Fetva Meclisi
Soru
İki yıllığına zeytin bahçemi kiralayabilir miyim? Yalnız kiralamada ben tüm bakımını yapıyorum, sadece toplaması bana ait değil. Ve ürün ne kadar çıkarsa çıksın ben belirlediğim parayı peşin alıyorum. Bazen de hiçbir masrafa karışmadan (zeytinin her türlü bakımı ilaç, gübre, budama gibi) sattığım oluyor, bu caiz mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Bir sözleşmeyi hem satış hem kiralama şeklinde yapmanın caiz olmayacağını belirtmek için söylenmiş bir sözdür bu ama konu sizin anlattığınız kadar değildir. Şöyle izah edebiliriz: “Evimi sana şu kadar aylıkla kiralıyorum ve arabamı da sana şu fiyata sattım” şeklinde bir sözleşme caizdir. Bu sözleşmede iki ayrı iş (satış ve kiralama) aynı anda yapılmaktadır ama birbirine bağlantılı bir durum değildir. Cumhur fukaha bunu caiz görmüştür. Söz konusu bu iki ayrı alandan biri diğerini etkileyecek bir durum söz konusu olursa (mesela biri diğerinin ücreti yerine sayılacak gibi) o takdirde bir sözleşmede hem kira hem satış olmaz deriz.
Kiralama işiniz para üzerinden ise mesela yıllığına şu kadara ise o para sizin zekât bütçenizle ilgili rakamlara dâhil olur. Yıllık zekât verirken o kazancın da zekâtını verirsiniz. Mahsul üzerinden bir kiralama yaptı iseniz mesela mahsulün yarısına kiraladı iseniz bu takdirde de eğer bir sulama gibi bir tarımsal emek vermeden mahsul alıyorsanız 1/10 oranında, tarımsal emek veriliyorsa 1/20 oranında zekât verirsiniz. Mahsulden de verebilirsiniz piyasa fiyatından hesap ederek de verebilirsiniz. Nisap miktarını dolduruyorsa yıllık kiralama bedeliniz zekâtı verilmeli idi. Gecikmiş yılları daha sonra toptan da verebilirsiniz. Bir kenara veremediğiniz zekâtları not edin, elinize geçince hepsini verirsiniz. Faizli bir işe destek olmak ona ortak olmaktır. Muhakkak istiğfar etmelisiniz. Destek olmanız caiz olmayan bir işti.
Paranın kâğıt üzerinden alınıp verilmesinin her bir işlemi fıkıh açısından bir tereddüt olarak görülebilir. Bir ticaret konusunun, aynı anda iki akdi içermesi caizlik sınırlarını zorlar. Bu nedenle sözünü ettiğiniz birinci şık için gönül rahatlığı ile evet demek mümkün değildir. İkinci bölüm ise Hanefi fukahası arasında caiz görülen bir ticaret çeşididir. Ama prensibi tekrar hatırlatmak istiyorum: Bir akit iki tür anlaşmayı ihtiva ettiğinde ya da para bir dosyadan öbür dosyaya geçirilerek sürdürülen ticaretle kazanıldığında tereddüt gitmez. Allah'a emanet olunuz.
Allah Teâlâ sizi zekât ibadetine muvaffak olan kullarından kılsın. Âmin. a- Dükkândaki mal konusunda bir eksiklik var. Oradaki satılık olmayan mallar için zekât yoktur. b- Dükkândan hisseniz kadarını sizin konunuz yapın. Mesela yüzde ellisi sizin ise ve içinde satılık mallar piyasa fiyatı yüz lira ise siz elli liranız var kabul edin. c- Dükkândaki bu bilgi eksikliği dışında sizin bu yıl için zekât vermenize gerek yoktur. Zira zekât senesini hesaplamak için elinize NİSAB MİKTARI mal geçtiği günden itibaren bir yıl beklemek gerekiyor. Sizin ilk elinize geçen altmış gram altın başlamak için yeterli değil. Boş iş yeri ise nisap takvimi için başlamaya uygundur. Onun üzerinden 355 gün geçtikten sonra elinizdeki para+SATILIK daire, arsa+altın ve benzerlerini toplar (hepsinin başlama takvimini onlarınki eksik de olsa bu ilk başlanmışı ilave ederek) hesap edersiniz. d- Oturduğunuz eviniz ve bineğiniz için zekât yoktur. Allah kabul buyursun.
· Zekâtı hak eden bir fakire bir kerede ne kadar zekât verilebilir sorusunun cevabıdır buradaki sorunun cevabı. Ebu Hanife rahmetullahi aleyhin içtihadında ancak nisap miktarı kadar verilebilir. Diğer Fukahanın içtihadında ise bir yıllık ihtiyacı kadar verilebilir. · Bir ev fiyatı genellikle bir ailenin yıllık nafakasından çok daha fazla bir rakamdır. Bu nedenle fukahanın ölçülerine göre fakirlere zekât olarak ev verilmesi yerine oturması zor bir durumdur. Aynı şekilde araba verilmesi de böyledir. · Şöyle bir çözüm olabilir: Fakir bir ev satın alır. O evden ötürü yüklü borcun altına girer. Derneğiniz de “borçlu” olduğu için ona zekât fonundan o evin ödemesine yardım eder. Bu olabilir ama neticede bir zorlamadır. · Makul olan fakirin ev kirasını vermektir ki, ev kirası mantığı birden çok fakirin zekât fonundan istifade etmesidir. Zira bir ev fiyatı ile pek çok fakirin evinin kirası yıllarca ödenebilir. · Mümkün olduğu kadar zekâtı, fakirlerin çalışma ve ekonomik kazanç elde etmesine yönelik bir tercihte değerlendirmeye çalışınız. Mesela iş üretip kullanabileceği alet, işinde kullanacağı araç, dükkân yönünde değerlendirilse daha kolay fetvaya uyumu bulunabilir. · Burada bir istisna olarak şunu zikredebiliriz: Bazı yörelerde “ev” birkaç duvardan müteşekkil basit bir yapıya deniyor olabilir. Onun maliyeti de fukahanın “bir yıllık” sınırlamasına aykırı olmayabilir. O tür zorunlu durumlar için böyle bir tercih yapılabilir.
100 gram altın varsa bu zenginlik nisap miktarını geçmiş demektir. Kiracı olmak, evin veya araban olmaması, tek başına zekât almayı caiz kılmaz. Eğer sana halini bilmeden zekât verildiyse en güzeli o kişilere durumu izah etmek ve o parayı iade etmektir. Ama sen hâlini anlattığın hâlde, onlar sana yine de veriyorsa o zaman aldığın parayı çocuklarının ihtiyaçları için kullanmanda bir sakınca yoktur.
bahçe konusundaki diğer fetvalar
Aleykümselam. Komşunun özel bir tembihi varsa ona riayet etmek zorundasınız. Özel tembihi yoksa yere düşenlerini yemenizde sakınca yoktur. Dalından toplamak için ise ondan genel bir izin almanız yeterlidir.
Evet, bu mesele ancak takva ehli olanların dikkat edeceği bir meselidir. Allah sizden razı olsun. Şu şekilde yapmaya çalışın: Bol ve cazip olmayan renk giyinin. Sesiniz ve hareketlerinizle dikkat çekmeyin. Yüzünüzü örtmeniz gerekmez. Allah yardımcınız olsun.
İnsana, mala, başka canlılara; - Zarar veren, - Verdiği zarar itlaf dışında bir yöntemle önlenemeyen hayvanın; - Ateşle yakma ve - İşkence yapma dışında bir yöntemle itlaf edilmesi caizdir. Bunu yaparken de; - Çevreye zarar vermemeye, - İtlafı bir eğlenceye dönüştürmemeye dikkat edilmelidir.
Şöyle değerlendirebiliriz: Ağır bir zaruret varsa mesela yürürken şekeri düşmüş birisinin acil bir şeftali yemesi gibi bir durum varsa sakınca olmaz. Meyve bahçesinin koruma altına alınmış olması veya olmaması hükmü değiştirmez. Daha sonra mal sahibi bulunursa ve isterse yenen miktar kendisine ödenir. Bahçe sahibi ile oradan geçen arasında birbirini tanıma ve böyle bir meyve yemeye karşı hoşgörü durumu biliniyorsa yemesinde sakınca olmaz. Yere düşmüş ve beklemez (çürür) nitelikli meyveler yenebilir. Eğer bahçe çevrili ise sadece çitin dışına düşenlerden yenebilir.
1953 yılında genetik bilimi çalışmaları keşfedildiğinden beri hızlı bir şekilde teknoloji bahçemize/tarlamıza girmiştir. Derin sonuçlarına bakmadan çiftçi ve tüketici bu gelişmeden mutlu olmuştur. Bol ve ucuz ürün göz kamaştırmıştır. Küçücük kabaklar bir kişinin kaldıramayacağı kaya kadar olmuştur. Parmak kadar salatalık yetiştirilen tarlalardan keser sapı gibi salatalıklar getirilmiştir. Devletler de gelişmeleri elleri kolları bağlı gibi izlemişlerdir. Gelinen noktada toprak zayıflamış, haşerat türleri artmış, ne olduğu bilinmeyen bir mecraya sürüklenmiş tarım türü ortaya çıkmıştır. Bugün insanlık büyük bir nimet, o nimet çapında da bir musibet yağmuru altındadır adeta. Gelişen teknoloji tarımda da kendisini gösterince mucizevi denecek ürünler alınmaya başlandı. Teknoloji tarlaya girdi, biri yüz yaptı. Teknoloji tarlaya girdi dertli bir bereket getirdi. Bu yeni durum insanın midesini şişirdi ve israfa sürükledi. İnsan yediğinden fazlasını neredeyse israf eder oldu. Allah’a sığınır ve akıbetimizi hayır etmesini dileriz. “DNA’sı ile oynanmış bitkiler yiyecek olarak tüketilebilir mi?” sorusunun cevabı din adamlarından önce tıp adamlarından alınmalıdır. Allah Teâlâ’nın yarattığı nimetler içinde yasak olanlar sınırlıdır. Helal olanlar geneli oluşturacak kadar çoktur. İnsana zarar vermeyen şey ancak helal olabilir. Bu zarar da kısa veya uzun vadede aynı sonucu oluşturur. Bugün ne yazık ki, tükettiğimiz gıdaların bize ne verdiğini neyi götürdüğünü bilmekten bile mahrumuz. Manavlardaki görüntüler hele fiyatları düşükse gözümüzü kamaştırmaktadır. Daha fazla alabiliyor, gerekenden fazla yiyebiliyoruz. Şimdilik gündemimiz bu kadarla sınırlı kalmıştır. DNA’sı ile oynanmış bitkiler biyolojisi bozulmuş bir nesil getirmedi mi sorusunun cevabından herkes ürktüğü için gündemden uzak tutulduğunu zannediyoruz. Biz, hangi gıdaların genlerine müdahale edildikten sonra yenebileceği konusunda ilkelerimizi şöyle belirleyebiliriz: Uzun vadede bile olsa tüketildiğinde direkt olarak veya hayvanlar ve çevre yoluyla insana zarar vermiyorsa, İnsanlar bu eylemleri ile Allah’ın yaratmasına bir meydan okuma mantığı gütmüyorsa, DNA üzerindeki çalışmalar mesela domuz gibi kati ve tartışmasız bir haramla kaynaştırma nedeni olmuyorsa, Yeryüzü bitki ağını köklü bir değişiklikle etkileme gibi bir sonuca götürme riski yoksa genleri ile oynanmış bitkiler tüketilebilir. Bitki dünyasındaki gelişmeler insanlar için bir kanserojen tehdidi oluşturuyor şeklinde bir iddia yüksek sesle dillendirildiği hâlde buna karşı gözle görülebilir bir önlem de alınmış değildir. Bu çalışmalar, dünyanın parasına hükmeden güçlerin eli altında yürütüldüğü için söz konusu ürünlerin insana, hayvana, tabiata hangi zararları verdiği ciddi bir şekilde gündem bile yapılamıyor. Bizim, gübresinden üretilme tarzına kadar başta buğday olmak üzere hiçbir gıda hakkında din adına konuşma imkânımız olmuyor. Konuşulsa da etki alanımız yok denecek kadar küçülmüş durumdadır. Bu sorulara birinci dereceden muhatap tıp dünyası olmalıdır. Tıbbın “sakıncalı değil” dediği yenmelidir. Siyaset bunu kanunlaştırmalıdır. Fetva da bunun üzerine kurulu olmalıdır. Böyle bir sistem kurulana kadar da yiyebileceklerimizle yiyemeyeceklerimiz aynı sofrada karışık bir gıda anlayışımız ne yazık ki devam edecektir. Sadece bu konu bile aklımızı başımıza almamız için yeterli olmalı idi aslında. Hasbunellah…
Selamünaleyküm. Masraf çıkarma yoktur. Sadece sulama ile mahsul elde ediliyorsa oran yüzde beşe düşmektedir. Zahmetsiz yani sulamasız olması durumunda ise yüzde ondur oran.