Fetva Meclisi
Soru
Hocam koruma amaçlı elektriklendirme yapılıyor. Bu koruma genelde yabani hayvanlara ve hırsızlara karşı oluyor. Böyle bir koruma yöntemi caiz olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Balık için diğer kara hayvanları gibi kesme şartı yoktur. Ne şekilde ölürse ölsün yenmesi caizdir. Elektrik şoku ile avlanan balık için bu kural geçerlidir. Sağlık ve çevre açısından bir yasaklama söz konusu olmadıkça elektrikle balık avlamakta sakınca yoktur.
- Zararlı haşereleri öldürmekte sakınca yoktur. - Öldürürken iki şeye dikkat etmek gerekmektedir. Biri ateşle yakarak öldürmek yasaktır. İkincisi de eziyet ederek öldürmek yoktur. - Elektrikle itlaf etmek bir yakma çeşidi ise o şekilde itlaf caiz olmaz. Bu husustaki kararı o cihazı kullanan bizzat görerek verebilir veya üretici firmaya sorulabilir, sonuç YAKMA ise kullanılmamalıdır. Yakma değil de başka bir sonuç ise kullanılmasında sakınca olmaz.
Selamünaleyküm. Kesilmeden önce hayatiyetini kaybetmiş bir hayvanı kurban etmenin caiz olmayacağı kesin bir hükümdür. Söz konusu elektrik şoku, hayvanı öldürmeyecek kadar ise ve o esnada kesilirse bu caiz olabilir. Buna göre hareket etmeliyiz.
Şoklama hayvanın yarı ölmüş duruma gelmesine neden oluyorsa bunun caiz olmayacağını bilmemiz gerekir. Bir tür sersemleştirme şeklinde olan ve kesilirken hareket edip kanın boşalmasına sebep olacak hareket ve gerilme yapabiliyorsa hayvan bunun için caiz olabilir deriz ama bunu da zaruret olmadıkça yapmamak gerekir.
Selamünaleyküm. Ev hayatına zarar veren hayvanların öldürülemsi caizdir ancak yakarak ve işkence yaparak öldürmek caiz değildir.
Bir değerin korunması mümkünken hatta onu korumaya yönelik telkinler varken korumamak bir tür serbest bırakmaktır. Dolayısıyla onu kullanan biri hırsız hükmünde olmaz. İnternet kullanıp da şifre koymayı bilmemek diye bir iddia inandırıcı olmaz. Elbette meselenin ahlâkî boyutu da vardır. En azından bir nezaketsizliktir. Telekom açısından ise eğer bir ev internetinin de bu şekilde kullanılmasını yasaklayan bir hak talebi arayışı varsa elbette hak devreye girer. Israrlı bir takibin yapılmadığını görüyoruz.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
DSİ böyle bir kullanıma sınırlı bir izin veriyorsa mesela bir dönüm yeri sulamanda sakınca yok diyorsa sakınca görmeyiz. Böyle değilse belediyenin evlere verdiği suyu kaçak kullanmakla bu aynıdır. Bunun adı kul hakkı/kamu hakkı yemektir.
Bir malı faizli bankanın satıyor olması onu o nedenle haram kılmaz. Evet, bankanın semtinden bile uzak durmak gerekir ama bu işlem faizli bir işlem değildir. Bereketi görülmeyen bir işlem olarak kalır diye korkarız.
Evet, bahçenizde tavuk besleyebilirsiniz ama şehir evinin bahçesinde tavuk beslerken komşularınızın rahatsız olmaları sizin aleyhinize bir durumdur. Köy evinde bir bahçede beslese idiniz sakınca olmayabilirdi ama insanlar şehirlerde bu tür rahatsızlıklara tahammül edemeyebilirler. Dinimiz komşuluk hakkını çok yüksek dereceden bir sorumluluk olarak görmektedir. Hemen tavukları uzaklaştırıp komşularınızdan helallik istemeniz gerekir.
Kural şöyledir: Müslüman’ın malı onun rızası olmadıkça kimseye helal olmaz. Bir kasa elma da böyledir tek bir elma da. Bu kuraldan istisna olarak toplanmış meyvelerden geriye kalanın yenmesi caiz olabilir. Bunun için: Sahibinin buna izin vereceğine dair bir kanaat olmalıdır. Bu kesinlikle hasattan sonra olmalıdır. İzin almak için uygun bir fırsatın bulunduğu mal sahibinin evinin yanı başında olmak gibi bir durum olmamalıdır. Çünkü hemen yanı başındaki bir bahçe ise mesela kapısına vurup bir iki meyve almak istediğini söyleyebilir.
Özellikle bir imha durumu söz konusu olmadıkça ve gözle takibi de mümkün olmayan böyle bir iş için biiznillah mesuliyet olmaz.
1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…