Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bâin talakla boşanıp iddet beklemekte olan bir kadını yeniden boşamak geçerli midir?
Cevap
Benzer fetvalar
Bâin talâkla yani kocaya tek taraflı olarak evliliği sürdürme hakkı vermeyen boşama şekliyle boşanan bir kadın, bu, üçüncü ve son boşama değilse ister iddet içinde ister iddet bittikten sonra olsun yeni bir nikâhla boşayan eşi ile evlenebileceği gibi (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/106, 107) iddetini tamamladıktan sonra başka bir erkekle de evlenebilir. (Merğînânî, el-Hidâye, 2/275; el-Fetâva’l-Hindiyye, 1/401, 471)
Bir kimse henüz zifafa girmediği karısına peş peşe üç kere “seni boşadım/boş ol” veya “üç talâkla boşsun/boşadım” derse bu durumda, Din İşleri Yüksek Kurulunun benimsediği içtihada göre, eşini bir bâin talâkla yani geri dönüşü ancak yeni bir nikâh akdi yapmakla mümkün olacak şekilde boşamış olur. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/284; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/84) Söz konusu boşama üçüncü boşama değilse, eşler istemeleri durumunda iddet bitimini beklemeleri gerekmeksizin yeni bir nikâhla evliliklerini sürdürebilirler.
Mahkeme yoluyla boşanan eşler, dinî hükümlere göre bir bâin talâkla boşanmış olurlar. Zira hâkimin boşaması bâin talâk kabul edilmektedir. (bk. Kâsânî, Bedâʾi‘, 2/326; Sâidî, Hâşiyetü’l-ʿadevî, 2/41, 93; Haraşî, el-Muhtasar Halil, 4/16; İbn Kudâme, el-Muğni, 7/563-564; Nevevî, el-Mecmûʿ, 17/333) Buna göre, mahkeme yoluyla boşanan bir kadının -eğer başka bir erkekle evlenmek niyeti varsa- önce iddetini tamamlaması gerekir. (Şeyhîzâde, Mecme‘u’l-enhur, 1/464) İddetini tamamlayan bu kadın dilerse bir başkası ile evlenebilir. Eski eşinin istemesi durumunda ise iddetini tamamlamasa dahi yeniden nikâh kıyılması suretiyle boşandığı eşiyle aile kurabilir. Bu evlilik tarafların en fazla iki defa boşanması durumunda gerçekleşebilir.
Eşler arasında boşa(n)ma dinen üç kere ile sınırlandırılmıştır. Birinci ve ikinci boşa(n)ma sonrasında eşlerin yeniden bir araya gelme imkânı vardır. (el-Bakara, 2/229) Kişi ric‘i talak ile boşadığı eşine, iddet süresi içinde nikâha gerek kalmadan, iddet süresi bitmiş ise yeni bir nikâh akdi ile dönebilir. Bâin talakta ise iddet içinde bile olsa yeni bir akitle aile tekrar kurulabilir. Üçüncü boşa(n)madan sonra ise kesin ayrılık gerçekleşir. Bu ayrılıktan sonra kadın, başka bir erkek ile hileli olmayan bir evlilik yapmadıkça ve bu evlilik boşama ya da ölüm ile sona ermedikçe ilk eşi ile tekrar bir araya gelmesi mümkün değildir. (el-Bakara, 2/230)
İslâm’a göre evli çiftler arasında üç bağ vardır. Buna göre koca, eşini en fazla iki defa boşamışsa onunla evliliğini sürdürebilir. Üçüncü kez boşamakla aralarındaki evlilik bağı tamamıyla ortadan kalkmış olur. İçlerinde Hanefî ve Şâfiîlerin de bulunduğu fukahâ çoğunluğuna göre aynı anda verilen “üç boşama”, “üç talâk” olarak geçerli olup, bu takdirde koca, eşini tamamen boşamış olur. (Şâfiî, el-Ümm, 5/199; Sahnûn, el-Müdevvene, 2/3; Kudûrî, el-Muhtasar, 154; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/84) Ashap ve tâbiînden bu boşamayı üç sayanlar olduğu gibi tek sayanlar da vardır. Böyle bir boşamanın tek talâk olacağı görüşünü savunanlar, İbn Abbas’ın rivâyet ettiği “Hz. Peygamber (s.a.s.) devrinde, Hz. Ebû Bekir’in devrinde ve Hz. Ömer’in hilafetinin ilk iki senesinde üç talâk bir talâk sayılırdı” haberini (Müslim, Talâk, 15 [1472]) ve yine İbn Abbas’ın rivâyet ettiği, “Rükâne, karısını bir mecliste üç talâk ile boşamıştı ve bunun için çok üzülüyordu. Hz. Peygamber (s.a.s.) ona, “Onu nasıl boşadın?” diye sordu. Rükâne “üç talâk ile boşadım” dedi. Resûlullah (s.a.s.) ona, “Tek mecliste mi?” dedi. O da “evet” cevabını verdi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.s.) “O bir talâktır. İstersen ona dönebilirsin” buyurdu anlamındaki hadisini delil getirmişlerdir. (bk. Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 1/265 [2387]; Ebû Dâvûd, Talâk, 10, 14 [2196, 2206, 2208]; Tirmizî, Talâk, 2 [1177]) Din İşleri Yüksek Kurulu’nun benimsediği görüşe göre, aynı anda veya ric‘at olmadıkça yapılan boşamalar tek boşama sayılır. Bu durumda boşama ric‘î (yeni bir nikâh akdi yapmaya gerek kalmaksızın kocaya tek taraflı olarak evliliği sürdürme hakkı veren boşama) ise taraflar, iddet içinde yeni bir nikâha gerek olmaksızın, boşama bâin (geri dönüşü ancak yeni bir nikâh akdi yapmakla mümkün olan boşama) ise veya iddet bitmiş ise tarafların rızaları ile yeni bir nikâh kıyarak evliliklerini sürdürebilirler.
Âdet döneminde olan kadını boşamak Kur’ân ve Sünnet’in öngördüğü boşama usûlüne aykırıdır. Bu tür boşamalar bid’î talak olarak isimlendirilir. Bu nedenle bazı âlimler bu tür boşamanın geçersiz olacağını söylemişlerdir. (İbn Teymiyye, Mecmû‘u’l-fetâvâ, 33/81 vd.) İçerisinde dört fıkıh mezhebinin de bulunduğu İslâm âlimlerinin çoğunluğuna göre ise âdet döneminde eşini boşayan kimse usûlüne uygun davranmadığı için günahkâr olmakla birlikte bu şekildeki boşamalar geçerlidir. (Serahsî, el-Mebsût, 6/16, 57; İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/366; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/87) Din İşleri Yüksek Kurulu da bu görüşü benimsemektedir.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Boşama konusunun yerli yersiz gündeme getirilmesi doğru değildir. Bu durum ciddi sonuçlar doğuracağından Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda dikkatli davranmayı tavsiye etmektedir. (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) Kişinin tehdit için karısına “seni boşarım”, “seni boşayacağım” gibi ifadeleri söylemesiyle boşama meydana gelmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 3/101) Zira bu tür sözler geleceğe dönük tehditten ibarettir.
Evlilik, sorumluluğu gerektiren ciddi bir müessesedir. Evlilikle ilgili hususların ve özellikle boşanma konusunun hafife alınmaması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir; nikâh, talâk (boşama) ve talâktan dönme.” (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) Hanefî ve Şâfiîlere göre, helal bir maddeyi kullanmaktan dolayı sarhoş olan kimsenin boşaması geçerli değilken haram maddeler ile sarhoş olanın boşaması muteberdir. (Şâfiî, el-Ümm, 5/304; Merğînânî, el-Hidâye, 4/396; İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/378-379) Buna karşılık içlerinde Hanefîlerden Tahâvî ve Kerhî, Şâfiîlerden Müzenî’nin de bulunduğu diğer bir grup müçtehide göre ise ne konuştuğunu ve ne yaptığını bilemeyecek, faydalıyı zararlıdan ayıramayacak derecede sarhoş olan bir kimsenin söz ve tasarrufları hukuken geçerli değildir. Dolayısıyla bu durumdaki bir kişinin hanımını boşaması da geçersizdir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/102; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/489; İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/379-380; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 6/280-281 [2864]) 1917 tarihli Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesi de sarhoşun talâkının geçerli olmayacağı görüşünü kanunlaştırmıştır. (HAK, md. 104) Din İşleri Yüksek Kurulu da bu görüşü benimsemektedir.
Gerçekte eşini boşamadığı hâlde kendisine sorulduğunda yalan beyanda bulunarak eşini boşadığını söyleyen kimse eşini boşamış olmaz. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/238) Bu kişi yalan beyanı nedeniyle günahkâr olur, tövbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Nikâh ve boşama gibi konularda, söz söylerken oldukça dikkatli olunmalı ve Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen; “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir; nikâh, talâk (boşama) ve talâktan sonra eşine dönme” (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) hadisi unutulmamalıdır.
Aile, İslâm’ın önem verdiği toplumsal kurumların başında gelmektedir. Kur'ân-ı Kerîm’in evlenmeyi teşvik eden âyetlerinin yanında (en-Nûr, 24/32; el-Bakara 2/187; er-Rûm 30/21) Hz. Peygamber’in (s.a.s.) kurulmuş bir aile yuvasının meşru bir gerekçe olmaksızın bozulmasını yeren hadis-i şerifleri de (Müslim, Radâ‘, 65 [1468]; Ebû Dâvûd, Talâk, 1 [2175], 3 [2177, 2178]; İbn Mâce, Talâk, 1 [2017, 2018]) dikkate alındığında ailenin oluşturulması kadar devamının sağlanmasının da dinimizce önemsendiği açıkça görülmektedir. Bu bağlamda aile içinde meydana gelen tartışmalar büyütülmemeli ve aile yuvası öfkeye kurban edilmemelidir. Hz. Peygamber (s.a.s.) öfkeli kimsenin kendisine hâkim olmasını; olumsuz sonuç doğuracak tasarruflardan kaçınmasını, abdest alma ve bulunduğu ortamdan ayrılma gibi sakinleştirici yöntemleri uyguladıktan sonra akl-ı selim ile karar vermesini tavsiye etmiştir. (Buhârî, Edeb, 76 [6114], “Aḥkâm”, 13 [7158]; Müslim “Birr”, 107, 108 [2609], Aḳżıye, 16 [1717]; Nesâî, Ḳuḍât, 18 [5406]; Ahmed b. Hanbel, el-Müsned, 4/226 [18014]; 5/152 [21386]) Öfke hâlinde yapılan boşama konusunda fakihler öfkenin derecesine göre üç farklı görüş beyan etmişlerdir. Buna göre: a) Eda ehliyetine sahip, aklı ve şuuru yerinde, ne söylediğinin farkında olan kişinin öfkeyle söylediği talâk sözü ittifakla geçerlidir. b) Öfke hâlinde akıl ve şuurunu tamamen kaybeden, ne dediğini bilmeyen cinnet halindeki kişinin talâkı ittifakla geçersizdir. (İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/244) c) Ne dediğini bilse bile itidâlini kaybedecek ve sağlıklı düşünemeyecek şekilde öfkelenen kişinin yaptığı boşama da geçersizdir. (İbn Kayyim, İ’lâm, 5/455-456; Zâdü’l-meâd, 5/195-196) Din İşleri Yüksek Kurulu, bazı âlimlerin benimsediği bu görüşü tercih etmektedir.
Hanımına, “sen benim anam bacımsın” diyen kişi bu ifadesiyle boşamayı kastetmişse eşi kendisinden bir bâin talâkla boş olur. Ancak aralarında daha önce iki kez boşanma gerçekleşmemiş ise -eşler isterlerse- yeni bir nikâhla bir araya gelebilirler. Bu durumda evlilikleri, daha önce bir ayrılık vuku bulmamış ise iki nikâh bağı ile devam eder. Eğer kişi bu sözleriyle zıhâr yapmayı kastetmiş ise bu durumda zıhâr keffâreti ödemesi gerekir. Diğer taraftan kişi hanımına, sevgi ve saygısını göstermek maksadıyla “anamsın, bacımsın” derse, mekruh olmakla birlikte, bundan dolayı herhangi bir keffâret gerekmez. Herhangi bir kastı olmaksızın sırf ağız alışkanlığıyla böyle şeyler söylenmesi durumunda ise bir şey gerekmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/162-163; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erba‘a, 4/438)