Fetva Meclisi
Soru
3-4 ay önce bir miktar peşinat ödeyerek bir müteahhit firma ile kooperatif eve girdik. Şu an ev inşaat halinde ve yaklaşık 2 yıl sonra teslim edilecek. Aylık ödemeler yapıyoruz. Şu ana kadar toplam 80 bin kadar ödeme yaptık. Ev başka bir şehirde. Amacımız, bitince satıp kendi oturabileceğimiz bir ev almak. Şu an elimizde nisap miktarından fazla para var, zekat vereceğim miktara ev için ödediğimiz peşinat ve şu ana kadar ödediğimiz taksitleri dahil etmemiz gerekiyor mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Direkt ve dolaylı olması günah işlemeye mani değildir. Siz dolaylı da olsa onların hatasına katılmış oluyorsunuz. Berrak denebilecek bir ticarette olmadığınızı düşünüyorum.
Selamünaleyküm. Satmaya karar verene kadar o ev için zekât vermeniz gerekmez. Satmaya karar verirseniz, satana kadar maliyet değeri üzerinden zekât hesabı yaparsınız.
Sizin ticaretinizde size bankanın etkisi yoksa yani sizin muhatabınız firma ise o firmanın kimden ne alacağını incelemeniz gerekmez.
Elinizdeki birikimden o 40.000 tl’yi düşün. Ya da elinizdekinden o zaman kalan borcunuz ne kadarsa onu düşün. Kalanının yüzde iki buçuğunu zekât olarak verirsiniz.
Selamünaleyküm. Bu evleri neden aldığınıza bağlı bir durum var. Satmak için yani emlakçi mantığı ile aldı iseniz değerleri üzerinden hesap yapıp zekât verirsiniz. Aksi takdirde zekât gerekmez. Zekât vermeniz için de borçlar düşüldükten sonra nisap miktarı kadar elinizde para edecek bir şey kalması gerekir.
Selamünaleyküm. Bu tip uygulamalar hakkında kalben rahat olmadığımız için uygunluğunu söyleyemiyoruz ama o paralara zekât gerekmeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü para bir ev taksidi gibi yatırılmış görülmektedir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Soyadı kullanmak bugünkü örfe göre belirlenmiş ve uygulanmış bir durumdur. Bu hususta bir dini hüküm yoktur.
Aleykümselam. Erkek çocuklarımızın Sünnet ettirilmeleri, Şeriat'ımıza dair olan işlerdendir. Böyle işlerin dostlar arasında sevinç paylaşımına vesile olacak şekilde icra edilmesi esasen sakıncalı değildir. Sıradan bir toplantı ve israfa kaçmayan bir yemek programı yapılabilir. Fıkıh kitaplarımızda bunu teşvik eden veya yeren bir hüküm yoktur. Ne vaciptir diyebiliriz ne de mekruh! Sözünü ettiğiniz şekilde mübalağalar ise kör taklitten ve çoğunlukla riyadan başka bir şey değildir. Ne derse desin insanlar tabii olmak en güzelidir.
Selamünaleyküm. Kadının erkeğin önünde imam olması caiz değildir. Kadının kadına imam olması ise caizdir. İmamı olduğu kadınlarla aynı hizada durarak namaz kıldırabilir. Bu caizdir ama teşvik edilen bir amel değildir.
Aleykümselam. Yaranın kabuğunu soymanız gerekmez. Yıkanıp kurulandıktan sonra kendiliğinden düşenin yerini de yıkamanız gerekmez.
Aleykümselam.Evet, tam anlamıyla bir fitne döneminde yaşıyoruz. Yalnız şunu kesin bir bilgi olarak idrak etmemiz de şarttır: İnsanın bulunduğu her yer ve her zaman bir tür fitne muhakkak vardır. Zira fitne, Allah Teâlâ’nın kulunu imtihan etmesi demektir. İmtihan her zaman ve her insan için var olacağına göre fitnesiz bir zaman beklentisi içinde olmamız doğru değildir. Bize düşen, bulunduğumuz zamanda ne ile sorumlu olduğumuzu bilip gücümüz yettiği kadarı ile imtihanı kazanmaya çalışmaktır. Gündemle gereğinden fazla meşgul olmak akıntıya kapılmak olarak sonuçlanabilir. ULÜ’L-EMR, dinimize ait bir kavramdır. Bu kavramın anlamı ‘mü'minlerin başındakiler’ şeklinde anlaşılabilir. Mü'minlerin başındakilerin ise MÜ’MİNLERDEN BİRİ olması gerektiği tartışılamayacak açık bir gerçektir. Mü'minlerin başındakilerin ise mü'minler, bir toplum olduklarında anlam ifade eder. Dağılmış parçacıklardan birinin içinde birinin mü'minlerin başında veya dibinde olması bir sonuç doğurmaz. Bu sebeple anlaşılıyor ki, şu dönemde mü'minler olarak neden bizim bir Hilafetimiz yok, Halifemiz nerede sorularını iyi düşünmek gerekmektedir.Her hâlükârda ulü’l-emr aynı zamanda ALİMLER anlamına da gelmektedir. Bu açıdan da konuyu ele alalım.
Aleykümselam. Mü'min, kalbinin huzur bulmadığı işi yapmaz/yapmamalıdır.