapısı zayıf gençler, Haricî söylemlerden etkilenebilir. Onlara daha fazla rehberlik ve sohbet ortamı sunmak önemlidir. Haricî anlayış, şiddete ve toplum içinde fitneye yönelmişse, bu durumda sadece ilmî mücadele yetmez, resmî mercilerle irtibata geçmek gerekebilir. Çünkü bu tür zihniyetler bazen silahlı hareketlere dönüşebiliyor. Peygamberimiz aleyhisselamın dinde aşırılığa düşenlerle olan tavrında olduğu gibi kararlı ama sert olmayan bir üslupkullanmak gerekir. Mücadele, birebir tartışma ile değil, ümmeti sahih ilimle bilinçlendirerek yapılmalıdır. Allah yardımcınız olsun, vazifenizde muvaffak eylesin.