Fetva Meclisi
Soru
Astroloji diye bilinen çok büyük bir ilim var. Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretleri de Marifetname kitabında bu ilmin inceliklerini yazıp bilgilendirmiş. Bu doğrultuda bu ilimle ilgilenen astrologlara gidip hayatımızla ilgili sorular sormamız caiz midir? Gezegenlerin konumuna göre gelecekle ilgili yaşanması mümkün olasılıkları öğrenmek günah olur mu, şirke düşer miyiz?
Cevap
Benzer fetvalar
Selamünaleyküm. Bizim için iki bilgi kaynağı olabilir: a- Kur'an ve Sünnet kaynağı. b- Tıp gibi deneye dayanan ilimlerden elde edilen bilgi kaynağı. Bu iki bilgi dışında kalan bilgiler için mü'min insanın, 'itikat düzeyinde' bir bilgiden söz etmesi mümkün değildir. Bilgi adıyla belli bir birikim bulunabilir. Adı ne olursa olsun o bilgi, kişiseldir, bağlayıcılığı ve inandırıcılığı yoktur. Sözünü ettiğiniz kitaptaki bilgiler, bu iki bilginin ötesindedir. Mü'min insan olarak birinci ve ikinci sınıftan olmayan bilgilere bakışımız böyle olmalıdır.
Astronomi bir bilimdir. Hesaba kitaba dayalı sözleri söylendiği bir ilim olarak ibadet nitelikli bir işin adıdır. Yıldızname veya burç işi ise insandan imanını bile kaybettirebilecek kadar zararlı ve gereksiz bir iştir. Mümin olarak yaşamak isteyen onlarla ilgilenmez. İki iş arasında bağlantı kurmak da ölü ile diriyi karşılaştırmak kadar akılsızca bir iş olur.
Güzel, Kur'an iman ettiğimiz kitaptır konusunda tartışma yoksa o zaman Kur'an’a bakalım. Kur'an’ımız bize “bilmediklerinizi bilenlere sorun” (Nahl, 43) buyuruyor. Ya her şeyi bildiğimizi iddia edeceğiz ya da Kur'an ve incelikleri konusunda bir ilim alt yapısı gerekmez, dergiye bakılır gibi bakılarak anlaşılır diyeceğiz. Öyle bir bilim var mı bu dünyada? Keşke her mü'min Kur'an’dan bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek kapasitede bilgi sahibi olsa! Ama bu mümkün olmadı olmaz da. İlim ağırdır ve uzmanlık ister. Bu iddianın söylenişi güzeldir ama gerçeklikte yeri yoktur. Elbette maksat gerçekten bilmek ve amel etmek ise. Oynamak ve oyalanmak isteyen için her yer dümdüz zaten, maazallah.
Selamünaleyküm. Böyle bir bilgiye kaynak bilmiyorum. Bir tahmin olmalıdır.
Allah'ın azabını hemen gelsin gibi istemek o ümmetlerin işlediği hatalardan biridir. Bu ifadelerin bile kullanılması isabetli değildir. Allah'ın azabına değil affına ve rahmetine talip olmak gerekir. Önceki ümmetlere her hafta bir azap gelmiyordu. Belki on binlerce sene geçmiş bir tarihin bütününü şimdi biz görüyoruz. Bu tarih içinden de kitabımız bize yüzlerce azap örneği vermiyor. Kaç Nuh Tufanı var, kaç denizin yarılması var? Bugünkü zulüm ve Allah'a baş kaldırmanın birkaç asrını bilebiliyoruz. Mesela son beş asrı örnek alalım. Bu beş asır önceki ümmetlerden helak olanlardan kaçına tekabül edecek bir zamana karşılık gelebilir? Sadece matematiksel olarak bile ortada 'neden?' sorusunu gerektirecek bir durum yoktur. Kaldı ki mesele matematik meselesi değildir. Bu ümmet, son ümmettir. İnsanlığın son gemisidir. Bu ümmetin helaki olacak bir azap kıyamet demek olabilir. Ümmetin büyüklüğü ve ağırlığı kadar yanlışların ve günahların da büyüklüğü ve ağırlığında farklılık olabilir. Azabı sadece gökten inen ateş olarak görmemek gerekir. Kim bilir nice azabı bizzat yaşadığımız halde, azabın bir ağırlığı olarak onu hissetmiyor, film izler gibi izliyoruz. Bu da neticede bir azap çeşididir. Allah'ın evren ve insan üzerinde SÜNNETULLAH dediğimiz kanunları vardır. Bu kanunlar bir ayrım yapmadan, ötelenmeden ve aceleye getirilmeden uygulanmaktadır. İlk günden beri böyle oldu, son güne kadar da böyle olmaya devam edecektir. SÜNNETULLAH işlerken mümin kafir ayırmadan işler. Muhtemel azap müminleri geçip kafirlere gelmeyecektir. Yeryüzünü ifsat edenler ve ifsadı düzeltmeyenler olarak herkesi bulacaktır ama ahirette herkes dünyadaki durumuna göre dirilecektir. Alimler başta olmak üzere ümmetin önderleri azabın ne zaman geleceğini beklemek yerine gelmemesi için yoğun gayret ve pratik çalışmalar yapmalıdırlar. Onlara düşen bu vazife azabın gelmesini veya gecikmesini etkilemez ama onların ahiretteki hesabını etkiler.
Tarih, matematik gibi iki çarpı iki denebilen bir ilim dalı değildir. Neticede rivayetler ve bulgular üzerinden yazılmaktadır tarih. Bir tarih bilgisinin din bilgisi gibi algılanması doğru değildir. Buna ilave olarak da şunu söylemeliyiz: Ne yazık ki, kriteri bu olan bir tarih mecmuası da yoktur. Şu olay veya şu döneme ait bir bölüm için varsa da bütün bir tarih için yoktur. Yeni yeni bu tür çalışmalar yapılmaktadır. Temenni ederiz derli toplu bir çalışmamız olur da biz de size tavsiye ederiz.