Fetva Meclisi
Soru
Hocam dünya büyük sorunlarla ve hastalıklarla uğraşıyor. Bu hastalıklarda gıdalarla gelenler önemli bir yer tutuyor. Gıdada büyük riskler özellikle genleri ile oynanmış bitkilerle bulunuyor. Din adamlarımız bu konularda neden açıklama yapmıyorlar. Manavda satılan her bitki yenebilir mi? Siz bu konuda ne diyorsunuz?
Cevap
Benzer fetvalar
Nanoteknoloji henüz yeni gündemimize giriyor. Doğrusu bu konuda benim geniş bir bilgim olmadığı gibi fıkıh penceresinden nasıl görüldüğüne dair de yoğun bir çalışmaya ulaşamadım. Size vereceğim cevap hazırlık aşamasındaki bir çalışmanın cevabı gibi olacaktır. Allah yardımcımız olsun. Âmîn. Nanoteknoloji kullanılan bir tarım; Uzun dönemde de olsa insan sağlığına zarar vermiyorsa, Allah’ın yarattığı tarz değiştirilmiyor, bir oyun mantığı üzerinden işlem yapılmıyorsa, Bu çalışmanın sonucunda haram olacak bir ürün üretilmiyorsa yapılan iş ve elde edilen kazanç sakıncalı olmaz. Genel olarak bunu söyleyebilirim. Ancak bu teknoloji geliştikçe ortaya çıkacak sonuçlar, insana kazandırdıkları ve kaybettirdikleri üzerinde yapılacak bilimsel çalışmalar dinen nasıl görülmesi gerektiğine de ışık tutacaktır. Öyle veya böyle şu ana kadar kullanılan ölçüm birimlerini gözle izlenemeyecek kadar ince ayrıntılara taşıyan bu teknoloji inşaallah insanlığa daha geniş ufuklar açar ve insanlığın kökünü kazıyacak akıbetlere sebep olmaz. Zira gelişen teknolojiyi her şeyden ve herkesten önce o gelişmeden kim ne kazanacak mantığı istila etmektedir. Para kazanma hırsının Allah’ın mükerrem mahlûku insana hizmet etmenin çok çok ilerisinde durduğunu ne yazık ki bugüne kadarki gelişmelerde neredeyse istisnası olmayacak kadarı ile izledik. Keşke insanilik boyutu teknolojide öncelik olabilse idi. Allah Teâlâ akıbetimizi hayır kılsın.
Evet, gıda konusunda iki uç noktada gezindiğimizi inkâr edemeyiz. Bir kısmımız her ne satılıyorsa bakkalda onu yemekte sakınca bulmazken bir kısmımız da her şeyi şüpheli veya yasak gözüyle görebilmektedir. Konunun hassasiyetini tartışmaya gerek yoktur, gıda hassastır. Zira gıda sağlıktır ve dindir. İnsan, dünya toprağına yerleştiği zamandan beri bir gıda mücadelesi içindedir. Dinimiz bize, “cesedinin de sende hakkı vardır” diye ikaz etmiştir. İnsan, toprağı işleyebildiği kadar yaşama zevki bulmuştur. Medeniyetler toprağın kullanılabildiği yani ziraat yapılabilen yerlerde oluşmuştur. Dinimiz insanlara: -Çalışmalarını, -Helal ve temizi bulmalarını, -Tüketimde itidalli olmalarını, -Savurganlık ve israftan kaçınmalarını temel kurallar olarak belirlemiştir. Şu da bilinmelidir ki, insanın gücünü aşan hususlarda dinimizin bir zaruretler ortamı oluşturduğu da unutulmamalıdır. Böyle bir ortamın oluşmasına örnek olabilecek şu ilkeleri zikredebiliriz: 1- Gıda konusunda hassas olmamız kadar mü'min olmamızın gereği olacak ne olabilir? Kesinlikle dikkat edeceğiz gıdamıza. Allah’a kulluk için ayakta tuttuğumuz bedenler gıda ile aktif olabiliyor. İnsan olarak kaderimiz gıdaya mahkûm olmaya dayalıdır. Hastalıkların önemli bir bölümü gıda kaynaklıdır. İbadetlerin kabulü açısından da gıdanın etkisi yüksektir. “Temiz ve Helal” gıda tüketmek Allah’ın emridir. Gıda canlı hayatın temelidir. Ölmüş hayvan, kan, domuz, leş yiyen hayvanlar gibi belli gıda çeşitlerinin yasaklanması insan sağlığı ile esastan alakalıdır. 2- Mü'min birey ve mü'min aile güçlü olmalıdır. Bu güç için de gıda gereklidir. Bizim güçten anladığımız sadece bedensel sağlık ve güç değildir. Düşüncede, akılda, psikolojide, duygusallıkta, sosyal yapıda ve bedensel yapıda güçlü mü'min olmak gerekir. Sadece beden gücü yeterli bir güç değildir. Allah, bütün bunlarda güçlü olan kullarını daha çok sevmektedir. 3- Kur'an’ımız, iman ehli olmayanların gücü ellerine aldıklarında tarımı berbat edeceklerini özellikle bize bildirmiştir. (Bakara suresi 205.ayet) Bu bir anlamda şuna işaret etmektedir: Mü'minlerin bu hayatı İslamlaştırma mücadelesi bir noktada da tarımın yani gıdanın mü'min ellerde ve mü'mince oluşturulması gerekir. Bugün gelişen teknoloji ile beraber genetik mühendisliği ile bitkilerin yapısı ile oynanmış ve herkesin geçici memnuniyetini sağlayan ama uzun sürede insan neslini çürümeye sevk eden bir sonuca gelinmiştir. Çevre bitkiler ve insan açısından kirlenmiştir. Yeni yeni zararlı böcekler, haşerat üremiştir. İnsanın oburluğunu ve doyumsuzluğunu yansıtan bir gösterge olarak bitki ve ürünü daha çok elde etmek için takviye ilaçlara yüklenilmiştir. Bu ilaçların insanı ve canlıları hangi akıbete sürüklediği ciddi bir şekilde konuşulmamaktadır bile. Gıdayı saklama süresini uzatmak için geliştirilen katkı maddelerinin sonucu bilinmemektedir, bilinse de elden bir şey gelmez gerekçesi ile avunulmaktadır. Renklendiriciler, ambalajlama taktikleri ise ayrı bir sorun olarak durmakta ve çözümsüz izlenimi vermektedir. Bu ambalajlardaki kimyasal etkileşim, uzun süreli beklemenin oluşturduğu risk sadece tartışılmakta ve sonunda herkes tarafından ihmal edilmektedir. Bütün bunlardan en başta yöneticiler sorumludurlar. İhmalkâr üretici ve dikkatsiz tüketici de kendi çapında sorumluluk taşımaktadır. 4- İnsanın maslahatı neyi gerektiriyorsa din onu emreder. Esas olan gıdanın mübah olmasıdır. Zarar ortaya çıkınca da yasak devreye girer. Bunun için domuz, kan, yırtıcı hayvanlar, pislik yiyenler haram kılınmıştır. 5- Bu konuda şu fıkıh ilkelerini dikkatten kaçırmamalıyız: İnsana zarar veren her şey yasaktır. Bir zararı o zararın aynısı ile gideremeyiz. Zararı önlemek bir fayda sağlamaktan daha önemlidir. Helal ve haram bir araya gelince önce haram konusuna bakarız. Daraldığımızda ve çare üretemediğimizde en az zararlıyı tercih ederiz. 6- Abdest için seçtiğimiz suda belli vasıflar aradığımız gibi tükettiğimiz gıdada da bazı vasıflar arayabilir olmalıyız. Yeni nesil bu ölçülerle eğitilmelidir. Siyasetçilerimiz seçim zamanlarında en azından önümüze geldiklerinde gıda konusunda onlara hesap sormasını bilmeliyiz. “Aldatan bizden değildir” kuralını unutan yanmıştır. Buna ziraat erbabından en uçtaki bakkala kadar herkes dâhildir. Allah Teâlâ yardımcımız olsun.
Asrımızın en önemli çözüm bekleyen sorunlarından biri HELAL GIDA sorunudur. Helal gıda henüz Müslüman neslin öncelikli çalışma alanına da ne yazık ki girememiştir. Mesele sadece çalmadan çalışarak kazanmayı helalin tek konusu olarak anlama ya da domuz ve benzeri hayvanları yememe şeklinde daralmış kalmıştır. Ne yazık ki gitgide bu helal gıda anlayışı azalmaktadır. Allah’tan yardımını dileriz. Domuz ve benzeri hayvanları konuşmamıza gerek yoktur. O konuda bir nebze ciddiyet vardır. Bir de domuz peynir mayasında kullanılabilir hayvan değildir. Meselemiz sadece geviş getiren hayvanlara yani inek türü ve benzeri hayvanlara dayanmaktadır. Bunlardaki sorun da helal olacak şekilde kesilip kesilmedikleri sorunudur. Avrupa’dan getirilen enzimde kullanılan ürünlerde helal kesimin olacağını zannetmeyiz. Bu nedenle meselenin çözümünde Müslüman insanların kurduğu firmaları bu hassasiyete zorlayacak bir kamuoyu oluşturmaktan başka şu anda bir çözüm göremiyoruz. Üzülerek söylemeliyiz ki, siyasi ve günlük olayların dışında etkili bir kamuoyu oluşturmak da neredeyse mümkün değildir. Çalışmalarımız bizim ve çocuklarımızın yiyeceklerini dinimizin ölçülerine göre oluşturmayı cihadımızın bir parçası olarak görmemize vesile olur inşaallah. Fıkıhta şöyle bir kural vardır: Yüzde yüz kimyasal dönüşüme uğrayan bir madde eski hükmünü kaybeder, yeni oluşumuna göre hüküm alır. Bu kuralı mesela alkole uygulayabiliriz. Alkol özelliği kimyasal bir dönüşümle yüzde yüz kaybolan nesne için haram demeyiz. Peynir enzimlerinin peynirin içinde yüzde yüz dönüşüp yeni bir kimyasal madde olması ne kadar mümkündür, belki bunu araştırabiliriz ama buna ulaşıncaya kadar bize helal peynir yedirmeyi ilke edinecek mü'min sanayicimizi oluşturmalı ve korumalıyız.
Genetik yapısı laboratuvar ortamında değiştirilmiş organizmaları ifade eden GDO teknolojisi, bitkiler ve hayvanlar üzerinde uygulanmaktadır. Bu uygulama ile organizmanın gen dizilimi değiştirilmekte ve kendi doğasında bulunmayan bazı özellikler aktarılmaktadır. Bu teknoloji, tarım başta olmak üzere hayvancılık, gıda, kimya, biyoloji, sağlık gibi pek çok alanda kullanılmaktadır. Söz konusu yöntemle elde edilen ürünlerin çeşitli faydalarının olduğu ifade edilmekle birlikte başta insan sağlığı olmak üzere, çevre ve sosyo-ekonomik yapı üzerinde birtakım riskler taşıdığı da dile getirilmektedir. Yüce Allah (c.c.) “Ey insanlar! Yeryüzünde bulunan maddelerin helâl ve tayyib (temiz) olanlarından yiyin” (Bakara, 2/168) buyurmak suretiyle tüketilecek gıdaların helal olması yanı sıra “tayyib” (temiz, güzel, doğal, özü bozulmamış, iyi ve yararlı olan şeyler) olmasını da istemiştir. Buna göre içeriğinde domuz geni bulunan GDO’lu ürünlerin hem üretimi hem de tüketimi haramdır. Bunun dışındaki GDO’lu ürünlerin üretimi ve tüketimi hakkında konuya gıda güvenliği ekseninde yaklaşılması daha isabetli gözükmektedir. Bu çerçevede, insan sağlığına, diğer canlılara ve ekolojik dengeye verdiği muhtemel zararlar göz önüne alındığında bu ürünlerin şüpheli olduğunu ve konuya ihtiyatla yaklaşılması gerektiğini söylemek mümkündür. Tüketim açısından ise, zararları henüz ispatlanmadığından GDO’lu ürünleri tüketmenin haram olduğunu söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte tüketicilerin bu ürünlere ihtiyatla yaklaşmaları ve genetiğine müdahale edilmemiş doğal ürünleri tercih etmeleri tavsiye edilir.
Selamünaleyküm. Gıda sıkıtımızı dillendiren yazınızın size şefaate vesile olmasını dilerim Allah'tan. Bu, olsa olsa imandan kaynaklanan bir endişedir. Öyledir de biiznillah. Ancak ortada bir hakikat var. O hakikat şudur: H.Kamil Bey, çok güzel konuşuyor da, konuştuğunun pratiği ancak mezarda olabilecek kadar sıkıntılı konuları konuşuyor. Onu destekleyen güçlü isimler bulunmuyor, herkes 'iyi iyi diyorsun da!' diyerek cevap vermeye kalkışıyor. Öyle normal bir sorunla karşı karşıya değiliz biz. Gıda sorunumuzun en önemli boyutu, insanların bu durumu bildikleri hâlde sessiz kalmayı, hatta tüketmeye devam etmeyi tercih ediyor olmalarıdır. Fıkıh diliyle buna BELVAYI UMUMİ denmektedir. Yani içinden çıkmamız mümkün olmayan sıkıntı demektir. Mesela çikolatanın her çeşidinde jelâtin vardır. O olmadan üretilmesi zordur. Burada jelâtin yerine hangi jelâtin dememiz gerekmektedir. Evet, sıkıntımız vardır ve büyüktür ama bu sıkıntıyı evham düzeyine getirip asıl yapmamız gereken işlerden de geri kalamayız. Bunun için: A- Gıda konusunu imanımızla, mümin kimliğimizle alakalı bir konu olarak bilmeye mecburuz. Evimizdeki tutumuzdan, çocuklarımızı eğitmemizden bu anlaşılmalıdır. Gıda konusu sıradan bir konu değildir. Midelerimize girenlerin hesabını vereceğimizi ve midemize girenin ibadetimizi bile etkileyeceğini bileceğiz, planımız ve yaşantımız buna göre olacak. Bu birinci merhaledir. B- Ne kadar becerebilirsek o kadar seçici olacağız. Market seçeceğiz, firma seçeceğiz, misafirlik seçeceğiz. Seçmesini bilmeyen kullanılmaktadır. Bu da ikinci merhaledir. C- En iyisini yapmayı ister ve gayret eder olduktan sonra en iyiyi beceremez de bir altta ya da daha düşük bir seviyede kalırsak, bu durumda Rabbimizin engin rahmetine sığınır, O'nun affını dileriz. Mümin, yapamadıklarından sorumlu olmaz. Yapmaya muktedir olduğu hâlde yapmadıkları mümin için azap sebebidir. Gıda da durum böyledir. Ekmeğimizden suyumuza kadar ne tabii bir şey kalmıştır ne de helal! Tam anlamıyla kuşatılmış durumdayız. Bu kuşatılma da bizzat kendi elimizle oluşturduğumuz bir kuşatılmadır. Adeta ipimizi kendimiz çekiyoruz. Bu da üçüncü merhaledir. D- İfrat yani bir işi abartmak hiçbir zaman doğru değildir. Tespih gibi tekrar edilmeye başlanan bir şeye dönüştürmeyelim bu mücadelemizi. Sabırla ve sebatla yürümek zorundayız. Şeytan heyecanımızı ayağımıza bağ yapabilir. İstişare etmeye devam edelim. Çevremizi bu anlayışta olanlardan oluşturalım. Sürekli inceleyelim ama ne uçuk kaçık bir hâl alalım ne de ürküp kaçalım,bu ikisinin ortasında bir yol bulmalıyız. Bu da dördüncü merhaledir. Allah'tan midelerimizi temiz tutmada bize yardım etmesini dileriz. Size de dualar ederiz, dualarınızı bekleriz.
Bu konumda şunu bilmelisiniz: Siyasetten ziraata kadar tam bir şeytan kuşatması altındayız. Hangi noktada ayağımıza basılıyorsa sadece orada acı hissediyoruz. En büyük sorun da burada zaten. Yalnız bir noktaya kilitlenip kalınca maazallah insanın aklı bile oynayabilir. Biraz daha itidalli ve gıda gündemini; - Helal, - Mekruh, - Riskli, - Tehlikeli, - Çok tehlikeli, - Haram! Şeklinde sıralamalıyız. Aksi takdirde kendi kendimizi yer bitiririz maazallah. Şeytan da bir taşla iki kuş vurmuş olur. Bu konuda internette dolaşan bilgilere itimat edemeyiz. Uzman olmayanların görüşlerine uyduğumuzda psikiyatrik vakalara alet olabiliriz. Bir başka ifadeyle dinimizin geniş bıraktığı alanı daraltmanın da anlamı yoktur. Bilhassa bazı hanım kardeşlerimizin esasen gerekli olan bu gıda titizliğini, varsa yoksa hayatın tek gündemi gibi tuttuklarını izleyebiliyoruz. Daha dengeli olmak şarttır. Allah yardımcımız olsun.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
Şöyle değerlendirebiliriz: Ağır bir zaruret varsa mesela yürürken şekeri düşmüş birisinin acil bir şeftali yemesi gibi bir durum varsa sakınca olmaz. Meyve bahçesinin koruma altına alınmış olması veya olmaması hükmü değiştirmez. Daha sonra mal sahibi bulunursa ve isterse yenen miktar kendisine ödenir. Bahçe sahibi ile oradan geçen arasında birbirini tanıma ve böyle bir meyve yemeye karşı hoşgörü durumu biliniyorsa yemesinde sakınca olmaz. Yere düşmüş ve beklemez (çürür) nitelikli meyveler yenebilir. Eğer bahçe çevrili ise sadece çitin dışına düşenlerden yenebilir.
Özellikle bir imha durumu söz konusu olmadıkça ve gözle takibi de mümkün olmayan böyle bir iş için biiznillah mesuliyet olmaz.
Kural şöyledir: Müslüman’ın malı onun rızası olmadıkça kimseye helal olmaz. Bir kasa elma da böyledir tek bir elma da. Bu kuraldan istisna olarak toplanmış meyvelerden geriye kalanın yenmesi caiz olabilir. Bunun için: Sahibinin buna izin vereceğine dair bir kanaat olmalıdır. Bu kesinlikle hasattan sonra olmalıdır. İzin almak için uygun bir fırsatın bulunduğu mal sahibinin evinin yanı başında olmak gibi bir durum olmamalıdır. Çünkü hemen yanı başındaki bir bahçe ise mesela kapısına vurup bir iki meyve almak istediğini söyleyebilir.
Evet, bahçenizde tavuk besleyebilirsiniz ama şehir evinin bahçesinde tavuk beslerken komşularınızın rahatsız olmaları sizin aleyhinize bir durumdur. Köy evinde bir bahçede beslese idiniz sakınca olmayabilirdi ama insanlar şehirlerde bu tür rahatsızlıklara tahammül edemeyebilirler. Dinimiz komşuluk hakkını çok yüksek dereceden bir sorumluluk olarak görmektedir. Hemen tavukları uzaklaştırıp komşularınızdan helallik istemeniz gerekir.
İnsana, mala, başka canlılara; - Zarar veren, - Verdiği zarar itlaf dışında bir yöntemle önlenemeyen hayvanın; - Ateşle yakma ve - İşkence yapma dışında bir yöntemle itlaf edilmesi caizdir. Bunu yaparken de; - Çevreye zarar vermemeye, - İtlafı bir eğlenceye dönüştürmemeye dikkat edilmelidir.
DSİ böyle bir kullanıma sınırlı bir izin veriyorsa mesela bir dönüm yeri sulamanda sakınca yok diyorsa sakınca görmeyiz. Böyle değilse belediyenin evlere verdiği suyu kaçak kullanmakla bu aynıdır. Bunun adı kul hakkı/kamu hakkı yemektir.