Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Bir erkek hanımına “Sen benim anam bacımsın” derse, bu boşama olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Bu sözlerle eşinizi boşamayı kastetti iseniz en kötü ihtimalle iki talakla devam ediyorsunuz. Yalnız bu tür boşamalar kinâyeli bir lafızla olduğundan bâin talak gerçekleşmiş olur. Bu nedenle mehrin yeniden belirlendiği yeni bir nikâh akdi yapmak gerekir. Boşama kastınız yoktu ise -ki verdiğiniz bilgiden de o anlaşılmaktadır- zaten sıkıntı yoktur. Bunu kendinize ders yapın, daha vakur ve seviyeli yaşayın. Allah yardımcınız olsun.
Bir kimse henüz zifafa girmediği karısına peş peşe üç kere “seni boşadım/boş ol” veya “üç talâkla boşsun/boşadım” derse bu durumda, Din İşleri Yüksek Kurulunun benimsediği içtihada göre, eşini bir bâin talâkla yani geri dönüşü ancak yeni bir nikâh akdi yapmakla mümkün olacak şekilde boşamış olur. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/284; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/84) Söz konusu boşama üçüncü boşama değilse, eşler istemeleri durumunda iddet bitimini beklemeleri gerekmeksizin yeni bir nikâhla evliliklerini sürdürebilirler.
Hanefîlere göre bâin talakla boşanmış bir kadına iddeti içerisinde koca tarafından başka boşama lafızları kullanılırsa ikinci ve üçüncü boşamalar da meydana gelir. (Zeylaî, Tebyîn, 2/219) Çünkü iddet içinde bulundukça kadının başka bir erkekle evlenmesinin helal olmaması, nafaka ve mesken gibi aralarındaki bağların devam etmesi nedeniyle kadının boşamaya konu olması devam eder. (Bilmen, Kâmus, 2/201) Cumhûra göre ise bu durumdaki eşe kullanılan ‘boşama’ lafzının bir geçerliliği yoktur. ‘Bâin talak’ ile aralarındaki zevciyet bağı sona erdiği için kadın boşamaya mahal/konu olmaz. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/331; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 9/6889) Din İşleri Yüksek Kurulu’nca benimsenen görüş de budur.
Evet, nikâh ve talak konularında zikrettiğiniz başlıklar önemli bir sorun olarak önümüzde durmaktadır. Ne yazık ki sizin zikrettiğiniz kadar da kolay çözümü yoktur bu sorunların. Bugün mü’minler olarak biz, bize ait olmayan bir sistemin içinde yaşıyoruz. Her şeyi kökten reddeden bir anlayış, beraberinde çözümsüzlük getiriyor. Üstün körü her şeyi kabul etmenin de akide açısından sorunları var. Ben size başka bir noktayı daha zikredeyim, siz de onu inceleyin: Bu meselelere ilgi gösterecek, çözüm için mesai verecek bir kitle bulabilir misiniz? Sadece bir noktadan yara alanlar dinin bu husustaki emrini veya yasağını merak ediyorlar. Ne yazık ki böyle. Dilerim gelecek kuşaklara dinimizin bu bölümünü aktarmakta yetersiz kalmayız. Allah yardımcımız olsun.
Bu meselede eşinizin niyeti önemlidir; eşiniz sizi boşamaya niyet etti ise siz bir talakla boşanmış olursunuz. Eşiniz zıhâr niyet etti ise zıhâr keffareti verir. Hiçbir şey niyet etmedi ise yemin keffareti yaparak meseleden çıkılmış olur inşaallah. Dolayısıyla meseleyi eşinizin niyeti çözecektir.
Bir kadının, nikâhlı bulunduğu eşinden ayrılması şu yollarla mümkün olur: 1- Erkek kadını bain talak/kesin ve son boşama yoluyla boşar. 2- Mahkeme aralarındaki evlilik akdini fesh eder/kaldırır. Bunun dışında, kadının elinde bir boşanma imkanı olmaz. Erkeğin, yaşanmaz bir insan olması gibi bir nedenle şikayetçi olan kadının resmi bir belgesi olmadığı için mahkeme yolunu kullanamaması durumunda sözünü ettiğiniz hakem kuruluna yetki verilmesi, yine erkeğin rızası ile olabilecek bir şeydir. Bu nedenle, bu durumdaki bir bayanın yapacağı şey, nikahında bulunan şahitleri, yakın akrabaları, erkeğe söz geçirebilecek kişileri devreye sokmak olmalıdır. Buna bir tür kamuoyu oluşturmak da diyebiliriz.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Boşanmanın meydana gelmesi için erkeğin şartlarına uygun olarak boşanmayı ifade edecek bir sözü telaffuz etmiş olması gerekir. Bir kimse karısını boşadığına dair bir söz sarf etmeden, boşama niyeti ile mahkemeye başvursa ve mahkeme sürerken yine boşanmayı ifade edecek bir söz kullanmadan boşanmaktan vazgeçerse ve bunu mahkemeye bildirirse dinî açıdan boşanma meydana gelmez. Buna göre, bu durumda olan eşlerin evlilik hayatlarına devam etmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır. (Kâsânî, Bedâ’i, 3/98)
Gerçekte eşini boşamadığı hâlde kendisine sorulduğunda yalan beyanda bulunarak eşini boşadığını söyleyen kimse eşini boşamış olmaz. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/238) Bu kişi yalan beyanı nedeniyle günahkâr olur, tövbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Nikâh ve boşama gibi konularda, söz söylerken oldukça dikkatli olunmalı ve Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen; “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir; nikâh, talâk (boşama) ve talâktan sonra eşine dönme” (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) hadisi unutulmamalıdır.
Boşama konusunun yerli yersiz gündeme getirilmesi doğru değildir. Bu durum ciddi sonuçlar doğuracağından Hz. Peygamber (s.a.s.) bu konuda dikkatli davranmayı tavsiye etmektedir. (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) Kişinin tehdit için karısına “seni boşarım”, “seni boşayacağım” gibi ifadeleri söylemesiyle boşama meydana gelmez. (Kâsânî, Bedâ’i, 3/101) Zira bu tür sözler geleceğe dönük tehditten ibarettir.
Boşama, bu yetkiye sahip olan kişinin boşama için kullanılan sözlerden birisini kullanmasıyla gerçekleşir. Boşamanın meydana gelmesi için içteki niyetin söz olarak dışarıya vurulması lazımdır. Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen bir hadiste, “Allah, söze ve tasarrufa dökmedikçe ümmetimi içinden geçirdiklerinden dolayı sorumlu tutmayacaktır.” (Buhârî, ʽItk, 6 [2528]; Eymân, 15 [6664]; Müslim, Îmân, 201-202 [127]) buyrulmuştur. Buna göre sadece içten geçirilerek veya söylemeksizin sadece talâka niyet etmekle boşama meydana gelmez.
Boşama kişinin kesin kararına ve bu kararın yoruma açık olmayacak şekilde ifadesiyle gerçekleşir. “Boşanalım, ayrılalım, ben ayrılmak istiyorum” gibi sözler temenniden ibarettir. Kadının bu tür temennilerine erkek “peki” diyerek olumlu mukâbelede bulunsa bu sözlerle boşama meydana gelmez. Şu kadar var ki, olur olmaz şeylerden dolayı boşama konusunun gündeme getirilmesi doğru bir davranış değildir.