Fetva Meclisi
Soru
Karşımızdaki kişiyi tanıtmamız gerektiğinde ya da bir işimiz olduğunda o kişiyi, kısa boylu, kilolu gibi terimlerle, karşımızdaki kişiyi dış görünüşüyle, tarif ettiğimizde bir iş yerinde veya bir servis aracında olduğumuzu düşünürsek bu yaptığımız gıybet olur mu?
Cevap
Benzer fetvalar
Gıybet, bir mü'mini ismi veya vasfı ile arkasından rencide etmek yani onurunu kıracak bir söz söylemektir. Zulüm gören ise kendisine zulmedeni, bir medet arama mantığı ile anabilir. Bu bir gıybet değil, hak arayışı olur. Sadece içe atmak bir çare değildir, belki yeni bir sorun ihdasıdır da. İftiraya kaçmadan, yalan üretmeden ve abartmadan dert anlatılır.
İftira olmadıkça, kamuya mal olmuş insanların arkasından konuşmak gıybet değildir.
İkinci şahsı rencide edecek sözlerin söylenmesi gıybeti oluşturur. Sahibinin rahatsız olmayacağı bir anda söylenen söz gıybet olmasa bile seviyesizlik olacağından yine de söylenmemesi uygun düşer. Zulüm gören birinin ise gördüğü zülme karşı ona yardım edebilecek birine mazlumluğunu anlatmasında bir sakınca yoktur. Allah'a emanet olun.
Hiçbir mümin istemediği, razı olmadığı bir şeyden mesul olmaz biiznillah. İstediğimiz ve rızamızla yaptıklarımızın hesabını vereceğiz.
“Çözüm bulmak amaçlı” anlatım, çözüm bulabilecek ehil biri ise bundan vebal oluşmaz biiznillah.
Bir insanı üzecek hareketlerin arkasından yapılması, önünde tahkir edilecek şekilde yapılması o surenin yasakladığı iştir. Yapılırsa helallik talep edilmelidir. Gıybet ise rahatsız edecek şekilde arkadan konuşmaktır. Gıybet de haramlardan bir haramdır, helallik talep edilmeli ve istiğfar edilmelidir.
dini sorular konusundaki diğer fetvalar
Tilavet secdesi yaparken tekbir getirmek vardır.
İyi bir taharetlenmeden sonraki ıslaklık pis değildir. Pislik kalmadığını anladıktan sonra bir kere daha yıkadığında ortadaki ıslaklık pis değildir.
Bir insanın ölmeden önce malını çocukları arasında pay etmesi iki şekilde olabilir. Birincisi, 'ben öldükten sonra şöyle şöyle paylaşırsınız' der. Bu caiz değildir. İnsanın malına zaten varis olacak birilerine malını paylaştırması yani mirasını sağlığında uygulaması caiz değildir. Eğer dedeniz bunu yaptı ise yaptığı yanlıştı. Annenizi mahrum etmesi de hata idi. Annenizin hakkını alması caiz olabilir. İkincisi ise kendi sağlığında herkese bir payı hibe olarak teslim edip malını bölüştürmesi şeklidir. Bu durumda da evladı arasında adaletli davranması gerekirdi. Ortada bir yok sayma varsa, bu bir zulümdür. Annenizin bu durumda manen haklı olması mümkündür ama bir mahkeme ile hakkını talep etmesini tavsiye edemeyiz. Zira baba sağlığı yerinde iken böyle bir iş yapmıştır. Eğer babası bu uygulamayı yaptığında aklı yerinde değildi ise veya ölümcül denebilecek bir hastalık içinde idiyse anneniz buna da itiraz edebilir, aldığı da Şeriat'ın ona verdiği kadarı ile helal olur. Öyle veya böyle dünya malı için Allah'ın en önemli emirlerinden biri olan sılayırahimi eskitmemek gerekir.
Böyle bir vacip yoktur. Fatiha'dan sonra neresi kolayımıza gelirse orasını okuruz.
Hıristiyanların kutladığı manada bizim bir yılbaşımız yoktur. Onlar, yılbaşını bir dini gerekçeyle kutlamaktadırlar. Bizim için din, sadece Allah ve Resulü’nün emrettiği şeylerdir. Yılbaşı diye bir ibadet türü de yoktur. Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimizin, Mekke’den Medine’ye hicret etmesi, takvim başlangıcı olarak kabul edilmiş ve Hicret Takvimi adıyla anılmıştır. O takvimin başı da bizim yılbaşımız olmuştur. Bizim sevincimiz, takvim yapraklarının yenilenmesine, baharın coşmasına değildir. Bunlar geçici güzelliklerdir. Biz, Rabbimizin affına nail olduğumuz gün yeni dönemimizi başlatmış sayar, sevinir, uçarız.
Daha önce kaza namazı olmamış biri isen önce kazaları kılarsın. Daha önce beş vakitten fazla kazaya kalmış namazın oldu ise serbestsin, kazaları da kılabilirsin, vakit namazını da.