Diyanet Fetva Kurulu
Soru
Niyeti boşama olmadığı hâlde eşe karşı tehdit unsuru olarak boşama sözlerini kullanma hâlinde boşanma gerçekleşir mi?
Cevap
Benzer fetvalar
Hiç hoş olmayan bir söz olarak bu sözü kaydetmiş olalım. Daha sonra da tam nasıl söylediğini bilmemiz gerekir. ‘Konuşursan seni boşadım veya boşsun.’ sözü, konuşması halinde boşamadır. ‘Boşarım!’ sözü ise bir tehdit olabilir. Tehdit de boşama değildir. Allah’a emanet olun.
“Boşayacağım” sözü ile boşama olmaz. Nikâhınız, başka bir sebep yoksa devam etmektedir.
Boşama, bu yetkiye sahip olan kişinin boşama için kullanılan sözlerden birisini kullanmasıyla gerçekleşir. Boşamanın meydana gelmesi için içteki niyetin söz olarak dışarıya vurulması lazımdır. Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen bir hadiste, “Allah, söze ve tasarrufa dökmedikçe ümmetimi içinden geçirdiklerinden dolayı sorumlu tutmayacaktır.” (Buhârî, ʽItk, 6 [2528]; Eymân, 15 [6664]; Müslim, Îmân, 201-202 [127]) buyrulmuştur. Buna göre sadece içten geçirilerek veya söylemeksizin sadece talâka niyet etmekle boşama meydana gelmez.
"Ben istemiyorum" kelimesi, "boşuyorum" anlamına gelebileceği gibi, "bu halde evli kalmak istemiyorum veya bu halde yaşayamam" anlamında da olabilir. Bu niyet tespitini yapacak olan sizsiniz. Bu ifadeyi eşinizi boşama kastıyla mı yoksa içinde bulunduğunuz durumu anlatmak için mi söylediğinizi netleştirin. Boşama kastıyla söylediyseniz bir talak/boşama gerçekleşir. Boşama niyeti ile söylemediyseniz herhangi bir şey olmaz.
Bu sözler direkt boşama anlamına da gelebilir, sinirlenmeyi ve ikaz etmeyi ifade eden bir anlama da gelebilir. Bu da sözü söyleyenin niyetine göre değişir. Boşamayı kastetmedi iseniz boşama yoktur.
Aleykümselam. Eşinizin bu sözlerle ne kastettiği önemlidir. Eğer 'boş ol' demek istemiş ise bu bir talaktır. Tehdit ise yaptığı talak değildir.
AİLE HAYATI konusundaki diğer fetvalar
Gerçekte eşini boşamadığı hâlde kendisine sorulduğunda yalan beyanda bulunarak eşini boşadığını söyleyen kimse eşini boşamış olmaz. (İbn Nüceym, el-Bahr, 3/264; İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/238) Bu kişi yalan beyanı nedeniyle günahkâr olur, tövbe ve istiğfarda bulunması gerekir. Nikâh ve boşama gibi konularda, söz söylerken oldukça dikkatli olunmalı ve Hz. Peygamber’den (s.a.s.) nakledilen; “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir; nikâh, talâk (boşama) ve talâktan sonra eşine dönme” (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) hadisi unutulmamalıdır.
Hanefîlere göre bâin talakla boşanmış bir kadına iddeti içerisinde koca tarafından başka boşama lafızları kullanılırsa ikinci ve üçüncü boşamalar da meydana gelir. (Zeylaî, Tebyîn, 2/219) Çünkü iddet içinde bulundukça kadının başka bir erkekle evlenmesinin helal olmaması, nafaka ve mesken gibi aralarındaki bağların devam etmesi nedeniyle kadının boşamaya konu olması devam eder. (Bilmen, Kâmus, 2/201) Cumhûra göre ise bu durumdaki eşe kullanılan ‘boşama’ lafzının bir geçerliliği yoktur. ‘Bâin talak’ ile aralarındaki zevciyet bağı sona erdiği için kadın boşamaya mahal/konu olmaz. (İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/331; Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî, 9/6889) Din İşleri Yüksek Kurulu’nca benimsenen görüş de budur.
Bir kimse henüz zifafa girmediği karısına peş peşe üç kere “seni boşadım/boş ol” veya “üç talâkla boşsun/boşadım” derse bu durumda, Din İşleri Yüksek Kurulunun benimsediği içtihada göre, eşini bir bâin talâkla yani geri dönüşü ancak yeni bir nikâh akdi yapmakla mümkün olacak şekilde boşamış olur. (bk. İbn Âbidîn, Reddü’l-muhtâr, 3/284; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/84) Söz konusu boşama üçüncü boşama değilse, eşler istemeleri durumunda iddet bitimini beklemeleri gerekmeksizin yeni bir nikâhla evliliklerini sürdürebilirler.
Hanımına, “sen benim anam bacımsın” diyen kişi bu ifadesiyle boşamayı kastetmişse eşi kendisinden bir bâin talâkla boş olur. Ancak aralarında daha önce iki kez boşanma gerçekleşmemiş ise -eşler isterlerse- yeni bir nikâhla bir araya gelebilirler. Bu durumda evlilikleri, daha önce bir ayrılık vuku bulmamış ise iki nikâh bağı ile devam eder. Eğer kişi bu sözleriyle zıhâr yapmayı kastetmiş ise bu durumda zıhâr keffâreti ödemesi gerekir. Diğer taraftan kişi hanımına, sevgi ve saygısını göstermek maksadıyla “anamsın, bacımsın” derse, mekruh olmakla birlikte, bundan dolayı herhangi bir keffâret gerekmez. Herhangi bir kastı olmaksızın sırf ağız alışkanlığıyla böyle şeyler söylenmesi durumunda ise bir şey gerekmez. (Mevsılî, el-İhtiyâr, 3/162-163; Cezîrî, el-Mezâhibü’l-erba‘a, 4/438)
Evlilik, sorumluluğu gerektiren ciddi bir müessesedir. Evlilikle ilgili hususların ve özellikle boşanma konusunun hafife alınmaması gerekir. Hz. Peygamber (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmuştur: “Üç şeyin ciddisi de ciddi, şakası da ciddidir; nikâh, talâk (boşama) ve talâktan dönme.” (Ebû Dâvûd, Talâk, 9 [2194]; Tirmizî, Talâk, 9 [1184]) Hanefî ve Şâfiîlere göre, helal bir maddeyi kullanmaktan dolayı sarhoş olan kimsenin boşaması geçerli değilken haram maddeler ile sarhoş olanın boşaması muteberdir. (Şâfiî, el-Ümm, 5/304; Merğînânî, el-Hidâye, 4/396; İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/378-379) Buna karşılık içlerinde Hanefîlerden Tahâvî ve Kerhî, Şâfiîlerden Müzenî’nin de bulunduğu diğer bir grup müçtehide göre ise ne konuştuğunu ve ne yaptığını bilemeyecek, faydalıyı zararlıdan ayıramayacak derecede sarhoş olan bir kimsenin söz ve tasarrufları hukuken geçerli değildir. Dolayısıyla bu durumdaki bir kişinin hanımını boşaması da geçersizdir. (İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 3/102; İbnü’l-Hümâm, Fethu’l-kadîr, 3/489; İbn Kudâme, el-Muğnî, 7/379-380; Şevkânî, Neylü’l-evtâr, 6/280-281 [2864]) 1917 tarihli Osmanlı Hukûk-ı Âile Kararnâmesi de sarhoşun talâkının geçerli olmayacağı görüşünü kanunlaştırmıştır. (HAK, md. 104) Din İşleri Yüksek Kurulu da bu görüşü benimsemektedir.
Boşanmanın meydana gelmesi için erkeğin şartlarına uygun olarak boşanmayı ifade edecek bir sözü telaffuz etmiş olması gerekir. Bir kimse karısını boşadığına dair bir söz sarf etmeden, boşama niyeti ile mahkemeye başvursa ve mahkeme sürerken yine boşanmayı ifade edecek bir söz kullanmadan boşanmaktan vazgeçerse ve bunu mahkemeye bildirirse dinî açıdan boşanma meydana gelmez. Buna göre, bu durumda olan eşlerin evlilik hayatlarına devam etmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır. (Kâsânî, Bedâ’i, 3/98)