Fetva Meclisi
Soru
Hocam çocuklara değişiklik olsun diye evin bahçesine küçük tavuklar aldım. Komşularım kokusundan rahatsız oluyoruz diye tavukları kaldırmamı istiyorlar. Benim kendi evimin bahçesinde tavuk beslemem dinen hakkım değil mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu gibi meseleler küçük görünür ama komşuluk hukukunun zedelenmesi gibi büyük sonuçlar doğurur. Sorunuzun genel ilkeyle cevabı, “Bu konudaki ortak kullanım mevzuatı belirleyici olmakla birlikte bir apartmanın bahçesi veya benzeri alanlar, tapuda ve fiiliyatta ortak kullanım alanı olarak geçiyorsa, bu alan üzerindeki tasarruf hakkı tüm maliklerin ortak hakkıdır. Bu durumda bir kimse kendi suyunu ve emeğini kullanarak bile olsa, izin almadan bu alana bir ağaç dikmişse, o ağacın meyvesi veya yaprağı yalnızca onun özel malı sayılmaz” şeklindedir. Dolayısıyla sorunuzda geçen bu kimse üzüm asmasını dikmiş ve onunla bizzat kendisi ilgilenmiş olsa bile bu asma ortak kullanım alanında olduğundan dolayı diğer komşularını bu asmadan yararlanmasını engelleyemez. Ayrıca bu konuda hocamızın site yaşamında dini ölçü ve hassasiyetler fetvasına bakabilirsiniz. https://fetvameclisi.com/fetva/site-yasaminda-dini-olcu-ve-hassasiyetler
Buna doktor izin veriyorsa dinen sakıncası olmaz. Pis gördüğünüz yerde namaz kılmamanız gerekir.
Yumurta açısından sorun olmayabilir ama bütün dünyada tavuk açısından bir sorun var. Bu sorun beslenme, besmele ile kesilme ve kesim sonrasında yolma ile alakalı olarak ortaya çıkmaktadır. Takva açısından tavuk yememek gerekir diyebiliriz. Bilinen güvenli markaların dışında tavuk sıkıntılıdır. Böyle bir marka seçme imkânınız yoksa helallik sıkıntısı ciddidir. Balık tüketmeye çalışınız. Balık daha güvenli. Tavuk için ise bildiğiniz özel kesimi yiyin diyebiliriz.
Aleykümselam. Komşunun özel bir tembihi varsa ona riayet etmek zorundasınız. Özel tembihi yoksa yere düşenlerini yemenizde sakınca yoktur. Dalından toplamak için ise ondan genel bir izin almanız yeterlidir.
Prensip olarak komşuluk ilişkilerini insanî boyutta ele almalıyız. Bir komşunun Müslüman olması şart değildir. Müslüman olmasını tercih ederiz, ısrarcı oluruz ama Müslüman olmayanla komşuluk bağımız olmaz diyemeyiz. Çocuğunuzun onlarla ilişkisi ise ayrı bir konudur. Çocuğunuzun onlardan etkilenmesi sizin için çok kötü olur; camı açık bir evi ısıtmak kadar zor bir işe girişmiş olursunuz. Mümkün oldukça onlarla bağlantısını kesmelisiniz. Bunu da komşuluğunuzu bozmayacak bir dengede yapınız. Allah'a emanet olun.
Selamünaleyküm.Haşlak suyun, hayvanın içindeki pislikleri etine sızdırmasına neden olacak kadar etini gevşetmesi durumunda yenmesinde sıkıntı olur.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
Kural şöyledir: Müslüman’ın malı onun rızası olmadıkça kimseye helal olmaz. Bir kasa elma da böyledir tek bir elma da. Bu kuraldan istisna olarak toplanmış meyvelerden geriye kalanın yenmesi caiz olabilir. Bunun için: Sahibinin buna izin vereceğine dair bir kanaat olmalıdır. Bu kesinlikle hasattan sonra olmalıdır. İzin almak için uygun bir fırsatın bulunduğu mal sahibinin evinin yanı başında olmak gibi bir durum olmamalıdır. Çünkü hemen yanı başındaki bir bahçe ise mesela kapısına vurup bir iki meyve almak istediğini söyleyebilir.
Özellikle bir imha durumu söz konusu olmadıkça ve gözle takibi de mümkün olmayan böyle bir iş için biiznillah mesuliyet olmaz.
DSİ böyle bir kullanıma sınırlı bir izin veriyorsa mesela bir dönüm yeri sulamanda sakınca yok diyorsa sakınca görmeyiz. Böyle değilse belediyenin evlere verdiği suyu kaçak kullanmakla bu aynıdır. Bunun adı kul hakkı/kamu hakkı yemektir.
Belirtilen bu korumaların öldürmeyen ama ürküten çeşidi kullanılabilir. Mesela bal kovanlarını koruma amaçlı olarak elektrikli çit yaptırılabilir. Hayvanı öldürmeyen ama ürküten bir işlem olarak bu caizdir. Yakıp imha eden sistem ise caiz olmaz. Evlerde veya iş yerlerinde insana karşı oluşturulan elektrikli sistem ise zannımıza göre caiz değildir. Zira öldürme veya sakat bırakma şeklinde bir zarar oluşturmadıkça zaten hırsız için tehlike olmayacağından koruma maksadı oluşmayacaktır. Elektrik akımına temasla öldürme düzeyindeki bir tedbir ise ciddi bir tehlike ve yanlış hedefe isabet riski taşır. Hırsıza karşı oluşturulan sistem masum birine zarar verebilir. Direk hırsıza isabet etmesi durumunda da hırsızın cezasının ölüm olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Ortaya ölümlü bir netice çıktığında ise ölenin amacının hırsızlık olduğunu belgelemek zordur. Bu nedenlerle bu tür koruma yöntemlerinin caiz olmayacağı kanaatindeyiz.
Bir malı faizli bankanın satıyor olması onu o nedenle haram kılmaz. Evet, bankanın semtinden bile uzak durmak gerekir ama bu işlem faizli bir işlem değildir. Bereketi görülmeyen bir işlem olarak kalır diye korkarız.
1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…