Fetva Meclisi
Soru
Hocam ben Adana’da ikamet ediyorum. Burada DSİ’ye ait sulama kanalları var. Sulama kanalının geçtiği güzergâh üzerinde çiftçi olmayıp bahçesi olan bazı kişilerden sulama kanalından hortum aracılığı ile su çekenler var. (Normalde bildiğim kadarı ile çiftçiler sulama kanalı için vergi vb. ücret ödüyorlar.) Bu sulama kanalından alınan su ile bahçelerini sulamak ve sebze yetiştirmek caiz midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Haram olduğundan şüphe ettiğimiz gıdadan uzak durduğumuz kadar dinimizi koruyacağımıza göre bildiğiniz bu hatanın sahibine ait bir elmayı da ısırmayın.
Kul hakkı ağır bir sorumluluktur. Özellikle de kamu düzeyindeki haklar daha da ağırdır. Yanlışa şahit olup sessiz kalmak da bir vebaldir. Bölgenin hassasiyetlerine de dikkat ederek, daha büyük bir zarara neden olmadan ihbar etmenizde sakınca olmaz.
Aleykümselam. Ne indirirseniz indirin, bu yaptığınız caiz olmayan bir iştir.
Selamünaleyküm. Devlete ait ormanlarda ve devletin yasaklamadığı şartlarda kestane toplamak caizdir. Caiz olan bir şeyi yapınca da satılması ve üzerinden para kazanılması caiz olur.
Devletin ancak ücretle kullanılabilir diye kural koyduğu su, kaçak kullanılamaz. Orman veya başka bir yerde serbest bırakılmış suyun kullanılmasında ise sakınca olmaz.
Selamünaleyküm. Bile bile yalan söyleyemeyiz. Size verilen bilginin yanlış olması ise sizin meseleniz değildir.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
Belirtilen bu korumaların öldürmeyen ama ürküten çeşidi kullanılabilir. Mesela bal kovanlarını koruma amaçlı olarak elektrikli çit yaptırılabilir. Hayvanı öldürmeyen ama ürküten bir işlem olarak bu caizdir. Yakıp imha eden sistem ise caiz olmaz. Evlerde veya iş yerlerinde insana karşı oluşturulan elektrikli sistem ise zannımıza göre caiz değildir. Zira öldürme veya sakat bırakma şeklinde bir zarar oluşturmadıkça zaten hırsız için tehlike olmayacağından koruma maksadı oluşmayacaktır. Elektrik akımına temasla öldürme düzeyindeki bir tedbir ise ciddi bir tehlike ve yanlış hedefe isabet riski taşır. Hırsıza karşı oluşturulan sistem masum birine zarar verebilir. Direk hırsıza isabet etmesi durumunda da hırsızın cezasının ölüm olmadığını bilmemiz gerekmektedir. Ortaya ölümlü bir netice çıktığında ise ölenin amacının hırsızlık olduğunu belgelemek zordur. Bu nedenlerle bu tür koruma yöntemlerinin caiz olmayacağı kanaatindeyiz.
Bir malı faizli bankanın satıyor olması onu o nedenle haram kılmaz. Evet, bankanın semtinden bile uzak durmak gerekir ama bu işlem faizli bir işlem değildir. Bereketi görülmeyen bir işlem olarak kalır diye korkarız.
Evet, bahçenizde tavuk besleyebilirsiniz ama şehir evinin bahçesinde tavuk beslerken komşularınızın rahatsız olmaları sizin aleyhinize bir durumdur. Köy evinde bir bahçede beslese idiniz sakınca olmayabilirdi ama insanlar şehirlerde bu tür rahatsızlıklara tahammül edemeyebilirler. Dinimiz komşuluk hakkını çok yüksek dereceden bir sorumluluk olarak görmektedir. Hemen tavukları uzaklaştırıp komşularınızdan helallik istemeniz gerekir.
Kural şöyledir: Müslüman’ın malı onun rızası olmadıkça kimseye helal olmaz. Bir kasa elma da böyledir tek bir elma da. Bu kuraldan istisna olarak toplanmış meyvelerden geriye kalanın yenmesi caiz olabilir. Bunun için: Sahibinin buna izin vereceğine dair bir kanaat olmalıdır. Bu kesinlikle hasattan sonra olmalıdır. İzin almak için uygun bir fırsatın bulunduğu mal sahibinin evinin yanı başında olmak gibi bir durum olmamalıdır. Çünkü hemen yanı başındaki bir bahçe ise mesela kapısına vurup bir iki meyve almak istediğini söyleyebilir.
Özellikle bir imha durumu söz konusu olmadıkça ve gözle takibi de mümkün olmayan böyle bir iş için biiznillah mesuliyet olmaz.
1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…