Fetva Meclisi
Soru
Hocam, malum yaz geldi. Çay bahçelerinde çay toplayacağız. Hocam yabancı işçi durumu çok arttı. Gürcistanlı kardeşler ekmek parası için çay bahçelerinde çalışıyorlar. Birçok insanın arazileri yan yana. Giyimimiz nasıl olmalı? Hocam ne kadar dikkat etsem de çok rahatsız oluyorum. Gözüme perdem çekilidir, elhamdülillah ama onların bakması benim kontrolümde değil ki. Bazen tülbent ile yüzümü sarıyorum peçe gibi. Çoğunlukla boğazımın altında bağlıyorum. Birkaç beden büyük elbiseler giyiyorum. Sizce nasıl olmalı? Pardesü giyiyorum normalde ama çay bahçesinde hırka giyiyorum. Çarşaflı peçeli değilim hocam.
Cevap
Benzer fetvalar
Önce sizi tebrik ederim. Allah'ın razı olacağı bir karar vermişsiniz. Bu karardan bir daha dönmemek için sebat ve sabır üzere olmanız gerekir. Pardösü veya başka bir şey; ne olduğu önemli değildir. Yeter ki şu hususlara dikkat edilsin: a- Sizin bedeninize ait ayrıntılar dikkatle bakan biri tarafından anlaşılmasın. b- Üzerinizdeki kıyafetinizin kendisi bir sanat eseri gibi dikkat çekip üzerinize gözleri toplamasın. c- Giydiğinizi Allah rızası için niyet ederek giyin. d- Giyiminizi karşınızdakilere göre üç standarda oturtun: Birinci standart: Eşinizi ölçü alın. Bu ölçüde hiçbir sınır yoktur. O nasıl istiyorsa, nasıl sizi güzel görüyorsa öyle giyinin veya giyinmeyin. Tabii ki sadece onun bulunduğu ortamlar içindir bu. İkinci standart: Baba/anne, çocuklar, torunlar, kardeşler, kayınpeder, dayılar, amcalar, yeğenler gibi birinci dereceden sayılacak yakınlarınıza göre bir ölçü kurun. Bu ölçü, bol bir giyim ve sizin kadınlığınıza karşı göz kışkırtmayacak kadar bir giyim olsun. Ama dikkat edin, bu sınıf içinde enişteler, kayınlar, arkadaşlar, akrabalar yoktur. Üçüncü standart: Bu iki gruba girmeyen bütün erkek ve kadınlara göre bir ölçü kurun. Bu ölçü de sizin tek bir kılınızın, bedeninizin herhangi bir yerinin şeklinin belli olmaması, kıyafetinizin kendisi göz zevki tatmin etmeye uygun olmaması şeklinde ortaya çıkmalıdır. İyi biliniz ki, örtünmekle sadece dini bir emri yerine getirmiş olmuyorsunuz. En büyük cihat seviyesinde bir iş yapıyorsunuz ve gerçek bir kadın olma yolunda ilerliyorsunuz. Bunun muhakkak zorlukları olacaktır. Onları göğüslemeye hazır olun. Elbette cennetin bir bedeli olacaktır. Sizi tekrar tebrik ederim.
Çarşaflı olman şart değildir. Ona yakın bir kıyafet giyinin, onlar da rahat etsinler. En yakınınızdakilerle sürtüşerek bir yere varamazsınız. Zamana yayarak iş yapmayı becermelisiniz. Bir yılda gelinecek noktaya bir haftada gelirseniz dikkat çekersiniz, kendiniz de bıkarsınız zaman içinde. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ yardımcınız olsun. Size dua ederiz. Değerli kardeşim, Size ‘şuraya gidin’ diyebileceğim bir cami bahçesi bile bilmiyorum. Her yer ve her zaman neredeyse orası gibi. Her nefesimizi ve her mekânımızı Allah için ve şeytana karşı yaşama cihadı yapacağız. Bu zamanda Müslümanlık bunu gerektiriyor. Size iki şey tavsiye edebilirim: a-Bu durumu sizin için bir cihat kabul edin ve olduğunuz yerde bir ‘mücahit’ şuuru ile yaşayın. b-Mümkün olduğu kadar o ortamı en aza indirin. Mesela zorunlu olmayan dersleri almayın, kazancınızdan feragat etmesini bilin. Allah yardımcınız olsun. Size dualar ederim.
Allah seni korusun, ümmetimizin salihalarından olasın. 1- Sen bayan hastayı tercih etmeyi önemse. 2- Mümkün oldukça kendini koru. Dikkat çekmeyecek renkleri seç, bol giyin, sözlerini dikkatli kullan. Eldiven kullan. Ve benzeri tedbirleri al. 3- Kurum seçerken bu hassasiyetleri önemseyen kurum seçmeye çalış. Biiznillah bir sorun olmayacaktır. Neticede tıptır yaptığın. Tıpta da zaruretler geçerlidir.
Birincil gayeniz kendinizi korumak ve o ortamlarda erimemek olsun. Siz sağlam kalırsanız o kalışınız biiznillah ümmetinize hayır getirir. Bunun ötesinde de şeriatımızın temel haramlarını gözeterek yaşamayı ilke edinin. Erkeklerin bulunduğu bir ortamda da zorunlu bir durumda ders verebilirsiniz mesela. Bu dersinize çıkarken sizi izleyecek erkeklerin gözüne cazip gelmeyecek bir kıyafetle çıkarsınız ve adeta sokakta yürür gibi olan kıyafetinizle bunu yaparsınız ve sorun olmaz. Bu da şüphesiz birincil göreviniz olması gereken kendinizi koruma ciddiyetinizle sağlanabilir. Devam edin ve çalışın. Onların fikirlerinden korkmayın, muhtemel kendi gevşekliğinizden korkun. Allah yardımcınız olsun.
Sen, öncelikli olarak o beğenmediklerin gibi olmamak ve sürekli ilerlemek için uğraşmalısın. Hâline şükretmelisin. Sürekli kendine ve onlara dualar etmelisin. Senden nasihat isteyenlere özellikle nasihatler edip ilgilenmelisin. Seninle cedelleşen olursa ondan uzak durmalısın. Sabretmelisin. Konuştuğunun, sustuğunun, sabrının karşılığını Allah'tan beklemesini bilmelisin.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
İnsana, mala, başka canlılara; - Zarar veren, - Verdiği zarar itlaf dışında bir yöntemle önlenemeyen hayvanın; - Ateşle yakma ve - İşkence yapma dışında bir yöntemle itlaf edilmesi caizdir. Bunu yaparken de; - Çevreye zarar vermemeye, - İtlafı bir eğlenceye dönüştürmemeye dikkat edilmelidir.
Kiralama bir menfaatin belirli bir ücret karşılığında kullandırılmasıdır. Sizin yaptığınız ise tek tarafı yani sizi garanti eden bir satıştır. Kira gibi gösterip satış yapmak olarak da diyebiliriz buna. Sizin yaptığınız bir nebze fıkıhta 'müsakat/sulama bakım karşılığı ortak kullanma' türüne de benzemektedir ama kanaatimiz birinci pozisyonun size uyduğudur. Fukahanın genel kanaatine göre yaptığınız caiz değildir. İbni Teymiye'nin de aralarında bulunduğu bazı fakihler yaptığınızın caiz olduğu kanaatindedirler. Buna göre bir tercih yapabilirsiniz.
Şöyle değerlendirebiliriz: Ağır bir zaruret varsa mesela yürürken şekeri düşmüş birisinin acil bir şeftali yemesi gibi bir durum varsa sakınca olmaz. Meyve bahçesinin koruma altına alınmış olması veya olmaması hükmü değiştirmez. Daha sonra mal sahibi bulunursa ve isterse yenen miktar kendisine ödenir. Bahçe sahibi ile oradan geçen arasında birbirini tanıma ve böyle bir meyve yemeye karşı hoşgörü durumu biliniyorsa yemesinde sakınca olmaz. Yere düşmüş ve beklemez (çürür) nitelikli meyveler yenebilir. Eğer bahçe çevrili ise sadece çitin dışına düşenlerden yenebilir.
Aleykümselam. Komşunun özel bir tembihi varsa ona riayet etmek zorundasınız. Özel tembihi yoksa yere düşenlerini yemenizde sakınca yoktur. Dalından toplamak için ise ondan genel bir izin almanız yeterlidir.
1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…
Özellikle bir imha durumu söz konusu olmadıkça ve gözle takibi de mümkün olmayan böyle bir iş için biiznillah mesuliyet olmaz.