Fetva Meclisi
Soru
Hocam bir sohbetinizde imam Nevevî’den naklederek “Eğer Buhari ve Müslim’in içindeki sözlerden bir tanesi Resûlullah’a ait değilse karım boş olsun diye biri yemin etse bütün ümmetin ittifakı ile onun karısı boş olmaz çünkü böyle bir yanlış yok bu kitapta.” diyorsunuz. Fakat maymunun recmi konusunda Amr b. Meymûn’un rivayeti var ve kendisi sahabe değil sadece kendi gördüğü olayı naklediyor ve bunu da Efendimize isnat etmiyor. Sonuç olarak Buhari’deki bütün sözler kesin olarak bizzat Efendimiz tarafından söylendi dersek bu çelişki gibi görünen durumu nasıl açıklayabiliriz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Kardeşim, biz Buhari'nin hakkındaki kanaate inanıyor ve onunla huzur buluyoruz. Sizin veya bir başkasının ya da Müslüman olmayan birinin tenkiti onun bileceği iş olur. Siz bir bilgi edinme maksadı ile sormadığınız için cevap verme ihtiyacı hissetmiyoruz. Size sizin kanaatiniz yeterlidir. Bize de bizim kanaatimiz. Allah'a emanet olunuz.
Biliyor musunuz, “hadislerde” diye baş gösteren bu fitnenin asıl hedefi Kur'an’ımızdır. Maazallah, bugün oyunun asıl maksadını anlayamazsak yarın gözümüze baka baka Kur'an’ımızı tenkit edeceklerdir. Zira bizim topraklarımızda bu ağzı kullananlar, hadislerde arıza buluyorlar ama dışarıdaki onların asıl nefes veren ciğerleri mesela bu sizin zikrettiğiniz meselenin “Kur’an’ın dendiği gibi eksiksiz bir kitap olmadığını” söylemektedirler. Bunun adı fitnedir yani mü'minin imanını can damarından arızalı duruma getirme fitnesi… Elbette sizin gibi konuyu dışarıdan izlemek durumunda olan kardeşlerimizin, oyunu anlamaları kolay değildir. Şeytanın hilesine dayanacak iman dileriz Allah’tan. Size meseleyi izah etmeden önce şu sorunun cevabını bulmamızın ortadaki açık ve gizli kinin nedenini bilmemize katkısı olacaktır: Bütün bu tartışmaların bugünkü Müslüman topluma ne yararı olacaktır? Hangi açığımız kapanacak, hangi sorunumuz çözülecek bu tartışmalarla? Bin dört yüz yıldan beri “tam ve eksiksiz” bilinen Kur'an’ımız, hayat tarzımız olduğuna iman ettiğimiz hadisler irdelenince ne elde edeceğiz? Bizim bir kazancımızın olmayacağı bellidir; ya bu ümmetin düşmanlarının kazancı kimin adına olacak? Bu soruyu derin bir düşünce ile düşünmemiz gerekiyor. Rabbim yardımcımız olsun. Meseleye gelince, bir kere o hadis Buharî ve Müslim hadisi değildir. Aslı Buharî ve Müslim’de de bulunan ama İbni Mace’nin rivayet ettiği zayıf bir hadistir. Hadis literatürü açısından muteber bir hadis değildir. Dinimizi karıştırmak isteyenler, biraz oradan biraz buradan bir sentez yaparak; İbni Mace’den yama yaparak Buharî’yi vurmaya çalışmaktadırlar. Buharî vurulunca da Kur'an’ımızın izahı niteliğindeki hadisler sarsılacak, hadisler sarsıldı mı da kim mutlu olacak, bilemiyorum, bilmek de istemiyorum. Esasen mesele, usul ilminde NESH denen meseledir. Bir ayetin uygulaması kalmış Kur'an’daki okunuşu kaldırılmıştır. Konu budur. Yoksa Ömer radıyallahu anh gibi bir mü'minin yüzlerce Kur'an hafızı âlim sahabinin gözüne baka baka “ben Kur'an’a âyet ilave etmek istiyorum” diyecek! Hem de Ömer! Buna o zamanın münafıkları bile inanmazdı her hâlde. Buharî bu olayı kitabında üç yerde HADİS olarak zikretmektedir. Üçünde de böyle bir kayıt yoktur. Bir başka yerde de hadis demediği, bir kültür gibi naklettiği yerde (buna onun kitabında ta’lik denmektedir) bu ilave bilgiyi de vermektedir. Buharî okumayı bilmeyenlerin ondaki hadislerle ta’likleri tefrik edemeyecek kadar onu bilemez oldukları anlaşılmaktadır. Dert ne Buharî’dir ne de Ömer. Dert bize dinimizi kabullenilemez bir sorun yumağı olarak lanse etmektir. Demek ki bu zamanda böyle imtihanda olmak da varmış. Gelin siz dininizi, sevdirenlerinden öğrenin. Şüpheler ihdas edenlerinden ise uzak durun. Dualar eder dualarınızı beklerim.
Hadisi şerif, her şeyden öce bize, imanın bir alt yapısı bulunduğunu ve bu alt yapıya dikkat etmediğimiz takdirde imanın içinin boşalabileceğini, bu alt yapıdan birinin de mü'minler arasında sevgi/kaynaşma gibi kavramlar olacağını göstermektedir. Mü'minler birbirlerini sevmedikçe ve bu sevgiyi 'selam kalitesinde' izhar etmedikçe iman açısından sorunlu olmaya devam edeceklerdir. Şunu da bilmek gerekir ki, mü'minler arasında Allah rızasına dayalı sevgi kadar 'Allah rızasına dayalı protesto' da gereklidir. O da imandan bir bölümdür. Kardeşliği kesip atmamak kaydı ile hatalara karşı tepkili olmak, aktif bir iman sahibi olmanın gereğidir. Bunu, bu şekilde yapabilen imanına dair bir iş yapmış olur.
Selamünaleyküm. Sevgili Kardeşim, söyle zannetmeyiniz: 1- Her konu ile alakalı bir hadis var. 2- O hadisi bulan imam, onunla amel etmiş. 3- O hadisi bulamayan imam da kendine göre bir görüş icat etmiş.4- Sonra kitaplar basılınca, hadisleri kayboldukları yerden biz bulmuşuz ve amel etmişiz. Elbette böyle düşünmüyorsunuzdur ama bu sonuca götüren bir mantığı yansıtıyor 'hadisi bulup onunla amel etme' idraki.Meselenin aslı ise şöyledir: 1- Neyi nasıl yapacağımıza dair kuralımız, önce Kur'an'a bakmaktır. Kur'an'da bir bilgi varsa ve o bilgi açıkça anlaşılıyorsa hemen onunla amel ederiz.2- Kur'an'da bulunmuyorsa ya da Kur'an'daki net anlaşılmıyor ise hadise bakarız. Hadis bize yol gösteriyorsa ve açık anlaşılıyorsa yine tereddüt etmeden ona yöneliriz. Böylece meselede kalmaz. 3- Kur'an'da ve hadiste aradığımız yoksa ashabı kiram başta olmak üzere ulemanın icmaını ararız. Bu ümmet bir hususta icma etmiş ise onunla hemen amel ederiz. 4- İcma da yoksa müçtehit birinin içtihadına başvururuz. O bizim için yön verici olur. Bizim için bilgi kaynağı tasnifinin bu şekilde olduğunu zaten bilmektesiniz. Asıl tıkanılan mesele, ilk girişte işaret ettiğimiz, fukahanın adeta beğene beğene hadis seçtikleri imasını veren düşüncedir. Bu nedenle de bilmemiz gerekiyor ki: a- Fukahanın farklı düşünmek zorunda kaldığı meselelerde büyük oranda birden fazla hadis vardır ve o hadisler farklılık göstermektedir. Hadislerin kendi içinde farklı hükümlere işaret etmesi ve bazılarındaki ifadelerin yorumsuz anlaşılamaz nitelikte olması, imamların o hadislerle ilgili farklı hükümler belirtme nedenidir. Anlaşılan odur ki Allah Teâlâ, dininin bu şekilde yaşanmasını murat etmiştir. b- Bu durumu, uygun bulmayıp, sorunsuz bir fıkıh, ilim sergilemek isteyenler için 'niyetlerinin kötü olduğunu' iddia etmemiz abes olur. Kalpler Allah'a açıktır sadece. Ne var ki, 'İmamlar çıksın biz gelelimden başka bir neticeye de ulaşılması mümkün değildir. Bir müçtehidin peşinden gitmekten başka, sizi kalbinizin rahat edeceği bir noktaya götürebilecek yol yoktur. Allah Teâlâ, razı olacağı amellere hepimizi muvaffak kılsın. Dua eder, duanızı bekleriz.
Selamünaleyküm. Bin yıla yakın zamandır bütün müminler Buhar î' ye sahip çıkmıştır. Şimdi, Batı menşeli bilgi sahibi olanlar arasında bu sözler yayılmaya başladı. Bizim ne tavır göstereceğimiz de bundan anlaşılmalıdır. Buhari müftüler düzeyinde bir kaynaktır, size çok yararı olmayabilir. Riyazussalihin isimli kitabı okumanızı tavsiye ederiz. O da hadis kitabıdır.
Selamünaleyküm. Bu hususta, bu güne kadar ulema arasında bir tartışma bu açıdan olmamıştır. Çünkü tartışmaya değecek bir fikir ayrılığı da yoktur. Böyle bir tartışma, esasen ana gündemleri eritmek için ortaya konmaktadır. Bu nedenle de tartışmaya reddetmek amacıyla bile olsa katılmayı, onların gayelerine hizmet etmek olarak gördüğümden katılmama, katılmamayı tavsiye etme tercihim var. Uzak kalmanızı size de tavsiye ederim. Allah'a emanet olunuz.
buhari konusundaki diğer fetvalar
Hayır, böyle bir söz o ortamda imandan çıkarıcı nitelikte değildir. Allah Teâlâ imanlarımızı korumayı hepimize kolay kılsın.
Sorunun sahibi açısından samimiyet ve ilmilik irdelemesi yapamayız ama keşke bu soru, domuzun neredeyse her şeyinin ilaç ve gıdada kullanıldığı, kadının idrarından ilaç yapıldığı bir teknoloji çağında sorulmasaydı deriz. Buharî gibi bir büyük kaynağı çürütme hamleleri için gayet basit bir gerekçe uydurulmuş. Hem de bu çağda…
Sahih Hadis, Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ulaştığına dair itimat sorunu olmayan hadis demektir. Eğer bir hadisin Resûlullah sallallahu aleyhi ve selleme ulaşması konusunda sıkıntı varsa o hadise “Zayıf Hadis” denir. Uydurma olduğu biliniyorsa ona da “Mevzu Hadis” denir. Sahih-i Buharî ve Sahih-i Müslim olarak bilinen iki kitap bütünü ile sahih olan hadisleri toplamıştır. Diğer kitaplarda ise sahih olan da olmayan da bulunur. Riyâzu’s Salihin isimli hadis kitabı böyle bir ayrıntıya girmeden okuyup amel edebileceğimiz bir kitaptır. Onun dışındakiler için iyi bir hadis okuma ve anlama ilmine sahibi olmak gerekir.
Darekutnî hicri 385’te vefat etmiş büyük muhaddislerden biridir. Kitabının adı da SÜNEN olarak bilinir. Yaygın kullanımı ile SÜNEN-İ DAREKUTNÎ olarak zikredilir. Kitabı Buharî ve Müslim düzeyinde değildir. Ebu Davud gibi bir Sünen telif etmiştir. Eserinde pek çok zayıf ve mevzu hadis de bulunur. Beş bin civarında hadisin içindeki zayıf ve mevzu hadisler kitabın değerini düşürmez. Zira Darekutnî, aynı zamanda hadis literatürüne herkesten çok vakıf bir muhaddistir. Getirdiği hadisleri kitabının işleyişini oluşturan fıkıh konularına destek nitelikli ve yorum amaçlı da getirmiştir. Evet, bir Buharî veya Müslim değil ama muteber bir hadis kitabıdır.
Belli bir medrese veya ilim birikimi olmayan için Buhari ve benzeri kitaplar faydalı olmayabilir. Siz şerhi ile beraber Riyâzu’s Salihîn edinin ve onu güzelce okuyun. Allah Teâlâ yardımcınız olsun, ilminizi ziyade etsin.
Bu hadis Buharî’de (3348) ve Müslim’de (222) olan bir hadistir. Dolayısıyla bu sözü Ebu Said el-Hudri’nin Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellemden duyduğunda bir tereddüdümüz yoktur. Yalnız bu tür, ahiret âlemine ait bilgilerin bugünkü rakamların dünyasına yüzde yüz uyarlanabilmesinin bizi doğru bir anlayışa götürmeyebileceğini bilmemiz gerekir. Durumun vahametini anlatmak için söylenmiş olabileceği de muhtemeldir. İlk insandan son insana kadarki insan grafiğini her şeyden önce bilmekten mahrumuz. Bunun gibi pek çok karanlık noktayı toptan ifade eden bir sözü, filan yıla ait bir örnek gibi anlayamayız. Durum gayet ağır bir durumdur. Bunu anlamamız ve imanımızın kıymetini bilip korumamız üzerimize düşen asıl görevdir. Bu oluşmadıktan sonra gerisi bizi sadece karanlığa iter. Allah Teâlâ yardımcımız olsun, imanımızı muhafaza etmeye bizi muvaffak kılsın.