Fetva Meclisi
Soru
Selamünaleyküm hocam. Komşumun bahçesinden benim bahçeme sarkan elma ağacının dalındaki meyvelerden faydalanabilir miyim? Toplayıp komşuma vermem mi lazım?
Cevap
Benzer fetvalar
Aleykümselam. Komşunun özel bir tembihi varsa ona riayet etmek zorundasınız. Özel tembihi yoksa yere düşenlerini yemenizde sakınca yoktur. Dalından toplamak için ise ondan genel bir izin almanız yeterlidir.
Aleykümselam. Eve bir tuğla parçası getirin, onun üzerine teyemmüm etsin. Kiremit de olabilir. Ya da evinizdeki bir saksının toprağına da teyemmüm edebilir.
Kural şöyledir: Müslüman’ın malı onun rızası olmadıkça kimseye helal olmaz. Bir kasa elma da böyledir tek bir elma da. Bu kuraldan istisna olarak toplanmış meyvelerden geriye kalanın yenmesi caiz olabilir. Bunun için: Sahibinin buna izin vereceğine dair bir kanaat olmalıdır. Bu kesinlikle hasattan sonra olmalıdır. İzin almak için uygun bir fırsatın bulunduğu mal sahibinin evinin yanı başında olmak gibi bir durum olmamalıdır. Çünkü hemen yanı başındaki bir bahçe ise mesela kapısına vurup bir iki meyve almak istediğini söyleyebilir.
Selamünaleyküm.Komşusuna yalan söylememek şartı ile kâr koyup satması caizdir.
Selamünaleyküm. Kim topluyorsa zekatı da o vermelidir.
Selamünaleyküm. Ammenin menfaatine konan kurallara uymak gerekmektedir. Bu kurallar açık bir zulüm oluşturuyorsa o zaman kendimize göre bir çıkar yol ararız.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
Kiralama bir menfaatin belirli bir ücret karşılığında kullandırılmasıdır. Sizin yaptığınız ise tek tarafı yani sizi garanti eden bir satıştır. Kira gibi gösterip satış yapmak olarak da diyebiliriz buna. Sizin yaptığınız bir nebze fıkıhta 'müsakat/sulama bakım karşılığı ortak kullanma' türüne de benzemektedir ama kanaatimiz birinci pozisyonun size uyduğudur. Fukahanın genel kanaatine göre yaptığınız caiz değildir. İbni Teymiye'nin de aralarında bulunduğu bazı fakihler yaptığınızın caiz olduğu kanaatindedirler. Buna göre bir tercih yapabilirsiniz.
Evet, bu mesele ancak takva ehli olanların dikkat edeceği bir meselidir. Allah sizden razı olsun. Şu şekilde yapmaya çalışın: Bol ve cazip olmayan renk giyinin. Sesiniz ve hareketlerinizle dikkat çekmeyin. Yüzünüzü örtmeniz gerekmez. Allah yardımcınız olsun.
İnsana, mala, başka canlılara; - Zarar veren, - Verdiği zarar itlaf dışında bir yöntemle önlenemeyen hayvanın; - Ateşle yakma ve - İşkence yapma dışında bir yöntemle itlaf edilmesi caizdir. Bunu yaparken de; - Çevreye zarar vermemeye, - İtlafı bir eğlenceye dönüştürmemeye dikkat edilmelidir.
Selamünaleyküm. Masraf çıkarma yoktur. Sadece sulama ile mahsul elde ediliyorsa oran yüzde beşe düşmektedir. Zahmetsiz yani sulamasız olması durumunda ise yüzde ondur oran.
Şöyle değerlendirebiliriz: Ağır bir zaruret varsa mesela yürürken şekeri düşmüş birisinin acil bir şeftali yemesi gibi bir durum varsa sakınca olmaz. Meyve bahçesinin koruma altına alınmış olması veya olmaması hükmü değiştirmez. Daha sonra mal sahibi bulunursa ve isterse yenen miktar kendisine ödenir. Bahçe sahibi ile oradan geçen arasında birbirini tanıma ve böyle bir meyve yemeye karşı hoşgörü durumu biliniyorsa yemesinde sakınca olmaz. Yere düşmüş ve beklemez (çürür) nitelikli meyveler yenebilir. Eğer bahçe çevrili ise sadece çitin dışına düşenlerden yenebilir.
1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…