Fetva Meclisi
Soru
Bizim bir derneğimiz var. Fakirlere destek olmaya çalışıyoruz. Bazı fakirlerin evi olmuyor. Elimizde toplanan zekât mallarından bir fakire ev almamız caiz olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Zekâtın geçerli olması için fakire verilecek para veya malın ona temlik edilmesi yani onun mülküne geçirilmesi şarttır. Bu da zekâtın fiilen fakire teslimi ile gerçekleşir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 2/369) Mesela yemek hazırlayıp bunu fakirlerin yiyebileceğini ilan etmekle ya da onlara yedirmekle o yemek temlik edilmiş/verilmiş olmaz. Ancak aynı yemek yapılıp zekât niyeti ile fakire teslim edilirse, temlik gerçekleşmiş yani zekât verilmiş olur. Buna göre, bir kimseye borç verirken zekâta niyet edilmediği, daha sonra da bu parayı zekâta saymaya niyet edildiği zaman, paranın kendisi ortada bulunmadığı için temlik gerçekleşmiş olmayacaktır. Dolayısıyla bir kimseye borç olarak verilmiş olan paranın daha sonra borçluya zekât niyeti ile bağışlanması ile zekât verilmiş olmaz. Dört mezhep âlimleri bu görüştedir. Temlik kavramına daha geniş bir anlam yükleyen bazı âlimler ise fakirin zimmetinde bulunan kira vb. alacağın ona bağışlanmasını da temlik olarak değerlendirmişler ve bunu caiz görmüşlerdir. (Karadâvî, Fıkhu’z-zekât,3/325-326; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 3/1981) Bu son görüşle de amel edilebilir.
Selamünaleyküm. 1- İleride ev veya araba satın almak için biriktirilen para, zekâtı verilmesi gereken paradır. Çünkü bu tarzda biriktirilmiş bir para aslında başka işler için de harcanabilir bir maldır. Mesela vaz geçip o para ile tatile de gidebilirsiniz. Ama siz mesela yüz bin liralık bir ev için sözleşme yapıp borca girseydiniz, yüzbin lira biriktirinceye kadar elinizdeki paranın zekâtı gerekmeyecekti. Böyle bir durumda elinizdekini alacaklısı adına saklamış gibi olacaktınız. 2- Ev ve iş yeri gibi kullanmakta olduğunuz ya da tarla gibi istimal ettiğiniz gayri menkuller için zekât gerekmez. Çocuklar için muhafaza ettiğiniz yerler için de gerekmez. Ancak satmaya niyet ettiğiniz gayrimenkuller, satış niyetinizden itibaren zekât malı hükmündedirler. Bu durumda da zekâtları yüzde iki buçuk üzerinden olacaktır. Allah'a emanet olunuz.
Fukahanın önemli bir bölümü zekâtın nakit olarak gerektiği zaman nakit olarak verilmesini uygun bulmuştur. Hanefi fukahası ise örnekte söylediğiniz gibi parayı karta dönüştürmenin caiz olacağı kanaatindedir. Bu iki içtihat arasında fakirin maslahatına olanı tercih etmek gerekir. Evinin yakıtını karşılayamayan bir fakire örnek olarak market kartının verilmesi acil olmayanın verilmesi gibi bir durum oluşturacaktır. Bu ayrıntıya dikkat ederek hareket etmek isabetli olur.
Borcu düşürmeniz yani sendeki alacağımı iptal ettim demeniz isabetlidir ve güzel bir iştir ama bunu vermeniz gereken zekât ile yapmanız yanlıştır. Fukahanın önemli bir bölümü önceden gerçekleşmiş bir alacağı zekâttan düşmenin yani verilmesi gereken zekâtı alacağa saymanın caiz olmayacağını belirtmiştir. Ancak şöyle olabilirdi: Siz vereceğiniz zekâtı borçluya verirdiniz o da size olan borcunu öderdi. Caiz olan böylesidir. Bir ibadet muhakkak niyetle yerine getirilebilir. Siz borç verirken zekât diye niyet etmemiştiniz. Sonradan onu yani borcu zekâta çeviren bir niyet yapamazsınız. Bunun bir benzeri bugün kılamadığınız sabah namazının yerine mesela önceki kıldığınız bir sünneti saydırmak gibi olur. Özet olarak şunu söyleyebiliriz: Zekât ancak verilecek malı fakire temlik ederek (temlik, ona ait hakka dönüştürmek) yerine getirilebilir. Böyle bir uygulamada o anda fakire verilen bir şey yoktur.
Hüküm olarak özellikle de Hanefi mezhebi içtihadında ticaretle iştigal eden bir Müslüman’ın nakit veya sattığı maldan zekâtını verebilir. Bunun için şu inceliklere dikkat etmesi gerekir: Eşyadan zekât verirken verdiği malı toptan piyasa fiyatı üzerinden hesaplamalıdır. Çünkü satış fiyatı tacirin kendisinin belirlediği bir fiyat olarak hileye neden olabilir. Mümkün olduğu kadar da fakirin lehine olanı tercih etmelidir. Yani fakirin işine yarayacak olan hangisi ise onu yapmalıdır. Özellikle fakirin işine yaramayacak eşyayı zekât olarak vermek uygun olmaz. Zekât veren Müslüman, nakit sıkışıklığı gibi makul bir nedenle bunu yapabilir ama mesela elde kalmış mallardan kurtulmak gibi bir hile için bunu yapmamalıdır. Zira zekât bir ibadettir, ibadetler Allah katında niyetlere göre değerlendirilir.
Borçlarınızı düştükten sonra elinizde nisap miktarı dediğimiz seksen bir gram altın veya değerinde bir birikim kalıyorsa o kalan miktarın yüzde iki buçuğunu zekât olarak verin. Bu oluşmuyorsa zekât ermenizi gerektiren bir durum yoktur. Endişelendiğiniz sıkıntılar, bilhassa sabah namazının ihmalinden de olabilir. Anne babanızın duasını almayı ihmal etmeyin. Küçük de olsa sadakalar verin. Yaptığınız işleri ehline danışmadan yapmayın. Allah yardımcınız olsun.
aile konusundaki diğer fetvalar
Eş, eşinden ne istiyorsa onun muadilini kendisi yapmalıdır. Ömer radıyallahu anh örneklemesi yapacak olursak vay halimize o zaman. Evet, evliliğin temelleri ile alakalı değildir bu kural ama en temel nezaket kuralları ile alakalıdır. Yapmadığını beklemek ile yapıp benzerini beklemek farklıdır. Siz yine nezaketle ve usandırmadan bunu hatırlatın.
Bu hakkın aslı vardır ama böyle bir uygulama makul bir hak değildir. Kadının da böyle bir erkekle sürtüşmenin bedelini ailede huzuru kaybetmek olarak ödeyeceğini bilmesi gerekir. Her iki ucun ortası bulunabilir. İnatlaştıkça ise mesafe bir daha birleşmesi zor olacak şekilde uzayabilir.
Bunun orta yolu: a- Diğer farzları, b- Aile içi görevleri, c- İş hayatını aksatmayacak olandır. Bunun için de yaza göre, kışa göre durum değişebilir. Emekli için ve çalışan için değişebilir. Hızlı başlayıp çabuk bırakmaktan ise bir günlük kaza namazı şeklinde bir plan yapmak ideal olabilir.
Bu sorunu öncelikle bir psikologla görüşmeniz faydalı olur. Bizim size tavsiyelerimizi pratiğe dökemeyebilirsiniz, psikologla görüşün. Allah yardımcınız olsun.
Allah Teâlâ size ve eşinize sabırlar ihsan etsin. Ne mutlu size ki, Allah Teâlâ’nın imtihanını kendinize nimet olarak görmüşünüz, aman bunu kaybetmeyin. O çocuk sizin cennetinizdir. Yemek yapma fizik yap demişler ya ona bir ilave de ben yapayım: Hafızlık da yapma, çocuğa bak. O senin cennetindir. Planlama ile alakalı da şunu söyleyebilirim: Uzun sürmeyecek yoğun planlamalar bıktırır ve kişiyi hiç noktasına kadar sürükleyebilir. Gerçeklere uymaya bakın. • Önce ve her şeyden önce imanınız. • Sonra farz ibadetleriniz. • Sonra karı koca sizin saadetiniz. • Sonra yavrunuz. • Sonra ekonominiz. • Sonra farz düzeydeki ilmi çalışmanız. • Sonra aile bireyi yakınlarınız. • Sonra geniş ilmi çalışmanız. • Sonra sosyal kimliğiniz. • Sonra fantezi denebilecek zevkleriniz… Böyle bir çalışma yapın ve bunu kesinlikle ZAMANA YAYIN. Acele başlayan çabuk bitirebilir. Sayılarla ilgilenmeyin, ihlası önemseyin. Mevcut ilim çalışmanızdan biraz kısın ve Kur'an okuyun. Şimdilik hafızlık değil de seri okuyuş mantığı ile devam edin. Yavrunuz biraz ayağa kalkınca hafızlığı tekrar gündeme getirirsiniz biiznillah.
Kuluz; kulluk yapacağız. Mü'miniz, imanımızın gereğini yapacağız; Allah’tan başkasını Rab bilmeyeceğiz. İbadet ederek yaratılış gayemizi gerçekleştireceğiz: Haramlardan uzak durarak, farzları yerine getirerek, nafilelerden de yapabildiğimiz kadar yaparak ibadet yükümlülüğümüzü yerine getireceğiz. Bütün bunlar için de: - Asla umutsuz olmayacağız ve şımarmayacağız. - Çevremizi nasıl olmak istiyorsak onlar gibilerden oluşturacağız. - Midemize haram girmemesine dikkat edeceğiz. - Zamanı çok iyi değerlendireceğiz. - Sabır silahını hiç eksik etmeyeceğiz. - Çok dua edeceğiz. - Muhakkak bir iş sahibi olacağız. - Kabiliyetimiz olan işi yapacağız. - Aile sahibi olmanın en büyük hareket olduğunu bilecek ve aileyi cihadımız bileceğiz. - Allah için nafile olarak yapacak bir iş muhakkak bulup onu yapacağız. - Ve yılmayacak, yorulmayacak hayatımızı Allah’ın lütfettiği kadar yaşamaya bakacağız. - Allah’a güvenimizi hiç sarsmayacağız ki şeytan bize çengel atmasın.