Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bâin talakla boşanan kadın başka bir erkekle evlenebilir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Boşanmış bir kadın, iddetini tamamladıktan sonra bir başkasıyla evlenebilir. Bu durumdaki kadının başka bir erkekle evlenebilmesi için eski kocasının talak haklarının tamamını bitirmiş olması zorunlu değildir.
Hanefîlere göre bâin talakla boşanmış bir kadına iddeti içerisinde koca tarafından başka boşama lafızları kullanılırsa ikinci ve üçüncü boşamalar da meydana gelir. (Zeylaî, Tebyîn, 2/219) Çünkü iddet içinde bulundukça kadının başka bir erkekle evlenmesinin helal olmaması, nafaka ve mesken gibi aralarındaki bağların devam etmesi nedeniyle kadının boşamaya konu olması devam eder. (Bilmen, Kâmus, 2/201) Cumhûra göre ise bu durumdaki eşe kullanılan ‘boşama’ lafzının bir geçerliliği yoktur. ‘Bâin talak’ ile aralarındaki zevciyet bağı sona erdiği için kadın boşamaya mahal/konu olmaz. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/331; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 9/6889) Din İşleri Yüksek Kurulu’nca benimsenen görüş de budur.
Eşler arasında boşa(n)ma dinen üç kere ile sınırlandırılmıştır. Birinci ve ikinci boşa(n)ma sonrasında eşlerin yeniden bir araya gelme imkânı vardır. (el-Bakara, 2/229) Kişi ric‘i talak ile boşadığı eşine, iddet süresi içinde nikâha gerek kalmadan, iddet süresi bitmiş ise yeni bir nikâh akdi ile dönebilir. Bâin talakta ise iddet içinde bile olsa yeni bir akitle aile tekrar kurulabilir. Üçüncü boşa(n)madan sonra ise kesin ayrılık gerçekleşir. Bu ayrılıktan sonra kadın, başka bir erkek ile hileli olmayan bir evlilik yapmadıkça ve bu evlilik boşama ya da ölüm ile sona ermedikçe ilk eşi ile tekrar bir araya gelmesi mümkün değildir. (el-Bakara, 2/230)
Talakın bir ve ikide kalması şu demektir. Bir veya iki talak hakkını kullandığında erkek, kadın o erkeğin nikâhından çıkmış olur. İddeti bitince yaklaşık olarak (iki ay kadar), dilediği bir erkekle yeni bir evlilik yapabilir. Kocasına geri de dönebilir. Üç talak bittiğinde ise kadının kocasına dönmesi artık mümkün değildir. İddeti bittikten sonra başka bir erkekle hileli olmayan normal bir evlilik yapar ve ondan da normal bir boşanma ile boşanır veya o kişi ölürse eski kocasına tekrar nikâhla dönebilir. Bu nedenle talakın üç veya üçten az olmasının böyle bir bağlayıcılığı vardır.
Hayır, şu veya buna göre değil; talak kullanılması ve sonuçları bakımından farklıdır. Bizzat Kur'an’ımız talakı farklı noktalarda bize izah ettiği için talakın çeşitlerinden söz edilmektedir. Genel hatları ile talak çeşitleri ve sonuçlarını şöyle özetlemek mümkündür: a. Talak iki türlüdür: Bain ve ric’î. Ric’i talak, erkeğin talak verdikten sonra eşine sormadan geri dönme hakkının bulunduğu talaktır. Bu dönme de kadının iddet süresince vardır. Bain talak ise erkeğin artık kadının rızası olmadan nikâha geri dönme hakkının bulunmadığı talak çeşididir. b. Bain talak küçük veya büyük olmak üzere iki türlüdür. Küçük olan bain talak şu şekillerden biri ile gerçekleşebilir. Bunlardan biri gerçekleştiğinde yeni bir nikâh ile bir araya gelmeleri mümkündür. Bu küçük bain talak: 1- Nikâh akdedilmiş ama bir araya gelme olmamış fakat erkek talak hakkını kullanmış ise, 2- Ric’i bir talak verilmiş ama iddet bitene kadar erkek geri adım atmamış ise, 3- Erkeğin üç talak hakkından birincisini veya ikincisini bain olarak tercih edip kullanmış ise, 4- Hâkim aralarındaki nikâhı feshetmiş ise yani mahkeme boşamış ise, 5- Hul’ yapılmış ise (hul’ kadının erkeğin boşaması karşılığında mal veya benzeri bir şey teklif etmesi, erkeğin de bunu kabul etmesi ile ortaya çıkan ayrılıktır.) c. Eşini üç kere boşadığında erkek ortaya çıkan talak büyük bain talaktır. Böyle bir talaktan sonra artık bir araya gelme imkânı yoktur. Sadece boşanmış kadın şartlarına uygun olarak yeni bir evlilik yapar, o evliliği de şartlarına uygun olarak biterse yeniden eski eşi ile evlenebilirler.
Mahkemenin boşaması da bir talaktır. Mevcut mahkemeleri Şeriat'ın talak diyeceği kararın sahibi görüp görmeme ise farklı bir durumdur. O, kişinin mevcut düzene bakışı ile alakalı bir mesele olarak ele alınmalıdır. Normal bir mahkemenin boşaması boşama sayılır. Kadının iddeti bitince başkası ile evlenebilir.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Boşanan kadın, eğer halvet-i sahiha veya zifaf gerçekleşmişse hakkı olan mehrin tamamını alır. Ayrıca erkek eşini, onun talebi olmaksızın boşamışsa, müt‘a adı verilen gönül alıcı bir hediyenin verilmesi, Şâfiî mezhebine göre vâcip, Hanefî mezhebine göre müstehap görülmüştür. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/111; Zekeriyyâ el-Ensârî, Esne’l-metâlib, 3/219-220) Şayet nikâh esnasında veya sonrasında belirlenmiş bir mehir yoksa kadın, başta kız kardeşleri olmak üzere kendisine babası tarafından olan akrabalarından eğitim, güzellik, sosyal statü itibarıyla denk sayılacak bir kadının aldığı kadar bir mehri hak eder. Buna mehr-i misil denir. Ayrıca erkeğin, boşadığı kadının bekleyeceği iddet süresince, ona nafaka ve mesken temin etmesi gerekir. (et-Talâk, 65/1, 6) Şayet bir kadın henüz kocası ile cinsel birliktelik yaşamadan veya halvet-i sahîha meydana gelmeden boşanmışsa, belirlenen mehrin yarısını; (el-Bakara, 2/237) mehir belirlenmemişse fıkıh ıstılahında “müt‘a” denilen hediyeyi hak eder. (el-Bakara, 2/236) Kur’ân ve Sünnet’te müt‘anın ne kadar olduğu belirlenmemiş, bu konuda erkeğin sahip olduğu maddî imkânlar ve örf esas alınmıştır. (el-Bakara, 2/236; Muvatta’, Talâk, 46) Ancak fakihler, ilgili naslardan ve uygulamalardan yola çıkarak, müt‘anın mehr-i mislin yarısını geçmemesi gerektiğini belirtmişlerdir. (İbn Mâze, el-Muhît, 3/112) Bu sebeple mahkemenin mehr-i mislin yarısını aşan veya fahiş kabul edilebilecek bir tazminatı belirlemesi hâlinde kadının mezkûr miktardan fazlasını alması haksız kazanç sayılacağından fazla miktarı tekrar eski eşine iade etmesi gerekir. Ancak taraflar kendi aralarında anlaşarak, muayyen bir miktar belirlemişlerse, bu durumda müt‘anın mehr-i mislin yarısından fazla olmasında bir sakınca olmadığı da söylenmiştir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/110, 111; Remlî, Nihâyetü’l-muhtâc, 6/365)
Çocukların ve annelerinin nafakalarını/temel ihtiyaçlarını karşılama görevi, babaya aittir. (el-Bakara, 2/233; et-Talâk, 65/6) Nafaka borcu, yükümlünün ekonomik gücüne göre tespit edilir. (et-Talâk, 65/7) Baba, çocuğun nafakasını temin edemeyecek kadar fakirse babanın kardeşi veya anne bunu temin edebilecek maddî güce sahipse baba, gücü yettiğinde ödemek üzere, onlara borçlanarak nafakayı karşılar. Kız çocuklar büyük de olsa küçük çocuklar gibi olup evleninceye kadar nafakaları babaya, evlendikten sonra kocaya aittir. Erkek çocuklar ise çalışıp kazanır hâle gelinceye kadar baba nafakalarını temin eder, çalışıp kazanabilecek hâle gelince nafaka sorumluluğu sona erer. Ancak çocuk büyük de olsa nafakasını kazanamayacak bir özre sahip olduğunda, nafakası yine babaya aittir. (Serahsî, el-Mebsût, 5/208)
“Saymak, miktar, adet” anlamlarına gelen iddet, bir fıkıh kavramı olarak, herhangi bir sebeple evliliğin sona ermesi hâlinde, kadının yeni bir evlilik yapabilmek için beklemek zorunda olduğu süreyi ifade eder. İddetin, kadının hamile olup olmadığının anlaşılarak nesebin karışmasını önleme, taraflara düşünme ve tekrar bir araya gelme fırsatı verme, kadın için yeni hayata ruhen hazırlanma, evlilik bağını bir anda yok etmeme gibi hikmetleri bulunmaktadır. Evlilik, boşanma veya fesih yoluyla sona ermişse ve kadın da hamile değil ise âdet gören kadın üç hayız süresi iddet bekler. “Boşanmış kadınlar kendi kendilerine üç ay hâli (hayız veya temizlik müddeti) beklerler.” (el-Bakara, 2/228) Herhangi bir sebeple âdet görmeyenler ise üç ay süreyle iddet beklerler. “Kadınlarınızdan âdetten kesilmiş olanlarla, henüz âdet görmeyenler hususunda tereddüt ederseniz, onların bekleme süresi üç aydır.” (et-Talâk, 65/4) Evlilik erkeğin ölümü ile sona ermiş ve kadın da hamile değilse, iddet süresi dört ay on gündür. “İçinizden ölenlerin geride bıraktıkları eşleri, kendi kendilerine dört ay on gün (iddet) beklerler.” (el-Bakara, 2/234) Evlilik ne şekilde sona ererse ersin, hamile olan kadının iddeti, doğum yapıncaya kadardır; doğum yapmasıyla iddeti sona erer. “Hamile olanların bekleme süresi ise doğum yapmalarıyla sona erer.” (et-Talâk, 65/4) İddet beklemenin başlangıcı, tarafların fiilen birbirlerinden ayrı kaldıkları an değil, boşamanın veya ölümün gerçekleştiği andır. İddet beklemekte olan bir kadının başka biri ile nikâhlanmasının haram olmasının hikmeti, kendisinde hâlâ eski evliliğinin etkilerinin bulunabilmesi, eski kocasının haklarının korunması ve neslin birbirine karışma ihtimalinin bulunmasıdır.
İslâm’a göre evlilik devam ettikçe ve boşama hâlinde iddet süresince erkek, eşinin nafakasını temin etmekle sorumludur. (el-Bakara, 2/233; en-Nisâ, 4/34; et-Talâk, 65/7; Buhârî, Nafakât, 1-3 [5351-5358]; Kâsânî, Bedâ’i, 4/15-16) Dinen boşama olmadan mahkemeye boşanma davası açılmış ve kadın da evi terk etmemişse mahkeme devam ettiği sürece eşler evli hükmünde olduğundan, dava süresince de kadının nafakasını temin etme yükümlülüğü kocasına aittir. Bu yükümlülük mahkeme boşadıktan sonra başlayan iddet süresi bitinceye kadar devam eder. Ancak dinen boşanma gerçekleşmişse süreç devam etse bile İslâm hukukuna göre kocanın eşine yönelik nafaka borcu iddetin bitimiyle sona erer.